08.04.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

          

            ANKARA, 08/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  07 Nisan 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI:           

            AP'nin (07/04) "AB Komisyonu Kıbrıs'ın Yeniden Birleşmiş  Olarak AB'ye Katılımı için Yasal Değişiklikler Öneriyor"  başlığı altında ve Robert Wielaard imzasıyla yayımlanan bir  haberde, AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin en önemli talebi olan  Kıbrıs'ın yeniden birleştirilme planını dikkate almak için  AB yasasında değişiklik önerdiği bildirilmektedir. AB  Dışişleri Bakanlarının bu yasa değişikliği önerisini  26 Nisan'da onaylamalarının beklendiği belirtilen haberde,  Kıbrıs dahil diğer 9 ülkenin, 1 Mayıs'ta katılım planlarını  denetleyen AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther  Verheugen'in, "Avrupa Komisyonu'nun önerisi halen, AB  hükümetlerince onaylanmak durumunda" dediği aktarılmaktadır.  Haberde, Verheugen'in, Kıbrıslı Rum ve Türk liderlerin, ada  halkını, masadaki bu planın ulaşılabilecek en iyi ve her  iki taraf için de en dengeli çözümü sunduğuna inandırmak  için ellerinden geleni yapmalarını istediği ve "her iki  kesimin de bu fırsatı kaçırmayacaklarını ve farklılıklarında  bir uzlaşıma varacaklarını umuyorum. Yeniden birleşme için  başka bir fırsatın ortaya çıkacağına inanmıyorum. Kıbrıslı  Türkleri AB'nin dışında tutmak, gelecekte Türkiye'nin  Avrupa'daki rolünü etkiler." dediği belirtilmektedir.

            Washington Post gazetesinin internet sayfasında (07/04)  "Akdeniz'in Son Oyunu" başlığı altında yer alan makalede,  ABD'nin uzun süredir önemli bir müttefiki ve İslami bir  demokrasiye sahip olan Türkiye'yi güçlendirmek için AB'ye  katılımını desteklediği ve Türkiye'nin AB'ye katılımı  önündeki engellerden birinin aynı zamanda AB üyesi olan  Yunanistan'la ilişkilerinin kötüleşmesine de neden olan  30 yıl önce işgal ettiği Kıbrıs adasının bölünmüş durumu  olduğu belirtilmektedir. Şu anda Kıbrıs sorununun çözüme  kavuşturulma şansının olduğu ve bunun, geçmişte savaşın  eşiğine gelmiş olan Yunanistan ve Türkiye'nin karşı karşıya  gelmesini engelleyeceği vurgulanan makalede, Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın, ülkesindeki muhalefete rağmen BM'nin  sunduğu anlaşmayı desteklediği ve AB üyeliğini istediğinden  Türk ordusundan bazı kesimlerin de dahil olduğu engellemelere  karşı koyduğu kaydedilmektedir. Bush yönetimi ve  müttefiklerinin, Yunanistan'dan anlaşmayı "evet" oyuyla  desteklemesi yönünde açık bir tavır almasını istemeleri  gerektiği ifade edilen makalede, eğer Türk Hükümeti'nin  ülke içindeki eleştirileri BM anlaşmasını güçlü bir şekilde  onaylayarak atlattıysa, Yunan Hükümeti'nden de aynısını  beklemenin çok büyük bir talep olmayacağına işaret edilen  makalede, Yunanlıların, daha büyük bir proje olan İslam  ülkelerine refahın yayılmasının bir parçası olarak  Türkiye'nin Avrupa'ya girmesinin kendi kazançlarına  olduğunu anlamaları gerektiği vurgulanmaktadır. 

            ALMANYA BASINI: 

            Süddeutsche Zeitung'da (07/04) "Fischer'in, Avrupa  Fikrinden Dönüşünden Duyulan Şüphe" başlığı altında ve  Paris Siyasi Bilimler Enstitüsü ve Brugge Avrupa Koleji  Öğretim Görevlisi olan Fransız Sylvie Goulard imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka  Fischer'in, Avrupa'ya yönelik vizyonunu değiştirdiği  belirtilmekte ve şimdiye dek çekirdek Avrupa'nın  savunucusu olan Fischer'in artık, AB'nin 11 Eylül'ün  ardından "stratejik boyutlar" geliştirmesi gerektiğini  açıkladığı kaydedilmektedir. Batı'nın köklü bir şekilde  "yeniden yapılanmasının" ve "yeni bir Transatlantizmciliğin",  Avrupa'nın "küçük sorunlarının çözümünden" daha öncelikli  olduğunu söyleyen Fischer'in, Yakın ve Orta Doğu'nun  zorunlu olan modernizasyonu için, Türkiye'nin AB'ye  üyeliğinin gerekli olduğunu, Almanya ve Fransa'nın etrafında  az sayıda ülkeden oluşacak bir çekirdek Avrupa'nın ise,  artık hiçbir anlamı kalmadığını belirttiği ifade edilen  yorumda, AB'nin, Türkiye'nin entegrasyonunun üstesinden  gelemeyeceği, ülkenin nüfusunun yakında Almanya'nınkinden  fazla olacağı ve AB Anayasası'yla ilgili güncel  tartışmanın da daha şimdiden büyük ve küçük AB devletleri  arasında adil bir güç dengesini sağlamanın ne denli zor  olduğunu gösterdiği kaydedilmektedir.  

            AZERBAYCAN BASINI:  

            Yeni Azerbaycan gazetesinde (06/04) "Ermenistan-Türkiye  Sınırının Açılması Azerbaycan'ın Kazanmasına Engel Olamaz"  başlığı altında ve İlgar Resul imzasıyla yayımlanan  makalede, son günlerde hem Azerbaycan hem de Türkiye siyasi  çevrelerinde Türkiye-Ermenistan sınırının açılması konusunun  yeniden gündeme getirildiği ve bu konuda ülkeden bazı  çevrelerin de "emeğinin" az olmadığı belirtilmektedir. Bu  meselenin yeniden gündeme getirilmesinin temel nedeninin  özellikle Batı'nın Ankara'ya uyguladığı baskı olduğu  belirtilen makalede, bu konuyu en çok AB'nin bir baskı aracı  olarak kullandığı ve Birliğin, Türkiye'nin AB'ye üye olma  isteğini suistimal ederek, Ankara'nın  Ermenistan'a yönelik  tutumunu değiştirmeye çalıştığı, burada amacın Ermenistan'a  hizmet değil, Türkiye'nin üyeliğini engellemek için kolay  kolay hazmedemeyeceği şartlar ileri sürmek olduğu ifade  edilmektedir. Makalede şöyle denilmektedir: "Birçok uzman,  Ermenistan sınırını açsa bile Türkiye'nin AB'ye üye  olamayacağını iyi biliyor.  Tersine Türk kardeşlerimizin  önüne daha başka ve daha aşağılayıcı şartlar konacak. Ancak  olayların bu yönde gelişmesi, Türkiye'nin AB üyeliğinden  vazgeçmesini de gerektirmiyor. Çünkü AB'ye üye olmadan  bölgede yaşanan gelişmelere etkin bir şekilde müdahil olmak  son derece zordur. Hiç kuşkusuz Türkiye, hem AB ile hem de  Ermenistan'la ilişkilerinde öncelikle kendi çıkarları  doğrultusunda hareket etmelidir."

            Halk Cephesi gazetesinde (07/04) "Schwimmer Türkiye'yi  Destekledi" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Avrupa  Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer'in Hollanda'da  Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili olarak düzenlenen  konferansta yaptığı konuşmada, "Türkiye'nin AB'ye üyeliği  hem Türkiye hem de AB için büyük önem arzediyor." dediği  belirtilmektedir. Türkiye'nin Avrupa'nın bir parçası olup  olmadığı konusunu bugün müzakere etmeye gerek olmadığını  ifade eden Schwimmer'in, Ankara'nın 50 yıl önce, Avrupa  Konseyi'ne üye olduğu sırada Avrupa değerlerini seçtiğini  kaydettiği ve Schwimmer'e göre, Türkiye demokrasi konusunda  son iki yıl içerisinde önceki 10 yıla nazaran daha fazla iş  yaptığı ve AB standartlarına yaklaşmaya da devam ettiği  vurgulanmaktadır. Schwimmer'in ayrıca, Osmanlı  İmparatorluğu'ndan laik devlet anlayışına geçene kadar,  Türkiye'nin geçtiği uzun ve çetin yolun dikkate alınması  gerektiğini, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa  Kemal Atatürk'ün emeklerinin de unutulmaması gerektiğini  belirten Schwimmer'in, mevcut yönetimin demokrasi konusunda  attığı adımları Atatürk'ün çalışmalarının mantıklı bir  devamı olarak nitelediği kaydedilen haberde, Ankara'nın  Kıbrıs konusunun çözümü konusunda aktif bir politika  yürütmesini de isteyen Schwimmer'in, Türkiye'nin coğrafi  büyüklüğü ve nüfusunun çokluğunun AB üyeliği konusunda  ciddi sorunlara neden olduğunu da itiraf ettiğine işaret  edilmektedir. 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (07/04) "Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın Partisi,  Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, Fransa'da iktidarda bulunan Cumhurbaşkanı  Jacques Chirac'ın partisinin Başkanı Alain Juppe'nin yaptığı  açıklamada, partisinin, Türkiye'nin AB'ye üyelik  müzakerelerinin bu yılın sonunda başlatılmasına karşı  olduğunu belirttiği kaydedilmektedir. Paris'te Halkçı  Hareket Birliği (UMP) merkezinde yaptığı konuşma sırasında  Juppe'nin, "UMP, öngörüldüğü üzere yıl sonunda Türkiye ile  müzakerelere başlanmasını istemiyor." şeklinde fikir  belirttiği ifade edilen haberde, Juppe'ye göre, Türkiye'ye,  Magrip ülkelerine ve eski Sovyet bloğu ülkelerine "imtiyazlı  ortaklık" teklif edilmesi gerektiği belirtilmektedir. 

            DANİMARKA BASINI:  

            Information gazetesinde (06/04) "Bugünün Türkiyesi Çok  Daha Farklı" başlığı altında ve Avrupa Hareketi Başkanı Erik  Boel imzasıyla yayımlanan makalede, Danimarka'nın AB Dönem  Başkanlığı sırasında Leyla Zana'nın, Başbakan Anders Fogh  Rasmussen'e yolladığı bir mektupta, AB'nin Türkiye'ye  vereceği müzakere tarihinin ülkedeki reform çalışmalarını  güçlendireceğini yazdığı hatırlatılmakta ve ayrıca insan  hakları örgütlerinin, AB'nin eğer gerçek anlamda Türkiye'de  demokrasinin güçlenmesini istiyorsa, bunun sağlanmasının  en iyi yolunun Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin  başlatılması olacağını belirttikleri ifade edilmektedir.  Makalede şöyle denilmektedir: "Türkiye'de halen bazı sorunlar  yaşandığı ve ülkenin Birliğe üye olabilmesi için bunların  çözülmesi gerek. Örneğin, Türkiye'de işkence uygulanması kabul  edilemez. AB, Türkiye'de işkenceyi önlemeye yönelik yasaların uygulanmasını daha iyi takip etmeli ve bu alanda denetim  yapmalı, ayrıca işkence yapanların yargı süreci de takip  edilmeli. Ancak Türk hükümeti de işkencenin önüne geçmek  amacıyla birtakım reformlar yapıyor. Örneğin, artık  cezaevlerinde insan hakları konusunda gardiyanlara eğitim  veriliyor. Ayrıca, Türkiye'deki reform süreci çerçevesinde  kadın erkek eşitliğini geliştirmeye ve eşcinselleri  ayrımcılığa karşı korumaya yönelik çalışmalar başlatıldı.  AKP'yi 'İslami eğilimli' olarak nitelendiren Danimarkalılar,  bu gerçekleri bilmeden konuşuyorlar. Ayrıca, Orta Doğu  ülkeleri 'AB sizi hiçbir zaman kabul etmez' diyerek  Türkiye ile alay ediyorlar. Köktendinci çeşitli gruplar,  Türkiye'yi bir Hıristiyan birliği olarak algıladıkları AB'ye yakıştıramıyorlar. Dolayısıyla AB'nin, demokratik kurallara  saygı duyan bir İslam ülkesinin Birliğe alınabileceğini ispat  etmesi lazım. Böyle bir gelişme aynı zamanda, Avrupa'nın Orta  Doğu'da demokrasiyi yayma amacıyla bu ülkelerle işbirliği  yapmaya hazır olduğunu gösterecektir. Öncelikle, biz  Danimarkalıların Türkiye'yi tanıması gerekiyor. Çoğu  Danimarkalı'nın aklına Türkiye anıldığında sokaklardaki  askerler ve 'Midnight Express' geliyor. Bugünün Türkiyesi  çok daha farklı. Bugünün Türkiyesi bizim çok şey  öğrenebileceğimiz genç ve ilgi çekici bir ülke."  

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (07/04) "Fransa, Türkiye'nin AB Başvurusu  Konusunda Bir Değişikliğe İşaret Etmedi" başlığı altında  yer verdiği bir haberde, Fransa'nın yeni Dışişleri Bakanı  Michel Barnier'in, Türkiye'nin AB'ye katılma girişimine  yönelik politikasında bir değişiklik olmadığına işaret  ederek, bunun, bu yılki Avrupa Komisyonu raporuna bağlı  olduğunu söylediği bildirilmektedir. Fransa kamuoyunun  Türkiye'nin AB üyeliğinden duyduğu endişenin, Birliğin  ana güçlerinden biri olan bir ülkenin hükümeti için bu  konuyu hassas hale getirdiği belirtilen haberde, Dışişleri  Bakanı Michel Barnier'in, Parlamento'da yaptığı konuşmada,  "Söz konusu mesele, Komisyon'un bu yılın sonunda bize  Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlayıp başlayamayacağını  ve ne zaman başlayacağını bildirecek bir rapor sunacak  olması" dediği aktarılmaktadır. AB Komisyonu'nun eski bir  üyesi olan Barnier'in, Türkiye'nin AB üyeliği için gerekli  olan koşulları karşılaması gerektiğini söylediği ve bunu  yerine getirmeden katılmasının söz konusu olmadığını açıkça  ifade ettiği kaydedilen haberde, Barnier'in, "Kriterler  biliniyor. Eğer bir ülke AB'ye katılmak istiyorsa siyasi  koşulları, insan hakları, demokrasi, toplumsal ve ekonomik  koşulları kapsayan kesin şartnameye saygı göstermek zorunda"  şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.           

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Eksoterika Themata dergisinin Nisan 2004 tarihli  sayısında "Gerginlik ve Kuşku Geçmişe Ait" başlığı altında  ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Türkiye'deki iç siyasi gelişmeler, ABD ile  ilişkiler, PKK/KADEK, Irak ve Orta Doğu'daki durum, Kıbrıs  konusunda çözüm süreci ve Türk-Yunan ilişkilerinin ele  alındığı mülakatta, "Sizce Türkiye, AB üyeliğine ivme  kazandırmak için önemli reformlar yaptı mı?" şeklindeki  bir soruya, Başbakan Erdoğan'ın, "Türkiye, Kopenhag Siyasi  Kriterleri'ne uyum sağlamak için gerekli adımları,  'öncelikli konu' olarak nitelendirmiştir. Bu reformların  gerçekleşeceğini güvence altına alan gerekli önlemler de  benimsenmiş bulunuyor. Bunların bazıları, ülkenin  sosyo-kültürel niteliklerinde derin bir değişiklik  yaratıyor... Reformlar hükümeti olarak hedefimiz, üyelik  prosedürü bağlamında Kopenhag Kriterleri'ne, daha  ileriye de giderek AB içindeki en üst seviyeye uyum  sağlamaktır." dediği belirtilmektedir. Mülakatta şu  ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: AB'nin gerçekten Türkiye'nin AB üyesi olmasını  istediğine inanıyor musunuz? 

            ERDOĞAN: Helsinki AB Konseyi, yeni bir yakınlaşma  düzeyine ulaşılması amacıyla sadece Türkiye için değil,  AB için de bağlayıcı olması açısından en önemli olayı  oluşturuyor. Bu Konsey, AB üyeliği doğrultusunda  Türkiye'nin aday ülke statüsünü doğruladı. Gerçekten 2002  yılının aralık ayında Kopenhag'daki AB Konseyi, '2004 yılı  Aralık ayı AB Konseyi'nin, AB Komisyonu'nun raporuna ve  önerisine dayanarak, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni  yerine getirmiş olduğu kararını alması halinde, AB'nin,  daha fazla gecikmeden müzakerelere başlamasını'  kararlaştırdı.  

            SORU: AB içinde sizce Türkiye'nin AB üyeliğini istemeyen  ve karşı çıkan üye devletler var mı? Yunanistan'ın bu  devletlerden biri olduğuna mı yoksa ülkemizin bu hedefinizde  müttefiğiniz olduğuna mı inanıyorsunuz? 

            ERDOĞAN: Avrupa Birliği, çarpışmayı ve bölünmeyi barışa  ve birliğe dönüştürmüş olması nedeniyle zaten başarılı bir  deneyim oluşturuyor. Genişleme prosedürü bu değişiklik  sürecinde anahtar bir rol oynadı. Türkiye'nin AB üyeliği ile  genişleme prosedürü devam ederse, Avrupa'nın değerlerinin ve politikalarının barışçı yansıması daha da belirgin olacak.  Türkiye ile üyelik müzakerelerinin mümkün olan en kısa zamanda  başlaması AB'nin, yeni ayırıcı çizgiler çizmeden Avrupa'yı  birleştirmeye kararlı olduğunu kanıtlayacak. Bu, gerek Avrupa  gerekse Türkiye için tarihi önem taşıyan bir misyondur ve  AB'nin temellerini oluşturan ortak değerleri doğrulayacaktır.  Türkiye'nin AB üyesi olması dini ve kültürel çeşitliliği  güçlendirecek. Ayrıca, AB'nin, Avrupa değerlerine dayanarak,  'medeniyetler çarpışması' olarak tanımlanan tehdit karşısında  dayanabilme gücünde olduğunu kanıtlayacak. Türkiye'nin AB  üyesi olması, özellikle Balkanlar ve Doğu Akdeniz'de hala  hassaslığını koruyan barışı, güvenliği ve istikrarı  güçlendirecek. Karşılıklı güvene dayanan samimi bir işbirliği, Türkiye'nin, Yunanistan'ın aynı zamanda da AB'nin yararına  olur. Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin AB üyeliği ve Türk-Yunan  ilişkileri, sadece birbirine uyumlu konular değil, aynı  zamanda Avrupa'nın ortak iyiliği için karşılıklı ilerletilmesi  gereken konular olmalıdır."            

            Elefteros Tipos gazetesinde (07/04) "Türkiye İçinde  Sürtüşmeler" başlığı altında ve Yorgos Kuvaras imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin AB yöneliminin güç  kazanması amacıyla iç sürtüşmelerde tansiyonun düşmesine  rağmen, Kıbrıs konusunda kaydedilen son gelişmelerde söz  konusu sürtüşmelerin tekrar ön plana çıktığı, Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın Annan planının kabul görmesinden  yana tavır alırken, MGK'nın, Türk taleplerinden bazılarının  kabul görmediğini ve planın uygulanması halinde sorunların  yaşanacağını ileri sürerek Annan planına ihtiyatla  yaklaştığının görüldüğü belirtilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın açıklamalarıyla, dolaylı bir şekilde askeri kesimin 'kenara  itildiğini', dolayısıyla 24 Nisan arifesinde ne askerlerin  ne de Denktaş'ın boyunduruğu altına gireceği mesajını verdiği  ifade edilen yorumda, Ankara'ya üyelik müzakereleri için  tarih verilmesi amacıyla Başbakan Erdoğan'ın Kopenhag  Kriterleri'ni özlü bir şekilde yerine getirme çabalarına ABD  ve AB'nin verdiği destek sayesinde, son dönemde hükümetle  'derin devlet' arasındaki sürtüşmelerde tansiyonun belirli  ölçüde düşmesine yol açtığının gözlendiği vurgulanmaktadır.   

 

          ESKI SAYILAR