ANKARA, 01/03(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 27-29 Şubat 2004 tarihleri
arasında yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
Miami Herald
gazetesinin internet sayfasında (26/02) "Türkiye, Orta Doğu'da
Bir Çözüm Yolu Olabilir" başlığı altında yer alan bir makalede,
Amerika, Irak'ın "Orta Doğu için çok önemli" olduğunu
düşünüyorsa bile, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin de bölge üzerinde
eşit oranda etkili olabileceği belirtilmektedir. Demokrasi ile
İslamın nasıl birarada var olabileceğine ilişkin bir örnek
teşkil edebileceği vurgulanan makalede, Türk liderlerin, AB'ye
üyelik şanslarını artırmak için demokratik reformları
uygulamaya koyma çabasında olduğu ve Türkiye'nin, Birliğe üye
olabilmek için bazı kriterleri karşılaması ve insan hakları
sicilini düzeltmesi gerektiği kaydedilmektedir. Laik ve yüzü
batıya dönük bir Müslüman ülke olarak Türkiye'nin, hem İslama ve
hem de demokrasiye önem verdiği, Batı'da Yunanistan ve
Bulgaristan, Doğu'da Suriye, Irak ve İran gibi Müslüman ülkelere
komşu olan ülkenin, Avrupa ve Orta Doğu arasında ticari, siyasi
ve kültürel açıdan bir köprü oluşturabileceği ifade edilen
makalede, Amerikalı diplomatların, Türkiye'nin AB'ye üye
olabilmek için siyasi ve ekonomik reformlara devam etmesi
umudunda olduklarına işaret edilmektedir. Türkiye'nin, Avrupa'da
üyeliğine şüpheyle bakanların gözünde insan hakları yasalarını
inandırıcı kılması ve AB'nin Türkiye'nin üyeliğine olumlu
bakabilmesi için insan haklarına aykırı uygulamaların kalkması
gerektiği belirtilen makalede, kültürel ve coğrafi olarak
Türkiye'nin, Batı ile Orta Doğu'nun Müslüman ülkeleri arasında
bir köprü oluşturduğu, Türkiye'nin Avrupa'ya kabul edilmesinin,
barışçı bağları güçlendirip yoksul ve siyasi açıdan bastırılmış
Müslüman ülkeleri modern yaşam ve demokrasiyle tanıştırmaya
yardımcı olabileceği kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Kieler Nachrichten
gazetesinin internet sayfasında (28/02) "Aşağı Saksonya Eyaleti
Başbakanı Christian Wulff'a Göre, Türkiye'nin Hızlı Bir Şekilde
AB Üyesi Olması Birliğin Kapasitesini Aşacak" başlığı altında
yer alan DPA kaynaklı bir haberde, Aşağı Saksonya Eyaleti
Başbakanı Christian Wulff'a göre, Türkiye'nin hızlı bir şekilde
AB üyesi olmasının, Birliğin kapasitesini aşacağı ve beklemeyi
önererek Türkiye ile imtiyazlı bir ortaklığı savunduğu
belirtilmektedir. CDU lideri Angela Merkel ve başka CDU'lu
politikacıların da Wulff gibi düşündükleri ifade edilen haberde,
Başbakan Gerhard Schröder'in ise geçen hafta yaptığı Türkiye
gezisinde, Avrupa Birliği'ne üyeliği konusunda Türk Hükümeti'ni
destekleyeceğini belirttiği hatırlatılmaktadır.
Kölner Stadt Anzeiger gazetesinin internet sayfasında
(28/02) "İspanya, Türkiye'yi Destekiyor" başlığı altında ve Ralph
Schulze imzasıyla yer alan bir yazıda, Alman CDU lideri Angela
Merkel'in, Türkiye'nin AB üyeliği hakkında sergilediği olumsuz
tavrını, İspanya'da sekiz yıldır iktidarda olan muhafazakarların
onaylamadığı belirtilmektedir. İspanya Başbakanı Jose Maria
Aznar hükümetinin, Türkiye üyelik müzakerelerinin başlatılmasını
desteklediği ifade edilen yazıda, Türkiye'nin de, diğer AB
adayları gibi, AB üyelik koşullarını yerine getirmesi gerektiği
kaydedilmektedir. Avrupa Parlamentosu'ndaki İspanyol
muhafazakarların sözcüsü Gerardo Galeote'un, "Kopenhag
Kriterleri'ni yerine getirdiğinde Türkiye'nin de AB üyesi olmaya
hak kazanacağını" söylediği belirtilmektedir. İspanya'nın
muhafazakarlarının, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni yerine
getirmesiyle, AB kapılarının artık açılması gerektiğini,
çoğunluğu Müslüman olan bu ülkeye daha fazla koşul öne sürmenin
bir nedeni olmadığını da belirttikleri vurgulanan yazıda,
Türkiye'nin, ekonomik alanda İspanya için önemli bir ülke
olduğuna işaret edilmektedir.
Der Tagesspiegel gazetesinde (27/02) "Verheugen, Stoiber'i
Yalancılıkla Suçluyor" başlığı altında yayımlanan bir haberde,
Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki tartışmanın, AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen ve CSU yönetimi arasında
karşılıklı atışmalara neden olduğu belirtilmekte ve bunun
sebebinin, CSU Başkanı Stoiber'in, Türkiye'nin üyeliğinin 14
milyar euroya malolacağını söylemesi olduğu kaydedilmektedir.
Verheugen'in bunun üzerine, ARD televizyonuna, "Bunu Almanya'nın
ödemek zorunda kalacağı izlenimini uyandırmak tam anlamıyla
yalan söylemektir." dediği kaydedilen haberde, Stoiber'i
eleştirerek, kimsenin üyeliğin tam maliyetini bilmediğini
söyleyen SPD'li politikacının, genişlemenin bütün üye ülkeler
ve üye olacak ülke tarafından ödeneceğini vurguladığı ifade
edilmektedir.
Die Tageszeitung'da (27/02) "Wulf Schönbohm: AB, Türkiye ile
Bir Küresel Oyuncu Olacak" başlığı altında ve Jürgen Gottschlich
imzasıyla Ankara'daki Konrad-Adenauer Vakfı'nın Başkanı Wulf
Schönbohm ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Schönbohm, son yedi yıl içinde Türkiye'deydiniz. Ülkenin
AB'ye yakınlaşmasıyla ilgili tartışmaları birebir yaşadınız.
Bugün sizce, 1993 yılında kararlaştırılan Kopenhag Kriterleri'nin
yerine getirilmesindeki en büyük eksikler nelerdir?
SCHÖNBOHM: En önemli değişiklikler yapılmış ve Kopenhag'da
formüle edilen siyasi ve ekonomik önkoşullar büyük ölçüde yerine
getirilmiştir. Şu an iktidardaki hükümet, -AB'nin, Helsinki
zirvesinde Türkiye'ye üye adaylığı statüsü verdiği- 1999'dan
beri gerçekleştirilen değişikliklere yapıcı bir reform hızı
kazandırmıştır. Hatta hükümet, kimsenin olası görmediği şeyi,
yani ordunun yetkisini kısıtlamayı ve siyasi günlük yaşamdan
geri çekilmesini sağlamayı başarmıştır. Öncelikli olarak iç
siyasi rakiplere karşı kullanılan psikolojik savaş birimi
dağıtılmıştır. Şu an hala eksik olan şey, sistemde ve hükümetin
çok sayıda kararını hala -Kürtçe dil kursunda görüldüğü gibi-
etkisiz hale getirmeye çalışan bürokraside köklü bir mentalite
değişikliğidir; bunu görüyoruz.
SORU: AB Komisyonu raporunu bizzat sizin yazmanız gerekseydi,
katılım müzakerelerinin başlatılmasını tavsiye eder miydiniz?
SCHÖNBOHM: Kesinlikle evet. Eğer AB kendi kriterlerini ve
kararlarını ciddiye alıyorsa, yıl sonunda Türkiye ile katılım
müzakerelerini başlatmak zorundadır. Müzakerelerin uzun
süreceği ise daha şimdiden bilinmektedir. Bir taraftan, Türkiye
önce reformlarının ülkenin her yerinde benimsenmesini sağlamak
zorundadır. Yaşam standardının, diğer AB ülkeleri ile
arasındaki uçurum fazla derin olmayacak kadar artması
gerekmektedir. Diğer yandan AB'nin de yeni üyeleri hazmedecek
zamana ihtiyacı vardır.
SORU: Parti arkadaşınız olan Baden Württemberg Eyaleti Eğitim
Bakanı Schwan kısa bir süre önce verdiği bir mülakatta, 'Dünyada
Kopenhag kriterlerini yerine getiren çok sayıda devlet olduğunu,
ancak AB'nin bunlarla üyelik için pazarlık etmeyi aklından bile
geçirmediğini' söyledi.
SCHÖNBOHM: Bu tabii ki çok saçma bir gerekçe. AB ile Türkiye
arasında sağlam anlaşmalar var, ki bunları CDU bile
feshedemez.
SORU: Buna rağmen... Eğer Türkiye'yi alırsa, bunun AB'ye ne
faydası olacak?
SCHÖNBOHM: Bu soru Polonya ve Baltık devletleri söz konusu
olduğunda acaba neden sorulmadı. Hukuk devleti ve ekonomik
gelişmeler konusunda Türkiye'nin çok daha gerisinde
topallamalarına rağmen, acaba neden Bulgaristan ve Romanya'ya
öncelik verilmek isteniyor? Türkiye'nin üyeliğine karşı öne
sürülen gerekçelerin çoğunu oldukça tek taraflı buluyorum. AB,
Türkiye ile yeni bir boyut kazanarak, bir küresel oyuncu
(global player) olacak. Üye olarak alınması, en başta İslam
dünyasına olmak üzere, dünya siyasetine yönelik bir sinyal
olacaktır. AB'nin bir İslam ülkesini üye olarak alması ve
böylece, Batılı demokrasi ile çoğunluğu Müslüman olan bir
halkın birbirlerini dışlamadıklarını göstermeleri, tam da şu
aşamada çok önemli bir sinyaldir."
AVUSTURYA BASINI:
Der Kurier
gazetesinin internet sayfasında (27/02) "Stoiber Schröder'in
İstifasını İstedi" başlığı altında APA çıkışlı yer alan bir
yazıda, CSU lideri Edmund Stoiber'in, Kırmızı-Yeşil hükümeti
başarısızlıkla suçladığı ve istifa etmelerini istediği
belirtilmektedir. Reform politikasının başarısız olduğunu
belirterek, Almanya'nın II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu
yana en ağır ekonomik krizi yaşadığını savunan Stoiber'in, 8.000
CSU taraftarının alkışları arasında partisinin Türkiye üyeliğine
hayır dediğini yinelediği ifade edilen yazıda, Stoiber'in iki
saat süren konuşmasında Türkiye'nin AB üyeliğini ısrarla
reddettiği ve Birliğin keyfi olarak yoksul ülkeleri içine
alarak genişleyemeyeceğini dile getirdiği kaydedilmektedir. SPD
Avrupa milletvekili adayı Martin Schulz'un, Birlik Partileri'ni
yabancı düşmanlığını körüklemekle suçladığı belirtilen yazıda,
Schulz'un, CDU ve CSU'nun Türkiye konusunu seçim malzemesi
yaparak Almanya'daki halk kesimlerini karşı karşıya getirdiğini
söyleyerek, Türkiye'nin AB üyeliğinin güncel bir konu olmadığını
vurguladığı ifade edilmekte ve bunun 2014-2020 yıllarını
kapsayan bir proje olduğunu dile getirerek, Birlik Partileri'nin
popülizm yaptığını sözlerine eklediğine dikkat çekilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times
gazetesinin internet sayfasında (27/02) "ABD Türkiye'nin İnsan
Hakları Sicilini Eleştirdi" başlığı altında ve Vincent Boland
imzasıyla yer alan bir haberde, Türkiye'nin insan hakları
sicilinin, ülkenin AB'ye üyelik girişimi çerçevesinde
parlamentodan geçirdiği kapsamlı reformlara rağmen, ABD'nin
şiddetli eleştirilerine maruz kaldığı belirtilmektedir. Yıllık
insan hakları raporunda ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ülkede
"güvenlik güçleri eliyle işkence, dayak ve diğer istismarların
2003'te yaygın bir şekilde sürdüğünü" bildirdiği, söz konusu
olayların sayısında azalma görülse de, keyfi gözaltılar ve
tutuklamaların sürdüğü ve faillerin mahkumiyet almamalarının,
cezadan muafiyet havasını beslemeye devam ettiği ifade edilen
haberde, Türkiye'nin insan hakları sicilinin, ülkenin AB üyelik
müzakereleri için başlangıç tarihi alma çabasından ötürü bu yıl
spot altında oldu belirtilmekte ve Dışişleri Bakanlığı'nın,
hükümetin, AB'ye katılım çerçevesinde yoğun reformlar yaptığını
kabul ettiği ve insan hakları gözlemcilerinin, ülkenin sicilinin
düzelme yolunda olduğunu söyledikleri kaydedilmektedir. İnsan
Hakları İzleme Örgütü'nden araştırmacı Jonathan Sugden'in, "Son
18 ayda kararlı bir gelişme kaydedildi ve etkin bir reform
süreci yürütüldüğüne ikna olduk." dediği belirtilen haberde,
Sugden'in, "Bunun, Türkiye'nin AB yılı olduğu düşünülürse,
hükümet insan haklarına eğilmekte daha ivedi davranmalıdır. Bu,
aralık ayında olumlu sonuç almanın en iyi teminatı olacaktır."
dediği aktarılmaktadır.
Financial Times gazetesinde (27/02) "Avrupa'nın Türkiye'yi
Dışarıda, Soğukta Bırakması Delilik Olur" başlığı altında ve
Philip Stephens imzasıyla yayımlanan makalede, Kıbrıs'ta çözüm
arayışları ele alınmaktadır. Kıbrıs'ta çözümün, Yunanistan ile
Türkiye arasında daha iyi bir ilişki kurulmasından tutun da, ada
vatandaşları için daha parlak bir geleceğe dek pekçok sonucu
olacağı belirtilen makalede, varılacak bir anlaşmanın,
Avrupa'nın 1989 yılında Sovyetler Birliği'nin çökmesinden bu
yana karşı karşıya kaldığı en önemli stratejik mücadeleye nokta
koyacağı ifade edilmektedir. Makalede şöyle denilmektedir: "AB
liderleri beş yıl önce, Türkiye'ye görüşmelerde bulunma önerisi
getirdi. Avrupa, özgürlük ve demokrasi alanlarında gerekli
standartları yerine getiren ve Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü aşmaya
yardımcı olan bir Türkiye'yi kendi bünyesine kabul edecekti.
Karar zamanı 20 Aralık yaklaşırken Ankara hükümeti, verdiği
sözleri tutmuş bekliyor. AB de taahhütlerini yerine getirmek
durumunda. Türkiye'nin Avrupa kulübüne katılma konusundaki
ciddiyeti ile ilgili herhangi bir şüphe kaldıysa, bu şüpheler,
Lefkoşa'da süren görüşmelerle ortadan kalkmıştır. Kıbrıslı
Türkler, Ankara'nın baskısı altında inatçı Rauf Denktaş'ı daha
önce çözüme yönelik çabaları engellemekte kullandığı vetodan
mahrum eden bir çerçeve plan üzerinde anlaştılar... Girişimin
başarısızlığa uğrama ihtimali halen mevcut, bunun nedeni sadece
Kıbrıslı Rumların uzun süredir kendi şüphelerini Denktaş'ın
uzlaşmaz tavrının arkasında gizlemeleri olmayabilir. Bu sefer
Rum kesimi anlaşmanın önünde bir engel olarak ortaya çıkabilir.
Ancak böyle bir sonuç çıkması halinde, AB'nin Türkiye'yi
cezalandırması pek de kolay değil... Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan alelacele bir AB üyeliği istemiyor, sadece
katılım müzakerelerine -belki de on yıl alabilecek olan-
başlamak için bir tarih istiyor. Bu çabaların batıda takdir
toplaması memnuniyet verici. Yine de Avrupa'da Erdoğan'ın
reformlarının başarıya ulaşmasından endişe duyanlar var.
Türkiye'nin başvurusu, Birliğin kimliği ve amacının yeniden
önemli ölçüde sorgulanmasını gerektiriyor. Mevcut durum
elverişli değil zira her olasılığı bir risk olarak gören
Avrupalı liderler bu yaz, Birliğin 25 üyeden oluşacak şekilde
genişlemesini beklerken, AB'nin coğrafi genişlemesi liderlik
arzularına su katıyor. Türkiye'nin katılım arzusu, AB'nin
sınırlarının ötesinde demokrasiyi geliştirme ve istikrarı
sağlama başarısını en güzel şekilde kanıtlamasını
sağlayacaktır. Ancak bu katılım isteği bir tehdit olarak
algılanıyor... Stratejik hesaplar ve fırsatçılık, Almanya
Başbakanı Gerhard Schröder'i, Türkiye'nin AB ile nihai
müzakerelere başlaması konusunda daha sıkı bir destek vermesi
yönünde ikna etti. Schröder, Berlin'in Avrupa Komisyonu'nun
tavsiyesine ağırlığını koyacağını söyledi... Avrupalı
diplomatlar, Türkiye'nin üyeliğine karşı muhalefetin artmaya
başladığını tespit ettiler. Ankara'nın katılımıyla ilgili
fikrini değiştirenler arasında Almanya Dışişleri Bakanı Joschka
Fischer de bulunuyor. Bir zamanlar Türkiye'nin AB'ye katılımına
yoğun bir şekilde karşı çıkan Fischer şimdi, Türkiye'nin
stratejik durumunun göz ardı edilemeyeceğini söylüyor. Haklı.
AB'ye katılacak demokratik bir Türkiye pahalıya mal olacak.
Türkiye aynı zamanda hem bir İslam ve laik devlet yapısına
sahip hem de dünyanın en sorunlu bölgelerinden birinin
-Kafkaslar, Orta Asya ve Orta Doğu- kavşağında bulunuyor.
Türkiye, Avrupa için tehlikeli istikrarsızlığa karşı tampon
bölge yaratırken, İslam ülkeleri için de demokratik bir model
oluşturuyor. Erdoğan'ın reformist hükümetini küçük görmek,
Türkiye'yi, Avrupa'nın Orta Doğu'da yayılmasını istediği
özgürlük ve demokrasi yolundan geri dönmesine yol açacaktır. Bu
durum, Avrupa'nın misyonunu, İslamcı kalabalığı geride bırakmak
amacıyla inşa ettiği Hıristiyan kalesi ile özdeş hale
getirecektir. Türkiye'ye modern Avrupa yolunda üyelik haritası
vermenin riskli olduğu doğrudur. Ancak asma köprünün
kaldırılmasının riski çok daha büyük olacaktır."
YUNANİSTAN BASINI:
Makedonya Haber
Ajansı'nın (MPE)
internet sayfasında (26/02) "Siyasi Liderlerin Dış Politika ve
Ulusal Konularda Görüşleri" başlığı altında yer alan bir
haberde, Yunanistan'daki siyasi parti liderlerinin katıldıkları
televizyon tartışma programının "Dış Politika ve Milli Konular"
bölümünün temel konusunu, Kıbrıs sorunu oluşturduğu
belirtilmektedir. Tartışma programında, Trakya'daki Türk
azınlığı, Türk-Yunan ilişkileri ve Türkiye'nin AB üyeliğinin
ele alındığı belirtilen haberde, büyük milli meselelerin parti
çatışmaları dışında kalmasının ülke yararına olacağının altını
çizen Yeni Demokrasi Partisi lideri Karamanlis'in, "Geri kalmış
maceracı arayışlarına rağmen PASOK'un da Yunan-Türk
ilişkilerinin normalleşmesi çabalarını ve Türkiye'nin Avrupa'ya
yönelimini kabul etmesi"nin Yeni Demokrasi'nin başarısı olduğunu
belirttiği, son olarak Türkiye Başbakanı Erdoğan ile çok iyi
şahsi ilişkiler kurduğunu ve geçen yıllara oranla bugünkü Türk
Hükümeti'nin iyi bir fırsat penceresi sunduğuna inandığını
söylediği kaydedilmektedir. Yunanistan Komünist Partisi (KKE)
Genel Sekreteri Aleka Papariga'ya neden Kıbrıs'ın AB üyeliği
aleyhine oy verdikleri sorulduğunda Papariga'nın,
"Yunanistan'ın Avrupa Ekonomik Topluluğu'na katılmasına ve
AB'nin genişlemesine hangi sebeplerden dolayı 'hayır' oyu
verdiysek, aynı sebepler Kıbrıs için de geçerlidir." dediği
ifade edilen haberde, AB'nin halk karşıtı bir ülkeler ittifakı
olduğunu ifade eden Papariga'nın, AB genişleme koşullarının,
Yunanistan'ın AB'ye girdiği o zamanki koşullardan daha kötü
olduğunu, bundan dolayı Yunan halkı için istemedikleri bir şeyi
diğer halklar için de isteyemeyeceklerini belirttiği ifade
edilmektedir.
Panorama dergisinde (04/03) "Papandreu Konuşuyor: Duvarları
Yıkalım!" başlığı altında ve Bruno Crimi imzasıyla PASOK'un
Başbakan adayı Yorgo Papandreu ile yapılan bir mülakata yer
verilmektedir. Uluslararası konular ve Türkiye'nin AB üyeliğinin
ele alındığı mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: '70 milyon Müslümanın yaşadığı büyük bir İslam ülkesinin
AB üyesi olabileceği' fikri, Avrupa'da bir çoklarını
korkutuyor. Yarın AB'nin Suriye ve Irak ile sınırdaş olabileceği
de...
PAPANDREU: Ancak burada gözönünde tutulacak başka şeyler de var:
Türkiye'nin AB'ye katılmak için tam manasıyla demokratik bir
ülke olması; dolayısıyla insan haklarına ve azınlık haklarına
saygı göstermesi, ekonomisini düzeltmesi ve üzerinde askerlerin
gölgesinin bulunduğu bir yapı yerine, laik ve sivil bir yönetim
tarafından idare edilmesi gerekiyor. Tüm bunlar, bütün İslam
dünyası için olağanüstü bir örnek olmaz mıydı?
SORU: Peki bu siyaset hangi Avrupalı müttefiklerin çıkarına?
PAPANDREU: Büyük bir kısmının... Ancak Akdeniz'deki pozisyonu
açısından özellikle de İtalya'nın daha büyük çıkarları olduğunu
düşünüyorum. Türkiye'nin AB'ye katılması, Kafkasya ve Orta
Asya'ya kadar zengin pazarların açılması anlamına gelebilir. Bu
siyasete başka başka teşebbüsler de eşlik etmelidir."