26.03.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

            

     ANKARA, 26/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 25 Mart 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (25/03) "İngiltere Başbakanı Tony Blair, Teröre  Karşı Girişilen Savaşta AB'nin Birlik Olması Çağrısında  Bulundu" başlığı altında ve Ed Johnson imzasıyla yer verdiği  bir haberde, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, Avrupa  Birliği'ne yaptığı bir açıklamada, teröre karşı birlik  olunması çağrısında bulunduğu ve çoğunluğunu Müslümanların  oluşturduğu Türkiye'nin Birliğe kabul edilmesinin, aşırılık  yanlısı İslamcıların motivasyon kaynağının ortadan  kaldırılmasına yardımcı olabileceğini vurguladığı   belirtilmektedir. Blair'in, Türkiye'nin AB'ye alınmasının   "adil ve insancıl bir gündem kullanılmak suretiyle" terörizmi  yenmenin yollarından biri olduğunu söylediği ifade edilen  haberde, Blair'in, Portekiz Başbakanı Jose Manuel Durao  Barroso ve Devlet Başkanı Jorge Sampaio ile yaptığı  görüşmelerin ardından, açıklamalarında "Gururlu bir Müslüman  ülke olan Türkiye'yi tüm diğerlerinin sahip olduğu eşit  şartlarda AB'ye getirme konusundaki istekliliğimizi, -hepsi  ortak kurallar ve insanlar arasındaki dayanışma mefhumu ve  karşılıklı saygıya dayanan- farklı ırklardan, kültürlerden  ve dinlerden oluşan bir Avrupa Konusundaki istekliliğimizin  sadece lafta kalmadığını ve eyleme döküldüğünü gösterelim."   ifadelerini kullandığı aktarılmaktadır.   

            ALMANYA BASINI: 

            Berliner Zeitung'da (25/03) "Türkiye Daha Fazla Saygı  Göstermelidir" başlığı altında ve Rouven Schellenberger-Bettina  Vestring imzalarıyla Almanya Protestan Kiliseleri (EKD) Konseyi  Başkanı Piskopos Wolfgang Huber ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Sayın Piskopos, Avrupa seçim kampanyası başladı  ve bir konu etrafında dönüyor: Türkiye'nin olası AB üyeliği.  Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?           

            HUBER: Türkiye'nin AB üyeliği tartışmasını, tam da  insanların çoğunu endişelendiren, öncelikle Doğu Avrupalı  olmak üzere 10 ülkenin üyeliğinin gerçekleşeceği bir dönemde alevlendirmemizi, doğrusu anlaşılmaz buluyorum. 

            SORU: AB'nin takvimine göre 2005'te katılım müzakereleri başlayabilir. 

            HUBER: Bunun için henüz çok erken olduğu görüşündeyim.  Önce Doğu'ya genişlemenin, iş piyasası ve ücret seviyesini   nasıl etkileyeceğini bekleyip görmemiz gerekir. Türkiye ile  katılım müzakerelerine, şu anki genişleme turunun üstesinden  geldikten sonra başlamalıyız. Şu aşamada, Alman tarafında  insanların giderek endişelendiğini, Polonya'da ise, AB'ye  tepkinin giderek dramatik bir şekilde arttığını görüyorum.  Avrupa'ya gönül verenler, önce Doğu'ya genişlemeye anlayış  gösterilmesi için girişimde bulunmalıdırlar. 

            SORU: Türkiye'nin AB'ye hızla alınması ne gibi sonuçlar  getirebilir? 

            HUBER: Böyle bir Avrupa, insanlar için daha iyi anlaşılır  olmak yerine, insanlardan giderek daha da uzaklaşacaktır.  Bunun iyi yürümesi mümkün değil. Genişlemenin derinleşme  karşısında bu kadar belirgin bir önceliğe sahip olduğu,  kültürel yönelimlerin siyasi mekanizmalarla ilişkisinin ne  olacağı sorusunun sorulmadığı bir Avrupa, insanlara ulaşamaz. 

            SORU: Türkiye için Avrupa'da bir yer olduğu görüşünde  misiniz? 

            HUBER: Türkiye'yi içine alan bir perspektife genel  anlamda karşı değilim. Türkiye'ye dürüst davranmalıyız. Fakat  Türkiye de iki şeyi kabullenmek durumundadır: Birincisi;  eğer Türkiye kendisine kucak açılmasını istiyorsa, Avrupa'daki  insanların da bunu istemeleri gerekir. İkincisi; Türkiye,  hukuk devleti ve temel hakların sağlanması konusundaki  talepleri bile, özgüvenle iddia ettiği üyelik hakkını gerçekten  haklı çıkaracak ölçüde karşılamamıştır. Ayrıca Türkiye,  Avrupa'nın gelecek için de büyük önem taşıyan Hıristiyan  yapısına daha fazla saygı göstermelidir. Bir şeyi daha kesin  bir şekilde söylemek istiyorum: AB üyesi olmak isteyenler,  küçümser bir şekilde Avrupa'nın 'Hıristiyan Kulübü' olmadığını  iddia etmemelidirler."

            Süddeutsche Zeitung'da (25/03) "Türkiye'ye AB Üyeliği  Yok!" başlığı altında ve "Demokrasi, Vatan ve İnsan Haklarının  Korunması İçin Halk Girişimleri Federal Örgütü (BDB)"nün bir  ilanına yer verilmiştir. İlan şöyledir: 

            "Sayın Başbakan,

            Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne almak yönündeki yanlış ve  tehlikeli politikanızı protesto ediyoruz.

            -- Türkiye'nin üyeliği, AB'yi coğrafi açıdan bozacaktır:  Türkiye'nin yüzde 95'inden fazlası Anadolu topraklarındadır.   AB bu durumda; İran, Irak ve Suriye sınırlarının güvenliğini   de bizzat üstlenmek zorunda kalacaktır.

            -- Türkiye'nin yoğun bir şekilde artan nüfusu üyeliğe   karşı bir etkendir: Türkiye'nin nüfusu 10 yıl içinde 80  milyona çıkacaktır. Birkaç on yıl içinde bu rakam 100 milyonu  bulacaktır. Türkiye bu durumda, en kalabalık nüfuslu üye  devlet olacak ve ezici bir siyasi ağırlık kazanacaktır.

            -- Özellikle Almanya'ya kitleler halinde göç tehdidi var:  Serbest dolaşım sonucunda (SPD'li Politikacı Klose'ye göre)  'tahminen beş milyon göçmen' beklenmektedir. Buradaki  Türklerin arzu edilen entegrasyonu zorlaşacaktır. İş piyasası  ve sosyal sistem bu yükü taşıyamayacaktır.

            -- Avrupa, kültürel kimliğini kaybedecektir: Türkiye   İslam'ın etkisindedir ve AB standartlarına göre gerçek bir   demokratik hukuk devleti değildir. İnsan hakları çok yönlü   olarak ihlal edilmektedir. Türklerin AB'ye üye olmaları   halinde, 'kültürler çatışmasından' endişe edilmelidir.

            -- AB üyeliği Almanya için mali bakımdan taşınamaz:  Tahminlere göre AB, yılda en az 20 milyar euro ödemek zorunda   kalacaktır. Daha şimdiden yüksek miktarda borcu olan Almanya,   AB'nin en yüksek ödeme yapan üyesi olarak, bu masrafların   yaklaşık yüzde 20'sini karşılamak zorunda kalacaktır. AB,  Türkiye'nin üyeliğiyle birlikte coğrafi, kültürel ve mali  açıdan zorlanacaktır. Sayın Başbakan; siyasetiniz, Alman  vatandaşlığına geçen Türk seçmenlerin oylarını almayı  hedefleyen sinsi bir güç hesabına dayanmaktadır. Bu politika,   Almanya ve AB için vahimdir." 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Kurier gazetesinde (25/03) "AB, Türkiye ile Eylem  Yeteneğini Kaybeder" başlığı altında ve Ingrid Steiner-Gashi  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, "Kimse AB'nin mayıstaki  genişlemesinin basit bir süreç olacağı hayaline kapılmamalı.  Ayrıca bu bedavaya da mal olmayacak." diyen Avrupa Komisyonu  eski Başkanı Jacques Santer'in, vicdan rahatlığıyla AB'nin  Doğu'ya genişlemesine ilişkin aşırı beklentiler konusunda  uyardığı belirtilmektedir. Santer'in, AB'nin diğer bütün  planlarını, özellikle de Türkiye ile üyelik müzakerelerine  başlamayı bir kenara bırakıp genişleme sürecine öncelik  tanıdığı ifade edilen yazıda, Santer'in, Ankara'daki ılımlı-  İslamcı hükümetin tüm reform gayretlerine rağmen, bu konuda  çekimser kaldığı, belirtilmektedir. Avrupa Hıristiyan  Demokratlar Partisi'nin bir toplantısına katılmak üzere  Viyana'da bulunan Santer'in, "AB, 15 üye ile bile çoğu kez  eylem yeteneğinin sınırlarını zorluyordu. Günün birinde AB   içindeki en büyük ülkenin Türkiye olması halinde, eylem   yeteneğimizi nasıl kullanabiliriz bilmiyorum." dediği  aktarılan yazıda, Santer'in, Türkiye'nin sonbahara kadar AB  Komisyonu  tarafından giriş müzakerelerine başlamak için şart   koşulan kriterleri yerine getirip getirmeyeceği konusunda,   şimdiden birşey söylemek istemediği, ancak Türkiye'de dört  milletvekilinin hala hapiste olduğu gerçeğinin, onu  düşündürdüğü kaydedilmektedir. Yazıda, Santer'in ayrıca,  Ankara'nın, "Hıristiyan  Kulübü" AB'nin çoğunluğu  Müslümanlardan oluşan üyeleri istemediği şeklindeki  suçlamasını kabul etmediği ve "Kendi toplumlarımız içinde de  entegre olmuş birçok Müslüman var." dediği aktarılmaktadır. 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (25/03) "Londra ve Lizbon Yönetimleri Türkiye'nin  AB'ye Girmesinden Yana" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Portekiz Başbakanı Jose Manuel Durao Barroso ve  İngiltere Tony Blair'in, Lizbon'da yaptıkları görüşmenin   ardından Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesinden yana   olduklarını belirttikleri kaydedilmektedir. İngiltere Başbakanı  Tony Blair'in, Portekizli mevkidaşı ile düzenlediği basın  toplantısında, "Herkesle aynı eşit haklar çerçevesinde onurlu,  Müslüman Türk ulusunu AB'ye taşımak isteğimizi ifade edelim."  dediği aktarılan haberde, Blair'e göre, AB'nin, Türkiye'ye,  sadece sözlü olarak değil, entegre olması yönünde faaliyet  göstererek de destek olmalı ve içinde ırk, din ve kültür  farklılıkları barındıran Avrupa'nın ortak değerlerle bir  arada tutulması yönünde faaliyet gösterilmesi gerektiği  belirtilmektedir. Haberde, Portekiz Başbakanı Jose Manuel  Durao Barroso'nun ise, "Gelecekte Avrupa'ya dahil olacak  çoğunluğu Müslüman olan Türkiye ile birlik içinde bir AB  amaçlıyoruz. Bu, dini açıdan dünyayı bölmeye çalışanlara güzel  bir cevap olsun." dediği ifade edilmektedir. 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Reuter'in (25/03) "Verheugen, Kıbrıs Düğümünden Denktaş'ı  Sorumlu Tutuyor" başlığı altında ve Paul Taylor imzasıyla yer  verdiği bir haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Günther Verheugen'in, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı,  barış fırsatlarını değerlendirememekle suçladığı ve halkının  çoğunluğunu temsil etmediğini söylediği belirtilmektedir.  Verheugen'in, "Kıbrıslı Türklerin büyük bir çoğunluğunun çözüm  artı üyelik yanlısı olduğunu düşünüyorum. Bu açık. Denktaş'ın  hala Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunu temsil ettiğine  inanmıyorum." diye konuştuğu ve bu iyimserliğini, tüm  tarafların Annan'ın çerçeve barış planını görüşmeler için temel  kabul etmesi ve bu planı hayata geçirmek adına yasal  enstrümanların ayrıntılarını görüşüyor olmalarına bağladığı  ifade edilen haberde, Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin, temel AB  yasaları arasında önemli yere sahip kurallara, AB üyelerinin  onayını gerektiren bir takım kalıcı istisnalar istediği,  Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların buna itiraz ederken, Avrupa  Komisyonu'nun da, bunun gereksiz ve riskli bir iş olacağını  öne sürdüğü hatırlatılmaktadır. Türk tarafının AB ile katılım  anlaşmasının imzalanıp onaylanması öncesinde sorunu çözüme  bağlama ve üyelik görüşmelerine katılma şanlarının olduğunu da  belirten Verheugen'in, Türkiye'nin reformcu AK Parti  hükümetinin  Kıbrıs anlaşmasını sağlamak ve Türkiye'nin kendi  AB üyelik görüşmelerine geçilmesi yolunda siyasi kriterleri   yerine getirmek adına iyi niyetli bir çaba içinde olduğunu   kaydettiği belirtilen haberde, Komisyon'un Ankara hakkında  üyelik görüşmeleri için hazır olup olmadığına dair bir  değerlendirme raporu sunmasına altı ay kala, ülkenin demokrasi,  insan hakları ve hukuk düzeniyle ilgili yeni yasaları hayata   geçirmek gibi büyük bir sorumluluğu olduğunu vurgulayan   Verheugen'in, "Türk Hükümeti, reform paketini uygulamak için   çok büyük çabalar harcıyor. Bazı alanlarda ordu, yargı,   bürokrasi, polis, aydınlar tarafından açık bir engelleme ile  karşı karşıyasınız." diye konuştuğu aktarılmaktadır.  

            AZERBAYCAN BASINI: 

            525. Gazete'de (25/03) "Javier Solana'dan Türkiye'ye  Destek" başlığı altında ve Cahangir Hesenli imzasıyla  yayımlanan bir haberde, AB'nin Dış İlişkiler ve Güvenlikten  Sorumlu Komiseri Javier Solana'nın, Türkiye'nin AB'ye üye  olmasıyla ilgili planı desteklediğini açıkladığı  belirtilmektedir. Alman basınına yaptığı açıklamada  Türkiye'nin Birliğe üye olmasının Avrupa'da istikrarın   pekişmesine katkıda bulunacağını belirten Solana'nın,  "Türkiye'nin AB'ye üye olması sadece Türk halkı için değil,   aynı zamanda dünyada istikrarı sağlamada önemli rolleri olan   ülkeler için de bir örnek oluşturacaktır." dediği aktarılan  haberde, 2004 yılında 10 yeni Doğu Avrupa ülkesinin Birliğe  üye olmasının beklendiğini ifade eden Solana'nın, bu yeni  entegrasyonların Avrupa'da istikrarın pekişmesine katkıda  bulunacağını belirttiği ifade edilmektedir. Ankara'nın,  AB'nin taleplerini yerine getirme konusunda ciddi adımlar  attığı ve bu taleplerden birisinin de, Ermenistan'la  ilişkilerin normalleşmesi için diyaloga başlanmasını da kabul  etmiş bulunduğu kaydedilen haberde, tüm bu gelişmelerden sonra  bazı Avrupa ülkelerinde Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili  olumlu görüşlerini de dile getirildiği ve hatta Türkiye'nin  2005 yılında AB'ye üye olabileceğinin belirtildiği öne  sürülmektedir.          

     

 

          ESKI SAYILAR