ANKARA, 19/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 16-18
Nisan 2004 tarihleri arasında yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Rheinischer Merkur
gazetesinin internet sayfasında (15-22/04) "Siyasi Dev Görev
Arayışında" başlığı altında ve Thomas Gutschker imzasıyla AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen ile yapılan
mülakat yer verilmektedir. AB'nin genişlemesi, yeni anayasa ve
"çekirdek Avrupa" düşüncesi ile Kıbrıs konusunun ele alındığı
mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Devlet ve hükümet liderlerinin Türkiye ile kısa bir süre
içerisinde üyelik müzakerelerine başlayıp başlamayacağı, sizin
sonbaharda sunacağınız rapora bağlı. Siz son zamanlarda Ankara
hakkında çok olumlu açıklamalarda bulundunuz. Sizin oyunuz belli
mi yani?
VERHEUGEN: Hayır değil. Ben sadece belli bir denge kurmaya
çalışıyorum. Eğer ben Türkiye'nin ne denli değiştiğine eskiye
oranla daha fazla dikkat çekiyorsam, bu doğru olduğu ve bizim
zarar görmememiz içindir. Bazılarının Türkiye hakkında yaptığı
radikal tarzdaki açıklamaların Türkiye'deki reformları olumsuz
etkilediğinde Almanya'nın görebileceği zarardan söz ediyorum.
Temel soruna gelince, ben daha birkaç hafta öncesinde
Komisyon'daki meslektaşlarıma bu konuda kamuoyu önünde net bir
tutum belirtmemeleri konusunda uyarıda bulundum. Bu benim için
de geçerli.
SORU: Yapılan birçok olumlu açıklama ve tabii ki de Federal
Almanya Şansölyesi'nin olumlu açıklaması, Ankara'da büyük
ümitler uyandırdı. Sizin açık ve net bir olumlu tavsiyede
bulunmamanız durumunda bu ümitler hayal kırıklığına uğrayacak.
VERHEUGEN: Ankara, bizim sorun olarak gördüğümüz şeyleri çok
ciddiye alıyor. Ancak halen birçok eksik nokta var: Örneğin
temel hakların yasal olarak belirlenmesi, din özgürlüğünün
oluşturulması, sivil toplum tepkisi ve ordu arasındaki
ilişkilerin Avrupa standartlarına uygun olarak düzenlenmesi,
işlev yeteneğinin iyileştirilmesi ve adaletin bağımsızlığı
gibi."
Financial Times Deutschland gazetesinde (16/04) "Schröder
Hollanda'da Türkiye ile Üyelik Müzakereleri için Reklam Yapıyor"
başlığı altında ve Peter Ehrlich imzasıyla yayımlanan bir
yazıda, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in, Hollanda'ya
yaptığı bir ziyarette, Türkiye ile AB arasında üyelik
müzakerelerine başlanması için reklam yaptığı belirtilmekte ve
Rotterdam'daki Erasmus Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada,
Türkiye'nin, hukuk devleti ve azınlıkların korunması gibi AB
tarafından belirlenen kriterleri yerine getirmesi halinde
"üyelik müzakerelerinin başlamak zorunda olduğunu" söylediği
kaydedilmektedir. Schröder'in böylece, 1 Temmuz'da AB Konsey
Başkanlığı'nı devralacak ve yılın sonunda üyelik müzakereleri
konusunda verilecek kararı AB Komisyonu'yla birlikte
hazırlayacak olan Hollanda Hükümeti'ne baskı uyguladığı ifade
edilen yazıda, son olarak Fransız Hükümeti'nde, Türkiye'nin
üyeliğine karşı çekinceler dile getirildiği hatırlatılmaktadır.
Almanya'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (16/04) "Alman
Yatırımcılardan, Türkiye'nin AB Üyeliği için Destek Çağrısı"
başlığı altında yer verilen bir haberde, AB'nin genişleme
sürecinin yanı sıra Brüksel'de en çok tartışılan konulardan
birinin de, Türkiye'ye verilecek üyelik perspektifi olduğu
belirtilmektedir. Bu tartışmalara bir desteğin de Alman
yatırımcılardan geldiği ve Mercedes-Benz Türk A.Ş. Direktörler
Kurulu Başkanı Till Becker'in, Türkiye'nin üyelik
perspektifinin, Alman yatırımcıların da yararına olduğunu
hatırlatarak, "Türkiye henüz AB üyesi olmasa da, ekonomik alanda
işbirliği oldukça iyi, özelliklede Almanya ile. Otomotiv
sektöründe Ford'dan Mercedes'e kadar birçok şirket ürünlerine
Made in Germany etiketi bassa da, aslında arabaları Made in
Turkey, yani Türkiye'de üretiliyor." dediği aktarılan haberde,
Türkiye'nin, üreticiler için bir cennet olduğu, AB'ye girme
olgunluğuna erişmiş durumda ve Türk halkının da yüzde 80'inin bu
düşünceyi paylaştığı vurgulanmaktadır. Haberde, Mercedes-Benz
Türk A.Ş.'den Till Becker'in, Türkiye'nin son yıllarda kendini
çok geliştirdiğini, ancak tam üyelik için yolun henüz uzun
olduğunu söyleyerek, "Bizler için yüzünü Avrupa'ya dönmüş bir
Türkiye çok önemli. Eğer Avrupa Türkiye'ye sırtını dönerse,
Türkiye'de Avrupa'ya değil doğuya yönelerek, kendisine başka
müttefikler arayabilir. Biz, Avrupa'ya daha yakın bir
Türkiye'yi elbette tercih ederiz. Türkiye son yıllarda yaptığı
reformlar ve iktidardaki azimli hükümeti ile, birkaç yıl önce
yaşanan ekonomik krizin yaralarını sarmayı başardı, enflasyon
yüzde 18 oranıyla son 30 yılın en düşük seviyesine indirilirken,
yüzde 7'lik ekonomik büyümeye ulaşıldı. Bu gelişmeler Almanları
ve diğer yabancı yatırımcıları Türkiye'ye çekti ve çekiyor.
Sadece Alman firmaları Türkiye'de geçtiğimiz yıl 60 yeni yatırım
projesi başlattı. Alman yatırımcılar en azından kendi çıkarları
için Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye iyi bir perspektif sunmasını
istiyorlar." şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Ta Nea
gazetesinde (17/04) "Türkiye: AB Kapısı Daha Kolay Açılacak"
başlığı altında ve İrini Karanasopulu imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, 1999 yılının Aralık ayında, dönemin Yunan Hükümeti'nin
-ihtiyatlı bir tavır takınarak muhalefet de- Helsinki
Anlaşması'nı memnuniyetle karşıladığı ve Türkiye'nin, AB adayı
ülke statüsüne getirildiği, Kıbrıs'ın -sorunu çözülse de,
çözülmese de- AB üyesi olmasının kabul edildiği, Türkiye'nin
Avrupa yöneliminin ilerlemesi için Kıbrıs sorununun çözümüne
katkıda bulunması ve 2004 yılına kadar Yunanistan ile
sorunlarını çözmesi, aksi halde Lahey Uluslararası Adalet
Divanı'na başvurması gereğinin ortaya konduğu
hatırlatılmaktadır. Ne var ki tarihin, belirli koşullar altında,
insanların koyduğu şartlar çerçevesinde yazılmadığı, çünkü
Türkiye'nin AB adayı bir ülke olduğu, Kıbrıs'ın ise 1 Mayıs'ta
üye olacağı, ancak Kıbrıs sorununun Kıbrıs'ın sorumluluğuyla
çözüme bağlanamadığı vurgulanan yorumda, Kıbrıs sorununun çözüme
bağlanması konusundaki engeli, Ankara ya da Kıbrıslı Türklerin
oluşturmayacağının kimsenin aklından geçmediği, bu nedenle, AB
ülkelerinden birinin, aralık ayında gelip de dinamik bir şekilde
AB ile üyelik müzakerelerine başlama talebinde bulunduğunda,
Kıbrıs sorununu öne sürerek Ankara'ya AB kapısını kapatmasının
mümkün olmayacağına işaret edilmektedir. Yorumda, Başbakan
Erdoğan'ın doğal olarak, "ne istediyseniz biz yerine getirdik.
Kıbrıslı Türkleri de çözümü kabul etmeye ikna ettik, reformları
da ilerlettik, ordunun rolünü de sınırlandırdık, Yunanlılarla
sorunlarımız çözmek için de görüşmelere başladık." diyeceği
ifade edilmektedir. Avrupalıların, Türk talebi karşısında
bölünmüş göründükleri, ancak bunun Kıbrıs sorunuyla ilgisinin
olmadığı, kulüplerine 60 milyonluk bir Müslüman devleti kabul
edip etmeyeceklerinin söz konusu olduğu, diğer taraftan
Amerikalıların, AB üyesi olmamalarına rağmen, bütün AB
ortaklarına, özellikle İngiltere ve Hollanda gibi en sadık
müttefiklerine Türkiye'ye 'evet' demeleri için baskı uygulamaya
kararlı olduğu kaydedilen yorumda, bir dizi baskılar ve
telefonlarla gösterilen Kıbrıs sorununun çözümlenmesine yönelik
büyük isteklerinin hedefinin, sorununun çözümlenmesi değil,
Türkiye'nin Avrupa'ya doğru yolunun açılması olduğu
vurgulanmaktadır.
Kathimerini gazetesinde (16/04) "Karamanlis'in Tavrı"
başlığı altında yayımlanan başmakalede, Başbakan Karamanlis'in
Annan planı konusunda aldığı tavrın, hükümetin Kıbrıs
gelişmeleriyle ilgili uyguladığı aklı selim ve dikkatli
politikanın çatısını oluşturduğu belirtilmektedir. Karamanlis'in,
Annan planının özü konusunda tavır almayacağı yolunda bazı
"kaynakların" öngörüşlerinin aksine, tavrını ortaya koyduğu,
planın olumlu noktalarının AB perspektifinin ışığı altında
olumsuz noktalardan daha güçlü olabileceğini -bu görüş dolaylı
"evet"tir- ve planın olumsuz noktalarının öngörülen anlaşmayı
sağlayamadığını, dolayısıyla da kararı Kıbrıs halkının baskı
altında kalmadan alacağını söylerken de çok açık konuştuğu ifade
edilen yazıda, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi yolunda sarfedilen
çabaların "hayır" ile son bulmayacağını belirten Başbakan
Karamanlis'in, "felaket tellallığı" yapmaktan kaçınarak, bu
yöndeki görüşleri reddettiğini ve Kıbrıs halkının sağduyu ile
özgürce karar almasını istediğini gösterdiği kaydedilmektedir.
Başbakan Karamanlis, Türk-Yunan yakınlaşması konusunda Atina'nın
olumlu yaklaşımının kesinlikle değişmeyeceğini, Türkiye'nin AB
müktesebatı ve AB ilkeleri doğrultusunda ilerlediği sürece,
Ankara'nın ülkenin AB yöneliminde Yunanistan'ı müttefik bilmesi
gerektiğini vurguladığına işaret edilen başmakalede,
Karamanlis'in takındığı bu tavır ile hem Yunanistan'ın
uluslararası ilişkilerinde var olan olumlu dinamizme hizmet
ettiği hem de Kıbrıs halkının özgürce, baskı altında olmadan
karar almasına katkıda bulunduğuna dikkat çekilmektedir.