13.04.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

     

            ANKARA, 13/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  12 Nisan 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ALMANYA BASINI:  

            Welt am Sonntag gazetesinde (11/04) "Kurtuluştan Sonra  Özlem" başlığı altında ve Günter Lachmann imzasıyla Alman  Federal Meclis Başkanı Wolfgang Thierse ile yapılan mülakata  yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu  ifadeler yer almaktadır:  

            SORU: Türkiye'nin AB'ye katılımıyla göçün daha da  artmasından endişeleniyor musunuz? 

            THIERSE: Bu konuda geçmişte yaşanan tecrübeler tamamen rahatlatıcıdır. İspanya ve Portekiz'in katılımı öncesinde de,  çok sayıda İspanyol ve Portekizli iş gücünün Almanya'ya  geleceği endişesi vardı. Böyle bir şey olmadı. Şimdi de  Polonyalı ve diğer Güneydoğu Avrupalı işçilerin Almanya'ya  "akın edecekleri" korkusu var. Bunun da böyle olmayacağını  göreceğiz. Bu tür korkular genelde parti politikalarına bağlı  nedenlerle yaratılıyor. İş göçünün Polonya'dan Almanya'ya  serbest dolaşımını yıllarca devre dışı bıraktık. Türkiye ile  de böyle bir düzenleme yapabiliriz."

            Welt am Sonntag gazetesinde (11/04) "Thierse, Türkiye'nin  AB Üyeliğinden Yana" başlığı altında ve Günter Lachmann  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Alman Federal Meclis Başkanı  Wolfgang Thierse'nin (SPD), Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  katılımından yana olduğunu söylediği belirtilmektedir.  Thierse'nin yaptığı açıklamada, "Avrupa, Müslüman bir  ülkenin Batı yolunda başarılı olmasına, Türkiye'nin Avrupa  medeniyetine ait bir ülke haline gelmesine, İslam ile  demokrasinin, İslam ile din özgürlüğünün, İslam ile  hoşgörünün gerçekten de birlikte uygulanabilmesine ilgi  duymalıdır. Bu bizim küresel çıkarımızdır" dediği belirtilen  yazıda, bununla birlikte bir taraftan Türkiye'nin üyelik  için ekonomik, insani ve hukuk devleti koşullarını yerine  getirmesi, diğer taraftan ise şimdi genişlemeye gitmiş olan  Avrupa'nın önce bütünleşmesi gerektiğini belirten Thierse'nin,  "Sadece bu ikisine ulaşıldığı takdirde, Türkiye gibi böylesine önemli ve büyük bir ülkenin katılımı mümkündür" şeklindeki  ifadesi aktarılmaktadır.

            Nürnberger Nachrichten gazetesinin internet sayfasında  (09/04) "Almanya Kazançlı Çıkar" başlığı altında ve Georg  Escher imzasıyla Yeşiller Partisi'nden AB parlamenteri Daniel  Cohn Bendit ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir.  AB'nin genişlemesi ve Birliğin yeni anayasasının ele alındığı  mülakatta şu ifadelere yer verilmektedir:  

            SORU: Bavyera'da, Türkiye'nin de genişleme sürecine  katılması çok tartışılıyor. Eğer bu adımı erken atarsa, AB  aşırı bir genişleme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaz mı?  

            BENDIT: Müzakerelere başlanması otomatikman üyeliğe   alınma anlamına gelmez, gelmemelidir de. Bu, en az 10 yıl   devam edecek uzun bir süreçtir. Burada en önemlisi, aşırı   genişleme argümanıdır. Bu 10 yıllık süreçte taleplerimden   biri, Avrupa'nın ikinci bir derinliği yaşamasıdır. Hem de   Türkiye'nin AB'ye katılmasından önce. Aşırı genişlemeye   verilecek cevap; AB kurumlarının ve Avrupa demokrasisinin   sağlam bir zemine oturacak olması gerçeğidir. Ancak bundan   sonra gerçekçi bir şekilde Türkiye'nin üyeliği tartışmaya   açılabilir."

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (10/04) "Birlik  Partileri Seviniyor... Hükümet Paris'teki Değişimden  Kuşkulu" başlığı altında ve Knut Pries imzasıyla yayımlanan  bir yazıda, Fransız Hükümeti'nin, Türkiye'nin AB Üyeliğine  karşı yeni şüpheciliğinin Berlin'de seçim taktiği olarak  değerlendirildiği belirtilmektedir. Alman Hristiyan  Demokratları için Ren nehrinin karşı tarafından nihayet  iyi bir haber geldiği, merkezde yer alan kardeş ve hükümet  partisi UMP'nin, Türkiye politikasında, Alman dostlarının  daha önce yöneldiği bir istikamete doğru kaydığı, yani  Türkiye'nin tam üyeliği yolundan uzaklaşarak, özel ilişkiye  giden yola girdiği ifade edilen yazıda, Gerhard Schröder'in  ikinci seçim zaferinden bu yana Angela Merkel ve Edmund  Stoiber'in, Paris'teki sözde siyasi yol arkadaşlarının  Cumhurbaşkanı Jaques Chirac'ın Alman sosyal demokrat  başbakanla nasıl giderek yakınlaşan bir ittifak  oluşturduğunu çaresizce seyretmek zorunda kaldıkları  kaydedilmektedir. Hristiyan Birlik Partili politikacıların,  Paris'ten yapılan yeni açıklamaları memnuniyetle  karşılamalarına şaşırmamak gerektiği belirtilen yazıda,  Federal Alman Meclisi'ndeki Avrupa İşleri Komisyonu  Başkanı ve aynı zamanda "imtiyazlı ortaklık" fikrinin  babası Matthias Wissmann'ın, bu taslak hakkında Ankara  ile istişarelere hemen başlanmasını istediği, çünkü  önümüzdeki 20-30 yıl içindeki bir tam üyeliğin AB'yi  "aşırı gereceğini" düşündüğüne işaret edilmektedir.  Yazıda, "Alman Hükümeti de soğukkanlı görünüyor: Bunun  Fransız dış politikasında bir değişiklik değil, Türkiye  meselesinin tıpkı Almanya'daki gibi tartışmalı olduğu  Fransız iç politikasına yönelik bir taktiksel katkı olduğu  söyleniyor. Avrupa seçimlerinden iki ay önce yerel seçimlerde  yaşanan hezimetten sonra UMP'nin sağ kanattan da oy için  destek istemesi gerektiği vurgulanıyor. Chirac'ın şimdiye  kadarki çizgisini sürdürdüğü, bunun daha sonra görüleceği  belirtiliyor" denilmektedir.           

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (12/04) "Sosyalist Parti: Türkiye'nin Adaylığı için Şartlar Oluşmadı" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Fransız Sosyalist Parti Genel Sekreteri François  Hollande'nin, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye, "üyelik  şartlarının şimdilik oluşmadığına" işaret etmekle beraber,  Birliğe girmesine de çok fazla karşı çıkmadığı vurgulanmaktadır.  Özel Europe 1 radyo kanalında konuşan François Hollande'nin,   "Avrupa seçimlerine bağlı, muğlak ya da fazla açık sebeplerden   dolayı tartışmaların Türkiye'nin üyeliğinin lehinde veya   aleyhinde olma noktasına geldiğini görüyorum." dediği  belirtilen haberde, Hollande'nin, "Türkiye'nin adaylığının  kabul edilmesi kararının, 1999'da Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac ve dönemin Başbakanı sosyalist Lionel Jospin  tarafından alındığını hatırlattığı" ifade edilmektedir.  İnsan hakları, ekonomik kalkınma ve kişilerin serbest   dolaşımı konusunda "kriterlere uyulmadığını çok iyi  biliyoruz. Türkiye'nin hala yapacak çok şeyi var" diyen  Hollande'nin, "Fakat madem Türkiye'nin adaylığı kabul  edilmiştir, işi sonuna kadar götürmek lazım" dediği  aktarılmaktadır.  

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Guardian gazetesinin internet sayfasında (12/04)  "70 Milyon Kapımızda" başlığı altında ve Peter Preston  imzasıyla yer alan makalede, Kıbrıs'taki çözüm süreci ve  24 Nisan'da yapılacak referandum ele alınmaktadır.  Türkiye'nin, bir önceki laik hükümet döneminde olduğu  gibi şimdiki demokrat İslamcı hükümet altında da AB  üyeliği hedefinin ardından hararetli bir şekilde koşmaya  devam ettiği ve 70 milyona yakın Türkün AB kapısını çaldığı  belirtilen makalede, yalnızca Blair ve Straw'ın değil, tüm  Avrupa Konseyi olarak Türklere prensip olarak hoşgeldiniz  denildiği, üstelik üyelik müzakerelerine varacak sürecin  bu yıl başlayabileceğine işaret edilmektedir. Aralık  2002'de Kopenhag'da AB liderlerinin 2004 yılı başında   müzakerelere başlanabileceği konusunda Türkiye'ye ciddi  bir söz verdikleri belirtilen makalede, Başbakan Tony  Blair'in, "Türkiye AB'ye girmeyi 40 yıldır istiyor. Şimdi  müzakereleri başlatma şansını yakaladı" şeklindeki sözleri hatırlatılmaktadır.

            Makalede şöyle denilmektedir: "Papadopulos amacına  ulaşırsa, Kıbrıs Rum kesimi tek başına AB'ye üye olacak  ve Avrupa'nın ortasına gayet tehlikeli bir fay hattı  çizilmiş olacak. Türkiye daha sonra tekrar gelip üyelik  başvurusunu yineleyebilecek mi? Ankara, bunu, ancak   Lefkoşa'nın AB vetosunu kullanmamasını sağlayabilir ve  ancak Avrupa'nın verdiği sözleri halen yerine getirmeye  istekli olduğunu ve Türkiye'nin üyeliğini -samimi- olarak  istediğine inanabilirse yapabilir. Fakat biz Türkiye'nin  üyeliğini gerçekten istiyor muyuz? Bunun cevabını bulmak  için yalnızca Romanya'nın veto hakkında kopardığı yaygaraya  bakmak ve 70 milyon Türkten bahsettiğimizde Jack Straw'un  dudaklarında beliren ifadeyi incelemek yeterli. Schröder'in  Chirac'ın bu işten sıyrılmanın bir yolunu bulmak için  gösterdikleri çabaya bakın. İspanya'nın terör nedeniyle   çektiği sıkıntı Strassbourg'da işe yarar mı? İslam kapımızı   mı yumrukluyor? Oyalayıverin, bir daha ki sefere gelmesini   söyleyin. Kıbrıs'taki referandum kendinden menkul bir olay   değildir. Kıbrıs koca bir sandık dolusu umudun ve hayalin   anahtarıdır."   

 

          ESKI SAYILAR