31.03.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                

            ANKARA, 31/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 30 Mart 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ALMANYA BASINI: 

            Berliner Zeitung'da (30/03) "Türkler AB Yönündeki  Politikayı Onayladı" başlığı altında ve Günter Seufert  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'de yapılan yerel  seçim sonuçları ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan  liderliğindeki AKP'nin seçim başarısı konu edilmektedir.  Türkiye'de seçmenlerin, skandalsız ve ekonomik krizsiz  geçen 17 aylık AKP yönetimini ödüllendirdikleri belirtilen  yazıda, şimdi sadece, ekonomide yaşanan rahatlamanın er ya  da geç istihdamda ve sosyal hizmetlerde de etkisini  göstermesi ümit ediliyor. AB üyeliğine olan desteğin devam  ettiği ve şimdiki hükümetin bunu gerçekleştirebileceğine  inanıldığı, ülkede hakim olan genel havanın da bir o kadar  önemli olduğu kaydedilmektedir. AKP'nin kendisini, toplumun  Müslüman-muhafazakar yaşam tarzının temsilcisi olarak  tanımladığı ve aynı zamanda liberal reformlar  gerçekleştirdiği ifade edilen yazıda, bu politikanın sadece  Türkler tarafından değil, ülkede Kürtlerin yaşadığı  güneydoğu bölgelerinde de kabul gördüğü ve bu bölgede de  AKP'nin güçlü bir sonuç elde ettiği vurgulanmaktadır. 

            AZERBAYCAN BASINI: 

            Azatlık gazetesinde (30/03) "Türkiye ABD'den Destek  İstedi" başlığı altında ve Şehla Ebusettar imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün,  ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'i telefonla arayarak AB  üyeliği konusunda ABD'den destek istediği ve ABD'den  etkili bir destek alacaklarından emin olduklarını  belirttiği bildirilmektedir. Colin Powell'ın da AB üyeliği  konusunda Türkiye'yi destekleyeceklerini ifade ettiği  kaydedilen yazıda, Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da  ABD Başkanı George Bush'u arayarak bu desteğin  artırılmasını isteyeceğinin belirtildiği kaydedilmektedir. 

            FİNLANDİYA BASINI:  

            Hufvudstadbladet gazetesinde (30/03) "AB, Türkiye ile  Görüşmelere Başlamalıdır" başlığı altında ve Marit Ingvets  imzasıyla yayımlanan makalede, Avrupa Parlamentosu üyesi  Matti Wuori'nin, "Türkiye demokratik gelişimi ve insan  haklarına saygı anlamında kaydettiği ilerlemeyle bir başarı  öyküsüdür" diyerek, Türkiye ile üyelik görüşmelerini başlatma  zamanının geldiğini belirttiği kaydedilmektedir. Bir hukukçu  ve bir insan hakları uzmanı olan Wuori'nin, bu sıfatla da  1980'lerde Uluslararası Af Örgütü'ne Türkiye hakkında olumsuz  raporlar sunduğu, bugün ise AB'ye uyum sürecinde İslam yanlısı  ılımlı Türk Hükümeti'ne görüşmelerde danışmanlık yaptığı  belirtilen makalede, Türkiye Anayasası'nı insan hakları  açısından AB değerlerine uyumlu hale getirebilmek için  Wuori'nin katkısına ihtiyacı olduğu ileri sürülmektedir.  Makalede, bir Müslüman ülke olarak Türkiye'nin Avrupa'ya  dahil olup olmadığı noktasında yaşanan tartışma konusunda  Wuori'nin, "Türkiye, Fransa'nın iki katı, hem de AB içinde  Ankara Hükümeti'ne büyük bir veto yetkisi sağlayacak denli  büyük bir ülke. Bence, devlet ve hükümet başkanları aralık  ayında, hemen önümüzdeki yıl Türkiye ile üyelik görüşmelerine   başlanması yönünde bir karar almalılar. Ancak hergün   sorunlara ilişkin haberler alıyorum. Reformlar konusundaki   umut verici konuşmalarda söylenenlerle Türkiye'de gerçekte   yaşananlar arasındaki fark çarpıcı. Türkiye'yi, adaylığa  kabul ettik. Kısa sürede pek çok şey başardı. Önceki  hükümetler döneminde reformlar yüzeyseldi, ama bugünkü  yöneticiler kararlı görünüyor. Herşey çok iyi planlanmış.  Doğu Avrupa ülkeleri için geçerli olan kuralları, Türkiye  örneğine de uyguladığımızda görüşmeleri başlatmaktan başka  bir seçeneğimiz yok. Sözümüzü tutmak zorundayız. Romanya  2007'de AB üyesi olabileceğine dair söz aldı. Ancak  reformlarda bir ilerleme yok, hatta geriye doğru gidiliyor.  Eşit koşullar altında Türkiye ve Romanya kıyaslandığında,  Türkiye ile görüşmelere çoktan başlanması gerekiyor" dediği aktarılmaktadır.  

            LÜBNAN BASINI:  

            El Müstakbel gazetesinde (27/03) "Türkiye... Geleceğe  İlişkin Denklemlerin Oluşturulduğu Dönemde Araplara Soru"  başlığı altında ve Hani Hammoud imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Türkiye'nin Arap dünyası ile ilişkileri ve  açılımları ele alınmaktadır. Yorumda şöyle denilmektedir:  "Türkiye hareket eden bir uçak pistine benziyor. Pistin bir   bölümü Batı'ya, kültür, tarih ve uygarlığı işaret eden diğer   bölümü ise Doğu'ya dönüktür. AKP İslami hareketin içinden  doğdu. Türkiye büyük değişime tanıklık ediyor. Türk iç ve  dış siyasetine yön veren birçok denklem var. Arap ülkeleri  de bu denklemlerden biridir... İslamcılar Türkiye'de  demokrasi, şeffaflık, bireysel ve siyasi özgürlüğü  iyileştiriyor ve ülkeyi AB'ye yakınlaştırıyorlar. İslamcılar  AB'yi, laiklik görünümü altında askeri darbeye karşı güvence  olarak görüyorlar. AKP, AB yolundaki engelleri kaldırıyor ve  Kıbrıs sorununu çözmeye yöneliyor, ki bu mesele çözüldüğünde,  ABD'deki Türkiye karşıtı Rum lobisinin etkisi azalacaktır.  Buna karşın, Ankara'da bazı çevreler ordunun da desteği ile,  Kıbrıs Türk Kesimi Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın inadına  tutunarak, Türkiye'nin AB üyeliği sürecini sekteye uğratmak  istiyor. AKP bir taraftan ABD, diğer taraftan AB ile dengeli   ilişkiler kurmak istiyor. Yeni Türkiye bir tarafta doğu ve   güneyindeki İslam ve Arap dünyası, diğer tarafta Avrupa ve   ABD ile de münasebetlerini dengeye oturtmaya gayret ediyor..." 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Ta Nea gazetesinde (30/03) "Kıbrıs... Doğrudan Taksime  Doğru mu?" başlığı altında ve Panayotis İfestos imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Kıbrıs konusundaki çözüm arayışları  konu edilmektedir. Ankara'nın AB üyeliğine doğru hızla  ilerlediği, ancak bu üyeliğe ilişkin "yol haritasını"  Yunanistan ya da AB'nin değil, Ankara'nın kendisinin çizeceği  belirtilen yorumda, Kıbrıs halkı her gün yapılan şantajlardan  korkarak, Annan planına "evet" derse, taksimin gerçekleşeceği;  hem de İngiliz-Türk üst yönetiminin bütün adaya yayılacağı,  diğer taraftan, Kıbrıs halkı Annan planını reddederse taksimin  aşamalı bir şekilde gerçekleşmesinin olası olduğu, ancak  birinci taksimin esaret oluşturacağı, ikinci taksimin ise,  esaretten kurtuluş olacağı kaydedilmektedir.  Mayıs ayından  sonra Kıbrıslılar ve Yunanlıların, adanın AB üyeliğine ve  Türklerin AB toprağını işgal altında tutmasına dayanarak,  AB'deki yasal düzenin ve AB'nin yasal ve siyasal kültürünün  hüküm sürdüğü birleşmiş bir yeni Kıbrıs Cumhuriyeti için  müzakerelere başlayabileceği ifade edilen yorumda, bu  müzakereler başarılı olmasa dahi, bugün özgür olan Kıbrıs  Cumhuriyeti'nin en azından esir olmayacağı, diğer Avrupa  ülkeleri ve Yunanistan ile de yakın ilişkileri olacağı  değerlendirmesinde bulunulmaktadır.         

 

          ESKI SAYILAR