ANKARA,
27/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 26 Şubat 2004
tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber
ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Frankfurter
Allgemeine Zeitung'da
(26/02) "Stoiber, Schröder'in Uzaklaştırılması İçin Çağrıda
Bulundu" başlığı altında ve "löw." rumuzuyla yayımlanan bir
yazıda, Almanya'da düzenlenen çeşitli toplantılarda, Avrupa ve
Türkiye konusunun şiddetli tartışmalara neden olduğu
belirtilmektedir. Stoiber'in, Başbakan Schröder'i, AB'nin
genişlemesi konusunda, Türkiye'ye yakın bir tarihte üyelik
müzakereleri umudu vererek, "kayıpları dikkate almayan bir hız"
yapmakla suçladığı ifade edilen yazıda, Avrupa Parlamentosu
seçimlerini, Avrupa'nın karakteri ve sınırları konusunda bir yön
belirleme kararı olarak tanımlayan Stoiber'in, yoksul ülkelerle
sürekli genişlemenin, Almanya'nın gücünü zorlayacağını
söyleyerek, alkışlar arasında "bir kere de Alman halkı
düşünülmelidir" dediği kaydedilmektedir. SPD'nin, Hıristiyan
Birlik Partileri'ni, uyguladıkları Türkiye politikasıyla halkı
kışkırtmakla suçladığı belirtilen yazıda, SPD'nin Avrupa
seçimlerinde önde gelen adaylarından Martin Schulz'un, CDU ve
CSU'nun, "Almanya'daki halk gruplarını birbirine düşürmek"
istediğini söyleyerek, Türkiye'nin üyeliğinin en erken 2014-2020
yılları arasında güncellik kazanacağını, buna rağmen Birlik
Partileri'nin bu konuyu seçim kampanyasında istismar etmek
istediklerini belirttiği ifade edilmektedir.
Die Welt gazetesinde (26/02) "Neden İçeri Almamız Gerektiği
Üzerine" başlığı altında ve İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın
Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Denis MacShane imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, ekonomik büyümede, enflasyonla
mücadelede ve istihdam yaratılmasında, özellikle de turizmde
Türkiye'nin, Avrupa'nın en başarılı ekonomileri arasında yer
aldığı, her şeyden evvel Türkiye'nin artık Atatürk'ün büyük
reformunu yeniden güncelleştirmek ve ülkeyi 21. yüzyıla taşımak
istediği ve bunun reçetesinin ise AB'ye üyelik olduğu
vurgulanmaktadır. 1970'li yıllarda İrlanda, 80'li yıllarda
İspanya ve Yunanistan, bugün Polonya ile Macaristan'ın yaptığı
gibi Türkiye'nin de, ulusal özgüvenini yeniden kazanmanın
anahtarını Avrupa'da gördüğü belirtilen yorumda, Kıbrıs
konusundaki çözüm arayışları ve bu konuda Türkiye'nin konumuna
değinilmekte ve Ankara'nın, Kıbrıs meselesini çıkmaza sokmasının
ya da Alman ve Fransız sağcıların, Tony Blair ile Gerhard
Schröder tarafından desteklenen Türkiye'nin AB girişimlerini
boşa çıkarmalarının, Atatürk'ün umutları için bir darbe ve 21.
yüzyıla kötü bir başlangıç olacağına işaret edilmektedir.
Rheinische Post gazetesinin internet sayfasında (25/02) "FDP,
Türkiye'nin AB Üyeliğinin Halk Oylamasına Sunulmasını İstiyor"
başlığı altında yer alan bir yazıda, Hıristiyan Birlik
Partileri'nin, Türkiye'ye AB'de tam üyelik verilmesine karşı
çıkarken, Schröder'in, olası üyelik müzakerelerinde Ankara'ya
destek vereceğine söz verdiği, şimdi de Hür Demokrat Partisi (FDP)
konuyla ilgili tutumunu açıklayarak, Türkiye'nin AB üyeliğinin
halk oylamasına sunulmasını istediği belirtilmektedir. FDP'nin
Avrupa seçimlerindeki en iddialı adayı Silvana Koch-Mehrin'in,
AB'nin bugüne kadarki genişlemelerinin kamuoyunun fikri
alınmadan gerçekleştirildiğini ifade ettiği, ayrıca Türkiye'nin
üyeliğinin Avrupa seçim savaşının dışında tutulmasının mümkün
olmayacağı görüşünde olduğu kaydedilen yazıda, FDP'li siyasi
Koch-Mehrin'in şu an için ne Türkiye'yi ne de AB'yi üyelik için
hazır bulduğu ifade edilmekte ve ancak Koch-Mehrin'in, CSU
Başkanı Edmund Stoiber'in Romanya ve Bulgaristan'ın planlanan
üyeliklerinin de ertelenmesi gerektiği açıklamasını eleştirerek,
"Bu iki ülkeye kesin sözler verildi. Verilen sözlerin
tutulmaması söz konusu olamaz" açıklamasında bulunduğu
aktarılmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinde (26/02) "Türkiye'nin AB Katılımı Hollanda'yı
Bölüyor" başlığı altında ve Helmut Hetzel imzasıyla yayımlanan
bir yazıda, Hollanda'da iktidarda bulunan CDA (Hıristiyan
Demokratlar) ve VVD (liberaller) partileri arasında Türkiye'nin
AB üyeliği konusunda şiddetli bir tartışma çıktığı ve üyelikten
yana olanlar ile karşı olanlar arasındaki uçurumun giderek
büyüdüğü belirtilmektedir. Geçtiğimiz günlerde kızışan
tartışmanın, Hollanda'nın 2004 yılının ikinci yarısındaki AB
başkanlığına gölge düşürebileceği, çünkü yıl sonunda, yani
Hollanda'nın AB başkanlığı döneminde Türkiye ile ne zaman giriş
müzakerelerine başlanacağı konusunda bir karar alınacağı ifade
edilen yazıda, Lahey'deki Hıristiyan Demokrat Başbakan Jan Peter
Balkenende'nin, Türkiye konusunda kabinesinin bölünmesini
engellemek için büyük çaba harcadığı ve Bakanlar Kurulu'nda ne
zaman Türkiye bahsi açılsa, kırbacını şaklatmak zorunda kalan
bir aslan terbiyecisini andırdığı, bunun sık sık söz konusu
olduğu kaydedilmektedir. Türkiye'nin üyeliğini ısrarla
savunanlardan birinin de Hıristiyan Demokrat Dışişleri Bakanı
Bernard Bot'un, AB Konseyi Başkanlığı sırasında yıl sonunda
Türkiye ile giriş müzakereleri için bir tarih belirlenmesi
konusunda ısrar ettiği, Hıristiyan-liberal kabinede Başbakan Balkenende'den
sonra gelen ikinci güçlü adam Maliye Bakanı Gerrit Zalm'ın (VVD)
ise buna kesinlikle karşı çıktığı belirtilen yazıda,
"Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanlar sürekli, Türkiye'nin bir
İslam ülkesi olduğu ve AB gibi bir Hıristiyan Batı kültür ve
değerler birliği içinde yeri olmadığı gerçeğine dikkat
çekiyorlar. Ancak tanınmış liberal parlamenter ve dış politika
sözcüsü Hans van Baalen bunu bir argüman olarak kabul etmiyor.
Van Baalen, 'AB'nin Türkiye'ye üyelik konusunda gösterdiği
şartlar belli. Ülkenin demokratik bir hukuk devleti olması
gerekiyor' diyor ve dinin karar vermek için bir kriter
olmadığını belirtiyor. Van Baalen, Türkiye'nin demokrasi ve
hukukun üstünlüğü konularında, oldukça ilerleme kaydetmesine
rağmen hala büyük eksiklikleri olduğu görüşünde. Ankara'daki
ordunun hala politika üzerinde büyük nüfuzu olduğuna ve azınlık
haklarına hala yeteri kadar saygı duyulmadığına değinen Van
Baalen, ayrıca yargının da Türkiye'nin her yanında tamamen
bağımsız olmadığının altını çiziyor" denilmektedir.
BELÇİKA BASINI:
La Libre Belgique
gazetesinde (26/02) "Türkiye'nin AB Üyeliği Almanya'da
Siyasetçileri Bölüyor" başlığı altında ve Marcel Linden
imzasıyla yayımlanan bir haberde şöyle denilmektedir: "Türkiye,
AB üyesi olabilir mi? Hafta başında Ankara'ya ilk resmi
ziyaretini gerçekleştiren Başbakan Gerhard Schröder, 'Evet'
dedi. Ondan bir hafta önce de Türk başkentini ziyaret eden ana
muhalefet partisi CDU başkanı Angela Merkel 'Hayır' demişti.
Başbakan Tayyip Erdoğan'a 'imtiyazlı ortaklık' önermiş ancak
çabaları boşa çıkmıştı. İki siyasal liderin zıt açıklamaları,
Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyenler ile karşı çıkanların
siyasal çizgilere uymadığını gösteren bir tartışmayı ortaya
çıkarıyor. Çok sayıda Alman'ın, 2,5 milyon Türk göçmenin Alman
toplumuna yeterince uyum sağlayamadıklarını eleştirmesi
dolayısıyla sorun daha da önem kazanıyor... Başbakan Schröder
Ankara'da, Türk Hükümeti'nin gerçekleştirdiği ilerlemeleri olumlu
değerlendirerek, Avrupa Komisyonu'nun yıl sonunda üyelik
görüşmelerine başlanması için yeşil ışık yakması konusunda
'büyük şans' olduğu güvencesi verdi. Alman Başbakan, Avrupa
Birliği'nden Türkiye'ye karşı 'dürüst' olmasını istedi. Türk
meslektaşı ise, Brüksel'den Türkiye konusunda 'fair play'
sergilemesini istedi. Başbakan'dan sekiz gün önce kabul edilen Angela
Merkel, Türkiye'yi destekleyen ancak kapı arkasında Türkiye
aleyhinde konuşan Avrupalı yetkililerden çekinmeleri gerektiğini
söylediğinde, Türk muhataplarının kafasını karıştırmıştı.
Kırmızı-Yeşil koalisyonunun yanıtı acı oldu. Schröder, CDU-CSU
muhalefetini popülizm yapmak ve siyasal ortamı kirletmekle
suçlarken Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Angela Merkel'i 'bir
porselen mağazasında hareket eden zırhlı bir gergedana' benzetme
kibarlığını gösterdi. Cumhurbaşkanı Johannes Rau, sosyal
demokrat olmasına rağmen, daha ölçülü olunması çağrısında
bulunduğunda, Berlin hükümeti şaşırdı. Cumhurbaşkanı,
Türkiye'nin, dini özgürlükleri garanti altına alan ve işkenceyi
yasaklayan yasaları benimsemesinin yeterli olmadığını, bunların
uygulamaya geçirilmesi gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı, 'bu,
yıllar alabilir' diyerek, 'Türkiye'nin üyeliği konusunda daha
kötümser olduğunu' belirtti."
FRANSA BASINI:
Le Monde
gazetesinde (25/02) "Almanya Başbakanı, Türkiye'nin Adaylığına
Verdiği Desteği Yineliyor" başlığı altında ve Nicole Pope
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Ankara'ya resmi bir ziyarette
bulunan Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in, Kopenhag
Kriterleri'ne uyum sağlandığı ölçüde, Türkiye'nin AB üyeliğine
destek vermeye söz vererek, Türkiye'deki olumlu havayı
güçlendirdiği belirtilmektedir. Schröder'in, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşme sonrasında, "Reform süreci
iyi bir yolda. Türkiye herhalükarda Almanya'nın desteğine
güvenebilir. Verheugen görüşümüzü sorarsa biz de bildiririz ve
bunun da olumlu olacağı kesin." dediği belirtilen yazıda, Alman
Hükümeti'nin, 11 yıl önce Hıristiyan-Demokrat Helmut Kohl'ün
gerçekleştirdiği ziyaretten sonraki bu ilk Türkiye ziyareti ile,
Türkiye'nin adaylığını açıkça desteklediğini teyit etmiş
olduğuna işaret edilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini
gazetesinde (26/02) "Komisyon, Türkiye'nin Üyeliği Konusunda
İyimser" başlığı altında yayımlanan bir yorumda, Almanya
Başbakanı Gerhard Schröder'in Türkiye'nin AB yönelimine verdiği
büyük desteğin ardından, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Günther Verheugen'in de, AB ile Türkiye arasında üyelik
müzakerelerinin bu yıl sonunda ya da gelecek yılın başlarında
başlamasının olası olduğu açıklamasında bulunduğu
belirtilmektedir. Alman Sosyal Demokrat Partisi'nden olan
Verheugen'in, bir Alman radyosuna verdiği demeçte, "Türkiye'nin,
AB kriterlerini ne ölçüde yerine getirdiğini gösteren raporu yıl
sonuna kadar hazırlama görevini üstlendim. Olumlu olma ihtimali
olmasaydı, benden böyle bir rapor istemeyeceklerdi" dediği
belirtilen yorumda, Schröder'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
ile görüşmesi sırasında yaptığı olumlu açıklamalar hakkında
neler düşündüğü yolundaki bir soruya Verheugen'in, "Herkes,
Türkiye'nin AB kriterlerini yerine getirebileceğine inanıyor"
cevabını verdiği kaydedilmektedir. RTL televizyon kanalı ve tern
adlı dergi adına yapılan bir anketin sonucuna göre, Almanların
yüzde 57'si Türkiye konusunda Hıristiyan Demokratlar'ın görüşünü
paylaştığı ve Türkiye'nin AB üyeliğine olumsuz baktığı ifade
edilen yorumda, ankete göre, Almanların sadece yüzde 38'inin
Türkiye'nin AB üyeliğinden yana olduğu vurgulanmaktadır.