ANKARA, 03/03(BYE)---
Yabancı
basın-yayın organlarında 02 Mart 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Times gazetesinin internet sayfasında (02/03)
Embassy Row köşesinde "Kıbrıs Bahsi" başlığı altında ve James
Morrison imzasıyla yayımlanan makalede, Türkiye'nin önde gelen
dış politika uzmanlarından Can Paker'in Kıbrıslı Türklerin ve
Türk seçmenlerin, Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi için BM'nin
öne sürdüğü plan konusunda önümüzdeki ay yapılacak referandumda
"evet" demesi olasılığını yüzde 80 olarak belirlediği,
Washington'daki German Marshall Fund'da verdiği brifingde "Bu,
Kıbrıs için tarihi bir dönüm noktası" dediği aktarılmaktadır.
Makalede, Paker'in Türkiye'nin, AB'ye katılma hedefini
gerçekleştirmeye çalıştığını ve öncelikli olarak Kıbrıs sorununu
çözmesi gerektiğini bildiğini söylediği de kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Handelsblatt gazetesinin internet sayfasında (02/03) "AB
Devletlerinin Çoğu Türkiye İle Üyelik Müzakerelerine
Başlanmasından Yana" başlığı altında yayımlanan yazıda, AB'ye
üye devletlerin ve aday ülkelerin büyük bir çoğunluğunun
Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasından yana oldukları
belirtilmektedir. AB çevrelerinden alınan bilgilere göre, üyelik
konusundaki en büyük soru işaretinin Fransa'da mevcut olduğu,
burada da siyasi görüşlerin, tıpkı Almanya'da olduğu gibi ikiye
bölündüğü ifade edilen yazıda, Hollanda'dan da gözardı
edilmeyecek eleştiriler geldiği bildirilmektedir. Yazıda, Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın ülkenin gerekli üyelik
kriterlerini yerine getirmesi durumunda Türkiye'nin AB üyeliğini
olumlu karşılayan Federal Almanya Hükümeti'nin rotasını
desteklediği, Berlin'in hükümet çevrelerinden ise Fransa'nın
adı zikredilmeden "Çok büyük bir sorunumuz var." açıklaması
yapıldığı, birçok Fransız siyasinin -Chirac'ın kendi partisi UMP
bile- olası AB üyeliğine endişeli yaklaştığı ifade edilmektedir.
AB milletvekili Alain Lamassoure'un (UMP) partinin çoğunluğunun
Türkiye'nin AB'ye dahil olmasına karşı çıktığını ifade ederek,
"Türkiye Avrupalı değil." açıklamasında bulunduğu belirtilen
yazıda, ülkenin üyeliğini eleştirenler ve onaylayanların her ne
olursa olsun Ankara'nın reform gayretlerine övgüler yağdırdığı
vurgulanmaktadır. Ancak, AB milletvekili Arie M. Oostlander'in
bunları görmezden gelerek bir Türkiye raporu taslağında ülkenin
eksikliklerini maddeler halinde sıraladığı; ülkede halen devam
eden işkenceye ve insanlara uygulanan kötü muameleye dikkat
çektiği, insan hakları gruplarının çalışmalarının engellenmesini
yargıladığı, ayrıca da demokratikleşme ve hukuk anlayışının
benimsenmesi konusunda daha çok eksiğin olduğunu belirttiği
kaydedilmektedir.
Die Welt gazetesinde (02/03) "Üstesinden Gelinmesi Çok Zor"
başlığı altında ve Andreas Middel imzasıyla yayımlanan yazıda,
Alman Ekonomi Bakanlığı'nın talebiyle Münih'teki Doğu Avrupa
Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmada "Türkiye, AB
üyeliği için hazır değil." sonucuna varıldığı, uzmanların
özellikle Türkiye'nin sonbahara kadar üyelik kriterlerindeki
noksanlıkları giderebileceğinden şüphe duydukları
belirtilmektedir. Münih'te yapılan bu detaylı araştırmanın,
Türkiye'nin AB üyeliğini ekonomik açıdan ele alan ilk araştırma
olduğu belirtilen yazıda, araştırmada Türkiye ile müzakerelerin
başlatılıp başlatılmaması kararında dış ve güvenlik politikasına
ilişkin gerekçelerin belirleyici olacağının da belirtildiği
aktarılmaktadır.
Die Welt gazetesinin (02/03) "Avrupa'da Kapalı Klüpler
Olmamalıdır" başlığı altında ve Katja Ridderbusch imzasıyla
yayımlanan, Yeşiller Avrupa Milletvekili Daniel Cohn-Bendit ile
yapılan mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şöyle
denilmektedir:
"SORU: Gerhard Schröder kısa bir süre önce Türkiye'ye
gerçekleştirdiği ziyaretinde AB üyeliği için umut verdi.
Avrupa'nın başka yerlerinde de olduğu gibi, Almanya'daki
muhalefet içinde de bu konuda kuşkular mevcut. Türkiye ile ne
yapılabilir?
COHN-BENDİT: Burada söz konusu olan, Türkiye'nin alınması değil,
müzakerelerdir. Müzakerelerin başlatılması demek; çerçeve
koşulları oluşturmak demektir ki bu da en az 10 yıl sürecektir.
Kararlaştırılan reformlar gerçekleştirilmek zorundadır. Bu ise
uzun zaman alacaktır. Şu anda Türkiye'de hüküm süren sosyal ve
ekonomik farklılıklarla bu ülke Avrupa'ya entegre edilemez.
SORU: Fakat, müzakereler bir kere başlatıldığında, üyeliğe giden
tren de artık durdurulamayacaktır...
COHN-BENDİT: Bu tam olarak böyle değil ve tam da bunu Türkiye'ye
açıkça anlatmamız gerekecek: Müzakerelerin başlaması,
otomatikman geriye dönüş yolunun kalmadığı anlamına gelmiyor. Bu
inandırıcı bir şekilde aktarılabilirse, müzakerelerin
başlatılmasına kimse itiraz edemez.
SORU: Avrupa, 10 yıl içinde bile olsa, hem mali hem de toplumsal
açıdan Türkiye'yi alabilecek durumda mı?
COHN-BENDİT: Mali açıdan: Evet. Zira Türk ekonomisinin
dinamizmi, Avrupa'nın finanse edilmesine fazlasıyla katkıda
bulunacak kadar büyük. Türk ekonomisinin verimlilik
potansiyeli, şimdi üye olacak 10 ülkenin toplamından daha
fazla. Toplumsal açıdan ise, Türkiye'deki değişikliklere bağlı
olacak. Ben Türkiye'nin bir şansı olduğunu düşünüyorum, ama emin
değilim."
AVUSTURYA BASINI:
Kurier gazetesinde (02/03) "Türkiye İçin Olgunluk Sınavı"
başlığı altında ve Christoph Kotanko imzasıyla yayımlanan
yorumda şöyle denilmektedir: "AB Komisyonu birkaç aya kadar bu
konuda bir görüş bildirecek, ama Türkiye ile giriş
müzakerelerine yakında başlama tartışması çoktan Avrupa'yı sardı
bile. Geçen hafta sonunda bu konuda yapılan üç beyan dikkat
çekti: Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, önceleri
Türkiye'nin başvurusu konusunda 'oldukça tereddütlü' olduğunu,
ancak 11 Eylül 2001'deki saldırıların ardından bu düşüncesini
değiştirdiğini ve Avrupa standartlarına uyması halinde
Türkiye'nin AB için stratejik açıdan 'büyük önem taşıyacağı'
görüşünde olduğunu belirtti. Münih'teki Doğu Avrupa Enstitüsü
ise, Türkiye'nin müzakerelere başlayacak olgunlukta olduğundan
şüphe ediyor... AB ile Türkiye'nin birbirine yakınlaşmasından
yana, siyasi, stratejik ve ekonomik nedenler var. Katılım ümidi,
İslamcı ülkedeki reform sürecini hızlandırdı. Ama bunun Avrupa
olgunluğuna erişmek için yeterli olup olmadığı şüpheli... Bütün
bu kaygılara rağmen, bu yıl müzakerelerin başlama kararı
alınacak gibi görünüyor. AB yönetmeliğinin hiçbir yerinde
müzakerelerin olumlu sonuçlandırılması gerektiği yer almıyor.
Ancak hangi AB politikacısının bunu Türkiye'ye söyleme
cesaretini bulacağı bilinmez."
AZERBAYCAN BASINI:
Halk gazetesinde (02/03) "Yorgo Papandreu: Türkiye Kısa Süre
İçerisinde Avrupa Birliği'ne Üye Olmalıdır" başlığı altında ve
Rauf Aliyev imzasıyla yayımlanan makalede, globalleşme sürecinin
etkisiyle bazı devletler arasındaki sürtüşmelerin yerini
karşılıklı anlayış ve işbirliğinin aldığı, bu bağlamda Türkiye
ile Yunanistan'ın Kıbrıs sorununu çözmeye yönelik girişimlerinin
birçok ülkeye örnek olacak nitelikte olduğu belirtilmektedir.
Yunanistan'ın artık AB'ye üye olmak isteyen Türkiye'ye yönelik
olarak herhangi bir karşıt propaganda yürütmediği, aksine, kendi
saygınlığını kullanarak Türkiye'yi desteklediği, diğer AB
ülkelerine de Ankara'yı desteklemeleri çağrısında bulunduğu
ifade edilen makalede, geçtiğimiz günlerde İtalya'da
yayımlanmakta olan Panorama dergisine bir açıklama yapan
Yunanistan Dışişleri eski Bakanı ve iktidarda bulunan PASOK
Genel Başkanı Yorgo Papandreu'nun Türkiye'nin kısa süre
içerisinde AB'ye üye olması gerektiğini belirterek, "Bence, bu
geri dönüşü olmayan bir süreçtir." dediği aktarılmaktadır.
RUSYA BASINI:
Krasnaya Zvezda gazetesinde (02/03) "Osmanlı İmparatorluğu'nun
Mirasçıları" başlığı altında ve Aleksey Ventslovski imzasıyla
yayımlanan yazıda, Türkiye'nin Avrupa ve Asya'yı birbirine
bağlayan jeopolitik öneminden bahsedilmekte, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün Moskova ziyareti çerçevesinde Türkiye-Rusya
ilişkileri ele alınmakta ve Türkiye için önem arzeden konular
incelenmektedir. Türkiye'nin AB ile olan ilişkilerinin söz
konusu edildiği bölümde şu ifadeler yer almaktadır: "Türk dış
politikasının bugün en önemli önceliği, AB'ye katılmaktır. Bu
çerçevede, Kıbrıs sorunun (yani adanın kuzeydeki Türk kesimi ile
güneydeki Rum kesimi arasındaki sorunların) çözümü başta olmak
üzere, birtakım dış siyasi sorunların çözümü bu konuyla
bağlantılıdır. Kıbrıs'ta görüş ayrılıklarının aşılması ve
federal devlet ilkelerine dayalı bir barış anlaşmasının
imzalanması halinde, ada 2004 yılında AB'nin tam üyesi olacak.
Onun ardından Türkiye de üye olabilecek. Bu konuda Ankara'yı,
başlıca ekonomik partneri olan Berlin destekliyor. Geçenlerde
Almanya, Türkiye'nin AB'ye katılma planlarını destekleyeceğini
duyurdu. Almanya Başbakanı Gerhard Schröder Türkiye'yi
ziyaretinde, 'Erdoğan hükümetince gerçekleştirilen siyasi ve
ekonomik reformlar, ülkede demokratik değişiklikler yapılmasını
sağlıyor ve Türkiye, bölgenin diğer ülkeleri için örnek oluyor'
dedi. Ancak Almanya'da 'Türk sorununa' yaklaşımlar farklılık arzediyor.
Örneğin, Alman Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi, geçenlerde
Türkiye'nin AB'ye katılmasına karşı olduğunu açıkladı. Alman
Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi lideri Angela Merkel, Türkiye
Başbakanı Erdoğan ile buluşması sırasında, partisinin
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda olumsuz tutum aldığını
bildirdi... Netice itibariyle, Türkiye'nin AB'ye katılması
konusundaki görüşmeler uzun yıllar sürebilir. Bunun
nedenlerinden biri de şu: Türkiye'de kişi başına düşen ortalama
gelir Avrupalıların ortalama gelirinin ancak dörtte biri kadar.
Diğer yandan Türkiye, nüfusu bakımından 2015 yılında
Almanya'yla eşit olacak. Bu da demektir ki, ucuz işgücünün
Avrupa'ya akımı on kat artacak. Bu ise yalnızca yerli
işverenlerin karlarının artışına değil, aynı zamanda AB içinde
iç siyasi gerginliğin de artmasına yol açacaktır."