17.03.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

          ANKARA, 16/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  15 Mart 2004 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ALMANYA BASINI: 

            Merkur gazetesinin internet sayfasında (15/03)  "Türkiye'ye Taviz Verilmesi Söz Konusu Değil" başlığı altında  ve Claudia Carl-Holger Eichele imzalarıyla AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Günther Verheugen ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Avrupa'daki seçimler arifesinde, hiçbir konu  Türkiye'nin olası AB üyeliği kadar tartışılmadı. Almanya   Başbakanı Schröder ülkenin üyeliğini onaylarken, Hıristiyan  Birlik Partileri karşı çıkıyor. 

            VERHEUGEN: Türkiye için önemli olan, Angela Merkel gibi  muhalefet kanadındaki siyasilerinin Ankara'da söyledikleri  değil, AB'nin uzun yıllardır kararlaştırdığı şeylerdir.  Türkiye, gerekli koşulları yerine getirdiği takdirde AB üyesi  olabilir. Şu anda, bir tek sorunun cevaplanması gerekiyor; o  da Türkiye'nin talep edilen koşulları gerçekten de yerine  getirip getirmediğidir. 

            SORU: Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanılması için  en erken hangi tarih verilebilir? 

            VERHEUGEN: AB'ye üye ülkeler, bu yılın sonunda açıklanacak  olan raporun olumlu sonuçlanması durumunda, Türkiye ile hemen  üyelik müzakerelerine başlanılması kararını aldılar. Bunun  için en erken tarih 2005 ortası olurdu. 

            SORU: Siz, büyük bir baskı altındasınız değil mi,  özellikle de ABD'nin baskısı? 

            VERHEUGEN: AB Komisyonu, hiçbir siyasi belirlemenin  etkisi altında kalmayacak. Bizim sorumluluklarımız toplu   çıkarları kapsıyor. Bizi baskı altına almaya çalışanlar, boş  girişimlerde bulunduklarını görecekler. ABD'nin stratejik  motiflerini anlayabiliyorum, ne de olsa bunlar AB'nin  düşüncelerinden çok farklı değil. 

            SORU: Sizce, Türkiye'nin AB üyeliği, Avrupa seçim savaşı  için uygun bir konu mu?

          VERHEUGEN: Avrupa açısından çok önemli bir siyasi sorun  teşkil eden bu meselenin seçim savaşında dile getirilmemesini  istemek çok saçma olurdu. Bunu burada yapmazsanız nerede  yapacaksınız ki? Ancak bu konuyu ele alanlar, demokratik,  hukuk devletine bağlı ve istikrarlı bir Türkiye'nin Avrupa'nın  güvenliği açısından ne denli önemli olduğunu kesinlikle  gözardı etmemeli. İşte bu, Türkiye'ye yıllardır bir AB  perspektifi verilmesinin nedenidir. Ben, CSU liderinin,  Türkiye'deki reformları 'saçma' olarak nitelendirmesini  ölçüsüz buluyorum. Bu, bizim isteğimiz üzerine Türkiye'yi demokratikleştirmeye, liberalleştirmeye ve modernleştirmeye  başlayan tüm Türk reformculara yönelik ağır bir hakarettir."

            Das Parlament gazetesinde (15/03) "Türk AB  Parlamenterleri, Reform Başarılarını Vurguluyorlar" başlığı  altında ve "rab/ror" rumuzlarıyla yayımlanan bir yazıda,  Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin AB Uyum Komisyonu Başkanı  Yaşar Yakış'ın, 10 Mart tarihinde Federal Almanya  Parlamentosu Avrupa İşleri Komisyonu'nda yaptığı konuşmada,   Türkiye'nin, işleyen bir hukuk devleti oluşumunda ve böylece   AB'nin Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesinde büyük  ilerleme kaydettiğini söylediği belirtilmektedir. "Türkiye'nin  son iki yıl içinde, geride kalan 80 yılda olduğundan çok daha  fazla reform gerçekleştirdiği konusunda" AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Günther Verheugen ile hemfikir olduğunu ifade  eden Yakış'ın, bu yüzden de AB Konseyi'nin bu yılın aralık  ayında Ankara ile katılım müzakerelerinin başlatılmasından  yana karar almasını ümit ettiği ve Kıbrıs ihtilafının da  Annan Planı'nın yardımıyla çözüleceğine inanan Yakış'ın, bu  yılın 1 Mayıs'ında birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB'ye girebileceği  kanısında olduğu kaydedilmektedir. Yakış'ın, idam cezasının kaldırılmasının, temel hakların genişletilmesinin ve  Türkçe'nin yanında diğer dillerde radyo ve TV yayınına izin  verilmesinin, Türkiye'nin artık AB'ye üye bazı devletlerden  daha ileride olduğuna işaret ettiği ifade edilen yazıda,  insan haklarının ihlal edildiği diğer AB devletlerine dikkat  çekerek, onların da yasaların tamamını uygulamadıklarını  söyleyen Yakış'ın, Türkiye'nin bu nedenle Kopenhag  Kriterleri'nin yerine getirilmesi konusunda kendine adil  davranılmadığı duygusuna kapıldığını, ancak ülkesinin buna  rağmen çıktığı yolda ilerlemeye devam edeceğini belirttiği vurgulanmaktadır. SPD'li parlamenterlerin, reformların  "etkileyici hızını" överek, birleşmiş bir Kıbrıs'ın önemli  bir sinyal olacağını, bunun Federal Almanya Hükümeti'nin,  Ankara'nın AB üyeliğini olumlu yönde değerlendirmesine katkı  sağlayacağını belirttikleri, CDU/CSU'nun  ise, üyelik  meselesinden bağımsız olarak, insanlara yararlı olduğu için  reformları desteklediğini, ancak parlamenterlerin, Ankara'nın  şu aşamada AB'ye alınmasının Birliğin entegrasyonunu  zorlayacağı gerekçesini öne sürdükleri kaydedilen yazıda,  Yeşillere göre ise, Türkiye'nin üyelik çabalarını desteklemekle  birlikte, uygulamada hala yapacak çok iş olduğu, FDP'nin de  üyelik perspektifine bağlı kalmak istediği, ancak gösterilen  büyük çabalara rağmen, özellikle de azınlıkların korunması  konusunda hala oldukça net eksikler olduğu görüşüne yer  verilmektedir.  

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (15/03) "Türkiye'de Önemli Bir Reform Sınavı  Olarak Kürtçe Dersleri Başlıyor" başlığı altında yer verilen  bir haberde, Türkiye'nin güneydoğusundaki iki okulun,  Ankara'nın Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerinin kapısını  açmayı amaçlayan reformları yerine getirip getirmediğinin  önemli bir sınavı olarak  Kürtçe kurslarına başladığı  belirtilmektedir. Türkiye 2002 yılında, Kürtçe yayına ve  eğitime getirilen yasaklamayı kaldırdığı, ancak AB ve  uluslararası insan hakları örgütlerini ülkeyi, değişiklikleri  yerine getirmede başarısız olmakla eleştirdiği belirtilen  haberde, Şanlıurfa'daki okulun müdürü Ömer Kurt'un, "Bugün  bir tabu yıkıldı. Bu, tarihi bir adım." dediği aktarılmaktadır.  Haberde, Ankara'nın, AB liderlerinin aralık ayındaki zirvede   ülkenin AB bloğuna katılma konusunda müzakerelere tam olarak   başlaması için bir tarih belirleyeceklerini ümit ettiği ve   bu görüşmelere başlamak için Türkiye'nin yaklaşık 12 milyon   Kürt nüfusunun kültürel haklarını artırmanın önemli bir  kriter olduğu vurgulanmaktadır. 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefterotipia gazetesinde (14/03) "İç Sürtüşmeler ve  Türk-Yunan Konuları" başlığı altında ve Mihalis Moronis  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin başbakanlığını üstlenmesinden bir yıl sonra Tayyip Erdoğan'daki değişikliğin  şaşırtıcı olduğu belirtilmekte ve eski danışmanı Mehmet  Metiner'in dediği gibi "dinden siyasi amaçlarla yararlanan bir  Taliban" iken, Türkiye'nin Avrupalılaşmasının mimarı olduğu kaydedilmektedir. Ankara'yı ziyaret eden Avrupalı liderlerin  vurguladığı gibi, Erdoğan'ın reformlarının, Türkiye'nin AB'ye  giriş kapısını ardına kadar açtığı, bazı medya organlarının  ise, Erdoğan'ın reformlarını Kemal Atatürk'ün reformlarıyla  kıyaslamaya kadar götürdüğüne işaret edilen yorumda,  Erdoğan'ın hayranlarına göre, Türk standartlarına göre  devrimci olan bu reformların düzenli bir şekilde  uygulanacağının kesin sayılması gerektiği ve bu çevrelerin,  reformlara rağmen Türkiye'nin hala kendine has özellikleri  olan bir demokrasi olduğunu görmeyi reddettikleri ya da  görmekte güçsüz olduklarına dikkat çekilmektedir. Avrupa  yanlılarına göre, -daha sonra uyum sağlayacağı için ya da  Kemalistler iktidar kontrolünü ellerinde tutacakları için-  Türkiye'nin, AB ilkelerine ve değerlerine uyum sağlamadan AB  üyesi olmakta ısrar ettiğinin ortaya konulduğu belirtilen  yorumda, gelişme hangi yönde olursa olsun, ülke içindeki  sürtüşmelerin yoğunlaşmasının, Türk-Yunan ilişkilerinde  sorunların yaşanacağını gösterdiği ileri sürülmektedir.  

            JAPONYA BASINI: 

            Mainichi Shimbun gazetesinde (13/03) "Kıbrıs'ın Yeniden  Birleşmesi Konusunda Gelişme Kaydetmek İsteyen Türkiye... AB  Üyeliği Fırsatı ve Beklentisi" başlığı altında ve Takayasu  Ogura imzasıyla yayımlanan makalede, Kıbrıs'ta BM gözetiminde  Rum ve Türk kesimleri arasındaki yeniden birleşme müzakereleri sürdürülürken, Türk Hükümeti'nin, yeniden birleşmenin AB  üyeliği için bir basamak olması beklentisinde olduğu  kaydedilmektedir. Türkiye'deki milliyetçilerden, Kuzey Kıbrıs  hükümetinden ve halktan bu konuya yönelik büyük tepkiler  olduğu, ancak Başbakan Erdoğan'ın, popüleritesini ve kamuoyu  desteğini arkasına alarak yeniden birleşmeyi gerçekleştirme  düşüncesinde olduğu belirtilen makalede, Fatih Üniversitesi  Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Bülent Aras'ın,  "Türk ordusu adayı işgal etmiş gibi bir görüntü içinde ve bu  nedenle, AB ülkelerinin gözünde Türkiye'nin imajı olumsuz  yönde. Türkiye, bu sorunu çözümlemek suretiyle, 'eski  Türkiye'den' sıyrıldığını  Avrupa'ya göstermeyi amaçlıyor."  diye konuştuğu ifade edilmektedir. Türkiye'nin, Kıbrıs  sorununu olumlu bir şekilde çözerek, barışçıl ve çevre  ülkelerle iyi ilişkiler içinde olduğunu Avrupa'ya göstermek  istediğine işaret edilen makalede, Aras'ın, "Eğer Kıbrıs  müzakereleri yolunda gitmezse, Türk Hükümeti AB'ye üyelik  hayalinin sonsuza dek gerçekleşmeyeceği endişesi taşıyor."  dediği aktarılmaktadır. Makalede, Batılı diplomatik çevrelerde,  "Belirli sayıda askerini Kuzey Kıbrıs'ta tutmak istemesi ve  bunun gibi nedenlerden dolayı, Türkiye'nin esas amacı, Kıbrıs   sorununu AB üyeliği için koz olarak kullanmak" görüşlerinin   de bulunduğu belirtilmektedir.           

 

          ESKI SAYILAR