02.04.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

           ANKARA, 02/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  1 Nisan 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ABD BASINI:  

            AP'nin (01/04) "Avrupa Parlamentosu: Türkiye, AB'ye  Katılmadan Önce Yeni Bir Anayasa Kabul Etmeli" başlığı  altında ve Constant Brand imzasıyla yer verdiği bir haberde,  Avrupa Parlamentosu'nun, Türkiye raporunu kabul ettiği ve   raporda, Türkiye'nin eğer AB'ye üye olmak istiyorsa ekonomik  ve politik reformlarına hız vermesi ve batılı demokratik  değerlere sahip yeni bir anayasayı kabul etmesi gerektiği  çağrısında bulunduğu belirtilmektedir. Hıristiyan Demokrat  Parlamenter Arie Oostlander tarafından hazırlanan Türkiye  raporu ve buna bağlı tavsiye karar tasarısının, 84 oya karşı  211 oyla kabul edildiği ifade edilen haberde, Arie  Oostlander'in raporun onaylanmasından sonra yaptığı  açıklamada, "Türkiye bizim bütün yasalarımızı ve  değerlerimizi uygulamalı. Standartlarımızı düşürmemeliyiz"  dediği, Avrupa Parlamentosu raporunda, Türkiye'nin, ordunun  ülke politikası üzerindeki etkisini azaltmasının da   istendiği, ayrıca Türkiye'nin "Türk devletinin modernizasyonu  için yeni ve modern bir anayasanın temel alınabileceğinin" de  belirtildiği kaydedilmektedir. Haberde, Avrupa Parlamentosu  Genel Kurulu'nda yapılan oylamada, Türkiye'ye tam üyelik  yerine ayrıcalıklı ortaklık önerilmesine karşı çıkıldığı,  Türkiye'nin Kıbrıs'ın birleştirilmesi görüşmelerinde  üstlendiği olumlu rolün de memnuniyetle karşılandığının  belirtildiği ifade edilmektedir. 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (01/04) "Avrupa Parlamentosu, Türkiye Konusunda  Uyanık Olunması Çağrısında Bulundu" başlığı altında yer  verilen bir haberde, Avrupa Parlamentosu tarafından yapılan  açıklamada, Ankara ile üyelik  müzakerelerine başlanmadan  önce, AB'nin, Türkiye'nin Avrupa demokratik kriterlerine  uyması konusuna "mutlak bir öncelik" vermesinin istendiği belirtilmektedir. Söz konusu çağrının (84 karşı, 46 çekimser  oya karşılık 211 oyla kabul edildi), Türkiye ile  müzakerelerin başlatılıp başlatılmaması konusunda Avrupa  Komisyonu tarafından üye devletlere sunulacak tavsiye  kararının birkaç ay öncesine rastladığı ifade edilen haberde,  AB devlet ve hükümet başkanlarının konuyla ilgili olarak  önümüzdeki aralık ayında bir karar vermelerinin beklendiği,  uzun süre görüşülen parlamento metninin, Türkiye'ye kapıyı  kapatmaktan çok, bu ülkeye kararlı bir mesaj vermeyi  amaçladığı kaydedilmektedir. Avrupa Parlamentosu'nun,  Türkiye'nin "AB'de yer almak için istenen temel  değişiklikleri" yansıtacak şekilde yeni bir anayasa  hazırlaması -kuşkusuz gereği gibi- gereğinin altını çizdiği  belirtilen haberde, Hollandalı muhafazakar Avrupa  Milletvekili Arie Oostlander tarafından kaleme alınan  raporda, "Modern bir anayasa, Türk Devleti'nin  modernleşmesinin temeli olabilir" ifadesinin yer aldığı,  raporda ayrıca, AB'nin, Türkiye'nin girişini "kabul   ettirebildiği" takdirde, "hukuk ve demokrasinin durumu   konusunda çok titiz" olmak zorunda kalacağının da altının  çizildiği kaydedilmektedir. Finlandiyalı muhafazakar Ilkka  Suominen gibi pekçok konuşmacının, üyeliğin  "görüşülebileceğini", ancak AB'nin Türkiye'nin üyeliğinin  "şokuna katlanma sınırında" olacağını belirttiği ifade edilen  haberde, Dışişleri Komisyonu Başkanı Alman Elmar Brok'un da,  "Hukuk devleti prensiplerinin Orta Anadolu'ya kadar ulaşması  gerekecektir" ifadesinin altını çizdiği, AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in, "Komisyon'un raporu derinleştirilecek, dengeli ve objektif olacak. Herşey,  Türkiye'nin bizzat demokratik kriterleri hukuken ve fiilen  uygulama kapasitesine bağlı olacaktır" dediği aktarılmaktadır. 

            AFP'nin (01/04) "Fransa'nın Avrupa Milletvekilleri  Türkiye'nin AB'ye Üyeliğine Karşı" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın partisi  Halk Hareketi Birliği (UMP) üyesi Fransa'nın Avrupa  milletvekillerinin, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı  olduğu belirtilmektedir. Avrupa Parlamentosu'ndaki Fransız  Milletvekili Alain Lamassoure'un yaptığı açıklamada,  Türkiye'nin AB'ye girmesi konusunda Avrupa Parlamentosu  raporunun oylanmasının, "Türkiye'nin AB'ye girmesine  partilerinin karşı olduğunu dile getirmek için bir fırsat  olduğunu" belirttiği ifade edilen haberde, "Genişlemeye  kamuoyunun karşı olduğu açıktır" diyen Lamassoure'nun, buna  karşılık AB'nin Türkiye ile imtiyazlı ortaklıktan yana olduğunu söylediği kaydedilmektedir. 

            DANİMARKA BASINI:  

            Copenhagen Post gazetesinde (01/04) "Avrupa Tarihinin  Önemli Bir Parçası" başlığı altında yayımlanan makalede,  Osmanlı Türklerinin yüzyıllar boyunca Avrupa kültürü ve  tarihini şekillendirmesi gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin de  NATO ve Avrupa Konseyi gibi Avrupa kuruluşlarının kurucu   üyesi olduğunun unutulmaması gerektiği vurgulanmakta ve  Türkiye'nin 50 yıldır Avrupa'nın güney cephesinin sadık bir  koruyucusu olduğu ifade edilmektedir. Türkiye'nin,  cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Avrupa ilkelerinin ve  değerlerinin başlıca destekleyicisi olduğu, dolayısıyla  Avrupa Birliği'ne tam üyeliğin, Türkiye'nin temel dış  politika amaçlarından biri olduğu kaydedilen makalede,  Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik gösterdiği gelişmelerin,  AB ile Müslüman ülkeler arasında güven temin edici çabalara   yardımcı olabileceği, bu durumun, Avrupa'nın, ortak  değerler ve çıkarlara dayalı olarak farklılıkları biraraya   getirilmesi hedefini de teyit edeceği belirtilmekte ve  "Türkiye, Avrupa Konseyi'nin aralık ayında Avrupa  Komisyonu'nun raporuna dayanarak görüşmeleri başlama  kararını vermesini bekliyor. Bu karar, AB'nin güvenli bir  Avrupa yaratma ve uluslararası ilişkilerde küresel bir  aktör haline gelme emelleri için olduğu kadar ve 40 yıllık  Türkiye-AB ilişkilerinin devamı için de oldukça önemli"  denilmektedir.  

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (01/04) "Türkiye'nin Kıbrıs Görüşmelerindeki  Rolü AB Umutlarını Artırdı" başlığı altında ve Gareth Jones  imzasıyla yer verdiği bir haberde, Türkiye'nin kritik Kıbrıs  barış görüşmelerindeki rolünün, Avrupa Birliği'nin gözündeki  değerini artırabileceği, fakat Türkiye'nin halen, aralık  ayında katılım görüşmelerine başlama kararı almak için AB'yi  ikna etme yönünde zorlu bir görevle karşı karşıya olduğu öne sürülmektedir. Londra'da Merrill Lynch'den ekonomist Mehmet  Şimşek'in, "Kıbrıs konusunda bir anlaşmaya varılması için  sarfedilen çabalarda başarısızlığa uğranılırsa, bu durumun  Türkiye'nin AB girişimine zarar vereceğini zannetmiyorum"  dediği aktarılan haberde, Türkiye'nin, BM himayesinde  İsviçre'de gerçekleştirilen Kıbrıs görüşmelerinde barış  anlaşması imzalanması için yoğun çaba sarfettiği ifade  edilmektedir. Şimşek'in, "Gerçek, reformlar ve Erdoğan  hükümetinin genel pragmatik yaklaşımı sayesinde Türkiye'nin  hiçbir zaman AB'ye şimdi olduğundan daha fazla yaklaşamamış  olduğudur" dediği belirtilen haberde, Ankara'nın halen,  Kıbrıslı Rumların oylamada "hayır" demesi halinde, AB  içerisinde kendisini güvende hissederek, AB liderlerinin  aralık ayındaki AB zirvesinde, Türkiye ile katılım  görüşmelerine başlanması kararını engellemek üzere veto  hakkını kullanmasından endişe duyduğu, diplomatların böyle  bir kararın, güvenlik ve siyasi yapılanmasında milliyetçileri  güçlendiren Ankara'yı öfkelendirmesinin yanı sıra, Kıbrıslı  Rumlar için de tehlikeli olacağını, ayrıca Türkiye'nin AB  üyeliğini destekleyen ABD kadar, AB'nin güçlü unsurları  İngiltere ve Almanya'yı da rahatsız edeceğini söyledikleri kaydedilmektedir. Ankara için bir başka risk unsurunun da,  Kıbrıs meselesinin, görece fakir ve İran ve Irak ile komşu  olan, çoğunluğu Müslüman Türkiye'nin Birliğe kabul  edilmesini pek istemeyen diğer AB üyesi ülkeler tarafından  bir mazeret olarak kullanılması olduğu ifade edilen haberde,  Fransa'nın, Türkiye'nin katılımına kuşkuyla yaklaşanlar   cephesinde olmasının beklendiği, Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin  katılım görüşmelerine başlamadan önce yerine getirmek zorunda  olduğu Kopenhag Kriterleri arasında yer almadığına işaret  edilmektedir.

            The Guardian gazetesinin internet sayfasında (01/04)  "Uzun Süren Bölünme" başlığı altında yer alan başyazıda,  Kıbrıs görüşmeleri ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın  çözüm arayışlarındaki tutumu ele alınmaktadır. Türkiye'nin,  AB'ye katılım müzakerelerine başlayabilmek için tarih  istediği, Yunanistan'ın da komşusunun Birliğe girmesini  desteklediği ve her iki ülkenin de, 1974 yılından bu yana  kendilerini üç defa savaşın eşiğine getiren ihtilafın son  bulmasını istediği belirtilen başyazıda, BM Kıbrıs barış  planının son halinin, Türkiye'de memnuniyet ve  Yunanistan'da üzüntü ile karşılandığı, Kıbrıs'ta iki kesimde  yapılacak referanduma değinilmekte, Cumhurbaşkanı Rauf  Denktaş'ın, halkı kendi tarafına çekmesi halinde,  referandumun kuzeyde başarısızlığa uğrayabileceği, ancak  referandumun kuzeyde başarılı ve güneyde başarısız olması  ihtimalinin daha yüksek olduğu ifade edilmektedir. Kıbrıslı   Rumların, 30 yıldır aleyhinde kampanya yaptıkları bölünme   fikrine oy verecekleri, oylamadan bölünmeye yol açacak bir   netice çıkmasının ise, Türkiye ile AB arasındaki ilişkileri gerginleştirebileceği ve ticari ambargo sorununun yeniden  AB'nin kucağına düşmesine yol açabileceği ileri sürülen  başyazıda, Atina ve Ankara içinse bu durumun başa dönmek  anlamına geleceği, bunun eskimiş bir sorun olduğu, ancak  hala bölgede siyasi sarsıntılara yol açabileceği öne  sürülmektedir. 

            YUNANİSTAN BASINI:           

            Kathimerini gazetesinde (01/04) "Annan'dan Sonra"  başlığı altında ve Yorgos Maluhos imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Annan planının  Kıbrıs Rum tarafı için olumsuz  olduğu belirtilerek, Rum tarafının referandumda planı  reddetmesi halinde, aralık ayında AB'nin Türkiye'ye üyelik  müzakereleri için tarih verme konusunun ve iki ülke  arasında gizlice yapılan istikşafi görüşmelerin gündeme  geleceği hatırlatılarak, Dışişleri eski Bakanı Yorgo  Papandreu'nun Dışişleri yeni Bakanı Petros Molivyatis'e  çözümlenmesi zor olan konuları miras bıraktığı  kaydedilmektedir.

            Elefteros Tipos gazetesinde (01/04) "Mücadele Devam  Ediyor" başlığı altında yayımlanan başmakalede, Kıbrıs  görüşmeleri konu edilmekte ve yapılan çetin görüşmelerin  Kıbrıs Rum tarafının beklediği neticeyi getirmemiş  olabileceği, Annan ve uluslararası toplumun, 30 yıllık bir  sorunun bir kaç saat içinde çözümlenmesi için şantajcı  baskılar uyguladıkları belirtilmekte ve şöyle denilmektedir:  "Annan planının 24 Nisan'da yapılacak olan referandumda  Kıbrıs Rum tarafınca da reddedileceği olasıdır, bu da,  Kıbrıs yönetimini yeni tur mücadelenin beklediği anlamına  geliyor. Kıbrıs 1 Mayıs'ta AB üyesi olduktan sonra, adadaki  siyasi sorunun çözümlenmesi için yeni tur mücadeleye  başlamalıdır. Bu arada, AB de artık doğrudan Kıbrıs konusu  ile ilgilenmek zorunda kalacaktır, çünkü Kıbrıs meselesi  artık resmen Türk-Yunan sorunu olmaktan çıkacak, AB-Türkiye  sorunu haline gelecektir" denilmektedir.

            Ta Nea gazetesinde (01/04) "AB Üyesi mi Yoksa  (Türkiye'nin) Satraplığı mı? (antik çağda Pers valisinin  yönetimi altındaki bölge)" başlığı altında ve Marios  Evriviadis imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle  denilmektedir: "Kıbrıs'ın AB üyeliği için on yıldan bu yana  verilen mücadeleyle elde edilenler bir anda kayboldu:  a) Kıbrıs'ın AB üyeliğinin, ülkenin Türkiye tarafından   satraplığa dönüştürülmesinin engellenmesi,  b) İngiliz-Amerikan komplolarının ve BM bürokratlarının,   bir BM üyesi devlete karşı sömürgeci tavır takınmasını   sınırlandırmaları beklenirken, 13 Şubat'ta New York'ta  yapılan anlaşma, Türkleri, İngilizleri, Amerikalıları ve BM  Genel Sekreteri'ni güçlenmiş olarak yeniden oyuna soktu.   Buna rağmen, kaybolan herhangi birşey yok. Yeter ki Kıbrıslı   Rumlar, tek silahları olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal   varlığına son verilmesi için oy kullanmasınlar. Zaten,   referandumda 'evet' demeleri yönündeki şantaj bunun için   yapılıyor. Kıbrıslı Rumlar, Annan planını reddederlerse bir   kabus yaşamayacaklar. Kıbrıs Cumhuriyeti bir AB üyesi ülke   olarak, ne Irak, ne Libya, ne de Afganistan'dır. Denktaş   yönetiminin Müslüman devletler tarafından tanınması da   asılsızdır. Denktaş'ı tanıyacak ilk ülke hangisi olacak? Üçe  bölünme tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş olan Suudi   Arabistan mı? İki parça olma tehdidiyle yaşayan Pakistan mı?   Yoksa Bangladeş ya da Yemen veya 'yeniden yapılanmış' olan   Irak mı? Denktaş tanınsa dahi, bunun olumsuz etkisi çok az   olacak. Yunanistan ile Kıbrıs, dünyanın en önemli örgütü   olan AB'nin üyeleri olarak konuyu ele alabilirler.  Türkiye'nin AB üyesi olmasını isteyen İngiltere, ABD ve AB  içindeki bazı ülkeler bunu gerçekten istiyorlarsa, Ankara'ya  hizmet vermek için gerekli derogasyonları kurumsal hale  getirsinler. Kıbrıs'ın elinde zaten verecek birşey yok,  olsa da veremez." 

       

 

          ESKI SAYILAR