30.03.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

           

     ANKARA, 30/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 29 Mart 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI: 

            The Wall Street Journal gazetesinde "Türkiye'nin AB'ye  Girme Girişimi Yerel Seçimlerden Sonra Hız Kazanmış Gibi  Görünüyor" başlığı altında ve Hugh Pope imzasıyla yayımlanan  makalede, Türkiye'de yapılan yerel seçimlerin, Kıbrıs'ın   bölünmüşlüğüne çözüm bulma ve Avrupa Birliği'ne üyelik   konularında ilerleme kaydedilmesine dair, Başbakan Recep   Tayyip Erdoğan'a ve laikliğe pek de sıkı sıkıya bağlılık   göstermeyen politikalarına hız kazandırdığı belirtilmektedir.  "Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) seçimlerde bir dizi   önemli taşra şehrinde başarısız olmasının Başbakan Erdoğan'ın,  Avrupa ve Orta Doğu arasında dengeyi kuran bu önemli Müslüman  ülkede hiç de tekel bir güce sahip olmadığı gerçeğinin altını  çizdiği" ifade edilen makalede, ülke genelinde alınan seçim  sonuçları değerlendirilmekte ve sonuçların, AB liderlerinin  Türkiye ile katılım müzakerelerine başlayıp başlamamaya karar  verecekleri aralık ayındaki zirvede Türkiye'nin "evet" oyu  kazanma yönündeki çabasını güçlendirmesinin kesin gibi  göründüğü ileri sürülmekte ve Başbakan Erdoğan'ın, reformların yetiştirilmesi için sıkı çalıştığı ve Avrupalı liderleri ikna  edip desteklerini kazanmak için yorulmadan Avrupa başkentlerini  dolaştığı kaydedilmekte, Başbakan'ın aynı zamanda Kıbrıs adasında   bir çözüm bulma yönünde yol açmak için çabalarını da artıracağına  işaret edilmektedir. 

            FRANSA BASINI: 

            Le Figaro gazetesinde (25/03) "Pascal Lamy: Birlik, Siyasi  Projeden Yoksun" başlığı altında ve AB Dış Ticaret (Fransız)  Komiseri Pascal Lamy ile AB'nin genişlemesi konusunda yapılan  mülakata yer verilmektedir.

            Mülakatta, "Genişlemeye bir ay gibi bir süre kala, Brüksel'i  ve başkentleri endişe duygusu kaplıyor. Genişleme, teknik veya  siyasi planda iyi hazırlanmamış olabilir mi?" sorusuna cevaben  Pascal Lamy'nin, "Her genişlemede olduğu gibi bu genişlemede de  şu veya bu şekilde birtakım sorunlarla muhtemelen karşılaşacağız.  Şüphesiz bu defa biraz daha fazla sorunlarla karşılaşacağız.  Zira sayıca daha fazla ülkeyi bünyemize alacağız. Ama ekonomik,  hukuki, idari planda genişleme yapılmıştır. Dolayısıyla 'büyük  bir patlama' olmayacaktır. Buna mukabil, siyasi planda boşluklar mevcuttur" cevabını verdiği, "Bu yıl hükümetler, özellikle  Türkiye'nin Avrupa'ya girişiyle ilgili tartışma yapmaktan uzak  duruyorlar. Komisyon'un görüşünü açıklamasının ardından karar  vermeyi hesaplıyorlar. Böylesine siyasi bir karar için bu bir  tuzak değil mi?" sorusuna cevaben de Lamy'nin, "Avrupa  Birliği'nin, Türklere karşı biri 60'lı, diğeri 90'lı  yıllarda  olmak üzere iki kez yükümlülük altına girdiğini hatırlayalım.  Onlara şunu söyledik: Şartları yerine getirirseniz aday olmaya  hakkınız var. 1999'daki Helsinki Zirvesi'nden sonra AB  Konseyi'nin yöneticilerinden çok azının, Türklerin adaylığına  'evet' demelerinin haklılığını ortaya koydukları bir gerçektir.  Bugün herkesin sorumluluklarını üstlenmesinin zamanıdır. Komisyon,  bu konuyla ilgili görüşünü vermekle görevlendirilmiştir. Bunu  ekim ayında yapacağız. Bu karmaşık olacaktır... Teknik takdir  unsurları mevcuttur. Ama böylesine önemli bir konuda Avrupa'nın  siyasi geleceği üzerinde düşünmekten kaçınamayacağımızı  düşünüyorum" dediği aktarılmaktadır.

            Le Figaro gazetesinde, "Chirac, Katılım Müzakerelerinin  Uzun Süreceğini Türkiye'ye Şimdiden Söylüyor" başlığı altında  ve Luc de Barochez imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Fransa  Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, Türkiye'ye, "Avrupa Birliği'ne  (AB) giriş bileti henüz elde edilmiş değil; katılım müzakereleri önümüzdeki yıl açılsa dahi uzun sürecektir" şeklinde uyarıda  bulunduğu belirtilmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ile  AB Konseyi'ne gözlemci olarak katılan Başbakanı Recep Tayyip   Erdoğan görüşmesine yer verilen yazıda, Fransız ve Türk  kaynaklara göre; Erdoğan'ın, ülkesinin Avrupa Birliği'ne  girmesi yönünde Chirac nezdinde güçlü bir savunma yaptığı  ve demokrasi, insan hakları ve piyasa ekonomisi konularında  Avrupa kriterlerine uyum sağlamak amacıyla ülkesinin  gerçekleştirdiği başlıca reformları açıkladığı, iyi niyet  işareti olarak da, olası Airbus satın alımından söz ettiği kaydedilmektedir. AB Konseyi sonrasında düzenlediği basın  toplantısında Jacques Chirac'ın, "Türkiye'nin sarf ettiği  çabaların tartışılmaz boyutta olduğunu" kabul etmekle beraber,  siyasi ve ekonomik son yasal değişikliklerin uygulamada da   etkilerini göstermesi üzerinde ısrar ettiği ifade edilen  yazıda, "Mesele, bu değişikliklerin gerçekten uygulamaya  girip girmediklerini veya uygulamaya girip girmeyeceklerini  bilmektir" dediği aktarılmaktadır.

            Cumhurbaşkanı Chirac'ın, Avrupa Birliği Komisyonu'nun  ekim ayında yayınlaması gereken raporun arkasına gizlendiği,  zira Komisyon'un söz konusu raporunda, Türkiye'nin katılım  müzakerelerinin başlamasına hazır olup olmadığını belirteceği  kaydedilen yazıda, Chirac'ın, "Bu rapor, şüphesiz uzun sürecek  olan müzakerelerin başlatılıp başlatılmayacağına karar vermemize  imkan tanıyacaktır" dediği belirtilmektedir.

            Yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  kabulü, Birliğin uyumunu kırılganlaştırabilir ve bizzat Avrupa  projesinin yapısını değiştirebilir. Öte yandan, Ankara'nın  adaylığının reddi, Avrupa için daha kötü sonuçlar yaratabilir.  Güçlü stratejik sebepler, Türkiye'nin AB'ye girmesinden yana  ağır basıyor. Bunun en basit örneği; Türkiye'nin katılımı,  İslam ve Batı arasındaki 'medeniyetler şoku' tehlikesinin uzaklaştırılmasına katkıda bulunacaktır. Ayrıca Paris, AB'nin  Türkiye karşısında girdiği yükümlülükleri dikkate almak  durumundadır... Tüm bu sebepler, Fransız yetkilileri büyük  bir temkinliliğe itiyor. Türkiye'nin adaylığı karşısındaki   başlıca engellerden biri olan Kıbrıs meselesi, yakında  ortadan kalkabilir..."

            Le Figaro gazetesinde (27-28/03) "Juppe, Türkiye'ye  'Hayır' Diyecek" başlığı altında yayımlanan bir haberde,  Fransa eski Başbakanı Alain Juppe'un, haziran ayındaki  Avrupa seçimleri kampanyası çerçevesinde, (iktidardaki-sağ  eğilimli) UMP (Union pour un Mouvement Populaire) adına,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımına karşı açıkça tavır  almasının beklendiği ifade edilmektedir. Haberde, Juppe'un  yakın çevresinden birinin, "Aksi takdirde, kesin bir felakete  doğru gideriz" dediği ve "Cumhurbaşkanı'nın diplomatik  zorunlulukları, partisinin siyasi mecburiyetleriyle  çakışmayabilir" diye eklediği kaydedilmektedir. 

            DANİMARKA BASINI: 

            Kristeligt Dagblad gazetesinde (26/03) "Türkiye'nin  Üyeliği AB için Zor Olacak" başlığı altında ve Başeditör   Erik Bjerager imzasıyla yayımlanan makalede, 1999'da  Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'ye adaylık statüsü tanınmasına  ilişkin kararın, AB ülkeleri kamuoylarına danışılmadan  alındığı, bu kararın daha sonra 2002 yılında Kopenhag  Zirvesi'nde de teyit edildiği, ancak Türkiye'nin birkaç  yıl içinde 80 milyona ulaşacak kalabalık bir nüfusa ve AB  ülkelerinden farklı bir kültüre sahip olması nedeniyle AB'nin  Türkiye'yi içine almasının zor olacağına işaret edilmektedir.

            Türkiye'nin üyeliği Avrupa'nın gündemindeki en önemli  maddelerden birini teşkil ettiği ve bu konunun önümüzdeki  Avrupa Parlamentosu seçimlerine de damgasını vuracağının  belirtildiği makalede şöyle denilmektedir: "Avrupa Birliği'nin  nihai sınırlarının nerede biteceği sorusunu sormamızda yarar  var. AB eski Yunan, Roma ve Musevi kültürel mirasının değerleri  üzerine kurulmuştur ve her ne kadar bazı çevreler dinin Avrupa Birliği'nde yeri olmayacağını ileri sürseler de, gerçek  farklıdır. Hristiyan dini Avrupa ülkelerindeki ahlaki zemini oluşturmaktadır ve İslamiyet ile Hristiyanlığın savunduğu  değerler bütünüyle birbirinden farklıdır. Din ve kültür  farklılıkları Türkiye ile Avrupa arasında bir siyasi birliğin oluşturulmasını imkansız kılmaktadır. Bu çerçevede, Avrupa ve  Türk halkı arasındaki önemli farklardan biri, bir ABD kamuoyu  yoklaması şirketince yapılan araştırmayla net bir şekilde  ifade ediliyor... Türk halkının önemli bir kısmı aslında  İslami eğilim gösteriyor. AB, Türkiye'ye Helsinki Zirvesi'nde  bir taahhütte bulunmasına rağmen Türkiye'nin AB'ye alınmaması   gerek. Bazı AB liderleri Türkiye'ye olumsuz bir yanıt verildiği  takdirde ülkenin Arap dünyasına yönelmesinden endişe ediyorlar.  Ancak Türkiye'nin, ekonomik açıdan gelişmesi için AB ile  bağlarını güçlü tutması gerek ve bu nedenle Arap dünyasına  yönelmeyeceğini tahmin ediyorum. AB liderleri Kopenhag  Kriterleri'ni yerine getirdiği takdirde Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklediklerini ifade etseler de, gerçekte  Türkiye'nin AB'ye üye olmasını istemiyorlar. Daha önce Fas'ın  başvurusu ülkenin Avrupa sınırları içinde olmadığı gerekçesiyle reddedilmişti. Aynı yanıtın Türkiye'ye de verilmesi gerek."            

            YUNANİSTAN BASINI: 

            To Vima gazetesinde (28/03) "Yol Açılıyor..." başlığı  altında ve Stavros Psiharis imzasıyla yayımlanan yorumda,  Kıbrıs konusunda çözüm arayışlarına yer verilmektedir.  Kıbrıs sorununun çözümünde, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olmasına ön koşul olarak ileri sürülmeseydi, Kıbrıs'a  çözüm aranmayacağının unutulmaması gerektiği, Türklerin AB   ailesine katılmak için ödeyecekleri bedelde, Kıbrıs sorununun   çözümünün de yer aldığına işaret edilen yorumda, dolayısıyla,  Kıbrıs konusunun Yunanistan'ın az ölçüde etkileyebileceği  uluslararası bir oyun olduğu, Türkiye ve uzantısının (Kıbrıs  Türk kesimi), Kıbrıslıların istekleri karşısında geri adım  atmaya değil, üyesi olmak istediği uluslararası toplum  karşısında sınavdan geçmeye davet edildiği belirtilmektedir.         

 

          ESKI SAYILAR