ANKARA,
18/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 17 Mart 2004
tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber
ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Welt
gazetesinin (17/03) "El Kaide Seçimleri Etkileyebilir" başlığı
ve Matthias Kamann imzasıyla yayımladığı savaş teorisyeni
Herfried Münkler ile yapılan mülakatın ilgili bölümünde şöyle
denilmektedir:
"DIE
WELT: AB'ye üyelik yoluyla ülkelerinin modernleşmesine çok
sevinecek olan Türkler arasında büyük bir değişim isteği var...
MÜNKLER: Bu tür geniş anlamlı jeopolitik gerekçelerle Türklerin
AB üyeliğinden yana olduğumu defalarca açıkladım. Avrupa'nın,
İslam dünyası ile öyle ya da böyle zaten bir sınırı var ve
Türkler şimdi rencide edilirlerse, ya Orta Asya'daki Türk
halkları karşısında büyük güç politikası uygulayacaklar, ya da
İslam dünyasına yakınlaşacaklar. Her ikisine de Amerikalılar
izin vermeyeceği için de, narin demokrasi çiçeği yeni bir askeri
darbe ile zarar görecektir. O halde Avrupa'nın birşeyler yapması
gerekiyor. Avrupa'nın, Müslüman bir ülke için alternatif
modernizasyon stratejilerine sahip olduğu, özellikle
-beraberinde çok iyi koşulları getiren- Türkiye'de
kanıtlanabilir. Buna ilaveten Irak'ın da istikrara
kavuşturulması, orta ve uzun vadede öncelikle Avrupalıların
yararlanacağı büyük bir başarı olacaktır.
DIE WELT: Bunlar, Fischer'in söylediklerini çağrıştırıyor.
MÜNKLER: Joschka Fischer'in mi?
DIE WELT: Evet.
MÜNKLER: Dışişleri Bakanı'nın bunları boşuna konuştuğunu
söyleyemem. Fischer, zaman zaman stratejik perspektifleri
formüle edebilecek durumda olan az sayıda Avrupalı
siyasetçilerden biridir. Ne yazık ki asıl sorun, toplumun büyük
bir kesiminin, devamlı çaba gerektiren böyle bir politikaya
henüz hazır olmamasıdır.
DIE WELT: Aslında tam tersi değil mi? Şimdi Madrid'de
yaşananların ardından, Almanya'da birçok kişi Müslüman
gruplardan daha fazla korkacakları için, Türklere kapıyı
kapatmak istemeyecekler mi?
MÜNKLER: Olabilir. Oysa Müslümanların çoğu, öncelikle de
buradaki Türkler, Arap dünyasına uzanan bir modernizasyon
köprüsü konumundalar. Avrupa, bunların yardımıyla, oradaki
toplumlarda bir şeyleri etkilemeye çalışabilir. Avrupa'daki
Müslümanlar, Batı modelinin cazibesi olabilirler. Kaldı ki bu
model zor kullanarak değil, milyonlarca insanın görüş
alışverişiyle yerleşmektedir."
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(17/03) "Avrupa Milletvekilleri, AB'yi, Türkiye'ye Karşı
Dikkatli Olmaya Çağırdı" başlığı altında yer verdiği haberde,
Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu'nun üyelik
müzakerelerine başlamadan önce Türkiye'nin Avrupa'nın demokratik
kriterlerine uyup uymadığına AB tarafından öncelik verilmesini
talep eden bir raporu kabul ettiği bildirilmektedir. Avrupa
milletvekillerine göre, Türkiye'nin muhtemelen yeni bir anayasa
hazırlaması gerekeceği belirtilen haberde, modern bir anayasanın
Türk devletinin modernizasyonunun temelini oluşturabileceğini
vurgulayan raporun Hollandalı muhafazakar milletvekili Arie
Oostlander tarafından hazırlandığı ve Avrupa Komisyonu Dış
İlişkiler Komisyonu'nda büyük bir çoğunlukla kabul edildiği
kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times
gazetesinin internet sayfasında (17/03) "AB Türkiye İle Üyelik
Müzakerelerine Gelecek Yıl Başlayabilir" başlığı ve Judy
Dempsey imzasıyla yer verilen yazıda, AB'den yapılan açıklamada,
Ankara'nın tüm siyasi ve ekonomik şartları yerine getirmesi
halinde, AB'nin Türkiye ile en erken gelecek ocak ayında üyelik
müzakerelerini başlatmaya hazır olabileceğinin bildirildiği
aktarılmaktadır. Türkiye'nin AB nezdindeki Büyükelçisi Oğuz
Demiralp'in "Hazır olacağız. Reformların uygulanmasına hız
vermiş bulunuyoruz. AB'ye katılmak yönünde stratejik bir karar
aldık." dediği belirtilen yazıda, iç piyasadan sorumlu Fritz
Bolkestein gibi bazı komisyon üyelerinin, Türkiye'nin AB'ye
üyeliğine karşı ancak çoğunluğun görüşmelerin başlatılmasını
desteklemesinin beklendiği ifade edilmekte ve "Kararı tehlikeye
sokan ise, BM'nin Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta AB'ye girmesinden önce
yeniden birleştirilmesi için arabulucu olarak zamana karşı
yarıştığı Kıbrıs konusu. Yunan ve Türk Dışişleri Bakanları ve
üst düzey yetkililerin gelecek hafta görüşmeleri hızlandırmak
için İsviçre'de biraraya gelmesi planlanıyor. BM, Türkiye'nin
kuzey Kıbrıs'taki 30 yıllık işgalini sona erdirebilecek bir
anlaşmanın referanduma götürülmesi için hazırlıklara zaman
bırakmak üzere görüşmeleri nisan başına kadar sonlandırmak
istiyor." denilmektedir.
REUTER'in (17/03) "Avrupa Parlamentosu, İnsan Hakları
Konusunda Türkiye'ye Baskı Yapıyor" başlığı altında yayımladığı
haberde, Avrupa Parlamentosu'ndan yapılan bir açıklamada,
Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyesi ülkeler Avrupa Birliği
hukukunun kabul edilmesi konusunda Ankara ile görüşmelere
başlamadan önce, insan hakları sicilini düzeltmesi ve hukukun
üstünlüğünü sağlaması gerektiğinin ifade edildiği
bildirilmektedir. Haberde, Avrupa Dışişleri Komisyonu'nun
ayrıca, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye-AB ilişkileri
açısından öneminin altını çizdi ve Ankara'ya Ermenistan ile
sınırlarını açması çağrısında bulunduğu da kaydedilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Aargauer Zeitung'un
internet sayfasında (17/03) "Kıbrıs'ta Tersine Dönmüş Dünya"
başlığıyla ve Claude Nicolet imzasıyla yayımlanan yazıda,
Kıbrıs müzakereleri konu edilmekte, "Bu görüşmelerin özelliği,
13 Şubat tarihinde New York'ta Güney kesimi lideri Tassos
Papadopoulos ve Kuzey kesimi lideri Rauf Denktaş tarafından
mecburi bir hareket cetveli imzalanması ile gerçekleştiriliyor
olmasıdır." denilmektedir. Türkiye'nin yıllarca, her makul
çözümü engelleyen devlet olarak görüldüğü, ancak Türkiye'nin
kendi AB üyeliği gündeme geldikten sonra ve Washington'un
baskısıyla, Türkiye Kıbrıs konusunda taviz vermeye hazır olduğu
ileri sürülen yazıda, "Türkiye hükümeti, inatçı Denktaş'a,
uzlaşmaya neden hazır olduğunu gösterebilir: Eğer 1 Mayıs
tarihine kadar ada birleşmezse, Türkiye hükümeti ordusuyla,
uluslararası hukuka aykırı olarak bir AB bölgesini işgal etmiş
olacak; böylece Türkiye'nin AB üyeliği ancak uzak bir
gelecekte gerçekleşebilir." denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima
gazetesinin (17/03) "Ankara Ve Bizler" başlığı ve Stathis
Efstathiadis imzasıyla yayımladığı yorumda, Almanya Dışişleri
Bakanı Joschka Fischer'in kısa bir süre önce Ankara'nın AB
üyeliği talebini destekleme gereği konusunu, antiterör politika
düzeyinde ele almakla, Türkiye'nin AB üyeliği hakkında yeni bir
görüşü dile getirmiş olduğu, Türkiye'yi Avrupa ile İslam
ilişkilerindeki krizde, dolayısıyla terörizm konusunda en önemli
rolü oynayacak ülke olarak gördüğü, Türkiye'nin AB üyeliğinin
aşırı İslamcılara karşı zafere yol açacağına inandığı ifade
edilmektedir. Yorumda, "Türkiye sorununun karmaşık olduğunu", bu
nedenle de adım adım ele alınması gereken bir konu olduğunu
kabul ettiği belirtilen Fischer'in şu sözlerine yer
verilmektedir: "Bugün, Türklere AB ile imtiyazlı bir ortaklıktan
fazla birşey veremeyeceğimizi söylemeyi düşünüyorsak, bunun
yerine en iyisi samimi davranıp AB'ye giremeyeceklerini
söyleyelim. Bu bağlamda, bizim de konuya yeni stratejik koşullar
altında bakmamız gerekir. Bunu yaparsak, Türkiye'yi çok geriye
itmiş oluruz, bu durumda da gelişmelerin ne olacağı bilinemez.
Türkiye, bilinen eski duruma geri dönecek ve bunun günümüzün
gerçekleri üzerinde olumsuz etkileri olacak ve daha büyük bir
Orta Doğu sorununun yaratılmasına yönelik yeni bir stratejik
iddia ortaya çıkacak. Eninde sonunda bu, bir İslam devleti
olarak Türkiye'nin AB ile imtiyazlı ilişkiler kurması halinde
dahi, AB'nin bir Hristiyan kulübü olduğu anlamına gelecek; ve de
öyledir, kendimizi boşuna aldatmayalım. Eğer bunu istiyorsak,
Türkiye'ye gerçeği söyleyelim ve sorumluluklarımızı da
üstlenelim. Ben bu görüşe katılmıyorum. Tabii, Türkiye'nin olası
AB üyeliğinin etkilerini de incelemeliyiz. AB'yi tehlikeye mi
sokacağız? Hayır, sanmıyorum. Uzun zaman sürecek bir
beklentiden, başarılı olması gerekli olan Türkiye'nin
çağdaşlaşması işleminden söz ediyoruz. Yerine getirilmesi
gereken Kopenhag kriterlerinden ve kısa sürmeyecek olan bir
işlemden söz ediyoruz. Türkiye, AB'nin ekonomik kabiliyetlerinin
sınırlı olduğunu biliyor. Başbakan Erdoğan'ın Berlin'deki
konuşmasında söylediği gibi, terörizme karşı yeni stratejinin
başarılı olması için anahtarı, İslam'ın demokrasiyle; İslam'ın
çağdaş toplumla barışması oluşturuyor. Erdoğan, bu beklentinin
başarılı olması için Türkiye'nin Avrupa üyesi olmasına bağlı
olduğu konusunda ısrar etti. Bu başarılırsa, terörizm tehdidine
karşı savaşta stratejik bir zafer kazanılmış olacak."
To Vima gazetesinin (17/03) "Türkiye Çözüm Kararı Aldı"
başlığı ve Filipos Savidis imzasıyla yayımlanan yorumunda şöyle
denilmektedir: "İki faktörün, Kıbrıs sorununun 1 Mayıs tarihine
kadar çözümlenmesine yol açacağı konusunda kuşku yoktur. Bu
faktörler şunlardır:
1-
Kıbrıs'ın AB üyesi olmasının yaratığı dinamizm ile Türkiye'nin
AB'ye yönelmesi,
2-
Erdoğan Türkiye'sinin Kıbrıs konusunda farklı bir strateji
uygulaması.
Helsinki sonrasında AB'nin devreye girmesi, Ankara'nın Kıbrıs
konusunda çark etmesine ve böylece Kıbrıs konusunda geriye
dönülmesi mümkün olmayan bir sürecin başlamasına yol açtı.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz şubat ayında New York'a
gittiğinde, Ankara'nın Denktaş aracılığı ile görüşmeleri
çıkmaza sürükleyeceği ve böylece sonunda önüne çıkan ikilemle
karşılaşmayacağını düşünüyordu. Ancak hata yaptı. Türkiye
görüşmeleri çıkmaza sürüklemediği gibi, yaptığı öneriyle süreci
hayatta tutmasını bildi. Bu gelişme, Türkiye'nin AB'den üyelik
müzakereleri için tarih alma hedefine ulaşması çabalarında
olumlu etki yarattı. Başbakan Erdoğan, önerisiyle hem BM Genel
Sekreteri'nin koşullarını benimsediğini gösterdi, hem de 'dörtlü
görüşmelerin' kabul görmesini sağlayarak görüşme sürecini
belirlemiş oldu... Erdoğan'ın Türkiye'si şu nedenlerden dolayı
sorunun çözümlenmesini istiyor:
1-
Erdoğan hükümeti Türkiye'nin AB yönelimine sadık kalmaya devam
ediyor; çünkü bu şekilde a) ülkenin demokratikleşmesi hedefine
ulaşabileceğine, b) partinin ve Tayyip Erdoğan'ın şahsi
çıkarlarının korunacağına inanıyor. Bu nedenle, Erdoğan hükümeti
Türkiye'nin AB yöneliminin engellenmesini istemiyor.
2-
Kıbrıs meselesi Türkiye'de baş ağrısı yaratan bir dış politika
konusudur ve Erdoğan hükümeti bu sorundan kurtulmak istiyor.
3-
Türkiye, Aralık 2003'te, Kopenhag'da dersini aldı. Tehdit ve
şantaja başvurmanın ülkenin AB yönelimine hizmet etmediğini
gördü. Ankara'nın Kıbrıs meselesini Türkiye'ye üyelik
müzakereleri için tarih verilmesi konusuna şantaj yaparcasına
bağlaması beklediği sonucu sağlamadı.
4-
Türkiye, 1 Mayıs tarihine kadar Kıbrıs meselesi çözüme
bağlanmazsa, ülkenin AB yöneliminde ilerlemelerin
kaydedilmeyeceğini biliyor."
Elefterotipia gazetesinin (17/03) "Çözümün Türkiye'nin AB
Üyeliğine Bağlanmasını istemiyorlar" başlığı altında yayımlanan
yorumunda, Avrupa Halk Partisi'nin Fransız, Alman ve İngiliz üç
AB parlamenterinin, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği
konusunun, Kıbrıs meselesine ilişkin müzakerelerin gidişatına
bağlanmamasını ve diğer ülkeler gibi Türkiye'nin de Kopenhag
kriterlerine, ekonomik ve sosyal düzeyde ülkenin Avrupa Birliği
müktesebatına uyum sağlayıp sağlamadığının değerlendirilmesini
istedikleri ifade edilmekte, ayrıca, Avrupa Halk Partisi'nin üç
AB parlamenterinin BM'nin, Yunan ve Türk hükümetlerinin Kıbrıs
sorununun çözümlenmesi yolunda sarfettiği çabalara destek
verdiklerini de kaydettikleri, ancak bu çabaların aralık ayında
25'lerin Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verme
konusuna bağlanmaması gerektiğini net bir şekilde ifade
ettikleri aktarılmaktadır.