ANKARA, 23/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 20-22
Şubat 2004 tarihleri arasında yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
National Review
dergisinin internet sayfasında (20/02) "Türkiye'nin Yokuş Yukarı
Savaşı" başlığı altında ve Nikolas K. Gvosdev imzasıyla
yayımlanan makalede şöyle denilmektedir: "Nihayet Türkiye'nin AB
ile üyelik görüşmelerine başlama umudunun gerçekleşebileceğine
dair iyimser işaretler gelmeye başladı. Geçtiğimiz ay
Türkiye'yi ziyaret eden Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi,
'etkileyici bir ilerleme kaydedildiğini ve ülkenin şimdi
birliğe daha yakın olduğunu' kaydetmişti. Polonya Dışişleri
Bakanı Wlodzimierz Cimoszewicz, Türk mevkidaşı Abdullah Gül ile
görüşmesi sırasında, Türkiye'nin 'Kopenhag Kriterleri'ni
karşılamak adına çok önemli adımlar attığını' ifade etmişti.
Bölünmüş Kıbrıs adasını birleştirmeye dönük görüşmeler, BM
himayesinde yeniden başladı. Uluslararası camianın tanıdığı
hükümet ve kontrolü altındaki toprakların AB'ye katılacağı 1
Mayıs 2004 tarihinden önce bir uzlaşmaya varılabilmesi halinde
Türkiye'nin kendi AB yolundaki en büyük engel de önünden
çekilmiş olacak. Türkiye'nin jeostratejik konumu kesinlikle
kendi siyasi ve ekonomik durumunu olumsuz yönde etkiliyor.
Türkiye'ye üyelik görüşmeleri için kesin bir tarih verilmesiyle
ülkenin reform sürecine ivme kazandırabileceği de öne
sürülebilir. Bu hiç kuşkusuz Erdoğan hükümetince alınan zor
kararların en azından bir kısmını olumlu yönde etkileyecek bir
adım olacaktır. Doğrusu, Avrupa hükümetlerinin böyle bir mantık
üzerinden ciddi değerlendirmeler yapmakta oldukları yönünde bazı
işaretler de yok değil. Nitekim Almanya Dışişleri Bakanı Joschka
Fischer geçtiğimiz ay Ankara ziyareti sırasında, 'Türkiye'nin
yanındayız, zira AB üyeliği yolunda kayda değer bir ilerleme
göstermiştir' diye konuşmuştu. Tüm bu olumlu gelişmelere karşın
yine de yolda hala bazı engeller var. Avrupa'daki bazı çevrelere
giderek hakim olan ve iddialı reform programına karşın
Türkiye'nin, Aralık 2004 tarihli AB zirvesine dek Kopenhag
kriterlerini karşılamış, üyeliğe hazır bir aday haline
gelemeyeceği yönünde bir görüş söz konusu. Bazı uluslararası
göstergelere baktığınızda, bu tür değerlendirmelerin asılsız
olmadığını görebilirsiniz. Freedom House'un 2003-04 araştırma
raporunda Türkiye siyasi haklar açısından üçüncü, insan hakları
açısından da dördüncü sırada yer aldı. Bu da demektir ki, seçim
demokrasisine karşın Türkiye 'kısmen özgür' bir ülke olarak
addediliyor. Freedom House'un tanımında, 'kısmen özgür'
ifadesi, bazı siyasi hak ve özgürlüklerin varlığına karşın bu
özgürlüklerin, gemi azıya almış yolsuzluk, zayıf bir hukuk
sistemi, iç savaş ve sınırlı siyasi çoğulculuk gibi tehditlerle
karşı karşıya olduğu bir ülke kastediliyor... Türkiye 'kısmen
özgür' diye addedilen tek NATO ülkesi ve daha da önemlisi,
potansiyel AB adayı Balkan ülkeleri Bulgaristan, Sırbistan,
Romanya ve Hırvatistan, hukukun üstünlüğü ve temel insan
haklarının korunduğu ve özgür siyasi rekabetin geçerli olduğu
'özgür' ülkeler olarak sınıflandırılıyor. Kesin olan bir şey var
ki, Türkiye çok etkileyici bir ilerleme kaydetti ve en azından
'kısmen özgür' ülkeler sıralamasında Rusya'nın üstünde
bulunuyor. Mevcut çizgisinde yol almaya devam ederse de er geç
Freedom House kriterlerine göre tam anlamıyla 'özgür' ülke
kademesine de gelecektir. Ancak bunu Aralık 2004 öncesinde
başaramayabilir. Amerikalı politika yapıcılar, Amerika'nın,
Türkiye'yi, -belki de Avrupa'nın bağımsız bir dış ve savunma
politikası geliştirmesini engellemek ya da mali açıdan birliği
zayıflatmak adına- AB içinde bir 'Truva Atı' gibi
kullanabileceği yollu beyanlarında ısrar edecek olursa
Avrupa'nın da Türkiye'yi alma isteği azalabilir. Ancak yine de
bu, Avrupa ülkelerinin, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ne
uyumuna ilişkin değerlendirmelerini etkilemeyecektir. Eğer
nesnel ölçeklere göre Türkiye, Aralık 2004'e dek kriterleri
yerine getirmemiş olursa da AB haklı olarak üyelik görüşmeleri
için bir başlangıç tarihi vermeyecektir ki bu kararın, mevcut AB
ülkeleri açısından İslam karşıtlığı ya da Türk karşıtlığı ile
hiçbir ilgisi olmayacaktır."
ALMANYA BASINI:
Haftalık Rheinischer Merkur
gazetesinin internet sayfasında (19-26/02) "Erdoğan Bir
Reformcu" başlığı altında ve Hartmut Kühne imzasıyla AB
Parlamentosu Üyesi Martin Schulz ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Avrupa seçim savaşında, herşey Türkiye üyeliği etrafında
mı dönecek?
SCHULZ: Bu tamamıyla Hıristiyan Birlik Partilerine bağlı.
Birlik içerisinde bu konuda birçok farklı görüş mevcut. Volker
Rühe bir gazete ile gerçekleştirdiği mülakatta, ülkenin
üyeliğinden yana olduğunu belirtirken, Merkel ise bunun tam
tersi görüşe sahip. Buna bir de CSU ile yaşanan tartışmalar
ekleniyor. Bu, Birlik için çok büyük bir sorun teşkil ediyor.
Avrupa'daki tüm muhafazakar hükümetler -bunlar tam 11 hükümet,
çok yakın zamanda da 12 olma ihtimali var-, Alman Hıristiyan
Demokratlardan çok farklı bir görüşe sahipler.
SORU: Ya sizin partiniz SPD, Türkiye konusunda nasıl bir
pozisyona sahip?
SCHULZ: Bu konu bizim açımızdan Avrupa seçim savaşının ana
sorununu teşkil etmiyor. Komisyon'un ilerleme raporu aralık
ayında açıklanacak, en azından belirlenen takvim, raporun aralık
ayında açıklanmasını öngörüyor. Bu ilerleme raporu doğrultusunda
Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmayacağına
karar verilecek. Bu kararı tüm üye ülkeler birlikte verecek, o
zamanda üye sayısı 25 olmuş olacak zaten. Görüşmelere
başlanılması durumunda söz konusu süreç 10-15 yıl daha uzayacak
sanırım.
SORU: AB üyeliği perspektifi konusuna bakış açınız nasıl?
SCHULZ: Bu kesinlikle yanlış kullanmamamız gereken çok büyük
bir fırsat olabilir. Bu nedenle de daha şimdiden bir 'hayır'
cevabı vermek doğru değil. Eğer, Müslümanlardan oluşan bir
toplumu AB'nin değerler topluluğuna dahil etmeyi başarırsak,
İslami köktendincilerin İslam'ın ve Batının değer yargılarının
birbirinden çok farklı olduğu yönündeki tezini çürütmüş oluruz.
Bu, uluslararası konumda belirleyici bir nokta olurdu.
SORU: Peki, Türkiye'deki şu anki mevcut durumu nasıl
değerlendiriyorsunuz?
SCHULZ: Verheugen, sadece bir üyelik perspektifinin Türkiye'de
çok büyük bir reform sürecine neden olduğunu söylemekte haklı.
Kemalist eğilimli eski hükümetler uzun bir süre, İslami
direnişler nedeniyle reform gerçekleştirmenin çok zor olduğunu
savunmuşlardı. Şimdi ise, kendinden önceki kabinelerin tümünün
toplamından daha fazla reformu sadece bir yıl içerisinde
gerçekleştiren bir İslami parti oldu. Belki Türkiye Başbakanı
Erdoğan, Kıbrıs sorununda da orduya sözünü geçirmeyi başarabilir
ve adanın yeniden birleştirilmesini sağlayabilir.
SORU: Türkiye'nin üyeliği Almanya'da yaşayan Türkler için ne
anlama geliyor?
SCHULZ: Gelecekteki bir projeyle ilgili olan bir soruyu
şimdiden mantıklı cevaplamak mümkün değil. Ancak bu, Almanların
ve Türk asıllı Almanların birarada yaşamasını daha da
kolaylaştırabilir."
Merkur gazetesinin internet sayfasında (21/02) "Alman
Politikacılar, Türkiye'nin AB Üyeliği Konusunda Tartışmaya
Devam Ediyor" başlığı altında yer alan bir yazıda, Federal
Almanya Hükümeti'nin, Şansölye Gerhard Schröder'in Türkiye
seyahati öncesinde, Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasını "çok
gerekli" bulduğunu bir kez daha yinelediği ve Dışişleri Bakanı
Joschka Fischer'in, Almanya'da yayımlanan Tageszeitung'a,
"Türkiye, stratejik açıdan Almanya'da barışın ve istikrarın
sağlanabilmesi bakımından çok önemli olduğu için, bu ülkenin
AB'ye yakınlaştırılması gerektiği" yönünde bir demeç verdiği
belirtilmektedir. Türkiye konusunda "kültürel korkular" olduğu,
ancak CDU Başkanı Angela Merkel'in izlediği politikaya
bakıldığında da "cesaretsizlik" görüldüğü kaydedilen yazıda,
Dışişleri Bakanı Fischer'in, CDU Başkanı'nı izlediği Türkiye
politikası sebebiyle "porselen dükkanındaki bir fil" gibi
davranmakla suçladığı ifade edilmektedir. Merkel'in Ankara'da
iki gün boyunca siyasi görüşmelerde bulunduğu ve Türk
Hükümeti'ne AB ile sadece "imtiyazlı bir ortaklık" önerisinde
bulunduğu hatırlatılan yazıda, Yeşillerin Avrupa politikacısı
Daniel Cohn-Bendit'te Türkiye'nin AB üyeliğine alınmasından yana
olduğunu açıkça belirterek, "Biz, Türkiye'ye 40 yıl boyunca bir
Avrupa perspektifi sunduk ve şimdi de müzakerelere
başlamalıyız." dediği, Stoiber'in ise buna karşılık Focus
dergisine, "Türkiye'ye AB'de tam üyelik verilmesi söz konusu
değil." açıklamasında bulunduğu kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(20/02) "Schröder, Reformlara ve Erdoğan'ın Kıbrıs'la İlgili
Çabalarına Destek Verecek" başlığı altında ve Jean-Louis de La
Vaissiere imzasıyla yer verdiği bir haberde, Almanya Başbakanı
Gerhard Schröder'in, Ankara yönetiminin AB'ye girmek ve Kıbrıs
sorununu çözmek için gösterdiği çabalara destek vermek amacıyla
önümüzdeki Türkiye'ye resmi bir ziyarette bulunacağı ifade
edilmektedir. Schröder'in, ziyareti çerçevesinde Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve muhalefet
lideri Deniz Baykal ile biraraya geleceği belirtilen haberde,
Kıbrıs konusunda Berlin yönetiminin, adanın bölünmüşlüğüne son
vermek için Başbakan Erdoğan'ın gösterdiği çabaları memnuniyetle
karşıladığını açıkladığı ve Türkiye'nin AB'ye girmesi ile
ilgili müzakerelere başlanması konusunda, Erdoğan hükümetinin
yasalar konusunda büyük aşamalar kaydettiğini, ancak
çalışmaların derinleştirilmesinin gerekli olduğunu ifade ettiği
kaydedilmektedir. Berlin yönetiminin, insan hakları, ekonomik ve
siyasi sistem açısından Kopenhag Kriterleri'nin diğer ülkelere
olduğu gibi Türkiye'ye de uygulanacağını, ayrımcılık
yapılmayacağı gibi ayrıcalık da verilmeyeceğini ifade ettiği
kaydedilen haberde, Alman kaynaklardan alınan bilgiler
doğrultusunda, din özgürlüğü ve hukuk sistemi açısından Türkiye
ile yapılacak olan üyelik müzakerelerinin diğer aday ya da
üyelere göre daha uzun süreceğinin düşünüldüğüne işaret
edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times
gazetesinde (21/02) "Schröder Türkiye'de Adımlarını Dikkatle
Atacak" başlığı altında ve Hugh Williamson imzasıyla yayımlanan
bir haberde, AB'nin Ankara'yla üyelik müzakerelerini başlatıp
başlatmayacağı konusundaki kararında Almanya'nın tavrı büyük
önem taşıdığı vurgulanmaktadır. Alman hükümet yetkililerine
göre, Ankara'ya gidecek olan Başbakan Gerhard Schröder'in,
Türkiye'nin AB üyeliğine güçlü destek vermesinin beklendiği ve
Ankara ile üyelik müzakerelerin başlatılıp başlatılmayacağı
konusunda, AB'nin aralık ayında alacağı kararda, Berlin'in tavrı
büyük önem taşıyacağından, 11 yıldır bir Alman Başbakanı
tarafından Türkiye'ye yapılacak olan bu ilk ziyaretin dikkatle
izlendiği belirtilen haberde, Almanya'nın batısındaki Essen
kentinde bulunan Türk Araştırmaları Merkezi'nin Başkanı Faruk
Şen'in, "Almanya bu kararda hakikaten önemli bir rol oynayacağı,
bu nedenle de ziyaret kritik bir zamana rastlıyor." dediği ifade
edilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek olan
Schröder'in, Türkiye'nin AB üyeliği girişiminin özellikle
Almanya'da yarattığı tartışmanın duygusal yönünü bildiğinden,
kullanacağı kelimeleri dikkatle seçeceği kaydedilen haberde, Schröder
hükümetinin, Türkiye'nin, AB'nin yeni üyeler için belirlediği
temel siyasi ve ekonomik standartlardan oluşan "Kopenhag
Kriterleri'ni" yerine getirirse, üyelik müzakerelerinin
başlamasını destekleyeceğini söylediğine, yine de hükümetin,
Alman halkının Türkiye'nin AB üyesi olmasından kaygı duymasının,
muhafazakar muhalefetin de Ankara'nın girişimine karşı düşmanca
tavır alması nedeniyle bu görüşüne destek bulmakta zorlandığı
dikkat çekilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Neue Luzerner
Zeitung'un internet
sayfasında (20/02) "Kürt Kökenli Türk Siyasi Zana Tutuklu
Kalacak" başlığı altında ve SDA kaynaklı yer alan bir yazıda,
Kürt kökenli Türk siyasi Leyla Zana'nın, tutukluluğu
uluslararası kamuoyu tarafından eleştirilmesine rağmen,
parmaklıklar ardında kalmaya devam edeceği belirtilmektedir.
Ankara'daki bir mahkemenin, Zana'nın serbest bırakılması
talebini reddettiği belirtilen yazıda, duruşmaya gözlemci olarak
katılan Hollandalı AB parlamenteri Joost Lagendijk'in, serbest
bırakılma talebinin reddedilmesini ağır bir dille eleştirdiği
ifade edilmektedir. Haberde, Lagendijk'in, Türkiye'nin AB
üyeliği isteğine değinerek, "Hakimin yeni Türkiye'ye mi yoksa
eski Türkiye'ye mi ait olmak istediğine karar vermesi
gerekiyor." açıklamasında bulunduğu kaydedilmektedir.
RUSYA BASINI:
Rodnaya Gazeta'da
(20/02) "Rusya-Türkiye... İnce İşbirliği" başlığı altında ve
Stanislav Tarasov imzasıyla Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi
Kurtuluş Taşkent ile yapılan mülakatta, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün Moskova'ya yapacağı ziyaret ve Türkiye-Rusya
ilişkileri ile Irak'taki gelişmeler ele alınmaktadır. Mülakatta
şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye uzun zamandır AB üyesi olmak istiyor. Bu üyelik
ülkenize neler kazandırır?
TAŞKENT: Evet, Türkiye AB'ye tam üye olmak istiyor ve sanıyorum
yakında da olacaktır. Tabii buna bağlı olarak belli iç
demokratik değişiklikler ve ülkenin jeostratejik konumunda
farklılaşmalar yaşanacaktır. Türkiye, birleşik Avrupa'nın Yakın
ve Orta Doğu'daki ileri karakolu konumuna gelecektir. Türk-Rus
sınırı ise, Avrupa ile Rusya'nın ortak güney sınırı olacaktır.
Bundan hepimizin çıkarı bulunacağına inanıyorum.
SORU: Bu vesileyle şöyle nazik bir soru sormak istiyorum. Acaba
Türkiye AB'nin müstakbel üyesi olarak Kafkasya'da AB'nin bir
nevi temsilcisi mi olacak?
TAŞKENT: Azerbaycan ile gerçekten yakın dostluk ilişkilerimiz
var. Dünyanın bu bölgesinde siyasi süreçlerin evrim şeklinde
gelişmesi gerektiğine inanmaktayız. Fakat ihtilafların çok
fazla olması bunu engelliyor. Örneğin, biz Yukarı Karabağ
sorununun barış yoluyla, adil bir şekilde çözümlenmesinden
yanayız. Biz, komşumuz olan bağımsız Ermenistan ile iyi
komşuluk ilişkileri kurmak istiyoruz. Fakat bazen toprak talebi
gibi, Ermeni tarafının bazı tutumlarını pek de anlamıyoruz.
Kafkasya ile ilgili birçok konuda, Rusya ile tutumlarımız
birbirine benziyor. Birleşik Avrupa'daki gibi her şey, tüm
Güney Kafkasya ülkelerinin çıkarlarını göz önüne alan görüş
birliğine dayalı olarak kurulmalı."