ANKARA, 10/03(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 09 Mart 2004 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (09/03)
"Türkiye-AB Troykası" başlığı altında ve Nilay Karaelmas
imzasıyla yer alan bir haberde, Ankara'da yapılan Türkiye-AB
toplantısında bölgesel ve uluslararası konuların
değerlendirildiği ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün,
görüşmelerden sonra yapılan ortak basın toplantısında, Türkiye
ile AB arasındaki ilişkilerin gözden geçirildiğini ve alınan
mesafelerin dikkatlice incelendiğini söylediği belirtilmektedir.
AB Troykası heyetinde bulunan AB Dönem Başkanı İrlanda Dışişleri
Bakanı Cowen, Hollanda'nın Dışişleri Bakanı Bot ve AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen ile AB
Konseyi Genel Sekreteri ve Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek
Temsilcisi Solana'nın da katıldığı toplantıda Gül'ün, Türkiye'ye
bu yıl sonunda müzakere tarihi verilebilmesi için gerekli siyasi
kriterlerin Türkiye'de uygulanıp uygulanmadığının detaylı
olarak gözden geçirildiğini de belirttiği kaydedilen haberde,
Birliğin dönem başkanı İrlanda Dışişleri Bakanı Cowen'ın ise,
Komisyon'un Türkiye'nin siyasi kriterleri karşıladığı sonucuna
varması durumda gecikmeden müzakerelere başlanacağını açıkladığı
ifade edilmektedir. AB Dönem Başkanı İrlanda Dışişleri Bakanı
Cowen'ın, Kıbrıs'ta çözüme ulaşılması konusunda Türkiye'ye
desteğini bildirdiği ve AB'nin birleşik bir Kıbrıs'ın Birliğe
katılımından yana olduğunu vurguladığı kaydedilen haberde,
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün,
görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında
yaptığı açıklamada, Helsinki zirvesinden bu yana Türkiye ile AB
arasında siyasi istişarelerin sıklıkla yapıldığını belirterek,
Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin gözden geçirildiğini ve
alınan mesafelerin dikkatlice incelendiğini söylediği
belirtilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Rundschau gazetesinde (08/03) "Artık Dışarıda Tutmak
Mümkün Değil" başlığı altında ve Berlin Humbold Üniversitesi
Siyaset Teorisi Profesörü Herfried Münkler imzasıyla yayımlanan
makalede, Avrupa ve İslam dünyası arasında bir tampon bölge
olmayacağı ve bu nedenle Türkiye'nin üyeliğinin AB'nin çıkarına
olacağı belirtilmektedir. "Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin maliyeti
nedir?" sorusuna cevaben, "Türkiye dışarıda kalırsa, bütün
bunlardan tasarruf etmiş oluyoruz. Ancak bu dışarıda kalışın da
maliyetlerinin olduğu ve hatta bunun üyelik maliyetinden kat kat
daha fazla olacağı ise hiç dikkate alınmıyor." denilen makalede,
1990'lı yılların başından beri Türkiye'nin, Avrupa'ya dahil
olmak, Arap-İslam dünyasına yakınlaşmak ve bir de Asya'daki Türk
halklarıyla birlikte hareket etmek gibi üç jeopolitik seçeneğe
sahip olduğu ifade edilmektedir. Türkiye için Avrupa'nın en
cazip seçenek olduğunun tartışma götürmeyeceği, bu nedenle
Türkiye'nin ekonomik ve siyasi alandaki aydınlarının kartlarını
uzun süredir Avrupa'dan yana oynadığı, fakat Avrupalılar üyeliği
sürüncemede bıraktığı ya da tamamen reddettiği için bu kartlar
kazanamazsa, diğer iki seçeneğin hızla politik açıdan rağbet
kazanacağına işaret edilen makalede, o zaman aydın çevrenin
Avrupa yanlısı çizgilerini koruyabileceklerinin ise şüpheli
olmaktan çok daha öteye gideceği, diğer iki seçenek olan İslam
dünyası seçeneği ile Büyük Türk seçeneğinin, Avrupa'nın
güneydoğusundaki istikrar için hiç şüphesiz yıkıcı sonuçlar
getirebileceği öne sürülmektedir. Türkiye'nin Asya'daki Türk
halkları üzerinde gerçekten de hakimiyet kurma isteği ihtimal
dışı da olsa, bunun sadece denenmesinin bile Kafkaslar'daki
problemlerle bağlantılı olarak tehlikeli boyutlara ulaşabileceği
ve bir kriz merkezi yaratacağı vurgulanmaktadır. Makalede şöyle
denilmektedir: "İstikrarlı bir İran'ın yanı sıra, özellikle
Türkiye, iki kriz bölgesi arasında bir sürgü konumundadır. Büyük
Türk kartının oynanması bu sürgüyü açacaktır. Avrupalıların da
bu duruma belirleyici hiçbir etkileri olmayacak, sürgünün açık
mı yoksa kapalı mı tutulması konusunda ABD'nin tercihine
bağımlı kalacaklardır. Ancak diğer seçenek, yani Türkiye'nin
İslam dünyasına yakınlaşması da Avrupalılar için hiç de hoş
olmayan sonuçlar doğuracaktır. Yakın ve Orta Doğu, onlarca
yıldır dünya politikasında büyük gerginliklerin yaşandığı ve
savaşların en yoğun meydana geldiği kaynayan kazan durumunda.
Türkiye'nin AB üyeliğiyle bu bölgeye doğrudan sınır olunacağı
söyleniyor. Bu nedenden dolayı da, Türkiye'nin AB üyeliğinin
reddedilmesi gerektiği savunuluyor. Varılan bu netice şüphesiz
en ikna edici olanı, çünkü Türkiye'nin bu bölgeye beklenen
yakınlaşması, kriz bölgesini Avrupa'nın merkezine doğru
yaklaştıracaktır. Çok sayıda üyelik karşıtının, Avrupa'nın
dışında tutulan bir Türkiye'nin Avrupa ve Arap-İslam dünyası
arasında sürekli bir tampon bölge görevi üstlenmesinden söz
etmeleri saflıktır: Uzun vadede Avrupa ve İslam dünyası arasında
bir tampon bölge olamaz, ancak doğrudan bir sınır olabilir...
Türkiye'nin AB'ye dahil edilmesi, Avrupa'nın Arap dünyasında
aktif bir politika izlemesi olasılığını artıracaktır. Bu durum
risksiz değildir. Ancak Türkiye'nin AB'den uzaklaştırılmasının
riskleri çok daha yüksektir...Üyelik perspektifi verilen
Bulgaristan ve Romanya'nın AB'ye katılması da Balkanların
istikrara kavuşmasına önemli ölçüde katkı sağlamayacaktır.
Romanya ve Bulgaristan ile, Yunanistan da onlara dahil edilecek
olsa bile, Avrupa'nın yumuşak güneydoğu kanadı istikrara
kavuşturulamaz; bu sadece Türkiye ile mümkündür... Avrupalılar,
eğer hazırlıklı olmadıkları sorunlarla karşılaşmak
istemiyorlarsa, sınır bölgelerini ve dış çevrelerini istikrara
kavuşturmak zorundadırlar. Türkiye'nin AB'ye üyeliğini ileri
götürmek, Avrupa'nın, en büyük sorumlulukların beklendiği yere
aktif olarak yerleştirilmesinin bir şeklidir. Bunu istemeyenler,
Avrupalıları bilerek ya da bilmeyerek ABD'nin insafına teslim
ederler..."
Süddeutsche Zeitung'da (09/03) "Birlik Partileri Türkiye'ye
Karşı Cephe Oluşturuyor" başlığı altında ve DPA'ya atfen
yayımlanan bir haberde, CDU ve CSU'nun, Türkiye'nin AB üyeliğini
reddetme konusunda ortak bir çizgide fikir birliğine vardıkları
ve iki partinin ortaklaşa yayımladıkları kararda, Türkiye'nin
üyeliğinin Avrupa Birliği'ni zorlayacağı ve "serbest ticaret
bölgesine geri dönme tehlikesini içeren bir gelişimi" de
beraberinde getireceğinin belirtildiği kaydedilmektedir. CDU ve
CSU'nun, AB tarafından kararlaştırılanın aksine, bu yılın aralık
ayında Türkiye ile üyelik görüşmelerinin başlatılması konusunda
bir kararın verilmemesini özellikle savundukları belirtilen
haberde, eğer AB'nin yine de müzakerelerin başlatılması kararı
vermesi durumunda, bu kararın "ayrıcalıklı ortaklığa" yönelik
olması gerektiğinin dile getirildiği ifade edilmektedir.
Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (09/03) "Kartvizitimi
Bıraktım" başlığı altında ve Leo Wieland imzasıyla İspanya
Başbakanı Jose Maria Aznar ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatın Türkiye ilgili bölümünde şu ifadeler
yer almaktadır:
"SORU: AB'nin sınırları nerede bitiyor, Türkiye'nin ardında
fakat Ukrayna ve Rusya'nın önünde mi?
AZNAR: Türkiye konusunda verilecek karar, Avrupa'nın sınırları
sorusunu sona erdirecektir. Biz orta vadede ortak bir batılı
Atlantik ekonomi bölgesi oluşturmalı, güvenliğimizi de aynı
şekilde sağlam bir Atlantik ilişkisi üzerine kurmalıyız ve
Avrupa'nın sorumluluğunu genişletmeliyiz. Böyle bir çerçeve
içinde AB Türkiye'yi almalı, ayrıca sınır komşularıyla özel bir
ilişki kurmalıdır."
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard gazetesinde (09/03) "'Tampon Devlet' Türkiye
Konusundaki AB İhtilafı" başlığı altında ve Jörg Wojahn
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB Komiseri Frits Bolkestein'ın,
Türkiye'ye, AB'ye katılmadan, Avrupa Birliği ile Suriye, İran ve
Irak arasında "tampon" bölge olma rolünü layık gördüğü,
Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker'in ise çok farklı
düşündüğü kaydedilmektedir. Juncker'in 2005'in ilk yarısında
Ankara ile giriş müzakerelerine başlanmasını beklediği
vurgulanan yazıda, Bolkestein ve Juncker'in bu beyanlarıyla
Türkiye tartışmasını yeniden alevlendirdikleri belirtilmektedir.
Sağcı liberal Hollandalı Bolkestein'ın, "Avrupa'nın Sınırları"
isimli yeni kitabının içinde yer alan bir paragrafın, daha
piyasaya çıkmadan iki gün önce, ortalığı kızıştırdığı,
kitabında, AB Komisyonu'nun resmi çizgisinden saparak, ismini
açıkça anmadan, AB adayı Türkiye'nin Birliğin sınırında bir
tampon devlet olmasının "yararlı" olacağını belirttiği ifade
edilmektedir. Bolkestein'ın, Türkiye'nin üye olarak kabul
edilmesi halinde, Ukrayna, Beyaz Rusya ve Moldavya'nın da
Birliğe alınmaları gerektiğini öne sürdüğü belirtilen yazıda,
Lüksemburg Başbakanı Juncker'in, "Giriş görüşmeleri için bir
tarih verme fikri, sanırım Avrupa Konseyi tarafından kabul
edilecek." şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır.
BELÇİKA BASINI:
De
Standaard gazetesinde (09/03) "Türkiye'nin Üyeliği Neredeyse
Kaçınılmaz" başlığı altında ve Bernard Bulcke imzasıyla
yayımlanan analizde, Türkiye'nin üyeliğini tartışma konusu
yapmak için iş işten geçtiği ve Türkiye'nin adaylığının 1999
yılında Helsinki'de devlet başkanları tarafından kabul edildiği,
AB'nin, bundan geri dönemeyeceği öne sürülmektedir. İç pazardan
sorumlu AB Komisyonu'nun Hollandalı üyesi Frits Bolkestein'ın,
"Avrupa'nın Sınırları" adlı kitabında, Türkiye'nin üye
olmamasının daha iyi olacağını, Moldavya, Ukrayna ve Beyaz
Rusya nasıl Avrupa ile Rusya arasında bir tampon
oluşturuyorlarsa Türkiye'yi de Avrupa ile Suriye, Iran ve Irak
arasında bir "tampon" olarak gördüğü belirtilen analizde, AB
Komisyonu'nun, Bolkestein'ın sözlerine nasıl tepki göstereceğini
bilmediği, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi konusundaki
müzakerelerin çok önemli bir safhaya geldiği bir anda
"Brüksel'in" Ankara'yı rencide etmek istemediği ve Türkiye'nin
bu konuda çok büyük katkısının olduğu vurgulanmaktadır. Bu haber
üzerine Ankara'nın, ABD ile birlikte hoşnutsuzluğunu dile
getirdiği ve Türkiye için özel "stratejinin", bir hakaret gibi
algılandığı belirtilen analizde, devlet başkanlarının "yaşanan
olumlu gelişmelere" değinerek, doğal olarak "diğer üye adayları
için geçerli olan" şartlarla Türkiye'nin "AB'ye üye olmaya ehil
bir üye adayı" olduğuna karar verdikleri kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
The Guardian gazetesinin internet sayfasında (09/03)
"Türkiye'nin AB'ye Girme Umutları Arttı" başlığı altında ve Ian
Black imzasıyla yer alan bir haberde, Türk Hükümeti'nin
müzakerelerin başlamasını istediği gelecek yılın ocak ayında
birliğin başkanlığını üstlenecek olan Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude
Juncker'in, Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlama
umutlarına büyük ölçüde destek verdiği vurgulanmaktadır. AB
liderlerinin Türkiye'nin insan hakları konusunda yeterli bir
ilerleme kaydedip kaydetmediğine dair bir karar vereceği
tarihten kısa bir süre sonra Lüksemburg'un başkanlığı
devralacağı hatırlatılan haberde, bunun AB'nin cevaplandırmak
zorunda kalacağı en önemli ve en çok anlaşmazlık yaratan
sorulardan biri olduğu belirtilmektedir. Juncker'in
yorumlarının, her ikisi de Ankara'nın Birliğe katılmasını
isteyen İngiltere ve ülkesinde kendi nüfusundan daha büyük bir
nüfusa sahip Müslüman bir ülkenin kabul edilmesi konusunda büyük
bir muhalefetle karşı karşıya olan Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in
sözlerinin tekrarı niteliğinde olduğu ifade edilen haberde,
Juncker'in, üyelik müzakerelerinin, özellikle ekonomik konularda
uzun sürebileceğini ve zor olabileceğini söyleyerek,
"Türkiye'nin üyeliği diğer hiçbir üyenin getirmeyeceği sorunlar
getirecek (...) Türkiye'de Avrupa standartlarına uygun bölgeler
olduğu gibi 3. Dünya ülkelerini anımsatan bölgeler de var."
dediği aktarılmaktadır.
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ
BASINI:
Khaleej Times gazetesinde (09/03) "Türkiye'nin Kaderi" başlığı
altında yayımlanan başmakalede şöyle denilmektedir: "Avrupa
Birliği'nin aralık ayı zirvesi için geri sayım başladı. Bu
zirvenin ana konusunu, uzun yıllardır AB kapısında bekleyen
Türkiye'nin Birliğe katılımı oluşturacak. AB, Türkiye'nin tam
üyelik için gerekli Kopenhag kriterlerini yerine getirmekte
yeterli ilerlemeyi gösterip göstermediğine karar vermek üzere bu
yılın haziran ayından itibaren Ankara ile görüşmeleri
başlatacak. Bu durumda Türkiye, siyasi özgürlükler ve insan
hakları alanlarında AB standartlarını karşılamaya hazırlıklı
olmalıdır. Hükümet, ordunun artık ülkenin siyasi meselelerine
müdahale etmeyeceğinden emin olacaktır. Türkiye aynı zamanda
sadece çoğunluğu oluşturan Türklere değil, AB'nin resmi katılım
görüşmeleri için önkoşullarında istendiği gibi Kürtler gibi
azınlıklara da daha fazla demokrasi ve özgürlük getirecektir.
Türkiye mevcut hükümetle her açıdan doğru yönde ilerliyor ki bu
AB üyeliği doğrultusudur. Yine de Türk yöneticilerin son
dakikada çıkabilecek sorunlara karşı dikkatli olmalarını,
kaçınılmaz sorunları ise ertelemelerini umuyorum. Böylece
Türkiye'nin katılımına karşı çıkan AB üyeleri, ülkenin Birliğe
katılımını engellemek için mazeret bulmaktan yoksun kalacaktır.
Bununla birlikte, Türkiye'nin en nihayetinde AB'ye katılmaktan,
ekonomisi için olduğu kadar halkı için de sayısız avantajı
olacaktır. Dezavantajına olacak hiçbir şey yok. Umarım bu sefer
AB'nin Türkiye'ye 'hayır' deme şansı olmaz."