ANKARA, 14/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 13
Nisan 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(13/04) "Bush, Kıbrıs Konusunda Anlaşmanın Gecikmemesi için
Uyardı" başlığı altında ve Barry Schweid imzasıyla yer verdiği
bir haberde, Bush yönetiminin, bölünmüş Kıbrıs'ın yeniden
birleştirilmesinin ertelenmesi için yapılan çağrıları reddettiği
ve adanın 30 yıldır devam eden bölünmüşlüğüne son vermek için
hazırlanan BM planının tek olası çözüm olduğunu söylediği
belirtilmektedir. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard
Boucher'in, "Halihazırda bekleyen bir B planı ve izlenecek ayrı
bir diplomatik yol yok. Hedef, bu planın kabul edilmesini
sağlamak çünkü başka bir alternatif yok." dediği belirtilen
haberde, 24 Nisan'da yapılacak referandumların, adanın her iki
kesiminde gerçekleştirileceği, şayet her iki tarafın da
birleşmeyi reddetmesi durumunda, sadece etnik Rum çoğunluğun
yaşadığı ekonomik olarak daha gelişmiş güney Kıbrıs'ın,
planlandığı üzere 1 Mayıs'ta Avrupa Birliği'ne üye olacağı,
referandumdan "evet" oyu çıkmasının ise Kıbrıs'ın birleşmesini
sağlayabileceği ve Türkiye'nin AB'ye üyelik olasılığını
artırabileceğine işaret edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Financial Times
Deutschland
gazetesinde (13/04) "Barnier Türkiye'nin AB Üyeliğini
Reddediyor" başlığı altında ve Daniela Schwarzer-Marina Zapf
imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, CDU ve CSU'dan sonra, Fransa
Cumhurbaşkanı Jaques Chirac'ın muhafazakar hükümet partisi
UMP'nin de Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktığı ve Parti
lideri Alain Juppe'nin yaptığı açıklamada, "UMP, bu yılın
sonunda Türkiye ile müzakerelere başlanmasını istemiyor." dediği
belirtilmektedir. Juppe'nin bu sözleriyle, parlamentoda yaptığı
konuşmada üyeliği reddeden Dışişleri Bakanı Michel Barnier'e
katılmış olduğu ve Juppe'nin de tıpkı CDU gibi, "imtiyazlı
ortaklık" istediği ifade edilen yazıda, iki UMP'li politikacının
açıklamalarının, üyeliği aynı şekilde reddeden CDU temsilcileri
tarafından memnuniyetle karşılanırken, Cumhurbaşkanı Chirac'ın
bir sözcüsünün, Fransa'nın tutumunun değişmeksizin tarafsız
olduğu açıklamasını yaptığı kaydedilmektedir. Anlaşılan
muhafazakar hükümetin, dış politik yükümlülükleri ile halkın
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı havası arasında dengeyi sağlamaya
çalıştığı, özellikle ulusal sağcı politikacılar bu reddinin,
Avrupa seçimlerinin merkezine çekmeyi planladığı kaydedilen
yazıda, Fransız muhafazakarların, mart ayındaki yerel seçimlerde
aldıkları ağır yenilgi sonrasında, haziranda yapılacak
seçimlerde yeni bir yenilgi riskini asgariye indirmeye
çalıştıkları vurgulanmaktadır. Federal Alman Meclisi'ndeki CDU/CSU
Grubu Avrupa Politikası Sözcüsü Peter Hintze'nin, yaptığı
açıklamada, CDU'nun UMP'yi ittifak ortağı olarak gördüğünü ve
Fransız Hükümeti'nin de Birlik Partileri'nin çizgisine gelmesini
umduğunu söylediği belirtilen yazıda, Hintze'nin, Dışişleri
Bakanı Barnier'in, görülebilir bir zaman içinde üyeliğin söz
konusu olmadığı yönündeki açıklamasıyla birlikte Fransız hükümet
çizgisinin yeniden ayarlandığını söylediği kaydedilmektedir.
Yazıda, "Türk Hükümeti'nin, bunun sadece Fransa'daki Avrupa
seçimlerinin konusu olduğu yönündeki ümidi, demokraside seçim
beyanlarının önemini küçümsemektedir." diye konuşan Hintze'nin,
"Önemli olan, AB ile Türkiye arasındaki iyi ilişkilerin,
birlikteliğin hukuki ve siyasi şekline ilişkin karmaşık
müzakerelere karşı iyi dayanmasıdır." dediği aktarılmaktadır.
Financial Times Deutschland gazetesinde (13/04) "Paris
Popülizmi" başlığı altında yayımlanan bir yorumda, Fransız
muhafazakarların, yerel seçimlerdeki feci yenilgi sonrasında
Alman Hıristiyan demokratların yoluna saptıkları, haziran
ayındaki Avrupa seçimlerinde, vatandaşlarının Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı güvensizliğinden oy kazanmaya çalıştıkları
belirtilmektedir. Hükümet partisi UMP'nin Genel Başkanı Alain Juppe'nin,
Angela Merkel'in "imtiyazlı ortaklık" sözlerine sarıldığı,
Dışişleri Bakanı Michel Barnier'in ise, üyeliğin orta vadede de
söz konusu olmayacağını açıkladığı kaydedilen yorumda, iki
politikacının bu hamlesinin patlayıcı madde barındırdığı,
Fransız sağının şimdi CDU ve CSU ile birlikte omuz omuza,
"Türkler Brüksel önünde" sloganıyla Avrupa seçimlerini
yürütmelerinin, endişe verici bir dinamik geliştirebileceği ve
bunun sadece Ankara'yı küstürmekle kalmayacağı, Avrupalı
seçmenlerin de kafasını karıştıracağına işaret edilmektedir.
Yorumda, "Şu anda Türkiye'nin AB perspektifini reddetmek, bu
ülkenin demokrasi yeteneğine karşı güvensizlik oyu vermekle aynı
anlama gelecektir. Buna ilaveten, yapılacak olan bu seçimlerde
söz konusu olan şey, Avrupa Birliği'nin anayasası, mali kriz,
genişleme ve euro bölgesinin ekonomik gelişmesidir. Türkiye'nin
katılımı ise oylanmayacaktır. Jaques Chirac'ın yaptığı,
ülkesinin Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin yol haritasına bağlı
kaldığı yönündeki açıklama bu yüzden tam zamanında gelmiştir.
Ülkenin katılımı zaten kaçınılmaz değildir. Türkiye'nin
gelecekte AB'ye hangi şekilde bağlanacağı konusu sakince
müzakere edilmeli ve oy avcılığına kurban edilmemelidir."
denilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard
gazetesinde (13/04) "Paris, Türkiye'nin AB Katılımına Karşı
Harekete Geçiyor" başlığı altında ve Stefan Braendle imzasıyla
yayımlanan bir yazıda, Halkçı Hareket Birliği'nin (UMP) Başkanı
Alain Juppe'nin "Türkiye kendini AB'ye girmek zorunda
hissetmemeli, çünkü bu AB'nin şeklini bozabilir. Ankara'ya tam
üyelik yerine Kuzey Afrika ülkelerine olduğu gibi, 'imtiyazlı
bir ortaklık' teklif edilmesi gerekir." dediği ve Juppe'nin
şimdiye kadar bu hassas konuya ilişkin her türlü beyandan
kaçındığı düşünülecek olursa, bu sözlerin anlamının daha da
belirginleştiği ifade edilmektedir. Paris'teki yorumcular ile
Türk Hükümeti'nin, bu görüşün seçim politikasının bir parçası
olduğuna kesin gözüyle baktıkları belirtilen yazıda, muhafazakar
Le Figaro gazetesinin, UMP'de haziran ayındaki Avrupa
seçimlerinden önce ve yerel seçimlerdeki yenilginin ardından
"panik" yaşandığını yazdığı ve bu konuda yapılan birkaç anketin,
Fransız halkının -daha çok sağ, biraz da sol kesimden olmak
üzere- çoğunun Türkiye'nin AB katılımına karşı olduğunu
gösterdiği kaydedilmektedir. Fransa'da UMP dışındaki diğer sağcı
partilerin de Türkiye'nin katılımına karşı çıktığı belirtilen
yazıda, François Bayrou'nun Hıristiyan liberal "Fransa
Demokratik Birliği Partisi"nin (UDF) yanı sıra 1999'daki Avrupa
seçimlerinde UMP'nin selefi RPR'i geride bırakmayı başaran
Philippe de Viliers ve Charles Pasqua çevresindeki
"Egemenlikçiler" de katılıma karşı olduğu ve özellikle de aşırı
sağcı Ulusal Cephe "100 milyon Müslümanın" Avrupa Birliği'ne
alınmasına karşı çıktığı ifade edilmektedir.
Kurier gazetesinde (11/04) "İslam, Hıristiyanlık ve Şiddet"
başlığı altında ve Andreas Schwarz imzasıyla Avusturyalı
Kardinal Schönborn ile yapılan mülakata yer verilmektedir.
Mülakatın Türkiye ve Müslümanlık ile ilgili bölümünde şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: İslam söz konusu olduğunda, misyon ile şiddeti
birbirinden ayırmak mümkün mü?
SCHÖNBORN: İslam, Hıristiyanlığı da oldukça zorlamış olan bir
gelişmeyi telafi etmek zorunda: Vicdan ve din özgürlüğünü. İslam
dininde hükümdar, halkının dinini belirler. Tarih bize, Kuzey
İrlanda örneğinde de terörün, dinin niteliği ile bir ilgisi
olmadığını gösterdi. (...)
SORU: Müslüman Türkiye AB olgunluğunda mı?
SCHÖNBORN: Müslümanlık meselesi ilk olarak akla gelecek konu
olmamalı, AB içinde yaşayan milyonlarca Müslüman düşünülecek
olursa, İslam çoktan Avrupa'nın içinde zaten. Sorun daha çok
Avrupa'nın sınırları ve Türkiye'deki din özgürlüğünde.
Hırvatistan, Bosna Hersek, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya AB
üyesi olmadan, Türkiye'nin katılımını sormak yanlış."
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ BASINI:
El Haliç
gazetesinin internet sayfasında (13/04) "Türkiye-Avrupa
İlişkilerinde Küçük Kara Bulutlar" başlığı altında ve Lübnanlı
yazar Muhammed Nureddin imzasıyla yer alan bir yorumda,
Türkiye'de AB üyeliği hakkındaki tartışmaların dur durak
bilmediği ve sürecin, 1967 yılında başladığı, 1999 Helsinki
Zirvesi'nde Avrupalı liderlerin, Türkiye'ye geriye dönüşü
olmayacak şekilde "aday üye" statüsü verdikleri, bu kararın,
Türkiye treninin Avrupa demiryoluna girişinin ilk fiili adımı
olduğu kaydedilmekte ve Türkiye'nin, bir sonraki adım olarak AB
liderlerinin yıl sonunda yapılacak zirvede müzakere tarihi
vermelerini beklediği vurgulanmaktadır. Yorumda şöyle
denilmektedir: "Türkler bayağı iyimserler. Nitekim AB'nin
İngiltere, Almanya, İtalya ve İspanya gibi birçok kurucu üye
devleti, Türklere bu tarihin verilmesini destekliyor. Avusturya
ve Hollanda buna karşı çıkıyor. Fransızların tutumu ise
belirsizliğini koruyor. Türkler pratik nedenlerden dolayı yine
iyimserler. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki yeni
hükümet, AB kriterleri ve uyum yasaları çerçevesinde rekor
denebilecek başarılar kaydetti. Keza Ankara, Avrupa yolunda bir
başka engel teşkil eden 'Kıbrıs davasına' da çözüm bulabilmek
için bütün ağırlığını ortaya koymakta. Bütün bu olumlu
atmosferin ortasındayken, Ankara'nın üzerinden 'küçük çapta
kara bulutlar' geçti ve genel havayı -bozmasa bile- bulandırdı.
Fransa'nın Dışişleri Bakanı, Fransız Parlamentosu'nda yaptığı
bir konuşmada, Türkiye'nin AB ilişkilerine değindi ve bir
milletvekilinin sorusuna verdiği yanıtta şöyle dedi:
'Türkiye'nin üyeliği meselesi, yakın ve orta vadede mümkün
değil. Uyulması gereken bazı kriterler daha var. Türkiye bunları
henüz yerine getirmedi. Türkiye'nin bu alanda yaptığı
hazırlıklara rağmen, ben koşulları yerine getirdiği kanaatinde
değilim. Üyelik müzakere tarihi verilmesi meselesine gelince, bu
AB'nin yıl sonunda vereceği karara bağlı.' Bu açıklama, Türk
çevrelerinde ufak çaplı bir sarsıntı yarattı. Olumsuz bir tavır
izlenimi veren bu açıklamanın yıl sonuna kadar değiştirilmesi
ümit ediliyor."
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(13/04) "Ankara, Kıbrıslı Rumların Referandumu Erteleme
Çağrısını Kınadı" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Kıbrıslı Rumların başlıca
partilerinden AKEL'in (Komünist) Kıbrıs'ın yeniden
birleştirilmesi konusundaki referandumu erteleme çağrısını
kınayarak, bunda, Türkiye'nin AB'ye üyelik şansını baltalama
girişimi gördüğünü belirttiği kaydedilmektedir. AKEL'in, BM'den
24 Nisan için öngörülmüş olan referandumun tarihini ertelemesi
talebinde bulunduğu hatırlatılmakta ve bu talebin reddi halinde
partinin, plana hayır oyu verilmesi çağrısında bulunacağı
yönünde uyarıda bulunduğu belirtilen haberde, TBMM'de yaptığı
bir konuşmada Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Kıbrıs Rum
kesimini, adanın tümünün tek meşru temsilcisi olarak AB'ye
girmek için referandumun 1 Mayıs sonrasına ertelemek istemekle
suçlayarak, "Bu tarz bir görüş, Kıbrıslı Rumları güçlendirecek
ve Türkiye'nin AB üyesi olma çabalarını da ipotek altına
alacaktır." dediği aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefteros Tipos
gazetesinde (13/04) "Türkiye ve AB Seçimleri" başlığı altında ve
Thanasis Argirakis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Avrupa'da
hüküm süren görüşe göre, Kıbrıs'taki referandumda olası bir
"evet" çıkmasının, Türkiye'nin AB adaylığını güçlendireceği
belirtilmektedir. Yorumda, Başbakan Erdoğan'ın, Lüzern'de, ne
pahasına olursa olsun uzlaşmalı davrandığını göstermek istediği,
bu nedenle de "uzlaşmaz" Denktaş'ı "bertaraf ettiği"
kaydedilmektedir. Yorumda, "Annan planı, Erdoğan'ın ölçülerine
göre kesilip biçilmişti. Her neyse; Kıbrıs sorunu, Erdoğan'ın
Türkiye'yi AB üyesi yapma yönündeki çabalarının kritik dönüm
noktalarından birini oluşturuyor. Ancak Kıbrıs, referandumda
"evet" dese dahi, Avrupalıların Türkiye'ye kucak açacağı
şüphelidir. AB seçimleri nedeniyle Avrupa'da hakim ortam bunu
gösteriyor." denilmektedir.