17.03.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

         ANKARA, 17/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 16 Mart 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:           

            ALMANYA BASINI: 

            Berliner Zeitung'da (16/03) "Türkiye AB'ye Girmeli mi?"  başlığı altında ve  Lyon Jean Moulin Üniversitesi Yakın  Alman Tarihi emekli Profesörü Eberhard Demm imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı  çıkan, Hristiyan Demokratların ve haçlı askerlerinin  gerekçelerinin yavaş yavaş tükendiği, Türkiye'nin geçen  yıl bir Alman profesörün Frankfurter Allgemeine Zeitung'da  alay ettiği gibi artık "sürekli bakıma muhtaç bir vaka"  olmadığı ifade edilmekte, "'Boğaz'daki hasta adam' yüzde  sekizlik bir ekonomik büyüme ve yüzde 70'lerden yüzde  20'lerin altına indirmeyi başardığı enflasyon oranı ile  hayretler içinde bırakıyor. Eğer bu böyle devam ederse  -ki uzmanlar uzun vadede Türkiye'de GSMH'nın yıllık en  az yüzde üçlük artış göstereceğini tahmin ediyorlar-,  yakında işsiz genç Alman akademisyenler İstanbul'a göç  edecekler. Doğu Anadolu'daki Türkler de oldukları yerde  kalacaklar, kaldı ki bunların olası göçü de yıllarca  kısıtlanabilecek." denilmektedir. Yorumda şu ifadeler  yer almaktadır: "Reformlar mı? Türk Parlamentosu; parti  çekişmeleri, federalizm ve reform tıkanıklığıyla felç  olan Almanya'nın sadece gıptayla izleyebileceği, soluk  kesen bir reform dizisi gerçekleştirdi. Sadece 2001  yılında 34 Anayasa maddesi değiştirildi, 2002 yılında  yeni bir medeni hukuk yasalaştırıldı ve 2003'te geniş  kapsamlı dört reform paketi uygulamaya konuldu. Avrupalı  bir ülke mi? Bu soru çoktan açıklığa kavuşturulmuştur.  Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Atatürk adıyla bilinen  ve 20. yüzyılın dünya çapındaki en aktif reformcusu  Mustafa Kemal cesurca tüm İslami gelenekleri kaldırıp  ülkeyi Avrupa çağdaşlığına taşıdı: Fes ve çarşaf, çok  eşlilik ve Hilafet kaldırıldı, Latin harfleri getirildi,  İsviçre Medeni Kanunu alındı ve laik bir devlet oluşturuldu.  1987 yılında Türkler yeniden AET kapısını çaldıklarında,  gerçi boş sözlerle oyalandılar, fakat bir Avrupalı olarak  böyle bir başvuruda bulunabilecekleri açıkça teyid edildi.

            Kültürler Savaşı mı? Viyana önlerindeki Osmanlılar,   İslamcı intihar eylemcileri ve Ramazan'da arka bahçede  koyun kızartan Türk komşular... Bazı Almanların tüyleri  diken diken oluyor. Ancak Türkiye'nin katılımıyla birlikte  AB, küreselleşme ve terörle mücadelede daha fazla önem  kazanacak. Bu çok önemli bir husus. Böylece, bölgesel bir  güç olarak Türkiye'nin Yakın Doğu'da AB'den farklı  çıkarlara sahip olduğu gerekçesi de ortadan kalkmış oluyor.  Türkiye, Yakın Doğu'da ve Balkanlar'da istikrarın  sağlanmasına yönelik girişimlerde, terör, uyuşturucu ve  insan ticaretine karşı mücadelede hiçbir sorunla  karşılaşılmadan Avrupa'nın ortak dış ve güvenlik  politikasına dahil olacaktır. Ya Almanya? Almanya,  Türkiye'nin sadece en önemli ticaret ortağı değil, aynı  zamanda Türkler geleneksel olarak Alman dostudur. Alman  İmparatorluğu ile işbirliğinin ve Birinci Dünya  Savaşı'ndaki silah arkadaşlığının hatırası, Almanya'nın   aksine onlarda hala çok canlıdır. AB kurullarında  Türklerin  daha ziyade Alman pozisyonlarını desteklemeleri  pekala beklenebilir. Öyleyse 44 yıldır uzatılan eli tutalım.  Böylece aynı zamanda İslam dünyasına, -eğer gerçekten  varsa- kültürler çatışmasının üstesinden gelinebileceği  sinyalini vermiş oluruz." 

            BELÇİKA BASINI:  

            Merkezi Brüksel'de bulunan ve Avrupa Parlamentosu'ndaki  bir grupla işbirliği halinde çalışan bağımsız haber sitesi  Euobserver'ın internet sayfasında (16/03) "Nyrup Rasmussen:  Türkiye'nin AB Üyeliğini Bu Nesil Göremez"  başlığı altında  ve Lisbeth Kirk imzasıyla yer alan bir haberde, Danimarka  eski Başbakanı ve haziranda yapılacak  Avrupa Parlamentosu  seçimlerinde Sosyal Demokratların adayı olan Poul Nyrup  Rasmussen'in, "Türkiye'nin AB üyesi olması bir nesilden  fazla zaman alır." dediği belirtilmektedir. Nyrup  Rasmussen'in, "Öncelikle Avrupa Komisyonu'nun raporunu  görmeliyiz. Fakat şu an ki duruma bakarak, reddetmem  gerekir. Hatta Türkiye'nin AB üyeliği düşüncesinin iyi bir  fikir olduğundan emin değilim. Türk Parlamentosu tarafından gerçekleştirilen reformların takdire şayan olduğunu  söylemeliyim. Fakat insan hakları örgütlerine göre,  mahkemeler ve cezaevleri konusunda hala aşılması gereken  uzun bir yol var." şeklindeki ifadesine yer verilen haberde,  Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kazandıracağı umuduyla,  sağ eğilimli Danimarka Halk Partisi Türkiye'nin AB üyeliğine  karşı geçen hafta bir kampanya başlattığı hatırlatılmakta ve  Liberal Başbakan Anders Fogh Rasmussen'in, 1999 yılında   Başbakanlığı sırasında Türkiye'nin AB adaylığını destekleyen  Nyrup'un açıklamalarından duyduğu şaşkınlığı ifade ettiği kaydedilmektedir. Fogh Rasmussen'in Politiken'e verdiği  demeçte, "Bunun anlamı Türkiye'ye diğer herhangi bir ülke  gibi davranılması gerektiğidir. Öte yandan da eğer Türkiye  kriterleri yerine getiremezse müzakerelere başlayamayız"  dediği aktarılan haberde, Danimarka'da AB'yi eleştiren  akımların Türkiye'nin AB üyeliği için "evet ama şimdi değil"  görüşünü destekledikleri ifade edilmektedir. 

            İNGİLTERE BASINI: 

            BBC Radyosu'nun Türkçe yayınında (16/03) "Avrupa  Parlamentosu Gündeminde Bu Hafta Türkiye Raporu Var"  başlığı altında ve Zeynel Lüle imzasıyla yer verilen bir  haberde, Avrupa Parlamentosu'nun bu haftaki gündeminde  Türkiye raporunun olduğu ve Parlamento Dış İlişkiler  Komisyonu'nda ele alınıp oylamaya sunulacak raporda,  Türkiye Anayasası'nda köklü değişiklikler gerektiğinin  belirtildiği, ama AKP hükümetinin icraatının da övüldüğü  kaydedilmektedir. Hollandalı Hıristiyan demokrat kökenli  parlamenter Oostlander tarafından kaleme alınan raporun,  ekim ayında Avrupa Birliği Komisyonu'nun yayımlayacağı ve  yıl sonunda müzakerelerin başlamasına yönelik Avrupa  Birliği liderlerinin kararına ışık tutacak olan ilerleme  raporu öncesindeki son bir değerlendirme niteliğini  taşıdığı belirtilen haberde, Raportör Ooslander'in,  Türkiye'deki mevcut laik anlayışın din ve vicdan  özgürlüğünü kısıtladığı görüşünü dile getirdiği ve mevcut  AKP hükümetinin reformlarından övgüyle söz edilen raporda,  uygulama eksikliklerine de değinilerek bu konuda birçok  örnek verildiği ifade edilmektedir. Raporda, dinsel  özgürlüklerin artırılması, DGM'lerin  kaldırılması,  yolsuzlukla daha kararlı mücadele, eski DEP milletvekili  Leyla Zana ve arkadaşlarının tutukluluk hallerinin sona  erdirilmesi çağrısı yapıldığı, işkence ile daha kararlı  mücadele talep edilirken insan hakları derneklerine  yönelik baskıların son bulması, Kürtçe konusunda var olan  engellemelerin kaldırılması ve Aleviler ile diğer Türkiye  Cumhuriyeti vatandaşlarının dinlerine saygının uygulamalara  da yansıması gibi isteklerin sıralandığı kaydedilen haberde,  raporda ayrıca, Avrupa Birliği'nin terörle mücadelede   Türkiye'ye destek olmasının istendiği vurgulanmaktadır. 

            ÇEK CUMHURİYETİ BASINI: 

            ABD'nin desteklediği Radyo Ferda'nın internet  sayfasında (16/03) "Türkiye'de İki Okulda Kürtçe Diliyle  Eğitim Başladı" başlığı altında yer alan bir haberde,  Türkiye'de iki okulun Kürt dili eğitimini başlattığı ve  bunun  AB'ye üye olmanın eşiğinde bulunan ve Birliğin  görüşü çerçevesinde reformlar gerçekleştirmekte olan  Ankara'nın iradesini ortaya koyma konusunda önemli bir  girişim olduğu belirtilmektedir.  

            AZERBAYCAN BASINI:

            Halk gazetesinde (16/03) "Kıbrıs Problemi, Türkiye'nin  AB'ye Entegrasyonuna Engel Oluşturacak mı?" başlığı altında  ve Rauf Aliyev imzasıyla yayımlanan bir makalede,  Türkiye'nin AB'ye entegrasyonu açısından 2004 yılı büyük  önem taşıdığı, bu yıl Türkiye'nin önüne konan yapay   engellerin ortadan kaldırılması durumunda, önemli  ilerlemeler sağlanmasının beklenebileceği, bu engellerden  en önemlisinin Kıbrıs problemi olduğu ifade edilmektedir.    Makalede, bugüne kadar sorunun çözüme kavuşturulmamasının  Türkiye'nin sadece AB karşısında değil, uluslararası  alanda da bir dizi zorlukla karşılaşmasına neden olduğu,  AB'nin 1 Mayıs tarihinde adayı üyeliğe alma kararının ise  sorunu daha ciddi ve önüne geçilemez bir konuma taşıdığı ve  bunun da AB içerisinde sürekli olarak Türkiye aleyhine bir  tutum sergileyecek olan yeni bir üye anlamına geleceği  vurgulanmaktadır.  

            RUSYA BASINI:           

            Rus haber ajansı Regnum'un internet sayfasında (15/03)  "Ermenistan Sınırını Açmadıkça ve Ermeni Soykırımını Kabul  Etmedikçe Türkiye AB Üyesi Olamaz" başlığı altında yer  verilen bir yazıda, Erivan'da bulunan Ermenistan ve AB  Parlamentolararası İşbirliği Komisyonu'nun Avrupa Heyeti  Başkanı Torben Holtze'nin, Ermenistan sınırını açmadığı ve  Ermeni soykırımını kabul etmediği müddetçe, Türkiye'nin  Avrupa Birliği üyesi olamayacağını söylediği belirtilmektedir.  Torben Holtze'nin, "Ermenilerin 1915 yılında Osmanlı  Türkiye'sinde yaşadıkları, tarihi bir gerçek ve Türkiye bunu  kabul etmeli" dediği belirtilen yazıda, Ermenistan'ın AB  üyeliğinden bahsederken Holtze'nin, bu ülkenin AB üyesi  olabilmesi için siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda yapıcı  reformlar gerçekleştirmesi gerektiğini söylediği  kaydedilmektedir.            

 

          ESKI SAYILAR