ANKARA, 25/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 24
Mart 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
FRANSA BASINI:
Le Figaro
gazetesinde (23/03) "Kıbrıs... Fransa'nın Tedirginlik Veren
Sessizliği" başlığı altında ve Luc de Barochez imzasıyla
yayımlanan bir yazıda, Kıbrıs konusu, Türkiye'nin AB üyeliği ve
Fransa'nın bu konulardaki tutumu ele alınmaktadır. Kıbrıs'ın
Avrupa Birliği'ne katılmasının, bir başka adaylığı, üstelik
Paris için çok daha önemli ama epey tedirginlik de veren bir
adaylığı arkasında gizlediği -bir başka deyişle, Türkiye'nin
adaylığını- vurgulanmaktadır. Tayyip Erdoğan başkanlığındaki
Türk Hükümeti'nin, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için bu kadar
çok çaba sarf ediyorsa, her şeyden önce Aralık 2004'te kendisini
iyi bir konumda takdim edebilmek için olduğu, çünkü Avrupa
Birliği'nin, Türkiye ile katılım müzakerelerini başlatmayı kabul
edip etmediğini Türkiye'ye açıklamak için Aralık 2004'e randevu
verdiği kaydedilmektedir. Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in,
şubat ayında Ankara'ya yaptığı ziyaret esnasında, Birlik'in
kapılarını Türkiye'ye açtığı, ABD ile aynı tavrı takip ederek
İngiltere'nin de, Türkiye'nin adaylığını desteklediği ve
Avrupa'nın lideri olduğunu iddia eden üç ülke arasından sadece
Fransa'nın sustuğuna işaret edilen yazıda, Kıbrıs Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu'nun, "Kıbrıs'ta yeniden birleşme gerçekleşsin
veya gerçekleşmesin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne adaylığının
önünü tıkamayacağız. Karşımızda milletlerarası hukuka, insan ve
azınlık haklarına saygı gösteren bir Türkiye olmasını tercih
ediyoruz." dediği aktarılmaktadır. Yazıda şöyle denilmektedir:
"Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Aralık 2002'deki Kopenhag
Avrupa Zirvesi'nde, çok uzun vadeli bir perspektif olarak
takdim edilen Türkiye'nin katılımı maksadıyla Ankara ile
müzakerelerin açılmasına karşı bir şeyi olmadığını gösterdi.
Ama konu, Paris için hassasiyet arz ediyor. Zira kamuoyu
yoklamaları, Fransız halkının Türk adaylığına net olarak
muhalif çıktığını ortaya koyuyor: Bu konuda kendilerine soru
yöneltilen kişilerin en az yüzde 75'i karşı. Fransız
yöneticiler açısından tüm güçlük, Avrupa Birliği'nin (eğer
Kıbrıs yeniden birleşirse) aralık ayında Brüksel'de karar
vereceği müzakerelerin açılımına kamuoyu nezdinde zemini
hazırlamakta yatıyor."
İNGİLTERE BASINI:
The Times
gazetesinde (24/03)
"Teröristlerin Hedef Listesinin Dışında Kalma Seçeneği Yok"
başlığı altında ve Peter Riddell imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, terörizmle mücadele ele alınmakta ve hiçbir ülkenin,
etliye sütlüye dokunmayan dış politikalar izleyerek
teröristlerin hedef listesinin dışında kalmak gibi bir seçeneği
olmadığı ifade edilmektedir. İngiltere Dışişleri Bakanı Jack
Straw'un, "Teröristlerin amacı İslam dünyası ile Batı arasındaki
bölünmeyi teşvik etmek ve medeniyetler çatışması söylemini
beslemek." şeklindeki ifadesine yer verilen yorumda, Jack Straw'a
göre, Türkiye'nin AB üyeliğine aday olması konusunda alınacak
tavırın, bu konuda herkesin rengini belli edecek bir sınav
niteliğinde olduğu vurgulanmaktadır. Üyelik müzakerelerinin
başlatılıp başlatılmayacağına aralık ayında karar verilmesi
gerektiği, özgürlükler ve insan hakları konusundaki Kopenhag
Kriterleri'ne uyması ve ordunun demokratik kontrol altında
tutulmasını sağlaması koşuluyla, AB'nin şimdiden Türkiye'nin
adaylığını tanıdığı ifade edilen yorumda, bu teşvikle
Türkiye'nin, özellikle de Kürt azınlık konusunda yapacak daha
çok şey bulunmasına rağmen, kaydadeğer bir ilerleme sağladığı ve
müzakereler gelecek yıl başlasa bile, Türkiye'nin üye olmasının
muhtemelen 10 yılı bulacağı kaydedilmektedir. Türkiye'nin AB
üyeliğinin, AB içinde, özellikle de Avrupa'yı öncelikle bir
Hıristiyan kulübü olarak gören eski kuşak Fransız ve Alman
politikacıları arasında büyük görüş ayrılıklarına yol açan bir
konu olduğu ve kimsenin Türkiye'nin katılmasının, AB'nin en
büyük ülkesi olmasının dışında da büyük bir etkisi olacağını
inkar etmediği ve ancak bununla birlikte üyelik müzakerelerine
verilen desteğin de artıyor gibi göründüğüne işaret
edilmektedir. Straw'un, "Böylesine büyük bir potansiyele sahip
olan, Balkanlar, Orta Doğu ve Kafkaslar'ın kesişme noktasında
kilit önem taşıyan bir NATO müttefikini içine almak, AB'ye büyük
yarar sağlayacak. Ekonomide başarılı, Avrupa'ya demir atmış
demokratik bir Türkiye, İslam dünyasındaki birçok ülkeye ilham
kaynağı olan bir örnek haline gelecek." dediği belirtilen
yorumda, AB'nin üyelik müzakerelerini başlatmama kararı alması
halinde ise bunun, hem Türkiye'de hem de başka yerlerde, Avrupa
ile Müslüman dünyası arasına duvar ören önemli bir ret cevabı
olarak değerlendirileceği ileri sürülmekte ve AB'nin 15 ülkeden
25 ülkeye genişleyeceği günler yaklaşırken, üyeliğin ekonomik ve
siyasi reformları hızlandırdığının görüldüğü kaydedilmektedir.
Financial Times gazetesinin internet sayfasında (24/03)
"Türkiye'nin Birliğe Katılımı 'AB-İslam İlişkilerinde' Kilit
Önem Taşıyor" başlığı altında ve Jean Eaglesham imzasıyla yer
alan makalede, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un,
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma umutlarına yönelik
yaklaşımın, Avrupa'nın, İslam ile çatışmaya mahkum olduğu
mitine karşılık verme kabiliyetini ölçecek "belirleyici bir
sınav" olacağını söylediği belirtilmektedir. Avrupa liderleri
zirvesi öncesinde, terörizm konusunda yaptığı kapsamlı
konuşmada Straw'un, Madrid'deki bombalı saldırıların ardından
Avrupa'nın, "birlik ve kararlılık" göstermesi ve kendi
değerlerinin ılımlı Müslüman ülkeler tarafından da
paylaşıldığını kanıtlaması gerektiğini söylediği ifade dilen
makalede, Straw'un, ABD ile ve Avrupa'nın kendi içinde
uzlaşmazlıklar yaşanırken, Atlantik ötesi bir ittifakın,
teröristlerin yaratmaya çalıştığı bölünmeye karşı en etkili
silah olacağını, ayrıca Türkiye'nin katılım başvurusunun,
"korku ve iltimas olmaksızın" ele alınmasını sağlayarak,
AB'nin, çoğulculuk ve hoşgörünün tamamen "Yahudi-Hıristiyan"
değerleri olmadığını göstermesi gerektiğini belirttiği
kaydedilmekte ve İngiltere'nin, Türkiye'nin AB'ye katılma
girişimine verdiği güçlü desteğin, ABD'nin dış politikalarına
yönelik ülke içinde tırmanan husumet göstergeleriyle aynı
zamana rastladığına işaret edilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefteros Tipos
gazetesinde (24/03) "Verheugen: Türkiye'nin AB Müktesebatı
Dışındaki Önlemlerin Kalıcı Olması Talebine 'Hayır'" başlığı
altında ve Nikos Bellos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB
Komisyonu'nun, Kıbrıs sorununun çözümlenmesine yönelik olası bir
anlaşma durumunda, Türkiye ile Kıbrıslı Türklerin bu anlaşmadaki
bazı öngörülerin süresiz olarak AB müktesebatı dışında kalmaları
yönündeki taleplerini tatmin etmeyeceği ve bu konuda
güvencelerin, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Günther Verheugen tarafından Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgos
Yakovu'ya verildiği belirtilmektedir. Bilindiği üzere
Ankara'nın, Kıbrıslı Rumların adanın kuzeyine serbest yerleşimi
ve mülkler gibi konularla ilgili düzenlemelerin daimi olarak AB
müktesebatı dışında kalmalarını talep ettiği, bunun, AB hukukuna
dahil edilmesini; bütün AB üyesi ülkelerin parlamentoları
tarafından onaylanmasını istediği hatırlatılan yorumda,
Verheugen tarafından Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yakovu'ya açıklanan
tezin, AB müktesebatı dışında olan düzenlemelerin AB tarafından
süresiz olarak kabul edilemeyeceği yönünde olduğu, Alman
komisere göre, AB müktesebatı dışında olacak herhangi bir
düzenlemenin belirli bir süre için geçerli olacağı; bunu da
Ankara'nın çok iyi bildiği kaydedilmektedir.
Kathimerini gazetesinde (23/03) "Balık Baştan
Kokar" başlığı altında ve Burak Bekdil imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, Fransızların, Türklere AB üyeliği müzakereleri için
tarih verme fikrine ısındıkları şu sıralarda -Türkiye'nin
üyeliğe tamamen hazırlanması için on yıldan fazla bir süre
gerekmesine rağmen- Ankara'nın, Birliğe daha önce hiç bu kadar
yaklaşmadığı belirtilmektedir. Geçen hafta Avrupa
Parlamentosu'nun, Ankara ve Brüksel'deki iyimserlere,
Türkiye'nin insan hakları sicilini düzeltmesi gerektiğini
hatırlattığı ifade edilen yorumda, AB milletvekilleri devam
etmekte olan işkence uygulamalarını, insan hakları
savunucularının sindirilmesi ve taciz edilmesini, dini
azınlıklara karşı ayırımcılık yapılmasını ve ticari birlik
özgürlüğünün tamamen güvenceye alınmamış olmasını
eleştirdikleri kaydedilmekte ve Avrupa Parlamentosu'nun
Türkiye'nin insan hakları ihlallerine bir çare bulmasını talep
etmesinden sadece birkaç hafta önce, Münih'te Osteuropa-Institut
tarafından hazırlanan bir raporun, çoğu Avrupalının Türkiye'nin
siyasi kriterleri tamamen gerçekleştirmediğini düşündüğünü
ortaya koyduğu ifade edilmektedir.