ANKARA,
16/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 15 Mart 2004
tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber
ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Merkur
gazetesinin internet sayfasında (15/03) "Türkiye'ye Taviz
Verilmesi Söz Konusu Değil" başlığı altında ve Claudia Carl-Holger
Eichele imzalarıyla AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther
Verheugen ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Avrupa'daki seçimler arifesinde, hiçbir konu Türkiye'nin
olası AB üyeliği kadar tartışılmadı. Almanya Başbakanı Schröder
ülkenin üyeliğini onaylarken, Hıristiyan Birlik Partileri karşı
çıkıyor.
VERHEUGEN: Türkiye için önemli olan, Angela Merkel gibi
muhalefet kanadındaki siyasilerinin Ankara'da söyledikleri
değil, AB'nin uzun yıllardır kararlaştırdığı şeylerdir.
Türkiye, gerekli koşulları yerine getirdiği takdirde AB üyesi
olabilir. Şu anda, bir tek sorunun cevaplanması gerekiyor; o da
Türkiye'nin talep edilen koşulları gerçekten de yerine getirip
getirmediğidir.
SORU: Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanılması için en
erken hangi tarih verilebilir?
VERHEUGEN: AB'ye üye ülkeler, bu yılın sonunda açıklanacak olan
raporun olumlu sonuçlanması durumunda, Türkiye ile hemen üyelik
müzakerelerine başlanılması kararını aldılar. Bunun için en
erken tarih 2005 ortası olurdu.
SORU: Siz, büyük bir baskı altındasınız değil mi, özellikle de
ABD'nin baskısı?
VERHEUGEN: AB Komisyonu, hiçbir siyasi belirlemenin etkisi
altında kalmayacak. Bizim sorumluluklarımız toplu çıkarları
kapsıyor. Bizi baskı altına almaya çalışanlar, boş girişimlerde
bulunduklarını görecekler. ABD'nin stratejik motiflerini
anlayabiliyorum, ne de olsa bunlar AB'nin düşüncelerinden çok
farklı değil.
SORU: Sizce, Türkiye'nin AB üyeliği, Avrupa seçim savaşı için
uygun bir konu mu?
VERHEUGEN: Avrupa açısından çok önemli bir siyasi sorun teşkil
eden bu meselenin seçim savaşında dile getirilmemesini istemek
çok saçma olurdu. Bunu burada yapmazsanız nerede yapacaksınız
ki? Ancak bu konuyu ele alanlar, demokratik, hukuk devletine
bağlı ve istikrarlı bir Türkiye'nin Avrupa'nın güvenliği
açısından ne denli önemli olduğunu kesinlikle gözardı etmemeli.
İşte bu, Türkiye'ye yıllardır bir AB perspektifi verilmesinin
nedenidir. Ben, CSU liderinin, Türkiye'deki reformları 'saçma'
olarak nitelendirmesini ölçüsüz buluyorum. Bu, bizim isteğimiz
üzerine Türkiye'yi demokratikleştirmeye, liberalleştirmeye ve
modernleştirmeye başlayan tüm Türk reformculara yönelik ağır bir
hakarettir."
Das Parlament gazetesinde (15/03) "Türk AB Parlamenterleri,
Reform Başarılarını Vurguluyorlar" başlığı altında ve "rab/ror"
rumuzlarıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nin AB Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış'ın, 10 Mart
tarihinde Federal Almanya Parlamentosu Avrupa İşleri
Komisyonu'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin, işleyen bir hukuk
devleti oluşumunda ve böylece AB'nin Kopenhag Kriterleri'nin
yerine getirilmesinde büyük ilerleme kaydettiğini söylediği
belirtilmektedir. "Türkiye'nin son iki yıl içinde, geride kalan
80 yılda olduğundan çok daha fazla reform gerçekleştirdiği
konusunda" AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther
Verheugen ile hemfikir olduğunu ifade eden Yakış'ın, bu yüzden
de AB Konseyi'nin bu yılın aralık ayında Ankara ile katılım
müzakerelerinin başlatılmasından yana karar almasını ümit ettiği
ve Kıbrıs ihtilafının da Annan Planı'nın yardımıyla çözüleceğine
inanan Yakış'ın, bu yılın 1 Mayıs'ında birleşmiş bir Kıbrıs'ın
AB'ye girebileceği kanısında olduğu kaydedilmektedir. Yakış'ın,
idam cezasının kaldırılmasının, temel hakların genişletilmesinin
ve Türkçe'nin yanında diğer dillerde radyo ve TV yayınına izin
verilmesinin, Türkiye'nin artık AB'ye üye bazı devletlerden
daha ileride olduğuna işaret ettiği ifade edilen yazıda, insan
haklarının ihlal edildiği diğer AB devletlerine dikkat çekerek,
onların da yasaların tamamını uygulamadıklarını söyleyen
Yakış'ın, Türkiye'nin bu nedenle Kopenhag Kriterleri'nin yerine
getirilmesi konusunda kendine adil davranılmadığı duygusuna
kapıldığını, ancak ülkesinin buna rağmen çıktığı yolda
ilerlemeye devam edeceğini belirttiği vurgulanmaktadır. SPD'li
parlamenterlerin, reformların "etkileyici hızını" överek,
birleşmiş bir Kıbrıs'ın önemli bir sinyal olacağını, bunun
Federal Almanya Hükümeti'nin, Ankara'nın AB üyeliğini olumlu
yönde değerlendirmesine katkı sağlayacağını belirttikleri, CDU/CSU'nun
ise, üyelik meselesinden bağımsız olarak, insanlara yararlı
olduğu için reformları desteklediğini, ancak parlamenterlerin,
Ankara'nın şu aşamada AB'ye alınmasının Birliğin entegrasyonunu
zorlayacağı gerekçesini öne sürdükleri kaydedilen yazıda,
Yeşillere göre ise, Türkiye'nin üyelik çabalarını desteklemekle
birlikte, uygulamada hala yapacak çok iş olduğu, FDP'nin de
üyelik perspektifine bağlı kalmak istediği, ancak gösterilen
büyük çabalara rağmen, özellikle de azınlıkların korunması
konusunda hala oldukça net eksikler olduğu görüşüne yer
verilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(15/03) "Türkiye'de Önemli Bir Reform Sınavı Olarak Kürtçe
Dersleri Başlıyor" başlığı altında yer verilen bir haberde,
Türkiye'nin güneydoğusundaki iki okulun, Ankara'nın Avrupa
Birliği'ne üyelik müzakerelerinin kapısını açmayı amaçlayan
reformları yerine getirip getirmediğinin önemli bir sınavı
olarak Kürtçe kurslarına başladığı belirtilmektedir. Türkiye
2002 yılında, Kürtçe yayına ve eğitime getirilen yasaklamayı
kaldırdığı, ancak AB ve uluslararası insan hakları örgütlerini
ülkeyi, değişiklikleri yerine getirmede başarısız olmakla
eleştirdiği belirtilen haberde, Şanlıurfa'daki okulun müdürü
Ömer Kurt'un, "Bugün bir tabu yıkıldı. Bu, tarihi bir adım."
dediği aktarılmaktadır. Haberde, Ankara'nın, AB liderlerinin
aralık ayındaki zirvede ülkenin AB bloğuna katılma konusunda
müzakerelere tam olarak başlaması için bir tarih
belirleyeceklerini ümit ettiği ve bu görüşmelere başlamak için
Türkiye'nin yaklaşık 12 milyon Kürt nüfusunun kültürel
haklarını artırmanın önemli bir kriter olduğu vurgulanmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia
gazetesinde (14/03) "İç Sürtüşmeler ve Türk-Yunan Konuları"
başlığı altında ve Mihalis Moronis imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, Türkiye'nin başbakanlığını üstlenmesinden bir yıl sonra
Tayyip Erdoğan'daki değişikliğin şaşırtıcı olduğu belirtilmekte
ve eski danışmanı Mehmet Metiner'in dediği gibi "dinden siyasi
amaçlarla yararlanan bir Taliban" iken, Türkiye'nin
Avrupalılaşmasının mimarı olduğu kaydedilmektedir. Ankara'yı
ziyaret eden Avrupalı liderlerin vurguladığı gibi, Erdoğan'ın
reformlarının, Türkiye'nin AB'ye giriş kapısını ardına kadar
açtığı, bazı medya organlarının ise, Erdoğan'ın reformlarını
Kemal Atatürk'ün reformlarıyla kıyaslamaya kadar götürdüğüne
işaret edilen yorumda, Erdoğan'ın hayranlarına göre, Türk
standartlarına göre devrimci olan bu reformların düzenli bir
şekilde uygulanacağının kesin sayılması gerektiği ve bu
çevrelerin, reformlara rağmen Türkiye'nin hala kendine has
özellikleri olan bir demokrasi olduğunu görmeyi reddettikleri ya
da görmekte güçsüz olduklarına dikkat çekilmektedir. Avrupa
yanlılarına göre, -daha sonra uyum sağlayacağı için ya da
Kemalistler iktidar kontrolünü ellerinde tutacakları için-
Türkiye'nin, AB ilkelerine ve değerlerine uyum sağlamadan AB
üyesi olmakta ısrar ettiğinin ortaya konulduğu belirtilen
yorumda, gelişme hangi yönde olursa olsun, ülke içindeki
sürtüşmelerin yoğunlaşmasının, Türk-Yunan ilişkilerinde
sorunların yaşanacağını gösterdiği ileri sürülmektedir.
JAPONYA BASINI:
Mainichi Shimbun
gazetesinde (13/03) "Kıbrıs'ın Yeniden Birleşmesi Konusunda
Gelişme Kaydetmek İsteyen Türkiye... AB Üyeliği Fırsatı ve
Beklentisi" başlığı altında ve Takayasu Ogura imzasıyla
yayımlanan makalede, Kıbrıs'ta BM gözetiminde Rum ve Türk
kesimleri arasındaki yeniden birleşme müzakereleri sürdürülürken,
Türk Hükümeti'nin, yeniden birleşmenin AB üyeliği için bir
basamak olması beklentisinde olduğu kaydedilmektedir.
Türkiye'deki milliyetçilerden, Kuzey Kıbrıs hükümetinden ve
halktan bu konuya yönelik büyük tepkiler olduğu, ancak Başbakan
Erdoğan'ın, popüleritesini ve kamuoyu desteğini arkasına alarak
yeniden birleşmeyi gerçekleştirme düşüncesinde olduğu belirtilen
makalede, Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden
Doç. Dr. Bülent Aras'ın, "Türk ordusu adayı işgal etmiş gibi bir
görüntü içinde ve bu nedenle, AB ülkelerinin gözünde Türkiye'nin
imajı olumsuz yönde. Türkiye, bu sorunu çözümlemek suretiyle,
'eski Türkiye'den' sıyrıldığını Avrupa'ya göstermeyi
amaçlıyor." diye konuştuğu ifade edilmektedir. Türkiye'nin,
Kıbrıs sorununu olumlu bir şekilde çözerek, barışçıl ve çevre
ülkelerle iyi ilişkiler içinde olduğunu Avrupa'ya göstermek
istediğine işaret edilen makalede, Aras'ın, "Eğer Kıbrıs
müzakereleri yolunda gitmezse, Türk Hükümeti AB'ye üyelik
hayalinin sonsuza dek gerçekleşmeyeceği endişesi taşıyor."
dediği aktarılmaktadır. Makalede, Batılı diplomatik çevrelerde,
"Belirli sayıda askerini Kuzey Kıbrıs'ta tutmak istemesi ve
bunun gibi nedenlerden dolayı, Türkiye'nin esas amacı, Kıbrıs
sorununu AB üyeliği için koz olarak kullanmak" görüşlerinin de
bulunduğu belirtilmektedir.