20.02.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                        

            ANKARA, 20/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  19 Şubat 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI: 

            AP'nin (19/02) "Görüşmeler Başlamadan Önce Kıbrıs Türk  Kesimi Başbakanı'nın Evinin Önünde Bomba Patladı" başlığıyla  ve Louis Mexler imzasıyla yer alan haberde, Kıbrıs'ta adanın  yeniden birleştirilmesine yönelik görüşmeler başlamadan bir  kaç saat önce, Kıbrıs Türk Kesimi Başbakanı'nın evinin önünde  bir bomba patladığı bildirilmekte, Kıbrıs'ta, aşırılık  yanlılarının görüşmelere zarar vermek amacıyla şiddete  başvurabileceğinden korkulduğu ifade edilmektedir. Haberde,  "ABD ve AB görüşmeleri yakından takip ediyor ve Yunanistan  ile Türkiye'ye, Kıbrıs AB'ye girmeden önce çözüm bulunması  yönünde baskı yapıyor. Türkiye için Kıbrıs'ın bölünmüş bir  ülke olarak AB'ye girmesi, kendi AB'ye katılma talebi için  bir yıkım olabilir. Türkiye'nin adanın kuzeyinde 40 bin  askeri var ve AB liderleri bu askerlerin 1 Mayıs tarihinden  sonra işgalci olarak görülebileceğini açıkça ortaya koydu."  denilmektedir.   

            The Christian Science Monitor gazetesinin (19/02)  internet sayfasında "Kıbrıs'ın Bölünmüşlüğünün Sona  Erdirilmesi" başlığı altında yayımlanan makalede, "30  yıldır süregelen Kıbrıs adasının bölünmüşlüğü sorunu  sadece iki ay içerisinde halledilebilir mi?" sorusuna  yanıt aranmakta, "İlerleme kaydedilmesi için zaman hiç bu  kadar uygun olmamıştı. 1 Mayıs tarihi, sürece çok büyük  bir ivme kazandırıyor. Adanın birleşmesi, sadece daha  müreffeh olan Rumların değil tüm Kıbrıslıların AB  kazanımlarından yararlanmasını sağlayacak. Birleşmiş bir  Kıbrıs'ın AB'nin bir parçası olması da Türkiye'nin AB'ye  üyeliğini -ilk Müslüman üye olarak ve Hıristiyanlığın ve  İslamiyetin birarada olabileceğini kanıtlayarak-  kolaylaştıracak. Bu bariz yararlarına rağmen, Kıbrıslı  iki liderin hala yarış çizgisini geçmek için baskıya ve  dışarıdan desteğe ihtiyaçları var. Her iki tarafın da  görüşme masasına getirilmesinde, ABD Dışişleri Bakanı  Colin Powell, AB liderliği, Yunanistan ve Türkiye'nin  liderlerinin araya girmesi önemli bir rol oynadı."  denilmektedir. 

            ALMANYA BASINI: 

            Nürnberger Nachrichten gazetesinin (18/02) internet  sayfasında "Merkel'in Cambazlığı" başlığı altında ve  Joachim Hauck imzasıyla yer alan bir yazıda, "Angela  Merkel'in Ankara'da başarısız olacağı belliydi. AB'ye tam  üyelik yerine Türkiye'ye 'imtiyazlı ortaklık' önerisinin  en başından hiç şansı yoktu. Türkiye, ikinci sınıf bir  üyeliği kabul edemez ve kabul etmek niyetinde de değil.  Özellikle de AB Komisyonu'nun bu hararetli tartışmada  tavrını ortaya koymadığı bir zamanda... Türkiye'nin  üyeliği kapıda değil, bu üyelik ki eğer verilecekse, zor  ve uzun sürecek bir sürecin sonunda gerçekleşecektir."  denilmekte, izlenecek prosedür anlatılmaktadır.

            Der Tagesspiegel gazetesinde (18/02) "Bekleyelim ve  Türk Kahvesi İçelim" başlığı altında ve Christoph Von  Marschall imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'de  seçilmiş temsilcilerin, Angela Merkel'in Türkiye'ye  üyelik perspektifi yerine önerdiği ayrıcalıklı ortaklığa  "terbiyesizlik, aşağılayıcı, incitici, kabul edilemez"  ifadeleriyle tepki gösterdikleri belirtilen yorumda,  "Türkiye'nin üyeliğe, AB'nin ise -10 yeni üye ile  genişlemenin hemen sonrasında- Türkiye'yi almaya hazır  olup olmadığı sorusunu bile, konunun özünden sapmadan  ve terbiye kurallarından uzaklaşmadan sormak hiç  mümkün olmayacak mı?" diye sorulmaktadır. Yorumda şöyle  denilmektedir: "Alman ve Türk hükümet başkanlarının,  'geri çevrilmenin şokunun ve kırılmış gururların  Türkiye'de kaosa neden olacağı' şeklindeki uyarıları da,  üyeliğe ehil olunduğuna iyi bir gerekçe değildir. Zira,  hayal kırıklığına uğradıklarında bir tehdide dönüşebilen  halklara AB'nin ihtiyacı yoktur... AB perspektifinin,  Erdoğan'ın sevilmeyen reformları kabul ettirmesinde  faydalı olduğu da doğrudur. Ancak olan birşey daha var:  Bunlara Türkiye'nin kendi iyiliği için ihtiyacı vardır.  Başbakan Schröder'in birkaç gün sonraki ziyaretinde  planladığı gibi, Türkiye'ye daha şimdiden katılım  müzakereleri üzerine somut vaatler vermek için henüz  erkendir. İyimserler bile, Türkiye'nin AB'ye hazır olmak  için 10 hatta 15 yıla ihtiyacı olacağını kabul ediyorlar.  Bu durumda, görüşmelerin hızla gerçekleşeceği sevinci,  kısa süre sonra, bu kadar uzun sürdüğü için hayal  kırıklığına dönüşebilir."

            Kölner Stadt Anzeiger gazetesinin internet sayfasında  (19/02) "Merkel'in Türkiye Karşıtı Politikasına Ağır  Eleştiriler" başlığı altında yer alan  yazıda, CDU lideri  Angela Merkel'in "Türkiye'nin AB üyeliğine hayır" demesinin,  anlayış görmediği ve yoğun eleştirilerle karşılaştığı  belirtilmekte, AB'nin genişlemeden sorumlu Komiseri Günther  Verheugen'in Brüksel'de hükümet ve devlet başkanlarının  farklı karar aldıkları yönünde hatırlatmada bulunduğu, SPD  Grup Başkanı Franz Müntefering'in, Merkel'in Türkiye  ziyaretini "tamamen başarısızlık" olarak değerlendirdiği,  Almanya'daki Türk toplumunun ise Merkel'in tavrını  "yaralayıcı" bulduğu ifade edilmektedir. Şansölye Gerhard  Schröder'in, önümüzdeki hafta Ankara ziyareti öncesinde,  Federal Hükümet'in daha sonraki bir zamanda tam üyeliği  savunduğunu ortaya koyduğu, Berlin hükümet çevrelerinde,  bu yönde Türkiye'ye imtiyaz sağlanmayacağı gibi,  aşağılayıcı yaklaşımların da sergilenmeyeceğinin  vurgulandığı belirtilen yazıda, gelişmelerin, AB  Komisyonu'nun sonbahardaki raporunda, Ankara'yla üyelik  müzakerelerine başlanmasını önereceği şeklinde olduğunun  belirtildiği, Schröder'in, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac  ve İngiltere Başbakanı Blair ile yapacağı üçlü zirvede,  Ankara ile üyelik görüşmeleri konusunda ortak bir tavır  sağlamaya çalışacağı kaydedilmekte, Paris Hükümeti  henüz tavrını açıkça ortaya koymazken, Londra'nın geç de  olsa AB üyeliği yönünde Türkiye'nin talebini desteklediği  ifade edilmektedir.

            Kölner Stadt Anzeiger gazetesinin internet sayfasında  (19/02) "Türkiye'deki Reformlara Övgü" başlığı altında ve  Sibylle Quenett imzasıyla yer alan bir yazıda, Federal  Şansölye Gerhard Schröder'in önümüzdeki pazar günü bir  ziyaret için Türkiye ve Malta'ya hareket edeceği,  Schröder'in ziyaretinin perde arkasında, Türkiye'nin  üyelik müzakereleri konusunda alınacak olan AB kararının  yattığı belirtilmektedir. Federal Hükümet içerisinde,  Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirme  konusunda "muazzam ilerlemeler" sağladığı görüşünün hakim  olduğu ve bunların, müzakerelere başlamanın önkoşulu ve  özellikle demokratik standartların sağlanmasını kapsadığı  ifade edilen haberde, Ankara'nın birçok noktada yasaları  değiştirdiği, şimdiyse sıranın uygulamaya geldiğine  -halen din özgürlüğü, askerlerin siyasi denetimi ve basın  özgürlüğü konusunda sorunlar olduğu vurgulanıyor- işaret  edilmekte ve ancak genel olarak Berlin'de, Brüksel'in,  Türkiye'yle üyelik müzakerelerine başlanmasına yeşil ışık  yakmaması için bir neden olmadığı görüşü hakim olduğu  kaydedilmektedir. Federal Hükümetin, Türkiye'nin AB'ye  yakınlaşmasından hiçbir ülkenin Almanya kadar kazanç  sağlamayacağı görüşünde olduğu ve bunun dışında  Türkiye'nin bir an önce Avrupalılaştırılmasının ve  Müslüman bir ülkede demokrasinin sağlamlaştırılmasının  tüm bölgenin istikrarına katkı sağlayacağına inanıldığı  ifade edilen yazıda, Berlin'de, bunun, İslam dünyasını  teşvik edeceğinin dile getirildiğine dikkat çekilmektedir. 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Der Standart gazetesinde (18/02) "Avrupa Birliği  Türkiye'yi Kaldıramaz" başlığı altında yayımlanan bir  haberde, Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi ve muhalefet  lideri Angela Merkel'in Türkiye ziyaretinin gayriresmi  sloganının, "ben söylemiş olayım" olduğu kaydedilmektedir.  "Bazı kişileri incitmiş olsam da, ki bundan gerçekten  üzüntü duyuyorum, bütün içtenliğimle söylüyorum: Avrupa,  Avrupa Birliği, özellikle de net ödeme yapan Almanya,  artık Türkiye'yi de kaldıracak durumda değildir." şeklinde  bir mesaj veren Angela Merkel'in, bu mesaj ile Ankara ve  İstanbul'da ziyaretlerini gerçekleştirdiği ve tepkilere  neden olduğu ifade edilen haberde, İstanbul'da,  Almanya-Türkiye Ticaret Odası'ndaki konferans sonunda  bir işadamının "CDU hükümetleri, uzun yıllar boyu, eğer  kriterleri yerine getirirseniz, Avrupa Birliği'ne  girersiniz dediler. Kriterleri yerine getiriyoruz,  şimdi de kayık doldu, maalesef sizi alamayız diyorlar.  Bunun içtenlik neresinde?" dediği, Merkel için bunu  cevaplamak kolay olmadığı, ama sonunda çareyi seleflerini  deşifre etmekte bulduğu ve "Bu kadar tam taahhütte  girmemeliydiler; çünkü Avrupa bugüne kadar Türkiye'nin  katılımı sorunu ile fiilen karşı karşıya kalmadı. Size  dürüstçe söylüyorum: Ben küçük adımlardan yanayım."  şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır. Haberde şöyle  denilmektedir: "Merkel, 'CDU'nun, Türkiye'yi, oluşmakta  olan Avrupa Acil Kuvvetler Birliği'ne daha güçlü şekilde  bağlamak istediğini' söyledi; Türk askerleri, AB için  savaşa gidebilsinler diye. Merkel'in, Türkiye ile Avrupa  Birliği arasındaki ilişkiler konusunda ne kadar az  bilgiye sahip olduğunu Gümrük Birliği örneği ortaya  koymaktadır."           

            DANİMARKA BASINI: 

            Jyllands Posten gazetesinde (18/02) "Kıbrıs Görüşmeleri  ve Görüşmelerin Türkiye'nin AB Üyeliğine Etkileri" başlığı  altında ve Lykke Friis imzasıyla yayımlanan bir haberde,  Kıbrıs'ta çözüm arayışları ele alınmaktadır. 2004 yılında  içinde Kıbrıs sorunu sona yaklaşıyormuş gibi gözüktüğü ve  bu durumun ilk başta coşku ve sevinçle karşılansa bile,  endişelerin kısa süre sonra Avrupa Birliği üyesi ülkeler  arasında yayılmaya başlayacağı, çünkü eğer Kıbrıs'ta bir  uzlaşma sağlanması durumunda, Türkiye'nin bundan  faydalanacağını tahmin etmenin güç olmadığı vurgulanan  haberde, Türkiye'nin bunun karşılığını almak isteyeceğine  -üyelik görüşmeleri için bir tarih almak gibi- dikkat  çekilmektedir. Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye bu tarihi  vermeyi reddetmesi halinde, Türkiye'nin AB'ye sırtını  dönebileceği, diğer taraftan AB'nin Türkiye'ye bir üyelik  tarihi vermesi durumda, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin  halklarının, Türkler ile görüşmelere başlanmasına karşı  çıkabileceklerine işaret edilen haberde, sonuç olarak  AB'yi yoğun bir sonbaharın beklediği kaydedilmektedir. 

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Spectator dergisinin (21/02) "Türkiye Avrupa'ya  Neden Lazım?" başlığı altında ve İngiltere'nin Avrupa  İşlerinden Sorumlu Bakanı Rotherham Milletvekili Denis  MacShane imzasıyla yer alan yazıda, "Türkiye'nin AB'ye  Katılmasına Ancak Deliler, Kötüler ya da Ahmaklar Karşı  Çıkar" ara başlığıyla şu ifadeler yer almaktadır: "Birçok  kesim Türkiye'yi, geri ve İslamcı olarak görüyor.  Gerçeklerden bu kadar uzak bir görüş olamaz. Bugün  İstanbul'da ya da İzmir'de olmak, hiç kuşkusuz, modern,  hareketli, enerjik bir Avrupa kentinde olmak demek. Her  yıl Türkiye'yi bir milyon İngiliz ziyaret ediyor ve  ülkenin batısındaki Ege kıyıları, insanda Endülüs ya da  Kaliforniya hissini uyandırıyor: Mavi gök, mavi deniz ve  kıpır kıpır bir ekonomik enerjinin karışımı. Türkiye  şimdi ilerleme kaydetmeye çalışan yöneticileriyle  kendinden emin bir ulus devlet. Son 18 ay içinde insan  hakları ve azınlık hakları konusunda daha beş yıl  öncesine kadar düşünülemeyecek yasalar çıktı. İnsan  hakları reformu önemli ölçüde hız kazandı. Özel  kuruluşların azınlık dillerinde yayın yapmasına artık  izin veriliyor, sivillerin ordu üzerindeki kontrolü  yasalarda pekiştirildi. Türkiye Hükümeti, Türkçe  dışındaki dillerde (Kürtçe dahil) yayın yapılması ve  bu dillerin öğretilmesine izin vererek, Türkiye'de ilk  kez kültürde çoğulculuğu güçlendirdi. Bunların hepsi  güzel, ancak daha yapılması gerekenler de var...  Avrupa'da deli, kötü ya da ahmak olmayan herkes, Türkleri  karşılamak için yere halı sermeli. Ekonomik büyüme,  enflasyonu kontrol altında tutmak ve başta turizm olmak  üzere çeşitli alanlarda iş yaratmak açısından Türkiye  Avrupa'da en iyi ekonomik performansı gösteren ülkelerden  biri. Daha da önemlisi Türkler, yeni bir 21. yüzyıl  Türkiye'si yaratmak için Atatürk'ün büyük modernizasyon  hareketini tekrarlamak istiyorlar. Bunu yapmak için  öngördükleri reçete, AB'ye katılmak. 1970'lerde  İrlanda'da, 1980'lerde İspanya ve Yunanistan'da, bugün  Polonya ve Macaristan'da olduğu gibi Avrupa, ulusal  özgüveni yeniden kazanmanın anahtarı olarak görülüyor.  AB ve Türkiye'nin birbirine ihtiyacı var."

            The Wall Street Journal Europe gazetesinde (19/02)  "Kıbrıs İçin Bir Şans" başlığı altında yayımlanan bir  yorumda, "Görüşmeler, uzun süredir bölünmüş durumda  olan Akdeniz adası Kıbrıs'ta Rumlar ve Türklerin  yeniden birleşerek tek bir ulus haline gelmeleri için  son 30 yılın en iyi fırsatı. Daha herşey bitmiş sayılmaz,  ama şu ana dek alınan işaretler oldukça olumlu."  denilmektedir. Yorumda şu ifadeler yer almaktadır:  "Kıbrıs'taki ilerlemede, Erdoğan ve bir yıllık geçmişi  olan hükümetinin hakkını teslim etmek gerekiyor. Erdoğan,  Türkiye'de halkın diplomatik çözüme destek vermesini  sağlamak için çok uğraştı. Kuzey Kıbrıs'ın şimdiye dek  bütün BM planlarını geri çeviren sertlik yanlısı  Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a baskı yaptı. Adadaki 35 bin  askerinden vazgeçmek istemeyen ve bu tavrıyla çözümün  önünde en büyük engeli oluşturan Türk ordusunu da ikna  etmeye çalışıyor... Birleşme görüşmeleri daha önce  tıkanmıştı; bu son görüşmelerin de aynı akıbete uğraması  mümkün. Ancak bununla birlikte, tarihi bir an yaşandığı  ve bunun Kıbrıslıların geçmişin üzerine sünger çekmeleri  için son şans olduğu hissi de hakim. Bunu yapabilirlerse,  tarafların çoğu kazançlı çıkacak ve Türkiye ile Yunanistan  arasında uzun süredir gerginlik kaynağı olan bir sorun da  hafiflemiş olacak. Böylece AB, Kıbrıslı Türklerin şahsında  ilk kez bir Müslüman topluma kapısını açmış olacak.  Türkiye'nin AB'ye girişi önündeki pürüzler ortadan kalkacak.  Son olarak da, Kıbrıslılar nihayet huzur içinde tek bir  müreffeh ülkede birlikte yaşayabilecekler..." 

            İSVİÇRE BASINI: 

            Neue Zürcher Zeitung'da (18/02) "AB Temsilcisi Verheugen  Merkel'in Türkiye Politikasını Eleştiriyor" başlığı altında  yayımlanan bir haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Günther Verheugen'in, Türkiye'ye AB ile "ayrıcalıklı ortaklık"  önerisinde bulunmasından dolayı CDU Başkanı Angela Merkel'i  eleştirdiği ve "bu yaklaşım Ankara'ya pek bir şey getirmez"  dediği aktarılmaktadır. Türkiye'nin, 1963'ten beri Avrupa  Birliği'nin öncüsü olan Avrupa Ekonomik Topluluğu ile  ortaklık anlaşması imzalamış bir ülke olduğu, Verheugen'in  konuşmasında, siyasi koşulları yerine getirdiği takdirde  üye olarak kabul edileceğine ilişkin Türkiye'ye verilen  sözün yerine getirilmesi konusunda AB'nin inandırıcı olması  gerektiğini de belirttiği kaydedilmektedir. 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Makedonya Haber Ajansı (MPE)'nın (19/02) internet  sayfasında "Kıbrıs Konusu, Schröder'in Türkiye  Ziyaretinin Odağında" başlığı altında yer alan bir  haberde, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in Türkiye'ye  yapacağı ziyaretin hazırlıkları tamamlanırken, yönetimde  bulunan Sosyal Demokrat Parti (SDU)'nun, bu ülkenin AB  üyeliğini desteklediği ifade edilmekte, Türkiye AB ile  üyelik müzakerelerine başlamadan önce Kıbrıs sorununun  çözümlenmesinin Alman Hükümeti için "temel önem"  taşıdığını açıklayan Schröder'in yakın danışmanının,  Ankara'nın AB üyeliği yönünde Kopenhag Kriterleri'ni  yerine getirmesi haricinde, Kıbrıs sorununa çözüm  bulunmasının da eşdeğer önem taşıdığını ima ettiği  aktarılmaktadır. 

            RUSYA BASINI: 

            Krasnaya Zvezda gazetesinde (18/02) "Kıbrıs'ın Yeni  Çağı" başlığı altında ve Aleksey Lyaşenko imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Kıbrıs'ın Rum ve Türk kesimlerinin  liderlerinin, adanın birleştirilmesini öngören BM planını  kabul etmeye hazır oldukları ifade edilmekte, Kıbrıs Rum  Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos ve tek yanlı  olarak bağımsızlığını ilan eden Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş arasında, New  York'ta, BM binasında yapılan görüşmelerin sonucunun bu  yönde olduğu, Lefkoşa'da sürdürülecek görüşmelerle, Dünya  kamuoyunun en eski ihtilaflardan birinin çözüm şansının  belirdiğini söylediği belirtilmektedir. Haberde, "Kuzey  Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni 1983'ten bu yana yöneten  Denktaş'ın (resmen yetkileri 2005'te sona eriyor)  tutumunun Ankara tarafından belirlendiği herkesçe  bilinmektedir. Türkiye ise çoktan beri AB üyesi olmak  istiyor. Bu amaçla çok sayıda reformlar yapıyor ve Türk  toplumunu AB'deki standartlara yaklaştırmaya çabalıyor.  Oysa AB, Yunanistan'ın ısrarıyla, Türkiye'nin AB'ye  katılmasını Kıbrıs sorununun çözümüyle sıkıca  ilişkilendirmiştir. Bu nedenle şimdi özellikle Türkiye  Kıbrıs sorununun çözümünü diliyor. Çünkü Türkiye'nin  AB'ye katılma ihtimali, Kıbrıs'ın iki kesiminin  birleşmesine bağlı. Brüksel, 1 Mayıs 2004'ten itibaren  AB'nin resmi üyesi olacak olan Kıbrıs Cumhuriyeti  topraklarında bulunan askeri birliklerini çekmeden  Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin imkansız olduğuna inanıyor."  ifadelerine yer verilmektedir.

 

 

          ESKI SAYILAR