12.04.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

             

            ANKARA, 12/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  09-11 Nisan 2004 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir: 

            ABD BASINI:  

            ABD'nin Maryland eyaletinde John Hopkins Üniversitesi  öğrencileri tarafından çıkarılan haftalık John Hopkins  News-Letter gazetesinin internet sayfasında (09/04) "Avrupa  Birliği, Türkiye'nin Katılımını Teşvik Etmeli" başlığı  altında ve David Leiman imzasıyla yer alan makalede şöyle  denilmektedir: "AB'nin seçkin bir Batı Avrupa grubundan çok  daha farklı 25 üyeli bir topluluğa dönüşeceği genişleme  adımına dört haftadan daha az bir süre kaldı. Yeni üyeler  arasında en önde gelenleri de eski Komünist ülkeler.  Churchill'in kaderini Rusların hakimiyetine terketmesinden  60 yıl sonra bu ülkeler, Batı ile yeniden bütünleşecek.  Dahası, Romanya ve Bulgaristan da büyük ihtimalle  önümüzdeki yıllarda bu kafileye katılacak. Fakat bu ülkeler  bile üyeliğe hazırlanırken, dikkat çeken bir nokta var ki,  Soğuk Savaş'ın büyük aktörlerinden Türkiye'nin adı, yakın  gelecekte AB'ye katılacak ülkeler arasında geçmiyor.  Türkiye, 1963'te Ortaklık Anlaşması ile başlayıp, 1987  yılında üyelik başvurusuyla devam eden AB geçmişine rağmen,  diğer ülkelerin gerisinde kaldı ve daha geç başvurdukları  halde o ülkeler üye oldu. Belli bir ilerleme kaydetmiş  olsa da, tam üyelik başvurusunun 2004'de değerlendirileceği  sözünü bile henüz aldı... AB şimdiye dek, katılımın önüne,  özellikle de üyelik görüşmelerine başlamak için adaylardan  beklenenleri içeren Kopenhag Kriterleri'nden Türkiye'nin  henüz yeterli olmadığı alanları sıralayarak pekçok engel  çıkardı. Öne çıkan endişe kaynakları, Türkiye'nin Kürt  azınlığa karşı tutumu, idam cezası ve bir türlü  çözümlenemeyen Kıbrıs sorunu... Kıbrıs, 1 Mayıs'ta AB'ye  girecek 10 ülke arasında yer alıyor. Türkiye, AB normlarına  uygun bir politikaya yöneldi: Kürtlerle uzlaşmaya çalıştı,  idam cezasını kaldırdı ve son olarak da Kıbrıslı Rumlarla,  ülkenin katılımına engel oluşturan çıkmaza son vermek  adına görüşmelere katıldı... Türkiye için, sonu gelmeyecek  gibi görünen bu ertelemeler aslında müktesebata uyum sorunu  değil de örtülü bir ırkçılığın yansıması. Eminim ki, mevcut  üye devletler şunu iyi biliyor: 61 milyon nüfusuyla Türkiye,  katılımı halinde birliğin ikinci en büyük üyesi olarak  konumlanacak; üstelik bu sayede, Türk işgücü ortak pazar  kapsamında serbest dolaşım hakkına kavuşacak. AB'de şu anda  AB ülkelerinde çalışan Türk işçi sayısının iki milyon ve  ortalama gelirlerinin de AB yurttaşlarının gelirinin üçte  biri olduğu düşünülürse, batıya daha fazla göç olması  beklenebilir. Fransa örneğinde görüldüğü üzere, daha  ülkelerindeki mevcut Müslüman topluluklara karşı nasıl bir  tutum izleyeceklerine karar verememişken yeni bir Müslüman  akını Batı Avrupa uluslarını daha fazla karışıklık  tehdidiyle karşı karşıya getirecektir..." 

            ALMANYA BASINI: 

            Fränkischer Tag gazetesinin internet sayfasında (08/04)  "CDU, Fransa'nın Türkiye Konusundaki Yeni Tavrıyla Kendini  Güçlenmiş Hissediyor" başlığı altında ve DPA kaynaklı bir  yazıda, Hıristiyan Birlik Partileri'nin, Fransa'nın,  Türkiye'nin kısa bir süre içerisinde AB'ye dahil edilmesi  konusundaki yeni tutumu nedeniyle kendini güçlenmiş  hissettiği belirtilmektedir. CDU Avrupa politikacısı  Matthias Wissmann'ın, DPA'ya konuyla ilgili olarak, "Şimdi  Türkiye ile bir an önce tam üyelik ve kesin bir ret  arasında yer alacak üçüncü bir yol hakkında görüşmelere  başlanmalı." şeklinde açıklamada bulunduğu belirtilen  yazıda, Avrupa Komisyonu Başkanı'nın, "imtiyazlı ortaklık"  teklifinin Türkiye için gurur meselesi haline gelmemesi  gerektiğini bildirdiği, Fransa'nın Dışişleri yeni Bakanı  Michel Barnier'in, Türkiye'nin şu anki koşullarda kısa  bir süre içerisinde AB'ye dahil edilmesinin söz konusu  olamayacağını ifade ettiği hatırlatılmaktadır. Wissmann'a  göre, Türkiye'nin önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde AB'ye  tam üye olmasının mümkün olmadığı, bunun AB'yi fazlasıyla  zorlayacağı belirtilen yazıda, Wissmann'ın, Fransa'nın bu  sorundaki yeni tutumunun birçok AB ülkesi tarafından da  paylaşıldığı görüşünde olduğu kaydedilmektedir. 

            AVUSTURYA BASINI:  

            Oberösterreischiche Nachrichten gazetesinin internet  sayfasında (09/04) "Fransa Türkiye'nin Üyeliğine Karşı"  başlığı altında yer alan bir yazıda, Fransa Dışişleri  Bakanı Barnier'in, Fransız Parlamentosu'nda yaptığı  konuşmada, yakın ve orta vadede Türkiye'nin AB üyeliğinin  söz konusu olmadığını dile getirdiği, böylece Fransa'nın  Türkiye'nin bir an önce AB üyesi olmasını savunan Federal  Alman Hükümeti'ni yalnız bıraktığı ifade edilmektedir.  Şansölye Schröder ve Dışişleri Bakanı Fischer'in son  zamanlarda Türkiye'yle üyelik müzakerelerine başlanmasını  savundukları hatırlatılan yazıda, sonbaharda yapılacak AB  zirvesinin start vermesinin beklendiği, AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in, AB Komisyonu'nun  Türkiye raporunun olumlu çıkması halinde müzakerelere  vakit geçirilmeden başlanabileceği umudunu taşıdığı  belirtilmektedir. Fransız iktidar çevrelerinde, çok hızlı  gelişen bir üyeliğin hem AB'nin hem de Türkiye'nin yapısını  bozabileceği görüşünün savunulduğu ve AB'nin aşırı  genişlemeden korunması ve öncelikle doğuya genişlemenin  hazmedilmesi gerektiği belirtildiği vurgulanan yazıda,  Türkiye'ye AB'yle imtiyazlı ilişkiler önerilmesinin daha  iyi olacağı, ancak sadece Türkiye'ye değil Kuzey Afrika  ve eski Sovyet Cumhuriyetlerine de bu önerinin yapılması  gerektiğinin vurgulandığı, Türk Hükümeti'nin Fransa'dan  yapılan açıklamaları haziran ayında yapılacak Avrupa  seçimleri öncesinde bir "seçim kampanyası taktiği" olarak  değerlendirdiği ve ancak siyaset bilimcilerin Türkiye'nin  hızlı bir şekilde AB üyesi olmaması gerektiği uyarısının  Avrupa Parlamentosu seçmenlerinde yankı bulduğunu  belirttikleri, kamuoyu yoklamalarının da bunu doğruladığı kaydedilmektedir.  

            BELÇİKA BASINI: 

            La Libre Belgique gazetesinde (09/04) "Fransa, Türkiye  Konusunda Geri Dönüyor" başlığı altında ve Christophe  Lamfalussy imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin  AB'ye üyeliği konusunda siyasal partiler ile kamuoyu  arasındaki kopukluğa bakıldığında, sonbaharın Birlik için  çok sıcak bir ortamda geçeceğinin görüldüğü belirtilmektedir.  Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, Türkiye'nin  üyeliğine karşı çıkan kendi partisi UMP ile kararsızlık  içinde bulunduğu ifade edilen haberde, UMP'nin Avrupa  Milletvekillerinin, 1 Nisan'da Strasbourg'da Türkiye'nin  üyeliğine karşı çıktıklarını belirttikleri, şimdi de son  darbenin UMP'nin siyasal kanadından geldiği kaydedilmektedir.  Genel Başkan Alain Juppe'ye göre, "Türkiye'ye, Kuzey Afrika  ülkelerine ve eski Sovyetler Birliği'nin güney ülkelerine  imtiyazlı ortaklık" önerilmesi gerektiği, diğer bir deyimle  Türkiye'nin, 1999 Helsinki Zirvesi'nden beri olduğu gibi,  bir aday ülke olmayacağı, özel bir ortak olacağı belirtilen  haberde, Alain Juppe'nin ayrıca, "Birlik, çok büyük bir  serbest ticaret bölgesi olmadığı sürece ve uluslararası  sahnede rol alan siyasal bir birlik oluşturulmak istendiğinde,  bu birliğin sınırlarının da belirlenmesi gerekir. Şimdi  25 üye var, sonra Bulgaristan ve Romanya, onun da ardından  bir gün demokrasi ve barış yerleştiği zaman Balkan ülkeleri  var. Sonra tamam." açıklamasında bulunduğu ifade edilmektedir. 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (09/04) "Fransa Cumhurbaşkanlığı'nın Türkiye  ile İlgili Tutumu Aynı" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Fransa Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya  göre, Avrupa Komisyonu'nun sonbaharda sunacağı rapora  güvenen Jacques Chirac'ın sarfettiği son sözlere göndermede  bulunularak, Fransa'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  üyeliğiyle ilgili tutumunun "aynı kaldığının" hatırlatıldığı belirtilmektedir. Elysée'den yapılan açıklamada, Fransa'nın  tutumunun aynı kaldığı belirtilerek, Paris'in, Türkiye ile  üyelik görüşmelerinin başlaması olasılığıyla ilgili Komisyon  raporunu beklediğinin vurgulandığı ifade edilen haberde,  Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier'in ise basına yaptığı  açıklamada, Fransa'nın, Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki  fikirlerinin değişmediğini ve Türkiye-AB diyalogunun  kesilmesini istemediğini belirttiği kaydedilmektedir.

            Radio France Internationale'in internet sayfasında  (10/04) "Türkiye, AB Seçim Kampanyasının Odak Noktasında"  başlığı altında ve Valerie Laine imzasıyla yer alan bir  yazıda, Avrupalı partiler, haziran ayındaki seçimler için  kampanyalarını biraz daha çekici kılmak ve büyük bir siyasi  aileyle tüm Avrupa'da aynı programı sunmak yönündeki  sözlerini yerine getirecekler mi? sorusuna yer verilmekte  ve seçimlere iki aydan daha az bir süre kala, ortada görünen  tek konunun Türkiye'nin olası üyeliği olduğu vurgulanmaktadır.  Alman Hıristiyan Demokratların geçen aralık ayında, Fransız  sağının da bu hafta söz konusu üyelik perspektifi karşıtı  kampanya başlattığı ifade edilen yazıda, CDU, UDF ve UMP'nin  hep birlikte Türkiye için bir Avrupalı geleceği reddetmek ve  kendisine imtiyazlı ortaklık önermekten söz ettikleri ve bu  partilerin, siyasi bir güç olmaya çağırdıkları AB'nin, kendi  sınırlarını kendisinin belirlemek zorunda olduğunu  belirttikleri kaydedilmektedir. Fransa'da sağın tamamının,  geçen haziran ayında başkanlığını yaptığı konvansiyon  sonunda, siyasi nedenlerden dolayı Türkiye'yi dışlamak  suretiyle skandal yaratan Valery Giscard D'Estaign ile aynı  fikirde olduğu belirtilen yazıda, kuşkusuz, Fransız ve Alman  sağının kısa vadedeki eğiliminin, bu ülkenin girişine  çekimser kalmakla yetinmek ve oy pusulasının yönünü  değiştirmeyi önlemekten yana olduğu kaydedilmektedir.

            AFP'nin (11/04) "Kıbrıs'ta Bir Çözüm Olsa Bile,  Ankara'nın AB Yolu Uzun Olacak" başlığı altında ve Burak  Akıncı imzasıyla yer verdiği bir haberde, halkı Müslüman  olan ancak laik rejimle idare edilen Türkiye'nin Avrupa  Birliği'ne giden yolunun, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesinden  sonra bile tuzaklarla dolu olmaya devam edeceği  belirtilmektedir. Türk yetkililerin, Avrupa kulübüne üye  olmak için gereken siyasi kriterleri yerine getirmek üzere  olduklarını üst perdeden haykıra dursunlar ve diğer aday  ülkelerle eşit muamele istemeye devam etsinler, Avrupalı  yetkililerin Türklerin bu arzularına muhalefetlerini  göstermeyi sürdürdükleri kaydedilen haberde, Fransa'da  iktidardaki -Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın partisi- Halk  Hareketi İçin Birlik (UMP)'nin, "Türkiye ile imtiyazlı  ortaklık" teklif ederek yıl sonunda Türkiye ile üyelik  müzakerelerinin AB tarafından başlatılmasına karşı olduğunu  geçen hafta ilan edince bunun, Ankara üzerinde "soğuk duş"  etkisi yarattığına işaret edilmektedir. Fransa Dışişleri  Bakanı Michel Barnier'in, Ankara'nın Birliğe üyeliği  konusunda ülkesinin "tavrının" değişmediğini ve Ankara ile  "diyalogun kesintiye uğratılmasının" söz konusu olmadığını  söyleyerek bu yaklaşımı nisbileştirmeye çalıştığı belirtilen  haberde, Türkiye'nin Kıbrıs'taki çözüm sürecine yaptığı  olumlu katkıya ve AB'ye üyelik yolunda gerçekleştirilen  reformlara değinilmektedir.

  

 

          ESKI SAYILAR