26.02.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

           

            ANKARA, 26/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  25 Şubat 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (25/02) "Türkiye'nin   AB Üyeliğine İlişkin Tartışma Devam Ediyor" başlığı altında  ve  "Lt." rumuzuyla yayımlanan bir yazıda, Başbakan   Erdoğan'ın, Schröder'in ziyareti sırasında, Kıbrıs Rum   kesiminin AB'ye üyeliği öncesinde Kıbrıs sorununun çözümü   için Türkiye'nin büyük çaba gösterdiğini ve doğru adımlar   attığını vurguladığı, Almanya Başbakanı Schröder'in ise   Kıbrıs sorununun 1 Mayıs'a kadar çözülmesi gerektiğini,   çözüm istemeyenleri tarihin affetmeyeceğini söylediği   belirtilerek, Schröder'in, bu yılın sonunda Türkiye'nin   müzakerelere başlanması için kriterleri yerine getirmesi   konunda iyimser olduğu ifade edilmektedir. Hristiyan Birlik  partili politikacıların, Türkiye ile kısa zamanda  müzakerelere başlanmasını reddetmeye devam ettiklerine  dikkat çekilen yazıda, CDU Dış Politika Sözcüsü Pflüger'in,  Başbakan Schröder'i Türkiye'de "sorumsuzca yüksek beklentiler  yaratmakla" suçladığı ve "Başbakan böyle bir şey yapmasaydı,  Birlik partileri yönetiminden gelen 'ayrıcalıklı ortaklık'  önerisi cazip bir teklif olurdu" dediği kaydedilmektedir.  SPD'nin eski üst düzey yöneticilerinden Glotz'un da,  Türkiye'nin üyeliğinin finanse edilemeyeceğini ve birleşmiş  bir Avrupa bakımından makul olmadığını söyleyerek, Merkel'in  ayrıcalıklı ortaklık teklifinin doğru olduğunu belirttiği bildirilmektedir. Yazıda, CSU lideri Stoiber'in, AB'nin  Türkiye'nin üyeliğini mali bakımdan kaldıramayacağını  savunduğu, aynı zamanda Bulgaristan ve Romanya'nın 2007  yılında AB'ye alınmasına da karşı çıkarak, "1 Mayıs'ta 10  üyeyle gerçekleştirilecek genişlemeden daha fazlası mümkün  değil" diye konuştuğu belirtilmektedir.

            Die Welt gazetesinde (25/02) "Türkiye Üzerine Şiddetli  Tartışmalar" başlığı altında ve ve Andreas Middel imzasıyla  yayımlanan yazıda şöyle denilmektedir: "Başbakan Schröder'in   Türkiye'nin AB üyeliği konusunda verdiği geniş kapsamlı sözler  Avrupa Parlamentosu'nda sert tepkiyle karşılandı. CDU'lu  milletvekili Elmar Brok, Başbakan Schröder'i Türkiye  meselesinde 'benden sonra tufan olsun' düşüncesiyle hareket   etmekle suçlayarak, 'şimdi Türkiye'nin üyeliğinden yana olan   hiçbir politikacı, Türkiye üye olduğu zaman makamında   olmayacak' diye konuştu. Ankara'nın reform çabalarının henüz   uygulamaya geçmediğini belirten Brok, Schröder'in bundan  kaynaklanacak mali etkileri kendisinden sonraki hükümetlere  yıktığını, muhtemel maliyetin 14 milyar euro olacağı yolundaki  tahminlerin ise daha ziyade muhafazakar değerlendirmeler  olduğunu, 30 milyar euro ve daha üzerinde maliyetin,   Almanya'nın AB'ye yaptığı ödemeleri iki katına çıkaracağını   söyleyerek, 'Türkiye'nin üyeliği Almanya'ya bugünkü toplam   AB'den daha fazlaya malolacaktır' dedi. Brok, Türkiye'den   gelen mülteci sayısının da, bu ülkenin kriterleri yerine   getirmekten çok uzakta bulunduğunun bir kanıtı olduğunu   belirtti. SPD'nin eski yöneticisi Peter Glotz da Schröder'in   kendisini bağlamasını eleştirerek, 'Bu yolun yanlış olduğuna  inanıyorum' dedi. Glotz, Merkel tarafından getirilen   ayrıcalıklı ortaklık önerisini olumlu karşıladığını, bu  şekilde Türkiye'ye boş ümitler verilmediğini, fakat kapının   da kapatılmadığını belirtti. Buna karşılık SPD içişleri  uzmanı Dieter Wiefelspütz, Schröder'in çizgisini savunarak,   'Türkiye'ye el uzatılması stratejik bakımdan doğrudur;   Türkiye'deki Avrupa'ya yönelik güçleri desteklemek  Almanya'nın çıkarınadır' dedi."

            Der Tagesspiegel gazetesinde (25/02) "AB Parlamentosu  Türkiye'nin AB'ye Hazır Olmadığı Görüşünde" başlığı altında  yayımlanan bir haberde şöyle denilmektedir: "AB Parlamentosu  Dışişleri Komisyonu'nda görüşülen bir raporda, Türkiye'nin  AB ile üyelik müzakerelerinin başlatılması için gereken  koşulları yerine getirmediği belirtiliyor. Parlamentonun  Türkiye uzmanları, görünür bir gelecek için de şüpheli bir  tablo çiziyorlar. Raporda, Erdoğan hükümetinin reform  çabalarına rağmen, Türkiye'nin önümüzdeki 10 ay içerisinde  talep edilen kriterleri yerine getirmesinin pek mümkün  olmadığı belirtiliyor."

            Deutsche Welle Radyosu'nun Türkçe internet sayfasında  (25/02) "Verheugen: Türkiye Beklentileri Aştı" başlığı  altında AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther  Verheugen ile yapılan mülakata yer verilmekte ve  Verheugen'in, Türkiye'nin nüfusunun çoğunluğunun Müslüman  olmasının kıstas olmayacağını, Ankara'nın gerekli koşulları  yerine getirmesi durumunda Birliğe üye olabileceğini  söylediği kaydedilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer  almaktadır:

            "SORU: Schröder, Türkiye'nin müzakere takvimi alma  şansı olduğundan bahsetti. Siz de bu fikri paylaşıyor  musunuz?

            VERHEUGEN: Bu konuda öngörüde bulunamam. Çünkü bu yılın   sonunda, Türkiye ile müzakerelere başlanıp başlanmayacağı   sorusuna ışık tutacak ilerleme raporunu hazırlayacak kişi   benim. Sadece şunu söyleyebilirim: Türkiye, son yıllarda   hızlı ilerleyen ve dinamikleşen reform süreci ile pek çok   gözlemcinin beklentilerini aşmayı bildi.

            SORU: Bu, sizin Almanya Cumhurbaşkanı Rau gibi   düşünenlerin aksine, olaya pek de şüpheci bakmadığınız   anlamına mı geliyor?

            VERHEUGEN: Ben AB'nin politikasını temsil ediyorum.   Birliğin, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin onyıllara dayanan   çok aşamalı bir politikası var. Şu konuda soru işareti yok:   Türkiye, gerekli koşulları yerine getirdiği takdirde birliğe  üye olabilir. Türkiye'nin, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan,  büyük sosyal problemlerle boğuşan bir ülke olduğu gerçek.  Ancak bunlar birer kıstas olamaz.

            SORU: Türkiye, AB'den müzakere tarihi alamazsa nereye   doğru yönelir ve bunun birlik açısından sonuçları ne olur?

            VERHEUGEN: Bu olasılığın sonuçlarını kestirmek şimdiden   güç. Genel görüş, Avrupa'nın reddettiği bir Türkiye'nin er ya  da geç kökten dinciliğin kurbanı olabileceği yönünde. Bu  durumun ise Yakın ve Orta Doğu'da toptan bir stratejik  değişime yol açacağı ve Avrupa siyaset ve ekonomisini kökten   etkileyeceği söyleniyor. Türkiye'ye, zaten yıllardır sahip   olduğu 'imtiyazlı ortaklık' statüsü önerenler de bu olası   sonuçları göz önünde bulundurmalıdır."

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (25/02) "Polonya,  Türkiye'yi AB'de Görmek İstiyor" başlığı altında ve Thomas  Roser imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Dışişleri Bakanı  Abdullah Gül'ün, geçen hafta Varşova'ya gerçekleştirdiği  ziyaretin sonucundan memnun olabileceği, zira Polonya  hükümetinin Gül'e, AB yolundaki desteğini yeniden  tekrarladığı belirtilmektedir. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü  Boguslav Majewski'nin "Eğer ya da fakat demeksizin, yüzde  yüz Türkiye'nin üyeliğinden yanayız" açıklamasının,  Polonyalıların pozisyonunda hiçbir kuşkuya yer bırakmadığı  ifade edilen yazıda, Türklerin AB üyeliği meselesinin  Almanya'da hararetle tartışılırken, AB'nin bu en büyük üye  adayında hiçbir dalgalanmaya neden olmadığı vurgulanmaktadır.  Uluslararası İlişkiler Merkezi'nin Başkanı Janusz Reiter'in,  Polonya'nın Türkiye'ye karşı sergilediği olumlu yaklaşımın  öncelikle "tarihi nedenlere" dayandığını söylediği ifade  edilen yazıda, Reiter'e göre Türkiye'nin, 1795'den 1918  yılına dek devam eden Polonya'nın bölünmüşlüğünü hiçbir  zaman tanımadığına işaret edilmekte ve Polonya'nın, AB  anayasasında Tanrı'ya atıf yapılması için ağırlığını  koymasına rağmen Reiter'in, bunun "kesinlikle İslama karşı  bir kale" olarak görülmemesi gerektiği görüşünde olduğu  kaydedilmektedir. Yazıda, Reiter'e göre, Polonya'da Türkiye   ile ilişkilerde olumsuz unsurlar olmadığı gibi, Türklerin   AB üyeliğinin getireceği sonuçlara ilişkin bir tartışmanın  da yapılmadığı vurgulanmaktadır.

            BELÇİKA BASINI:

            De Morgen gazetesinde (25/02) "Almanya, Türkiye'yi Bir  An Önce AB Üyesi Yapmak İstiyor" başlığı altında ve Frank  Schlömer imzasıyla yayımlanan bir yorumda, şimdiye kadar  hiçbir Alman siyasetçinin, Gerhard Schröder gibi Türkiye'nin  AB üyesi olabilmesi için bu kadar açık konuşmadığı  belirtilmektedir. Alman Başbakanı'nın Ankara'da yaptığı  açıklamada, Türkiye'nin AB yolunda Almanya'nın tam desteğine güvenebileceğini söylediği belirtilen yorumda, Schröder'in,  Ankara'da üyelik görüşmelerinin bu yılın sonunda  başlayabileceğini, reformlar politikasında Türkiye'nin AB  yolunda mesafe katettiğini ve bu şekilde devam ederse kapının  açık olacağını belirttiği kaydedilmektedir. Schröder'in,  ülkenin en kutsal yeri olan Türkiye'nin kurucusu Atatürk'ün   mozolesindeki deftere, "Türk halkı AB yolunda Almanya'nın   tüm desteğine güvenebilir" diye yazdığı ifade edilen yorumda,  Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunun, diğer Avrupa ülkelerinde  olduğu gibi Almanya'da da gündemin önemli bir konusunu  oluşturduğu vurgulanmaktadır.

            De Standaard gazetesinde (25/02) "Türkiye'nin AB Üyeliği  Yılda 14 Milyar Euroya Mal Olacak" başlığı altında ve ANP  kaynaklı yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin, AB üyesi olması  durumunda, tarım sektörüne ve bölgelere verilecek yardımlarda  14 milyar euro artış olacağı belirtilmektedir. De Welt   gazetesinin, Münih'teki Osteuropa-İnstitut'nün bu konuda derin   bir araştırma yaptığını belirttiği kaydedilen haberde, bu  durumda Türkiye'nin üyeliğinin, 1 Mayıs'ta AB'ye girecek olan  10 ülkeninkinden daha fazla paraya mal olacağı vurgulanmakta  ve Türkiye'nin, çok yoksul olduğu için bu kadar mali desteğe  hakkı olduğu, bir Türk vatandaşının, bir Avrupa vatandaşından  üç kat daha az kazandığına dikkat çekilmektedir.

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (25/02) "Stoiber, Türkiye'nin AB'ye Kabulü  Konusunda Alman Halkının Daha Fazla Düşünülmesi Çağrısında  Bulundu" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Alman  sağcı lider Edmund Stoiber'in, Türkiye'nin AB'ye muhtemel  üyeliği konusunda uyarıda bulunduğu ve Türkiye'ye yönelik  yapılacak harcamaların Alman halkına harcanmasını daha  uygun bulduğunu ifade ettiği bildirilmektedir. "AB'nin  genişlemesi yılda 14 milyar euroya mal olacaktır" diyen  Stoiber'in, Almanya'nın, Avrupa bütçesinin birinci mali  destekçisi olduğunu da sözlerine eklediği belirtilen haberde,  Stoiber'in, "Almanya bunu nasıl ödeyecek. Almanya halkını da  düşünmek gerekmiyor mu? Diğer ülkelere milyarlarca euro  verilmesine izin veremem" dediği aktarılmaktadır.

            İNGİLTERE BASINI:

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (25/02)  "Brüksel Türkiye ile Görüşmelerin Başlamasına Dair Görüşünü  Yumuşattı" başlığı altında ve Judy Dempsey imzasıyla yer  alan bir haberde, diplomatların belirttiğine göre, Avrupa  Komisyonu'nun, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerini  destekleme yönünde hareket ettiği belirtilmektedir.  Türkiye'nin lehine olan bu kademeli değişimin, Komisyon'da,   BM aracılığında yürütülen Kıbrıs görüşmelerinin, diğer dokuz   ülkeyle birlikte Kıbrıs'ın AB'ye katılım tarihi olan 1 Mayıs'a   kadar bir anlaşmayla sonuçlanabileceğine dair iyimserliğinin   daha da arttığını gösterdiği ve bu aynı zamanda, Ankara'nın   reformlar ve AB'ye katılım konusundaki kararlılığına olan   güveni de yansıttığı ifade edilen haberde, bir AB yetkilisinin,  "Bir B planı yok. Görüşmelere başlanmasını engellemek imkansız"  dediği kaydedilmektedir. AB'nin, aralık ayında yapılacak olan  Brüksel zirvesinde Türkiye ile müzakerelere başlayıp  başlanmayacağına dair son kararı vereceği ve bu kararın, ekim  ayında Komisyon tarafından verilecek tavsiyeleri temel alacağı  belirtilen haberde, bu tavsiyelerin üye devletlerde sıcak  tartışmalara neden olmasının muhtemel, fakat eğer görüşmelere  devam edildiği takdirde, diplomatların belirttiğine göre,  Türkiye'nin 2015 yılında AB üye olmasının söz konusu olduğu  öne sürülmekte ve Almanya, İngiltere, İspanya ve İtalya,  Türkiye'nin üyeliğini desteklediği, Fransa'nın kararsız  kalırken, diğer ülkelerin -İskandinavya ve bu yıl üye olacak  yeni katılımcıların- din, maliyet ve insan haklarıyla ilgili  çekinceleri olduğuna işaret edilmektedir.

            Reuter'in (25/02) "Türkiye'nin AB Umutları Schröder'in  Ziyareti ile Canlandı" başlığı altında ve Gareth Jones  imzasıyla yer verdiği bir haberde, diplomatlar ve analistlere  göre, Türkiye'nin önümüzdeki yılın başında AB ile üyelik  görüşmelerine başlama umutlarının, Almanya Başbakanı Gerhard  Schröder'in ülkenin üyeliğini destekleyeceği yolundaki  mesajlarıyla birden canlandığı belirtilmektedir. Schröder'in,  Avrupa Komisyonu'nun ekim ayında Türkiye hakkında olumlu bir  rapor sunacağından ve AB liderlerinin aralık ayında uzun  süredir ertelenen görüşmeleri başlatma kararı alacaklarından  emin olduğunu ifade ettiği kaydedilen haberde, Schröder'in  lideri olduğu Sosyal Demokrat Parti'den gelen AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in de, Alman  radyosuna verdiği demeçte bu iyimserliği yansıtan bir dille,  Türkiye'nin aralık ayına dek AB tarafından öngörülen tüm  koşulları yerine getirebileceğine inandığını belirttiği ifade edilmektedir. Haberde, diplomatların ayrıca, 15'i mevcut 10'u  da mayıs ayında katılacak olan toplam 25 AB üyesinin, üyelik  görüşmelerine başlanması yönündeki kararı desteklemek zorunda  olduğu ve Birliğe katılacak olan üye adaylarından Kıbrıs'ı  birleştirme çabalarının sonuçsuz kalmasınınsa Türkiye'nin  şansını olumsuz yönde etkileyebileceği görüşünde olduğuna  işaret edilmektedir.

           

            YUNANİSTAN BASINI:

            To Vima gazetesinde (25/02) "Türkiye'nin AB Üyeliği  Almanya'da Sürtüşmelere Yol Açıyor" başlığı altında ve N.  Hilas imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Almanya Başbakanı  Gerhard Schröder'in, Türkiye'ye, AB-Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlamasına "evet" diyeceği vaadinde   bulunduğu ve Ankara'daki Türk yetkililerin de Schröder'den  böyle bir açıklama yapmasını beklediklerine işaret  edilmektedir. Schröder'in bu açıklamasının Almanya'da gerek  hükümet içinde gerekse muhalefet kanadında çelişkili  tepkilere yol açtığı ve en önemli tepkinin Sosyal Demokrat  Cumhurbaşkanı Rau'dan geldiği ve Alman Başbakan Schröder ile  Dışişleri Bakanı Ficsher'i kastederek, "Türkiye'nin AB üyeliği  konusunda diğerlerinden daha ihtiyatlıyım. Türkiye AB  koşullarını yerine getirdiğinde AB üyesi olabilecektir;  ancak işkenceye, yalnızca kağıt üzerinde kalmayacak şekilde  son vermelidir" dediği belirtilen yorumda, Rau'nun bu  açıklamasını altın fırsat gören Hristiyan Demokratların,  Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduklarını bir kez daha dile  getirdikleri ve imtiyazlı ortaklık yönündeki önerilerini  yeniden ön plana çıkardıkları ve Dış politika konularında  Hristiyan Demokrat Partisi'nin temsilcisinin, "Avrupa Türkiye  gibi büyük bir ağırlığı kaldıracak gücüne sahip değildir"  şeklinde konuştuğu kaydedilmektedir. Berlin'in, Türkiye'nin  AB üyeliğini savunanları artık hiçbir şeyin durduramayacağını  düşündüğü ve Türkiye'nin AB üyeliğini savunanlardan birinin  de Verheugen olduğu vurgulanan yorumda, Schröder'in Türkiye'nin  AB üyeliği konusundaki tavrını Alman kamuoyunun da   desteklediğinin görüldüğü ve yapılan son anket sonucuna göre,   Almanların yüzde 54'ünün, Türkiye'nin orta ya da uzun vadede   AB üyesi olmasından yanayken sadece yüzde 34'ünün karşı  olduğuna işaret edilmektedir.

            Ethnos gazetesinde (25/02) "Adalet, Hristodulos İçin  Araştırma Yapacak" başlığı altında ve Aleksandros Avlonitis  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Atina Asliye Hukuk Mahkemesi Savcılığı'nın, Başpiskopos Hristodulos'un geçtiğimiz günlerde  Türkler ve Türkiye'nin AB üyeliği aleyhinde yaptığı açıklamalar  nedeniyle araştırmalara başladığı belirtilmektedir. Yunanistan  ve uluslararası alanda tepkilere yol açan Başpiskopos'un  açıklamalarında suç teşkil edecek unsurların bulunup  bulunmadığının tespit edilmesi amacıyla ön araştırma yapılması  kararı alındığı ve ifade vermeleri için tanıklara celp  gönderildiği ifade edilen yorumda, Başpiskopos'un, yaptığı  konuşmada, Türklerin Hristiyan ailesine katılmaması gereken  barbarlar olduğunu ve onlarla birlikte yaşayamayacağımızı,  Türkiye'nin AB'ye kesinlikle girmemesi gerektiğini söylediği hatırlatılmakta ve bu açıklamaların, Yunan hükümeti içinde  sert tepkilere yol açtığı vurgulanmaktadır.

            AZERBAYCAN BASINI:

            Halk Cephesi gazetesinde (25/02) "Ankara'da 'Bıyıklı Oy'  Avı" başlığı altında ve Vügar Mesimoğlu imzasıyla yayımlanan  makalede şöyle denilmektedir: "AB Türkiye'den ek taleplerde  bulunmayacak. Yükümlülüklerin yerine getirilmesi konusunda  önemli adımlar atılması halinde Almanya, Türkiye'nin AB  üyeliğini destekleyecek. Ankara'ya rahat soluk aldıracak olan  bu ifadeler Almanya Başbakanı Schröder tarafından dile getirildi.  Schröder, 11 yıl aradan sonra Türkiye'yi ziyaret eden ilk Almanya Başbakanı'dır. Bu ziyaretin özellikleri bununla sınırlı değil.  Son dönemlerde Alman yetkililerin Türkiye'ye ziyaretleri yoğunluk  kazanmış bulunuyor. Geçtiğimiz hafta Almanya siyasi arenasında  önemli bir yer tutan üç isim Ankara'yı ziyaret etti. Alman  siyasiler Türkiye'den ne umuyorlar? Ziyaretler sırasında yapılan açıklamalar farklılık arz ediyor olsa da, Alman siyasilerin tüm  hamleleri seçimlere ayarlanmış bulunuyor. Avrupa Parlamentosu  Sosyalist grubu üyesi Ozan Ceyhun Ankara'ya yaptığı ziyaret  sırasında Alman siyasilerin Türkiye'den ne istedikleri konusuna  açıklık getirdi. Sol parti liderleriyle görüşen Ceyhun, Türk  siyasilerden, Almanya'daki 'bıyıklı oyları' sosyal demokratlara  yönlendirmelerini rica etti. Ceyhun sosyal demokratların seçimi  kazanması halinde Türkiye'nin AB üyeliği şansının  artacağını  belirtti... Almanya'da yapılacak seçimin arifesinde Ankara'nın   kapısını son olarak Almanya Başbakanı Gerhard Schröder çaldı.   Schröder, Ankara ziyaretinin seçimlerle ilişkili olduğunu    olabildiğince saklamaya çalıştı. Schröder'in partisi seçimleri  kazanabilecek güçte değil. Bu partinin son umut noktası    Almanya'daki Türklerin oylarını almaktır. Uzun zamandan bu yana Almanya'daki seçimlerin sonucunu 'bıyıklı oylar' belirliyor..."

 

 

 

          ESKI SAYILAR