11.03.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

   

            ANKARA, 11/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  10 Mart 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Der Tagesspiegel gazetesinde (10/03) "Türkiye Yeni  Anayasa İstiyor" başlığı altında ve Susanne Güsten imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin, AB'nin katılım  müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin kararı vermesinden  önce, 1980'li yıllardan kalma anayasasını reforme etmek  istediği belirtilmektedir. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in  açıkladığına göre, gerçekleştirilen çok sayıda yasal  reformların ve anayasal değişikliklerin ardından, ülkenin demokratikleşmesinin önündeki diğer engellerin de anayasa  değişikliğiyle giderilmesinin öngörüldüğü ve hükümetin aynı  zamanda, kararın verileceği aralık ayındaki AB zirvesi  öncesinde, ülkenin demokratikleşmekteki kararlılığını  göstermek istediği ifade edilen haberde, "Reformla, diğer  konuların yanı sıra egemenlik haklarından feragat etmenin  önünü açabilmek için, uluslararası anlaşmaların kabulüyle  ilgili anayasa maddesinin de değiştirilmesi öngörülüyor.  Türklerin  ulusal egemenliğe bağlılıkları, AB üyeliğine  karşı olanlar tarafından şimdiye dek, çoğu kez devlet   yapısının AB normlarına uymayışına kanıt olarak öne  sürüldü" denilmektedir.

            Almanya'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (10/03)  "AP, 10 Yeni AB Üyesiyle İlgili Nihai Raporlarını Açıklıyor"  başlığı altında yer verilen bir haberde, Avrupa  Parlamentosu'nun (AP), 10 yeni Avrupa Birliği üyesi ülkeye  ve 2007 yılından sonra üyeliği söz konusu olan Romanya ile  Bulgaristan'a ilişkin nihai raporlar ele alınmakta ve  raporda Türkiye'nin konu edilip edilmeyeceğinin belli  olmadığı, ancak Almanya Dışişleri Bakanı Fischer'e bakılırsa  Türkiye'nin, 28 üyeli Avrupa Birliği'nin güçlü bir üyesi  olacağı ifade edilmektedir. Almanya Dışişleri Bakanı  Fischer'in üniversite öğrencilerine verdiği bir konferansta,  çekirdek Avrupa ve geri kalan üye ülkelerden oluşan iki  sınıflı bir Avrupa Birliği fikrine karşı tutumunun altını  bir kez daha çizdiği belirtilen haberde, Fischer'in,  özellikle 11 Eylül 2001'de meydana gelen terör olaylarından  sonra, Türkiye'nin de katılımıyla büyük ve güçlü bir Avrupa  Birliği'nin taşıyacağı önemin bir kez daha belirginlik  kazandığını savunarak, Türkiye'nin son bir buçuk yıl içinde  çeyrek yüzyılda başaramadığı reform adımlarını  gerçekleştirdiğine işaret ettiği ve şimdi bu ülkeye, "Avrupa  Birliği Hristiyanlar kulübüdür ve size burada yer yok"  denilemeyeceğini ifade ettiği kaydedilmektedir. Türkiye'nin  Birlik üyeliğine kabul edilmemesi halinde bundan doğacak  sorunun, 11 Eylül'deki trajediden de beter olabileceğini  belirten Alman politikacının, ancak genişlemiş bir  Avrupa'nın totalitarizmin ardındaki tehditlere karşı   koyabileceğini savunduğu ifade edilen haberde, Fischer'in,  bu nedenle gelecekte Türkiye'nin de katılımıyla 28 üyeli  bir AB'nin izleyeceği iç ve dış politikanın taşıdığı hayati  önemin altını çizdiği vurgulanmaktadır.

            AVUSTURYA BASINI:

            Wiener Zeitung'da (10/03) "Türkiye'nin Tartışmalı AB  Katılımı... Ankara Başka Ön Tavizler de Verecek" başlığı  altında yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin AB'ye katılım  ihtimalinin Avrupa çapında hala tartışılmakta olan bir  konu olduğu belirtilmekte ve Ankara'nın şimdi başka ön  tavizler de vereceği öne sürülmektedir. AB genişlemesi  konusunda Viyana'da yapılan bir panelde, güvenlik  konusunda da ön taviz verilmesini isteyen İçişleri Bakanı  Ernst Strasser'in, Türkiye ile bir iade anlaşmasının  imzalanmasının, Avusturyalılara vize uygulamasının  kaldırılmasının ve Türkiye'de insan haklarına uyulmasının  gerekli olduğundan bahsederek, Türkiye'nin, vatandaşları  mülteci olarak tanınan ilk on ülke arasında olduğunu da  vurguladığı kaydedilmektedir. İrlanda Dışişleri Bakanı  Brian Cowen'ın, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile  Ankara'da yaptığı bir görüşmenin ardından, Türkiye'nin  gerekli kriterleri yerine getirmesi halinde, AB'nin Türkiye  ile olan giriş müzakerelerine gecikmeden başlamakla yükümlü  olduğunu söylediği ifade edilen haberde, "Türkiye ise var  gücüyle talepleri süratle yerine getirmeye çalışıyor:   Hükümetin bildirdiğine göre anayasa ile Avrupa Birliği'nin   özgürlükçü demokrasi talebi arasında bir uyum sağlanmaya   çalışılıyor. Böylelikle hakimiyetin AB'ye geçebilmesi için   de yasal zemin hazırlanmış oluyor" denilmektedir. Türkiye'nin  AB üyeliği konusunda Avrupa'nın kuşkularının dağılmadığına  dikkat çekilen haberde, Hollandalı AB Komiseri Frits  Bolkestein'ın bir kitabında Türkiye'nin AB'ye girmesini   istemeyen Avrupa Parlamentosu üyelerinin görüşlerinin yer  aldığı kaydedilmektedir.

            Aynı haber, Die Presse gazetesinde de yer almaktadır.

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (10/03) "Danimarka... Aşırı Sağ Parti  Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı Bir Kampanya Başlatıyor"  başlığı altında yer verdiği bir haberde, Danimarka Halk  Partisi (PPD, aşırı sağ) Başkan Yardımcısı Peter Skaarup'un,  yaptığı açıklamada, partisinin, Avrupa seçimleri sırasında  Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı bir kampanya başlatacağını  belirttiği kaydedilmektedir. AFP'ye yaptığı açıklamada  Skaarup'un, Danimarka Parlamentosu'nda üçüncü parti konumunda  olan PPD'nin, yapılan bir kamuoyu araştırması sonucunda  Danimarkalıların Türkiye'nin AB'ye üye olmasına karşı  oldukları tespitine dayanarak bu durumu, seçim kampanyasının  "başlıca konusu" yapmayı düşündüğünü belirttiği ifade edilen  haberde, Skaarup'un, "Türkiye'nin AB bünyesinde işi yoktur:   Coğrafi olarak Avrupa'da çok az bir bölümü bulunuyor. Başka  değerleri olan Müslüman bir ülke ve Hristiyan AB'den farklı  bir dini, çok hassas bir demokrasisi var, işsizliği çok  yüksek ve kişi başına düşen ortalama geliri çok düşük.  Gerçekçi olmayan bir sav olan Türkiye'nin AB'ye üyeliği  gerçekleştiği takdirde, AB'nin bu ülkeye yapacağı yapısal  fon yardımı muazzam olacaktır ve doğudaki yeni üye devletlere  yapılan yardımı kat kat aşacaktır" dediği belirtilmektedir.  Haberde, Türkiye'nin zamanla AB üyesi olabileceğini söyleyen   Başbakan Anders Fogh Rasmussen'i "dürüst olmamakla" suçlayan   Skaarup'un, "Danimarka'nın veya başka ülkelerin (Türklere)   asla AB üyesi olamayacakları gerçeğini söylemesi en iyisi. Köktendinciliğe kaymamaları için ise serbest ticaret   anlaşmaları önerilmeli" şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır.

            AFP'nin (10/03) "Yunanistan Dışişleri Bakanı, Ankara  Karşısında Sağlam Bir Diplomat" başlığı altında ve Didier  Kunz imzasıyla yer verdiği bir haberde, uzmanların yaptıkları  açıklamalara göre, Yunanistan'ın yeni Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis'in her şeyden önce sağlam bir diplomat ve  Türkiye'de "sert" olarak kabul edildiği, ancak Kıbrıs ve  Türk-Yunan dosyalarında sosyalist seleflerinin mirasını devam  ettirdiği belirtilmektedir. Haberde, stratejik alanda, her ne  kadar uygulanan taktik konusunda her zaman hemfikir olmasa da,  selefi sosyalist Yorgo Papandreu ile Türkiye-AB yakınlaşması  konusunda aynı hedefi paylaştığı vurgulanmaktadır. 

            AZERBAYCAN BASINI:

            Hürriyet gazetesinde (10/03) "Azerbaycan ve Türkiye,  Büyük Orta Doğu Projesi'nde" başlığı altında ve Müşfik  imzasıyla yayımlanan makalede, ABD'nin Büyük Orta Doğu  Projesi'nin, Avrasya'da jeopolitik çıkarlar için yapılan  mücadeleyi kızıştırdığı ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı  Marc Grossmann tarafından açıklanan Büyük Orta Doğu  Projesi'nin, dünyanın önde gelen devletleri arasındaki en  önemli tartışma konusunu oluşturduğu belirtilmektedir.  Projede Orta Doğu ülkelerinde demokratik değişikliklerin   hayata geçirilmesi, baskı rejimleri ve cehaletin ortadan   kaldırılmasının öngörüldüğü, eğer İslam ülkeleri bu projeye   direnirlerse ABD'nin askeri müdahale yoluyla demokrasiyi   getirmeye çalışacağının düşünüldüğü öne sürülen makalede,  ABD resmi yetkililerine göre, önümüzdeki 10 yıl içerisinde  Orta Doğu'nun dünya için ciddi bir tehlike kaynağına  dönüşeceği, bu nedenle de durumun değiştirilmesi için ABD  yönetiminin Büyük Orta Doğu Projesi'ni hayata geçirmeyi  planladığı, ancak anılan planın daha çok askeri bir proje  olarak dikkati çekmesinin projeye karşı rahatsızlıkları da  artırdığı ve ilk olarak projeden en çok Avrupa Birliği'nin  rahatsızlık duyduğunun gözlendiği kaydedilmektedir. Büyük  Orta Doğu Projesi'nde dikkati çeken bir diğer hususun da  projede Türkiye ve Azerbaycan'a önemli bir yer verildiği,  daha doğrusu, burada hem Türkiye hem de Azerbaycan'ın, ABD  ve Avrupa'nın jeopolitik çıkarları için yürüttükleri rekabet  ve mücadelede müttefik ülkeler olarak önem kazandıklarına  dikkat çekilen makalede şöyle denilmektedir: "Büyük Orta  Doğu Projesi ile ilgili olarak Türkiye'nin öneminin özellikle  vurgulanıyor olması iki temel nedenle izah ediliyor. Bunlardan  birincisi, Avrasya'da, yani Avrupa ile Asya'nın buluştuğu  noktada bulunan Türkiye çok önemli bir jeopolitik konuma  sahiptir. İkincisi, ABD'nin askeri ve siyasi müttefiki olan  Türkiye NATO içinde de çok önemli bir yere sahip. Aynı zamanda  Türkiye önümüzdeki bir yılda AB'ye üyelik müzakerelerinin  başlatılmasına çalışıyor. Türkiye'nin stratejik araştırma  merkezleri ve politikacıları Ankara'nın bu projede önemli  kazanımlar elde edebileceğini hesap ediyorlar. İlk aşamada  AB, Türkiye'yi kendi tarafına çekmekle, ABD'nin bölgedeki  jeopolitik nüfuz imkanlarını aşağı doğru çekmiş olur. Yani,  büyük bir askeri altyapıya sahip olmayan AB'nin Türkiye'nin  güçlü ordusuna ihtiyacı var. Bu nedenle de Büyük Orta Doğu  Projesi'nin ortaya çıkması Türkiye'nin kısa zamanda AB'ye  kabul edileceğine ilişkin olarak kardeş ülkede bir güven  ortamı yarattı. Aksi halde, projenin hayata geçirilmesinde   yenilenmiş NATO modelinden istifade etmeye çalışan ABD'ye   Türkiye'nin destek vermesi AB'yi içinden çıkılmaz bir konuma  düşürebilir. Önümüzdeki 10 yıl içerisinde Türkiye Avrupa ve  dünya pazarlarına ulaştırılacak olan en büyük petrol ve  doğalgaz hatlarının üzerinden geçtiği transit bir ağa  dönüşecektir. Bu nedenle de, halihazırda, AB'nin Türkiye'ye  ihtiyacı var..."

            RUSYA BASINI:

            Rus haber ajansı Regnum'un internet sayfasında (09/03)  "Almanların Yüzde 31'i Rusya'yı AB'de Görmek İsterken, Bu  Oran Türkiye için Yüzde 25" başlığı altında yer alan bir  yazıda, Leipzig Folkszeitung'un yaptırdığı bir ankent   sonucuna göre, Alman halkının neredeyse üçte birinin  Rusya'yı Avrupa Birliği üyesi olarak görmek istediği  belirtilmektedir. Yazıda, Almanya'nın tümünde yapılan ve  bini aşkın kişinin katıldığı araştırmaya göre, Almanların  yüzde 31'inin Rusya'nın, yüzde 25'inin de üyeliğe aday olan  Türkiye'nin AB'ye katılımını desteklediği ifade edilmektedir.

 

 

          ESKI SAYILAR