ANKARA, 08/03(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 05-07 Mart 2004 tarihleri
arasında yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinde (05/03) "Araştırma Sonucu... Türkiye
Üyelik Olgunluğunda Değil" başlığı altında ve Wolfgang Böhm
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Münih'teki Doğu Avrupa
Enstitüsü'nün yaptığı son araştırmada, "Türkiye'nin kaydettiği
önemli ilerlemeye rağmen Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmek
için uzun bir süreye ihtiyacı olduğu" sonucuna vardığı ve
araştırmayı yapanların, AB içinde giriş müzakerelerine buna
rağmen başlanmasını mümkün kılacak "aşırı bir ilginin" var
olabileceğine de değindikleri, ancak aralık ayındaki zirvenin
Ankara'ya müzakerelere başlama konusunda yeşil ışık yakması
halinde, "Kopenhag Kriterleri'nin kısmen yumuşatılması
gerektiğini" de vurguladıkları belirtilmektedir.
Araştırmacıların bu durumda, Ankara'ya üye oluncaya kadar
eksikliklerini tamamlaması için süre tanınabileceğini, fakat
giriş müzakerelerinin bu durumda uzayacağını belirttikleri
ifade edilen yazıda, Almanya Maliye Bakanlığı'nın talimatı
üzerine gerçekleştirilen araştırmaya göre, Türkiye'nin "2004
sonuna kadar demokratik yapı ve medeni haklar konularında
yeterli bir seviyeye ulaşmasının pek mümkün olmadığı"
kaydedilmektedir. Türkiye ekonomik reformlar konusunda da tüm
başarılarına rağmen Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi
konusunda oldukça uzun bir yolun başında bulunduğu belirtilen
yazıda, araştırmaya göre, "reform sürecinin sürdürülmesi
halinde, ekonomik kriterler, on yıla kadar Türkiye'nin AB
katılımına engel teşkil etmeyecek." denilmektedir. Araştırmayı
gerçekleştiren Wolfgang Quaisser ve Alexandra Reppegather'in
ayrıca, Türkiye'nin AB'ye katılımının genişleyen AB üzerindeki
etkilerini de inceledikleri kaydedilen yazıda,
araştırmacıların, Türkiye'nin AB'ye entegrasyonunun, ancak
AB'nin tarım ve yapısal politikasında yapılacak köklü
değişiklikler sonucu mümkün olabileceğinden yola çıktıkları,
AB'ye katılımının kaça malolacağının oldukça farklı
açıklandığına işaret edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
International Herald Tribüne'de (06/03) "Türkiye'de AB için
Fikir Birliği" başlığı altında ve Thomas Fuller imzasıyla
yayımlanan bir haberde şöyle denilmektedir: "Avrupa Birliği
nispeten kötümser ve karanlık bir dönemden geçerken, Birliğin
en heyecanlı yandaşlarından bazıları burada, Asya'da yaşıyor.
Batı Avrupa'da AB'nin 25 üyeye ulaşarak genişleyecek olması
içten içe kaygıları da beraberinde getirmekte. Ancak Türkiye'de
siyasetçiler, AB üyeliğine doğru uzanan yolda şimdiye değin hiç
bu kadar geniş siyasi bir fikir birliği oluşmadığını
söylüyorlar. Katılım, Türkiye'de laikliği pekiştirmek ve
şimdilerde AB ortalamasının yaklaşık dörtte biri düzeyinde
bulunan kişi başına düşen geliri artırmakla eş anlamda
tutuluyor. Kamuoyu yoklamaları, Türklerin yüzde 70'inin AB'ye
katılmak istediklerini gösteriyor. Bunun en basit göstergesi ise
hükümetin AB üyeliği için gereklireform paketlerini peş peşe
Meclis'ten geçirmesi... Türkiye'nin büyük emeline ivme
kazandıracak tarihi an ise, Avrupalı liderlerin aralık ayında
Brüksel'deki zirve toplantısında, ülkenin Birliğe katılımı için
resmi müzakerelerin başlayıp başlayamayacağına karar verecekleri
gün olacak... 'Evet' kararı Avrupa Birliği'nin 25 üyesinin
oybirliğini gerektirecek ve bunu hemen hemen 10 yıl sürecek
ayrıntılı müzakereler izleyecek... Başarısız kalınması halinde
ne olacağı sorulduğunda Türk liderleri, büyük bir hayal
kırıklığı yaşanacağını ve Avrupa'nın Türkiye'yi Müslüman
doğasından dolayı farklı değerlendirdiği inancının yerleşeceğini
söylüyorlar... Avrupa'nın şu andaki burcunda 'evet' yattığına
inanan Türk siyasetçileri, bunu gene de şansa bırakmıyorlar.
Hükümet, geçenlerde, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerde görev
yapan büyükelçilerini toplayarak, lobi çalışmalarını ele aldı.
Türkiye ayrıca kendisini üyelik için uzun zamandır ve açıkça
destekleyen Amerika'dan desteğini artırmasını istedi...
Geçmişte, Türkler ve diğerleri, Avrupalı liderlerin Türkiye'yi
desteklediklerini söylerken, gerçekte ne düşündüklerinden şüphe
ediyorlardı. Bugün ise Avrupalı siyasetçiler, gerçek desteğe
odaklanmış bir isteğin görüldüğünü söylüyorlar. Türkiye'nin uzun
yıllardır düşmanı olan Yunanistan, Türkiye'nin AB üyeliği için
başı çekmekte... Yunanistan'ın destekleme nedenleri karışık.
Türkiye'yi kulübün içine almanın dışında tutmaktan daha iyi
olacağını ancak Yunanistan'ın hala insan hakları ve demokratik
reformların kapsamı ile ilgili endişeleri olduğunu söyleyen
Yunanistan Savunma Bakanı Yannos Papantoniou, 'Biz inanıyoruz
ki, Türkiye AB'ye ne zaman katılırsa katılsın bu değer ve
kuralları kabul etmek zorunda kalacak. Bu bizim problemlerimizin
büyük bir kısmını kendiliğinden çözecek.' diyor... Yunanistan,
üyelik kozunu, Türkiye ile arasındaki Ege Denizi'yle ilgili
tartışmaları çözmek ve Kıbrıs'ı yeniden birleştirme için bir
araç olarak kullanıyor... Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan
yorumcular, ülkenin kabulü ile birlikte AB'den çok büyük
yardımların akacağını ve Türkiye için bunun büyük lokma
olduğunu, ayrıca Avrupa'da toprağı olmayan bir Asya ülkesine
böyle yardımların yapılmaması gerektiğini savunuyorlar...
Ankara'da ve Brüksel'deki diplomatlar ve siyasetçiler arasında
bir fikir birliği var ve aralarında Almanya, İngiltere, İtalya
ve İspanya'nın olduğu ağır topları, Türkiye'ye müzakere tarihi
verilmesinden yana gibi görünüyor. AB genişlemesinin
yavaşlatılmasından yana olan Fransa'nın durumu ise belirsiz.
Oybirliği ile alınması gereken 'evet' kararı kesin olmaktan
uzak. Aralık ayındaki AB anayasası görüşmelerinin çökme nedeni
Polonya ve İspanya'nın hazırlanan belgeye muhalefet etmeleriydi
ve bu, azınlığın büyük bir kararı nasıl bloke edebileceğinin
bir göstergesi. Türkiye'nin alınması, ki bu AB için daha büyük
bir soru, aralık ayı yaklaşırken daha da büyük tartışmalara yol
açacak gibi. Sonunda Türkiye'nin üyeliği, 1993'de AB tarafından
oluşturulan ve AB literatüründe Kopenhag Kriterleri diye
bilinen, kısa ve basit prensiplerle kararlaştırılacak...”
The Times gazetesinde (05/03) "Bu Gereğinden Fazla Pahalı Bir
Köprü Mü, Yoksa Barış Fırsatı Mı?" başlığı altında ve Anthony
Browne imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Avrupa Birliği'nin,
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'nın yaralarını sarmak için
bir barış projesi olarak oluşturulduğu belirtilmektedir. Doğu
Avrupa'nın kabulüyle AB'nin, Soğuk Savaş dönemindeki bölünmeyi
gidermeyi amaçladığı ve Türkiye'yle ise, "medeniyetler
çatışmasının" üzerine gidildiği ifade edilen yorumda,
medeniyetler çatışmasının yol açtığı jeopolitik kaygıların, 11
Eylül 2001'den sonra, Usame bin Ladin'i Türkiye ile Avrupa
arasındaki evliliğe aracı olmak gibi tuhaf bir konuma
getirdiğine işaret edilmektedir. Fransa ve Almanya'da hem sağ,
hem de sol kesimde Türkiye'nin üyeliğine muhalefeti artıran
birçok kaygı olduğu belirtilen yorumda, Türkiye'nin ekonomik
durumuna değinilmektedir. Batı Avrupa'nın şimdiden yeni üye
ülkelere verilecek bölgesel yardımların faturasından kaygı
duyduğu, ancak Türkiye için kalkınma yardımının faturasının çok
daha büyük olacağı; belki de yılda 40 milyar euroyu bulacağı ve
bu rakamın sadece Avrupa fonlarına en fazla katkıda bulunan
Almanya'yı değil, bu fonları almakta rakip olan Polonya'yı da
endişelendirdiği ifade edilen yorumda, "Türkiye'nin nüfusu
şimdiden Fransa, İngiltere ve İtalya'yı aşıyor ve üçte biri 16
yaşın altında olan bu nüfus yılda yaklaşık bir milyon artıyor.
AB'ye katılacağı zamana kadar Almanya'dan daha fazla nüfusu
olacak ve AB'nin en büyük üyesi haline gelecek. Önerilen yeni
oylama kurallarına göre, Türkiye'nin o zaman Avrupa'nın yeni
yasama organında diğer bütün ülkelerden daha fazla oyu olacak ki
bu ihtimal de özellikle Fransa'yı öfkelendiriyor... Bazı üst
düzey Avrupalı liderler, neredeyse tamamı Asya'da bulunan
yoksul İslam ülkesi Türkiye'ye evet derlerse, ileride Ukrayna,
Fas, Gürcistan, Azerbaycan ve hatta Rusya gibi ülkelere bile
hayır demenin imkansız hale geleceğinden korkuyorlar. Hayır
diyemez hale gelince de AB'nin infilak edene değin
genişleyeceğinden endişe ediyorlar... Türkiye'den göç
ihtimali, Müslüman azınlıklarını entegre etme mücadelesi veren
Avrupa ülkelerinde hararetli tartışmalara neden oluyor.
Türkiye'nin AB'ye girmesine izin verme kararı, Avrupa
Birliği'nin varlık sebebini temeline kadar sarsabilecek bir
dengeyi; jeopolitik avantajlarla, pratik engeller arasındaki
dengeyi gözetmek zorundadır." denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Atina Haber Ajansı'nın (KİPE) internet sayfasında (05/03)
"Simitis: Türkiye AB'ye Girmek İstiyorsa, Kıbrıs Sorununu BM
Kararları Çerçevesinde Çözmesi Gerekir" başlığı altında yer
alan bir haberde, Başbakan Kostas Simitis'in, Panhellenik
Sosyalist Hareketi (PASOK) Hükümeti'nin son yıllarda izlediği
dış politika konusunda yaptığı konuşma çerçevesinde, Kıbrıs
sorunu ve Türk-Yunan ilişkilerine değindiği ve Kıbrıs'ın AB'ye
girmesini sağladıktan sonra, Türk-Yunan ilişkilerini büyük
ölçüde iyileştirdiklerini söyleyerek, Türkiye'nin 2004 yılı
içinde kıta sahanlığı konusunda bazı kararlar alması
gerektiğini vurguladığı belirtilmektedir. Haberde, Simitis'in,
"Türkiye AB'ye girmek istiyorsa, Kıbrıs sorununu BM kararları
çerçevesinde çözmesi gerekir." dediği aktarılmaktadır.
İmerisia gazetesinde (05/03) "Erdoğan: Tarih Verilse de
Verilmese de Değişiklikler Yapılacak" başlığı altında ve Yorgos
Kapopulos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın büyük bir güç ve kararlılıkla AB üyeliği
konusunda tarih alabilmek için mücadele ettiği, ancak kendisine
verilecek cevabın sadece ülkesinin Kopenhag Kriterleri'ne uyum
sağlamasına ve Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerde yapıcı bir
tavır takınmasına bağlı olmadığını bildiği belirtilmektedir.
Başbakan Erdoğan'ın, reformlar -derin devletin küçültülmesi ve
AB'den tarih almak ya da almamak- geri dönüş ve otoriterlik
ikileminin tuzağına düşmemek için çaba sarfettiği ifade edilen
yorumda, Erdoğan'ın, AB tarafından bir ret cevabının dünyanın
sonunu getirmeyeceğini belirtilerek, "Kopenhag Kriterleri'ni
Ankara kriterlerine dönüştüreceğiz ve yolumuza devam edeceğiz."
dediği aktarılmaktadır. Başbakan Erdoğan'ın demokratikleşme ve
tarih verilse de verilmese de Avrupa'ya yönelik tek istikametli
yol stratejisinin, Kıbrıs meselesi ve askıda tutulan Türk-Yunan
sorunlarında kökten değişikliklere yol açtığı vurgulanan
yorumda, bu konulardaki gelişmeleri aralık ayında müzakerelerin
başlayacağı tarihin güvence altına alınmasına bağlayan derin
devletin aksine Başbakan Erdoğan'ın, askıdaki konuların en kısa
zamanda kapanmasını istediği, bunu sadece derin devleti
"silahsızlandırmak" için değil, bölgedeki yeni iddialar ve yeni
fırsatlardan yararlanabilmek amacıyla Avrupa ile Atlantik
yönündeki manevra marjlarını genişletmek için istediği
kaydedilmektedir.
BULGARİSTAN BASINI:
Pari gazetesinin internet sayfasında (05/03) "AB'deki
Gelişmeler Türkiye'nin Lehine İşliyor" başlığı altında ve
Bojidarka Voinska imzasıyla yer alan bir yorumda, AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in, bu yılın
ekim ayında Türkiye ile ilgili raporunu sunmasının beklendiği
ve raporun ana temasını, demokrasi, insan hakları ve
azınlıkların korunması gibi Kopenhag Kriterleri'nin yerine
getirilip getirilmediği konusu oluşturacağı belirtilmektedir.
Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye'nin, sorunları başarıyla
çözdüğüne karar vermesi durumunda, aralık ayında yapılacak
zirvede Ankara'ya üyelik müzakerelerinin önü açılmış olacağı,
şu ana kadar AB'nin toplantılarında alınan kararların
Türkiye'deki reform sürecini cesaretlendiğinin görüldüğü ifade
edilen yorumda, Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz
Demiralp'in yaptığı açıklamada, Avrupa Komisyonu'nun raporu
sonucunda olumlu karar alınması durumunda, süre uzatmasına
gidilmeden AB'nin önümüzdeki beş ay içerisinde üyelik
görüşmelerini başlatması gerektiğini belirttiği, yabancı bir
diplomatik kaynağa göre ise, üyelik görüşmelerinin ne kadar
süreceği konusunda hiç kimsenin bir tahminde bulunamayacağı
kaydedilmektedir.