ANKARA, 24/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 23
Mart 2004 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(23/03) "Jack Straw: Türkiye'nin AB'ye Girmesi Arap Dünyası ile
Gerilimi Azaltabilir" başlığı altında ve Jan M. Olsen imzasıyla
yer verdiği bir haberde, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack
Straw'ın yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye üye olmasının,
Avrupa ve Müslüman dünyası arasındaki anlaşmazlıkları gidermenin
bir yolu olabileceğini ve terörle mücadeleye katkıda
bulunabileceğini söylediği belirtilmektedir. Straw'ın, Danimarka
Dış Politika Derneği'nin 300 üyesinin hazır bulunduğu
konferansta, Türkiye'nin de diğer adaylarla eşit şartlarla
değerlendirileceğini belirttiği, fakat Türkiye'nin üyelik
görüşmelerine başlayabilmesi için daha fazla ilerleme kaydetmesi
gerektiğini de sözlerine eklediği ifade edilen haberde, Straw'ın
ayrıca mayıs ayında üye ülke sayısı 25'e ulaşacak olan AB'ye
Türkiye'nin girişini reddetmeden önce uzun uzun düşünülmesi
gerektiğini belirterek, "Aksini bir düşünün. Eğer Türkiye'yi
Avrupa ailesinin dışında tutarsak, Türkiye nereye gider" diye
sorduğu kaydedilmektedir. Haberde, Straw'ın, "Türkiye'nin AB'ye
üyeliği sadece Türkiye açısından değil, Avrupa açısından da
güvenli bir gelecek için çok daha iyi bir yol. Türkiye'nin AB'ye
üye olması, İslam dünyasındaki başka birçok ülke için de ilham
kaynağı olacaktır" dediği aktarılmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(23/03) "Danimarka Dışişleri Bakanı: İşkence Devam Ederse
Türkiye AB'ye Üye Olamaz" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, Danimarka Dışişleri Bakanı Per Stig Moeller'in,
Türkiye'yi, işkencenin devam etmesi halinde AB kapılarının
kendisine kapalı olacağı konusunda uyardığı belirtilmektedir.
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile görüşmesinin ardından
basına yaptığı açıklamada Moeller'in, "Türkiye şunu açıkça
anlamalı ki, işkence varsa ne müzakere ne de AB'ye üyelik
olacaktır" dediği aktarılan haberde, Moeller'in, Avrupa'nın
kapısının önünde bir sorun bulunduğunu ve Türkiye'yi düşman
olarak değil de, Avrupa ailesinin bir üyesi olarak görmenin daha
iyi olacağını düşündüğünü belirttiği, İngiltere Dışişleri Bakanı
Straw'ın ise "stratejik açıdan çok önemli" olduğunu ifade ettiği
Türkiye'nin AB'ye üyeliğinden yana fikir belirterek,
"Türkiye'yi Avrupa ailesine ya dahil ederiz ya da etmeyiz.
Bunun ortası yok" dediği kaydedilmektedir. Haberde, Straw'ın,
"AB'nin, Türkiye'nin üye olmasından büyük çıkar sağlayacağını"
belirttiği ve "Avrupa'ya demir atmış, ekonomik başarı sağlamış
demokratik bir Türkiye örneği, Müslüman dünyasındaki birçok ülke
için bir ilham kaynağı olacaktır. Şayet Avrupa'nın gücünün
temelinde, bir Yahudi-Hırıstiyan kulübü değil de, evrensel ve
ortak değerlerin çeşitliliği olduğuna inanıyorsak, Türkiye'ye
karşı taahhütlerimizi yerine getirmeliyiz" ifadesini kullandığı
bildirilmektedir.
DANİMARKA BASINI:
Information
gazetesinde (22/03)
"Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı Çıkanların Çabaları Nafile"
başlığı altında ve Sosyal Liberal Parti üyesi Charlotte Fischer
imzasıyla yayımlanan makalede, aşırı sağcı Danimarka Halk
Partisi'nin, Türkiye'nin AB'de yeri olmadığını savunduğu, ana
muhalefet Sosyal Demokrat Parti'nin de, kısmen, Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı çıktığı belirtilmekte ve ancak anılan partilerin
çabalarının nafile olduğu kaydedilmektedir. Makalede şöyle
denilmektedir: "Türkiye 1999'da düzenlenen Helsinki Zirvesi'nde
aday olarak tanınmıştır ve gereken kriterleri yerine getirdiği
takdirde AB üyeliğini engelleyecek hiçbir neden bulunmamaktadır.
Anılan partilerin ve Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan diğer
siyasetçilerin çoktan verilmiş bir kararı tartışmaktan ziyade,
ileriye bakmalarını öneriyorum. Türkiye'nin AB'ye alınmasıyla,
gelecekte başka hangi ülkelerin de üyeliğe alınabileceği
tartışmaya açılacak... AB'ye girmek için sırada bekleyen ilk
grupta Romanya, Bulgaristan ve Hırvatistan yer alıyor. Bunların
yanı sıra ikinci grup Sırbistan, Makedonya, Bosna Hersek ve
Arnavutluk'tan oluşuyor. Üçüncü grup ise Ukrayna, Gürcistan,
Beyaz Rusya ve Moldova'dan oluşuyor. Ayrıca Rusya, İsrail ve Fas
dahi tartışılıyor. Aslında, bu tablonun bizi sevindirmesi gerek.
AB'ye üye olmak için ülkeler sırada bekliyor ve anılan ülkelerin
AB'ye alınmasıyla Avrupa kıtasında insan hakları ve demokrasi
daha da geliştirilebilir. AB üyeliği perspektifinin olumlu
dönüşümlere vesile olduğunu Türkiye'de kaydedilen gelişmeden
anlamak mümkün. Örneğin, yaşam pratiğine geçirmekte zorlanılsa
da, Türkiye'de Kürtlere daha fazla haklar verildi. Aynı şekilde
üyelik perspektifi, Sırbistan, Beyaz Rusya ve Gürcistan gibi
ülkelerde de daha geniş bir demokrasinin yerleşmesini
sağlayabilir."
Jyllands Posten gazetesinde (21/03) "Danimarka Başbakanı Anders
Fogh Rasmussen Şimdi Daha Tarafsız Bir Tutum Sergiliyor" başlığı
altında ve Ralf Pittelkow imzasıyla yayımlanan makalede, AB
liderleri Aralık 2004'te düzenlenecek AB zirvesinde Türkiye'nin
AB üyeliği konusunda bir karar verecekleri ve bu çerçevede, daha
önce Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan Danimarka Başbakanı
Anders Fogh Rasmussen'in, şimdi daha tarafsız bir tutum
sergilediğine işaret edilmektedir. Rasmussen'in, AB
Komisyonu'nun Türkiye hakkındaki raporunu beklediğini ileri
sürerek, Türkiye'nin de diğer aday ülkelere uygulanan kriterlere
göre değerlendirileceğini vurguladığı -ancak, Rasmussen beklenen
raporun Türkiye hakkında olumlu ifadelerde bulunma olasılığının
yüksek olduğunun farkında- ve bununla beraber, seçmenlerin
çoğunluğunun Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesine karşı
çıktıklarını da bilen Rasmussen'in, sorumluluğu 1999'da Helsinki
Zirvesi'nde Türkiye'nin AB'ye aday olarak kabul edilmesini
destekleyen Sosyal Demokrat-Sosyal Liberal Parti koalisyonunun
üstüne atmaya çalıştığı ileri sürülen makalede, buna karşılık,
Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Sosyal Demokrat Parti'nin ilk
sıradaki adayı olan eski Başbakan Poul Nyrup Rasmussen'in,
kamuoyuna Türkiye'nin şimdilik AB'ye üye olmasını
desteklemediğini açıkladığı, Sosyal Demokrat Parti Genel
Başkanı Mogens Lykketoft'ın, Türkiye'nin AB üyeliğinin
getireceği sorunların iyi değerlendirilmesi gerektiğini, birkaç
yıl sonra Türkiye'nin nüfusunun Almanya'nın nüfusundan daha
kalabalık olacağını ve Danimarka kamuoyunun Türkiye'nin AB'ye
üye olmasını destekleyeceğini düşünemediğini ifade ettiği
kaydedilmektedir. Aralık ayında düzenlenecek AB zirvesinde
Türkiye'ye müzakere tarihi verildiği ve Başbakan Rasmussen'in de
bu karara uyması gerektiği takdirde, gelecek genel seçimlerde
Başbakan'ın kendini büyük bir sorunla karşı karşıya bulabileceği
öne sürülen makalede, hatta Türkiye'nin AB üyeliği konusunun,
seçimlerin sonucunu belirleyebileceğine dikkat çekilmektedir.
Politiken gazetesinde (21/03) "Türkiye, AB'ye Üye Olarak
Kendini Hapsetmiş Olur" başlığı altında ve AB'ye Karşı Milli
Hareket'in Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ilk sıradaki adayı Ditte
Staun Ditte Staun imzasıyla yayımlanan bir yazıda, "'AB'ye Karşı
Milli Hareket' Türkiye'ye sırtını dönmek istemiyor. Türkiye'de
insan haklarının geliştirilmesi için uluslararası baskının
önemini çok iyi biliyoruz. Bu nedenle, Türkiye'nin de üye olduğu
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni destekliyoruz. AB'nin
Türkiye'de Kürtlerin haklarının geliştirilmesi konusundaki
tutumu açık değil. Ayrıca Türkiye'nin, ticari açıdan kendini
yüksek vergilerin arkasında koruyan Birliğe üye olmasını
öneremeyiz. Türkiye, AB'ye üye olarak kendini hapsetmiş olur ve
'AB'ye Karşı Milli Hareket' böyle bir gelişmeye katkıda
bulunamaz" denilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
BBC'nin
internet sitesinde (23/03) "Straw: Türkiye'nin AB Adaylığı
Konusunda Alınacak Tavır, Avrupa için Sınav Niteliğinde" başlığı
altında yer alan bir haberde, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack
Straw'ın, Türkiye'nin AB'ye üye olması konusunda alınacak
tavrın, teröristlerin bölünme tohumları ekmesine karşı verilecek
mücadelede Avrupa için bir sınav niteliğinde olduğunu söylediği
kaydedilmektedir. Straw'ın, Kopenhag'da yaptığı konuşmada, İslam
dünyası ve Avrupa'nın çatışmaya mahkum olmadığını göstermek için
daha fazla çaba sarfedilmesi gerektiğini, ABD ile Avrupa'nın
savundukları değerlerin "Batılı" ya da "Yahudi-Hıristiyan"
değerleri değil, evrensel değerler olduğunu vurgulamaları
gerektiğini kaydeden Straw'ın, "Ortada teröristlerin bu
bölünmeyi daha yaygın hale getirmelerine izin verme riski var"
şeklindeki sözlerine yer verilen haberde, Straw'ın, Avrupa'nın
İslam dünyasıyla ne kadar çok ortak yönü olduğunun anlaşılmasını
teşvik ederek ve "aktif katılımla" bölünmeye karşı mücadele
edilebileceğini söyleyerek, "Benim için bu konudaki sınav,
Türkiye'nin AB adaylığıdır. Benim kuvvetle inandığım gibi,
Avrupa'nın gücünün bir Yahudi-Hıristiyan kulübü olmakta değil,
ortak ve evrensel değerlerle birleşen çeşitli geleneklerde
yattığına inanıyorsak, Türkiye'ye karşı yükümlülüklerimizi
yerine getirmeliyiz. Türkiye'nin AB üyeliğine adaylığını
tanıdık. Artık Türkiye'ye de, herhangi korku veya kayırma
olmaksızın, diğer aday ülkeler gibi muamele edileceği konusunda
açık bir tavır koymamız gerek" dediği aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima
gazetesinde (23/03) "Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox'un
Önemli Gördüğü Sekiz Kilit Nokta" başlığı altında ve Katerina
Soku imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Avrupa Parlamentosu
Başkanı Pat Cox'un, Başbakan Kostas Karamanlis ile görüştüğü ve
Karamanlis'in, İrlanda'nın AB Dönem Başkanlığı sırasında AB
Anayasası konusunda uzlaşma sağlanmasını temenni ettiği
belirtilmektedir. Avrupa-Akdeniz Ülkeleri Parlamentoları
Zirvesi'ne katılmak amacıyla Atina'ya gelen Pat Cox'un yaptığı
konuşmada, AB Anayasası'na değinerek, Avrupa Parlamentosu
seçimleri öncesinde konuya ilişkin çözüm bulunabileceği yolunda
iyimserliğini ifade ettiği belirtilen yorumda, Pat Cox'un,
ziyareti sırasında, "Kıbrıs, AB Anayasası, terörle mücadele,
Olimpiyat Oyunları'nın güvenliği, Şeyh Yasin'in öldürülmesi
olayı ve Türk-Yunan ilişkilerinde Yunanistan'ın rolü" konularına
değindiği ifade edilmektedir. Yorumda, üyelik müzakereleri için
Türkiye'ye tarih verilmesi konusunun gündeme gelmesi söz konusu
olduğundan, Türkiye'nin AB ile aralık randevusunu önemli olarak
tanımladığı kaydedilen Cox'un, Türkiye'nin, son iki yılda, 40
yılda yapamadığı ilerlemeyi kaydettiğini de belirterek, bu
durumun dikkate alınması gerektiğini vurguladığına işaret
edilmektedir.
To Vima gazetesinin haftalık eki İkonomikos Tahidromos
dergisinde (23/03) "AB Ekonomisiyle Bütünleşmeye Giden Uzun
Yol" başlığı altında yayımlanan bir yazıda, AB ile Türkiye
arasında üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamayacağı yolunda
kararın alınacağı yıla girilmiş olunması nedeniyle, Türkiye'nin
ilgi odağı olduğu ve bu yönde karar almanın zor olduğu
belirtilmektedir. Türkiye'nin aday ülkeler arasında hem
yüzölçümü, hem de nüfus açısından en büyük ülke olduğu ve
ekonomisinin ise Batı ülkelerinin ekonomisinden çok geride
kaldığı ifade edilen yazıda, ülkenin yüzölçümü, nüfusu,
enflasyon oranı ve tarım alanı gibi konular irdelenmektedir.
To Vima gazetesinin haftalık eki İkonomikos
Tahidromos dergisinde (23/03) "Türkiye Avrupa'yı Bölüyor"
başlığı altında ve P.K. İoakimidis imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin sert sürtüşmenin
doruğa ulaştığı ve aralık ayı yaklaştıkça, AB'nin (AB Konseyi)
Türkiye'nin tam üyeliğine yönelik müzakerelerin başlaması için
tarihin verilmesi (ya da verilmemesi) hakkında karar alması
gerektiği, bu nedenle de konuyla ilgili çelişkili seslerin
gittikçe yükseldiği belirtilmektedir. Erdoğan hükümetinin
yaptığı bir dizi reformla Türkiye'nin, son aylarda çok
etkileyici bir ilerleme kaydetmiş bulunduğu ve Başbakan
Erdoğan'ın, ülkesinin AB üyeliğine başlamasını sağlayacak bütün
önşartları yerine getirmeye kararlı göründüğü vurgulanan
yorumda, bu nedenle, "Kıbrıs sorununun" çözümlenmesine yönelik
prosedürün ilerletilmesini istediği, çünkü sorunun (Türkiye'nin
sorumluluğuyla) çözümsüz kalmasının, AB ile müzakerelerin
başlamasına engel, belki de başlamaması için bahane oluşturacağı
kaydedilmektedir. İlk başta bazı farklı değerlendirmelerin dile
getirilmiş olmasına rağmen Başbakan Erdoğan'ın, ülkesinin
"Avrupa rolüne" derin bir şekilde inandığını gösterdiği, ancak
bu konuda Avrupa'nın, gün geçtikçe daha da bölünmüş göründüğüne,
dikkat çekilmektedir. Bir yandan Alman Başbakan Schröder, Lüksemburg
Başbakanı Junger, AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi vb.
tarafından Türk üyeliğini destekleyici açıklamalar yapıldığı,
diğer taraftan Türkiye'nin AB üyeliği aleyhinde yükselen ve
gittikçe artan, üyelik prosedürüne bir son verilmesi zamanının
gelmiş olduğunu savunan sesler olduğu ifade edilen yorumda,
Avrupa'nın muhafazakar Hıristiyan- Demokrat güçlerinin büyük bir
bölümünün, kültürel-dini nedenler (İslam ülkesi vb.) öne sürerek
Türk üyeliğine açıkça karşı çıktığı, Alman Hıristiyan-Demokrat
Partisi Başkanı Angela Merkel'in, Türkiye'nin AB üyeliği
beklentisinin terk edilmesinden ve özel bir ilişkinin (special
relationship) kurulmasından yana olduğunu açıkça belirttiği,
aynı tezi, kısa bir süre önce (Hollandalı) Komiser H.
Bolckenstein'in de savunduğu kaydedilmekte ve bununla birlikte,
kamuoyu araştırmalarının da Türkiye'nin AB üyeliğinin halk
tarafından pek de desteklenmediğini gösterdiği vurgulanmaktadır.