ANKARA, 09/03(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 8 Mart 2004 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (08/03) "Üst Düzey AB Yetkilileri, Türkiye'nin Üyelik
Koşullarını Yerine Getirmesi Durumunda Katılım Müzakerelerinin
Başlayabileceğini Belirtiyorlar" başlığı altında ve Suzan Fraser
imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa Birliği'nin üst düzey
yetkililerinin verdikleri ortak mesajda, Türkiye'nin, bu yılın
sonuna kadar AB'nin insan hakları ve demokrasi konularında
ortaya koyduğu üyelik koşullarını yerine getirmesi halinde
katılım müzakerelerinin başlatılabileceğini belirttikleri
kaydedilmektedir. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yaptığı
görüşmenin ardından açıklama yapan İrlanda Dışişleri Bakanı
Brian Cowen'ın, "Eğer Avrupa Konseyi bu yıl Türkiye'nin siyasi
kriterleri yerine getirdiğine kanaat getirirse, AB katılım
müzakerelerini zaman geçirmeksizin açmaya kararlıdır. Tabii ki,
bu süreçteki en önemli unsur reformların uygulanmasında ilerleme
sağlanabilmesidir." dediği belirtilen haberde, Cowen'ın
Türkiye'ye verdiği bu güvencenin, Financial Times'da yer alan
ve AB Komiseri Frits Bolkestein'ın, Türkiye'nin AB'ye
alınmaması gerektiğini düşündüğü yönündeki haberin üzerine
geldiği, Bolkestein'ın Brüksel'deki sözcüsünün ise, Bolkestein'ın
böyle bir görüşe sahip olduğu haberini yalanladığı ifade
edilmektedir. Haberde, Cowen'in Türkiye ziyaretinde Kıbrıs
konusunun da gündeme geldiği belirtilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine-Sonntagszeitung'da (07/03) "Türkiye'den
Kim Korkuyor?" başlığı altında ve Karl-Peter Schwarz imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, Fransız ve Almanlar başörtüsü üzerine
tartışıp aynı zamanda da 70 milyon Türk'ün AB yolunu
hazırlarken, 1 Mayıs'ta AB'ye girecek olan Slovenlerin bir
caminin inşasını tartıştıkları belirtilmektedir. Şubat ayında
cami tartışmasının zirvede olduğu sırada bir Türk Parlamenter
heyetinin Laibach'ta bulunduğu ve sol hükümetin ve muhafazakar
muhalefetin temsilcilerinin, heyete, Türkiye'nin AB üyeliğini
destekleme sözü verdikleri hatırlatılan yorumda, geçiş
sürecindeki ülkelerde kendi AB üyelikleriyle bağlantılı korkular
ne kadar büyükse, Türkiye'nin üyeliğinin sonuçları üzerinde de o
kadar az düşünüldüğü, Slovenya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti'ndeki
tartışmalarda bu konunun neredeyse hiçbir rol oynamadığı ifade
edilmekte ve Prag'daki gazetelerin, Türkiye'nin AB üyeliğine
ilişkin resmi tutumun son iki yıl içinde belirgin bir şekilde
değiştiğine sadece satır aralarında değindikleri
kaydedilmektedir.
Frankfurter Allgemeine-Sonntagszeitung'da (07/03) "Birlik
Partileri Parlamento Grubu Dış ve Avrupa Politikası Sözcüsü Schaeuble
ile Mülakat" başlığı altında ve Eckart Lohse imzasıyla
Hıristiyan Birlik Partileri Parlamento Grubu Dış ve Avrupa
Politikası Sözcüsü Wolfgang Schaeuble ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Almanya Dışişleri Bakanı Fischer'in, AB'nin daha güçlü
bir stratejik rol oynaması yönündeki çağrısı, Amerikalıların
Avrupalılardan beklediği şey değil mi?
SCHAEUBLE: Avrupa birleşme sürecinin ne olduğunu Amerikalılar
biz Avrupalılardan daha az anlıyorlar. Biz Avrupalıların, ulusal
egemenliklerin bir bölümünü adımlar halinde üstlenen bir birlik
oluşturmamızı anlayışla karşılamıyorlar. Washington'da klasik
ittifaklar kategorisinde düşünülüyor. AB'nin ne olduğunu bize
Amerikalıların açıklamasına izin vermemeliyiz. Bu yüzden
Amerikalı dostlarıma, örneğin Türkiye'nin AB'ye bağlanması
konusunda tavsiyede bulunduklarında, bunu bize bırakmaları
gerektiğini söylüyorum. Sonuçta biz de Amerika'ya, Meksika ile
ilişkilerinin nasıl şekillenmesi gerektiği konusunda öneride
bulunmuyoruz.
SORU: Avrupa Birliği için hangisi önemli: Stratejik ağırlığı mı
yoksa, siyasi derinlik mi?
SCHAEUBLE: Yavaş yavaş bir Avrupa kimliği oluşturmalıyız. Bu
konu üzerinde devamlı çalışmalıyız. Bundan vazgeçip, önümüzdeki
yıllarda sadece stratejik mülahazaları izleyeceğiz denirse, o
zaman Avrupa güçlenmeyecek, aksine zayıflayacaktır. (...)
SORU: AB'nin hareket kabiliyeti sizin için Türkiye'nin üyeliğine
karşı belirleyici bir gerekçe mi?
SCHAEUBLE: Bizim ana gerekçemiz bu değil. Fakat eğer AB, Avrupa
kıtasının sınırlarını aşarsa, Avrupa kimliği gibi bir şey
oluşamaz. Türkiye üye olursa, Rusya'nın üyelik talebine karşı
Avrupa hangi gerekçeyi kullanacak? Hiç birini. Bu yüzden,
ayrıcalıklı ortaklık teklifinde ısrarlıyım. Müzakereler, tek
çözüm olarak sadece tam üyeliğe yoğunlaşmamalıdır."
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinde (06/03) "Oyuncak Olan Türkiye" başlığı
altında ve İstanbul'daki Avusturya Kültür Enstitüsü'nde çalışmış
olan Richard Gerstenecker'in imzasıyla yayımlanan bir yorumda
şöyle denilmektedir: "George Bush AB'yi Türkiye'yi birliğe
alması için zorluyor. Neden? Çünkü bu başarılı bir Avrupa
politikasını bozmak, siyasi ve ekonomik alandaki bir rakibe
zorluk çıkarmak ve AB'yi içten çökertmek için tek çıkar yol bu.
Eğer bu 'ortak' onun için bu kadar çok önem taşıyorsa, neden
Türkiye'yi Amerika'ya yeni bir eyalet olarak eklemiyor. Gerhard
Schröder, Türkiye'ye AB'ye katılım konusunda müzakerelere
başlama sözü veriyor. Neden? İç politikadaki başarısızlıklarının
ardından, Alman vatandaşlığına geçmiş olan Türk kökenli 600 bin
seçmenin oylarının yanı sıra, Almanya'da yaşayıp da daha Alman
vatandaşı olmamış 2.5 milyon Türk'ün vatandaşlığa geçtikten
sonra verecekleri oylarla SPD'yi kurtarmayı umuyor. Bu Schröder'in
biraz daha iktidarda kalmak için tek şansı ve umudu. Bush ve
Schröder'in bu egoist politikası ile diğer bazı Avrupalı
politikacıların katılım konusunda verdikleri sözler,
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda yanlış umutlara kapılmasına
neden oldu. Çünkü Türkiye ne coğrafi ne de siyasi ölçülere göre
bir Avrupa ülkesi. Burada Türklerin milli onurlarına da değinmek
istiyorum. Ülkeyi ve bu ülkenin insanlarını tanıyanlar, Türk
halkının hiçbir zaman ulusal kimliğinden vazgeçmeyeceğini ya da
onun sınırlanmasına izin vermeyeceğini bilir. Hiç kimse bu ulusu
ve bu dev ülkeyi Avrupalılaştıramaz. Atatürk, Türkiye'nin
ilerleme kaydetmesi ve modernleşmesi için çok çaba gösterdi. Ama
bu ülkenin ve bu ulusun bugün Atatürk'ün gücü, enerjisi ve ileri
görüşlülük yeteneğine sahip yüzlerce Atatürk'e ihtiyacı var.
Angela Merkel'ın teklif ettiği, tam üyelik yerine 'imtiyazlı
ortaklık' şeklindeki yardım, akılcı ve verimli bir ortaklık için
seçilebilecek yegane yol gibi gözüküyor."
Der Standard gazetesinde (08/03) "Strache Seçildi, Scheibner
Çekilmek Zorunda Kaldı" başlığı altında ve Roman Freihsl
imzasıyla yayımlanan yazının Türkiye ile ilgili bölümünde,
Viyana Parti Başkanlığı'na Heinz-Christian Strache'nin seçildiği
Viyana FPÖ'sünün parti kongresinde, sağcı sesler ve birleşme
çağrılarının ön planda olduğu, FPÖ Parlamento Grubu Başkanı
Herbert Scheibner'ın Viyana eyaleti parti başkanlığına
seçilemediği belirtilmektedir. Strache'nin "Viyanalıların
Viyana'da ezilmemeleri için savaşacağını" söyleyerek, "Anayasa
Mahkemesi'nin Viyana'da yabancılara oy kullanma hakkını
kaldırmaması halinde, bu saçmalığı halk oylamasına sunacağını"
belirttiği kaydedilen yazıda, Strache'nin, Türkiye'nin AB'ye
katılım ihtimaline ilişkin olarak da, "Ben Hıristiyan bir
Batı'dan yanayım ve Türkiye'nin bir İslam Truva Atı olarak
Avrupa'ya sokulmasına karşıyım." dediği ve bunun "belki de
ileride Fas, Cezayir ya da İsrail'in de üye olmak istemelerine
yol açacak bir emsal teşkil edebileceğini" sözlerine eklediği
ifade edilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (08/03) "AB: Reformları Uygulamak ve Kıbrıs Sorununu
Çözmek Türkiye'ye Yardımcı Olacaktır" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, AB Dönem Başkanı İrlanda'nın Dışişleri
Bakanı Brian Cowen'ın, yaptığı açıklamada, Ankara'nın, yakın
zamanda kabul ettiği demokratik reformları tam olarak
uygulaması ve Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmasının Türkiye'nin
AB'ye üyelik müzakerelerinin başlatılması şansını artıracağını
belirttiği kaydedilmektedir. Ankara'da düzenlenen bir basın
toplantısında Cowen'in, "Aralık ayında toplanacak Avrupa
Konseyi'nin, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ne uyduğunu
düşündüğünü açıklaması halinde, AB'nin üyelik müzakerelerini
gecikmeden başlatmaya kararlı olduğunun tam güvencesini
yineliyoruz." dediği belirtilen haberde, demokratik reformların
Türkiye tarafından kabul edilmiş olmasından memnuniyet duyduğunu
belirten Cowen'ın, "bununla birlikte en önemlisinin, bunların
tüm ülkede pratikte uygulamaya koyması" olduğunu vurguladığı
ifade edilmektedir. Haberde, Cowen'ın, Kıbrıs'ta iki toplum
arasındaki bölünmüşlüğe 1 Mayıs'a kadar son verilmesi için
anlaşmaya varılması dileğini yeniden dile getirirken, Kıbrıs'ın
bu tarihe kadar yeniden birleşmesinin, "AB ile Türkiye
arasındaki ilişkilerin hiç olmadığı kadar kuvvetlenmesini
sağlayacağını" belirttiğine işaret edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (08/03) "Lüksemburg, AB'nin Türkiye ile Müzakerelere
2005 Yılında Başlayacağına İnanıyor" başlığı altında yer verdiği
bir haberde, Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker'in,
Türkiye'nin Avrupa Birliği ile uzun süredir ertelenen üyelik
görüşmelerine, Lüksemburg'un AB Dönem Başkanlığını devraldığı
2005'in ilk yarısında başlayacağı düşüncesinde olduğunu
belirttiği kaydedilmektedir. Başbakan Jean-Claude Juncker'in,
Hürriyet gazetesine verdiği bir mülakatta, "Müzakereler için bir
tarih verilmesi fikrinin (AB liderlerinden oluşan) Avrupa
Konseyi'nde kabul göreceğini düşünüyorum. Lüksemburg'un dönem
başkanlığını devralacağı gelecek yılın ilk yarısında, görüşmeler
başlayacaktır." dediği belirtilen haberde, Juncker'in
Türkiye'nin şansı konusundaki olumlu açıklamalarının, Ankara'yı
birlik içerisinde görmek istediğini bildiren İngiltere ve
Almanya'nın açıklamalarının tekrarı niteliğinde olduğu ifade
edilmektedir. Üyelik görüşmelerinin özellikle ekonomik konularda
uzun ve zorlu geçeceğini söyleyen Juncker'in, "Türkiye'nin
üyeliği başka hiçbir üyenin sahip olmadığı sorunlar getirecek.
Türkiye'de AB standartlarına uyan bölgeler olsa da, Üçüncü
Dünyayı anımsatan bölgeler de var." dediği kaydedilen haberde,
AB'de pekçok kişinin, laikliğe rağmen 70 milyonu aşkın nüfusunun
büyük bir bölümü Müslüman Türkiye'yi, gerçekleştirdiği son
liberal politik reform dalgasına rağmen kabul etme konusunda
çekinceleri olduğuna işaret edilmektedir.
Financial Times gazetesinin internet sayfasında (08/03) "AB
Komiseri Türkiye'nin Üyeliğini Reddetme Durumunu Tartışıyor"
başlığı altında ve George Parker-Judy Demsey imzalarıyla yer
alan makalede, AB'nin iç pazardan sorum komiseri Frits
Bolkestein'a göre, Türkiye'nin, Avrupa'yı Suriye, İran ve
Irak'tan korumak için bir "tampon" görevi görmek üzere Avrupa
Birliği'nin dışında tutulması gerektiği belirtilmektedir. AB'nin,
Ankara ile üyelik müzakerelerine başlayıp başlamamayı
tartışırken Bolkestein'ın, Türkiye'nin olası üyeliğini
eleştiren, gittikçe büyüyen koronun içinde yer aldığı belirtilen
makalede, Bolkestein'ın aynı zamanda, Avrupa'yı Rusya'dan izole
etmek için eski Sovyet cumhuriyetleri Moldovya, Beyaz Rusya ve
Ukrayna'nın da dışarıda tutulması gerektiğini savunduğu
kaydedilmektedir. Hollandalı liberal Bolkestein'ın, üyelik
müzakerelerine başlayıp başlamamayı önerecek 20 AB komisyon
üyesi arasında Türkiye'nin üyeliği ile ilgili en fazla şüphe
taşıyanların başında geldiği, fakat Komisyon'un çoğunluğunun,
reformlarını sürdürdüğü ve Kıbrıs sorununun çözümüne yardım
ettiği takdirde, Türkiye'ye yeşil ışık yakmasının beklendiği
vurgulanan makalede, birçok kişinin aralık ayındaki zirvede
AB'nin 25 üyesinin Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlamayı
kabul etmelerini beklediği, fakat Bolkestein'ın yorumlarının
derin çekinceleri de yansıttığına işaret edilmektedir.
İRLANDA BASINI:
The Irish Times gazetesinde (08/03) "Kıbrıs'taki Gelişmeler"
başlığı altında yayımlanan makalede, Kıbrıs görüşmelerinin
adanın AB'ye katılacağı 1 Mayıs 2004 tarihinden önce
sonuçlandırılması düşük bir ihtimal olduğu ve zamanın geçtiği
belirtilmektedir. Görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması
durumunda, Kıbrıs Rum kesiminin AB üyesi olacağı, kuzeydeki Türk
kesiminin AB'ye girişinin ise bir çözüme ulaşılıncaya kadar
dondurulacağı ve Türkiye'nin, AB üyeliği konusunda hayal
kırıklığına uğrayacağı vurgulanan makalede, Kıbrıs
müzakerelerindeki gelişmeler ele alınmaktadır.
RUSYA BASINI:
Rus haber ajansı Regnum'un internet sayfasında (05/03) "AİHM,
Fransa Vatandaşı Ermenilerin Türkiye'nin AB Üyeliğine
Adaylığının Kaldırılması Yönündeki Başvurularını Reddetti"
başlık altında yer alan bir yazıda, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin (AİHM), Fransa vatandaşı iki Ermeni'nin, 1999
yılında AB Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin AB adaylığıyla
ilgili alınan karar ve 1987 yılında Avrupa Parlamentosu
tarafından Ermeni soykırımı önergesinin kabul edilişinin
birbiriyle çeliştiğini iddia eden 9 Ekim 2003 tarihli
başvurularını reddettiği bildirilmektedir. Turkish Daily News'un
bildirdiğine göre, söz konusu kişilerin, Türkiye'nin adaylığına
son verilmesini ve Türkiye'nin Ermeni halkına tazminat ödemesini
talep ettikleri belirtilen yazıda, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin kararında, Ermeni soykırımıyla ilgili Avrupa
Parlamentosu'nun söz konusu önergesinin, hukuki belgelere dayalı
olmaktan çok siyasi olduğunun belirtildiği kaydedilmektedir.