ANKARA, 12/03(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında
11 Mart 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (11/03) "Türk Ordusu, AB ve ABD'ye Sempatisi Olan
Türklerin İzlenmesi Yönündeki Talimatın Varlığını Teyit Etti"
başlığı altında ve Esra Aygın imzasıyla yer verdiği haberde,
Türkiye'nin nüfuzlu ordusunun, ABD ve AB'ye yakınlık duyan
yurttaşların izlenmesi yönünde bir talimat verildiğini kabul
ederek ülkede eleştiri oklarını üzerine çektiği
belirtilmektedir. Bu gelişmenin, tam da Türk Hükümeti'nin,
ordunun siyaset ve sivil yaşam üzerindeki etkisini dizginlemesi
yönünde baskılarına maruz kaldığı, AB'ye katılma çabalarını
artırdığı bir döneme denk geldiğine işaret edilen haberde, pek
çok köşe yazarının, her fırsatta Türkiye'nin AB'ye üyelik
girişimine destek mesajları veren ordunun nasıl olup da AB
yanlısı sivil, sanatçı ve yazarları birer tehdit olarak
görebildiğini sorgulayan yazılar kaleme aldığı,söz gelimi Vatan
gazetesindeki köşesinde Okay Gönensin'in, "Ordunun 2004 yılında
yazarlar ve felsefecilerin izlenmesini istediğine inanmak çok
zor... Türkiye'de AB yanlısı olmak bir suçsa, Türkiye'ye hizmet
eden yüzlerce üst düzey yetkilinin hapse atılması gerekir." diye
yazdığı kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Der Tagesspiegel gazetesinde (11/03) "Ankara Cevap Bekliyor"
başlığı altında ve "vs." rumuzuyla yayımlanan bir yazıda,
Hıristiyan Birlik Partileri içinde, Türkiye ile ilgili doğru
strateji hakkında yeni uzlaşmazlıklar olduğu CDU'nun Türk-Alman
Forumu Başkanı Bülent Arslan'ın gazetemize yaptığı açıklamada,
Birlik Partileri yönetiminin "AB'nin, katılım müzakerelerine
başlanması yönünde planlanan karardan vazgeçmesi" talebine karşı
gelerek, "Türkiye, AB'den bir cevap bekliyor." dediği
aktarılmaktadır. CDU'nun Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti teşkilatı
üyesi olan Arslan'ın, "Bu konuda sessiz kalmayı göze alamayız."
diyerek, önceden kararlaştırılmasına rağmen, bundan
vazgeçilmesinin Türkiye'de büyük bir hayal kırıklığına yol
açacağı uyarısında bulunduğu belirtilen yazıda, CDU ile CSU
yönetimlerinin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktıklarına ve bu
konuda daha yaptıkları açıklamalara yer verilmektedir. Yazıda,
Arslan'ın, Avrupa seçim kampanyasında Türkiye konusunun
sorumluluk içinde ele alınması gerektiği uyarısında bulunarak,
"bunun, afişler için uygun bir konu olmadığını" belirttiği
kaydedilmektedir.
DANİMARKA BASINI:
Berlingske Tidende gazetesinde (09/03) "AB'de, Türkiye'nin AB
Üyeliğine İlişkin Ilımlı Rüzgarlar Esiyor" başlığı altında ve
Ole Bang Nielsen imzasıyla yayımlanan makalede, AB'de,
Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin ılımlı rüzgarların estiğinin
yeniden teyit edildiği ve Ankara'da başlayan AB Troykası-Türkiye
toplantısı sırasında, AB dış politika yetkililerinin Türkiye'nin
gerçekleştirdiği siyasi reformlarla önemli gelişme kaydettiğini,
ancak reformların bazılarının henüz hayata geçirilemediğini
vurguladıkları belirtilmektedir. AB Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in, Komisyon'un ekim ayında
sunacağı raporda, Türkiye'nin adaylığının diğer aday ülkelerle
aynı koşullara göre değerlendirileceğini belirttiği ve anılan
rapor hakkında, "Görevimizi önyargısız yapacağız. Rapor sadece
Türkiye'deki gelişmeleri konu alacak." diyerek, Türkiye'nin
büyük ve fakir bir İslam ülkesi olması nedeniyle AB'ye üye
olmaması gerektiği yolundaki görüşleri reddettiği ifade edilen
makalede, Türkiye'nin aralık ayında müzakere tarihi alma
yolundaki umutlarını güçlendiren unsurlardan bir diğerinin
Kıbrıs müzakerelerinin tekrar başlaması olduğu, ancak Türk
Hükümeti'nin umutlarını güçlendiren en önemli unsurun, Alman
Şansölyesi Gerhard Schröder'in Türkiye'ye yaptığı ziyaret
sırasında Türkiye'nin AB üyeliğine verdiği destek olduğu
vurgulanmaktadır. Türkiye'yi Orta Doğu'daki köktendinci
akımlara karşı demokratik bir engel olarak değerlendiren ABD
ile İngiltere de desteğini belirtirken, Fransa'nın yanı sıra
Hollanda, Finlandiya, İsveç ve Avusturya gibi bazı küçük ölçekli
AB'ye üye ülkelerin ise, Türkiye'nin üyeliğine daha temkinli bir
yaklaşım içinde oldukları kaydedilen makalede, anılan ülkelerin
endişelerinin özellikle Türkiye'den beklenen işçi akımından ve
Türk Hükümeti'nin siyasi reformları hayata geçirip
geçiremeyeceğinden kaynaklandığına işaret edilmektedir.
Jyllands Posten gazetesinde (09/03) "Danimarka Başbakanı Anders
Fogh Rasmussen, Türkiye'nin AB Üyeliği Konusunda Liberal
Parti'nin Tabanı ile AB'nin Büyük Ölçekli Ülkeleri Arasında
İkilem İçinde" başlığı altında ve Pierre Collignon imzasıyla yer
alan makalede, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in,
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda Liberal Parti'nin tabanı ile
AB'nin büyük ölçekli ülkeleri arasında ikilem içinde olduğu
belirtilmektedir. Rasmussen'in, bir yandan Avrupa siyasi
sahnesinde Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen Almanya,
İngiltere ve diğer ülkelerin baskısına maruz kalırken, öte
yandan kendi partisi Liberal Parti bünyesindeki geniş bir
kesimin Türkiye'nin Birliğe üyeliğine karşı çıktığı ifade
edilen makalede, haziran ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu
seçimlerinde Liberal Parti'nin dokuz adayından yedisinin,
Türkiye'ye şimdilik müzakere tarihi verilmesine karşı çıktığı,
anılan siyasetçilerin, Türkiye'nin ileride AB'ye üye olmasına
olumlu gözle bakmalarına rağmen, insan hakları konusunda henüz
yapması gerektiği çok şey olduğu gerekçesiyle Türkiye'ye müzakere
tarihi verilmesi konusunda tereddütlü oldukları
kaydedilmektedir. Bu çerçevede, adaylardan Ole B. Sörensen, Anne
E. Jensen ve Ellen Trane Nörby'nin, Türkiye'ye önce "imtiyazlı
ortaklık" teklif edilmesini, tam üyeliğin daha sonra
tartışılmasını önerdikleri, Avrupa Parlamentosu adayları Karsten
Madsen ile Mogens Vad'ın ise, kamuoyunun Türkiye'nin üyeliğine
karşı olduğunu, üyeliğin tamamen reddedilmesini istedikleri
belirtilmektedir. Makalede, Karsten Madsen'in, "'Türklerin
siyasi mentalitesi Avrupa'ya herhangi bir şekilde uyuyor mu?'
sorusunu kendimize sormamız gerekiyor" dediği ve Liberal
Parti'nin diğer adaylarının ise, partinin resmi tutumunu
benimseyerek, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni yerine
getirdiği takdirde AB'ye üye olabileceğini söylediklerine yer
verilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia gazetesinde (11/03) "Denktaş'ın Tutumu AB'de
Rahatsızlık Yarattı" başlığı altında ve Hrisostomos Bikatzik
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in, AB Parlamentosu'nun
genişlemenin gidişatıyla ilgili genel toplantısındaki
konuşmasında, Kıbrıs sorununun 1 Mayıs'a kadar çözüme
bağlanmasının AB için çok önemli ve öncelikli bir konu
oluşturduğunun altını çizdiği belirtilmektedir. Verheugen'in,
"Sorununun çözümlenmesi, genişlemenin krizleri sadece
engellemediğini, çözümlediğini de ortaya koyacak." dediği,
bununla birlikte, Kıbrıs Türk toplumunun olası üyeliğine
yönelik hazırlıklarını ilerletmediğini açıkladığı ve bu durumun
sorumlusu olarak Denktaş'ı gösterdiği ifade edilen yorumda, Verheugen'in,
"Serbest dolaşım, mülk sahibi olmak ve Türkçe'nin Avrupa dili
olmasıyla ilgili sınırlamaların kaldırılması için epey zaman
gerekecek. Önümüzdeki dönemde bu sorunlar çözülemez; biraz zaman
gerekecek." dediği aktarılmaktadır.
KUVEYT BASINI:
El
Kabes gazetesinin internet sayfasında (11/03) "Mason Localarına
Mütekerrir Saldırılar, AB Üyeliğini Desteklemesinin Cezasıdır"
başlığı altında ve Usame el Gazuli imzasıyla yer alan bir
yorumda, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek bu yakınlarda
Türkiye'yi ziyaret ettiğinde Türk basınında, Mısır'ı Doğu Arap
dünyasındaki liderlik konumunu pekiştirmeye çalışmağı ve Türkiye
ile olan ilişkisini bu amaca yönelik kullanmakla itham eden
garip bir hava estiği ve bu suçlamalara Mısır'ın cevabını
vermeyi bir kenara bırakarak burada, bölgedeki kendi liderlik
konumunu yeniden kazanmak için Türkiye'nin yaşanmakta olan her
türlü değişimi fırsat olarak gören tavrına işaret etmek
gerektiği belirtilmektedir. ABD'nin Turan ırkına mensup
insanlara sınır olan Afganistan'a yerleşmesi ve Irak'ta Türkiye
sınırının dibinde temas hattına kadar gelmesinin, Ankara'yı
huzursuz ettiği; bölgedeki kendi ulusal beklentilerine destek
aramak ve kendini Amerika'nın giderek artan baskılarından
korumak amacıyla, Avrupa Birliği'ne yönelmek zorunda bıraktığı
vurgulanan yorumda, Mason Localarının da Türkiye'nin bu AB
üyeliği çabalarının yanında yer aldığı ve destek olduğu ifade
edilmektedir. Masonluk hareketinin, Avrupa'nın genelinde,
özellikle de Fransa ve Almanya'daki etkili aşırı gücüne
bakıldığında Türkiye'nin AB üyeliğine destek vermesinin hiç de
hafife alınacak bir durum olmadığı, ama bu durumun,
Washington'un çıkarlarıyla uyuşmadığı gibi İsrail'in
çıkarlarıyla da bağdaşmadığına dikkat çekilen yazıda,
"Türkiye'nin AB üyeliği, Türkiye'deki laikliği güçlendirecek;
İslam kültürünün ağırlığını, siyasi İslam'dan alıp, 'Dönme'
Yahudilerin musallat olmasına rağmen Osmanlı Saltanatı'nda ve
eski Sovyetler Birliği'ndeki Türk Cumhuriyetlerinde inancı
koruyan mistik sofi İslam'a verecekti. Bu tabii ki çıkar grubu
olarak Masonların istediği bir hedef değildi, ama bu gidişatın
kaçınılmaz bir sonucuydu... Mason Localarına karşı yapılan
mütekerrir saldırılar Masonların, Washington ve Tel Aviv'in razı
gelmediği AB üyelik yolunu desteklemelerini cezalandırmak
amacıyla yapılmaktadır." denilmektedir.