20.04.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

             

            ANKARA, 20/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  19 Nisan 2004 tarihinde arasında yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (19/04) "Denktaş: Ankara, Avrupa Emelleri Uğruna  Kuzey Kıbrıs'ı Feda Ediyor" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Kıbrıs'ın BM planı temel alınarak yeniden  birleşmesine karşı olan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın  yaptığı açıklamada, Türkiye'nin, Avrupa emelleri uğruna Kuzey  Kıbrıs'ı "feda etmekte" olduğunu belirttiği kaydedilmektedir.  Kıbrıslı Türk TAK ajansından alınan bilgilere göre,  Denktaş'ın, "Türkiye, AB'ye üyelik müzakerelerinin başlaması   konusunda bir tarih elde edebilmek için Kuzey Kıbrıs Türk   Cumhuriyeti'ni feda etmekte." dediği belirtilen haberde,  Türkiye'nin aralık ayında AB yetkililerinden müzakerelerin   başlaması konusunda bir tarih elde etmeyi umduğu ifade  edilmektedir.

            AFP'nin (19/04) "İki Avrupa Karşıtı Fransız Siyasetçi,  Türkiye'nin AB'ye Girmesine Karşı" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Avrupa karşıtı olmalarıyla tanınan iki  Fransız politikacı Charles Pasqua ve Philippe de Villiers'in,  Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı olduklarını belirttikleri kaydedilmektedir. Avrupa karşıtı Fransa için Birlik (RPF)  Partisi Başkanı ve eski Bakan Charles Pasqua'nın, "Temel  sorunlardan dolayı Türkiye'nin AB'ye girmesine karşıyım"  açıklamasında bulunduğu, aynı şekilde Avrupa karşıtı olan  Fransa için Hareket (MPF) Partisi Başkanı Philippe de  Villiers'in ise, "Türkiye ne tarihi, ne de coğrafyasıyla  Avrupalıdır." şeklinde fikir belirttiği ifade edilen haberde,  De Villiers'in, "Türkiye, terörizmin, terörizm  hazırlıklarının, mafyaların, uyuşturucunun ve kaçak göçün  platformudur ve Irak ile de ortak bir sınırı var." dediği,  Pasqua'nın ise, topraklarının yüzde 90'ından fazlası  Avrupa'da olmadığı için Türkiye'nin Avrupa'ya girmeyi  istemeye hakkı olmadığını söylediği ve "Türkiye Asya'da,  Müslüman bir ülke. Türkiye'nin AB'ye girmesinin, bize birçok  dertten başka ne getirebileceğini göremiyorum." şeklinde  görüş belirttiği aktarılmaktadır.

            Marianne dergisinde (19-25/04) "Türkiye, Avrupa'da mı?  Evet... Birkaç Yıl İçerisinde!.. Ve UMP Yükselişte" başlığı  altında ve  Daniel Bernard imzasıyla yayımlanan bir yazıda  şöyle denilmektedir: "Şimdiye kadar, cevap 'hayır' idi. Asla.  Bugüne kadar yapılan kamuoyu yoklamalarında, Fransızların  ezici çoğunluğu, Türkiye'yi Avrupa Birliği'nin sınırlarının  ötesine atıyordu. İlk defa, dergimizin BVA Enstitüsü ile  birlikte gerçekleştirdiği kamuoyu yoklaması, çoğunluğun böyle  bir genişlemeye taraftar olabileceğine işaret ediyor, ama  'birkaç yıl içerisinde'. Laik, ama Müslüman kültüre sahip bu  67 milyon nüfuslu büyük ülke, dolayısıyla, bir Hıristiyan  kulübünün kapısında sonsuza kadar beklemeye mahkum  edilmeyecek. Bu konu hakkında, nesiller arasında olduğu gibi  sağ-sol arasında da görüş ayrılığı olduğu gayet net bir  şekilde gözlemleniyor. Türkiye'nin AB üyeliğine solun yüzde  58'i taraftar iken, sağda yüzde 55 muhalif bulunuyor. 18-24  yaş arasındakilerin yüzde 63.7'si taraftar iken, 65 yaş  üzerindekilerin yüzde 52.6'sı muhalif. Haziran'dan itibaren  başlaması beklenen (uzun) müzakereler sonucunda, şimdiye  kadar sadece Batı'ya doğru açılan Avrupa, yüz değiştirebilir.  Türkiye konusunda 180 derecelik bir dönüş yapmasına rağmen  Alain Juppe'nin UMP'yi (Halkçı Hareket Birliği) kurtardığı  iddia edilemez. Kamuoyu yoklamamıza göre, UMP'nin yükselişe  geçen skorunun (Nisan ayı başına göre yüzde 24 + 1),  1999'daki Sarkozy-Madelin listesininkinin iki katı olduğu   muhakkak. Ama sağdaki güç ilişkisi, kesinleşmesi halinde,   UMP'yi ilerleme halindeki UDF ile katı egemenlik yanlısı   kutup arasında kıskaca alabilir. Eski bakanlar Luc Ferry,   Nicole Fontaine ve Roselyne Bachelot'nun yeniden  atanmalarının da, resmileşmesi halinde, terazinin kefesinin  yönünü değiştirmeye yeteceğine de kesin gözüyle bakmak mümkün  değil. Solda PS'nin de başta Yeşiller olmak üzere güçlü   müttefiklerle anlaşması gerekecektir. Ama hükümetin sol   kanadının, aşırı solun aksine, halen bölgesel seçim   sonuçlarının yarattığı güzel dalganın etkisinden  kurtulmadığı görülüyor..."

            DANİMARKA BASINI:

            Weekendavisen gazetesinde (16/04) "Türkiye, İslam ve  Demokrasinin Bağdaşabildiğine Dair Bir Örnek Teşkil Ediyor"   başlığı altında ve Liberal Parti mensubu ve Avrupa  Parlamentosu adayı Claus Sömod imzasıyla yayımlanan makalede,  haziran ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi  Türkiye'nin AB üyeliğinin en çok tartışılan konulardan biri  olacağı belirtilmektedir. Sosyal Liberal Parti Türkiye'ye en  açık desteği verirken, Danimarka Halk Partisi'nin,  Türkiye'nin AB'ye alınmasını kabul etmediği belirtilen  makalede, Sosyal Demokrat Parti'nin ise Türkiye'nin AB  üyeliğine hazır olmasının daha uzun zaman alacağını öne  sürerek bu konudaki kesin kararını açıklamayı ertelediği  ifade edilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin   tartışmalarının ertelenmesinin, Danimarka kamuoyunda  temelsiz endişelerin daha da büyümesine yol açmış olacağı,  bu nedenle tartışmanın şimdi yapılması ve Danimarka  kamuoyunun korku senaryolarına değil, mantıklı argümanlara  dayanarak karar verilmesinin sağlanması gerektiği kaydedilen  makalede, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı en büyük endişenin  ülkenin  kültürü ve dininden kaynaklandığı, ayrıca Türkiye'yi  AB'ye alarak Birliğin sınırlarının Orta Doğu'ya kadar  genişlemesinden ve İran, Irak ve Suriye gibi sorunlu   ülkelerden AB'ye mülteci akını olmasından endişe edildiği,   bu endişelerin çoğunun geçersiz ve mantıksız olduğu ve   Türkiye'nin farklı kültürü ve dininin AB'nin  yararlanabileceği bir güç teşkil ettiği, güvenlik açısından  Türkiye'yi önemli bir partner yapanın ise zaten bu unsurlar  olduğu vurgulanmaktadır. Coğrafi açıdan Türkiye'nin hem  Avrupa'da hem de Orta Doğu'da, manevi açıdan ise, Batı   demokrasisini ve İslam kültür ve geleneklerini benimsediği  ve Türkiye'nin, İslam ve demokrasinin bağdaşabildiğine dair  bir örnek teşkil ettiği belirtilen makalede, Türkiye'yi  AB'ye alarak İslam dünyası ile AB arasında diplomatik bir  köprü oluşturup Orta Doğu'ya yönelik AB politikalarını daha  da etkili hale getirilmiş olacağı kaydedilmektedir.

            İNGİLTERE BASINI:

            Reuter'in (19/04) "Fransa: Türkiye'nin AB'ye Girişi  Uzak Gözüküyor, Fakat Kapıyı Kapatmamalı" başlığı altında  yer verdiği bir haberde, Fransa Dışişleri Bakanı Michel  Barnier'in, Türkiye'nin yakın bir zaman içinde Avrupa  Birliği'ne giremeyeceğini, ancak Avrupa'nın, Türkiye'nin  yüzüne kapıyı kapatmaması gerektiğini söylediği  hatırlatılmakta ve AB liderlerinin aralık ayında Türkiye'nin  insan hakları konusunda yeterli ilerleme kaydedip  kaydetmediğine karar vereceği, Fransa'nın iktidardaki  muhafazakar eğilimli Halk Hareketi Birliği Partisi (UMP)  liderlerinin ise, Türkiye'nin AB'ye hızlı katılmasına karşı  oldukları kaydedilmektedir. Barnier'in, İrlanda'da AB  dışişleri bakanları toplantısının ardından Europe 1 radyosuna  verdiği mülakatta, "mevcut şartlar altında ya da kısa vadede  Türkiye'nin birliğe katılması söz konusu değil. Katılım  görüşmeleri başlamadı. Hiç başlamadı. Birlikte bu  görüşmelerin başlayıp başlamayacağına karar vereceğiz. Bu  görüşmelerin ne kadar süreceğini söyleyemem 'muhtemelen çok  uzun zaman alacaktır'." dediği belirtilen haberde,  Barnier'in, gelecek ay 15 üyeden 25 üyeye genişleyecek  AB'nin, Türkiye'ye sırtını dönmesinin reformları  caydırabileceğini söyleyerek, "(Türkiye'yi) reddedersek,  bazılarının hemen yapmak istediği gibi kapıyı yüzüne  kaparsak, başka bir modele dönme riski var. Bizimle olması,  tüm aşırılıklara açık bir şekilde, yalnız başına, yoksulluk  içinde, gelişmemiş  kalmasından daha iyidir." şeklindeki  ifadesi aktarılmaktadır. Haberde, Türkiye'nin AB'ye  katılımının özellikle hassas bir konu olduğu, çünkü UMP'nin  haziran ayında Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılacağı ve  geçen ay yapılan yerel seçimlerde uğradığı yenilginin  ardından bu seçimlerde de bir yenilgiyle karşılaşma riski  taşıdığı belirtilmektedir.

           

            İSVİÇRE BASINI:

            Neue Zürcher Zeitung am Sonntag gazetesinin internet  sayfasında (18/04) "Verheugen: Genişleme Son Ana Kadar Pamuk  İpliğine Bağlıydı" başlığı altında ve Stephan Israel-Markus  M. Haefliger imzalarıyla AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Günther Verheugen ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir.  Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer  almaktadır:

            "SORU: Genişlemiş bir Avrupa Birliği'nde, Brüksel'in,   bazı yetkilerini devretmesi gerekmez mi?

            VERHEUGEN: Kesinlikle. Zaten vatandaşlarımızdan   geri bildirim alıyoruz.

            SORU: Bir yandan reform eksikliklerinden bahsediyorsunuz,   diğer yandan Türkiye'yi AB üyesi yapmak istiyorsunuz...

            VERHEUGEN: Eğer Türkiye koşulları yerine getirirse,   müzakereler başlatılabilir. Fakat Türkiye'nin AB'ye üye   olmasıyla oluşacak yansımaları analiz etmemiz gerekecek.   Ancak bu araştırmaların sonunda müzakere koşullarını   belirleyebileceğiz. Türkiye ile yapılacak müzakerelerin,   örneğin Slovenya ile yapılan müzakerelerle aynı olması   anlamsız olur.

            SORU: Avrupa Birliği vatandaşları, Avrupa'nın  sınırlarını ve kimliğini merak ediyorlar.

            VERHEUGEN: Bu çoktan kararlaştırıldı. AB üyeleri   senelerce, Türkiye'nin AB üyesi olabileceğini doğruladılar.   Bazıları Türkiye'nin çok uzakta, çok büyük, hatta Müslüman   bir ülke olduğunu söyleseler bile, bu konu kapanmıştır.   Size açıkça söylemem gerekir ki, devlet başkanları her   yılki buluşmamızda, Türkiye'nin AB üyesi olabileceğine dair   olumlu tavır sergilerken ülkelerine döndüklerinde bunu   halklarına açıklamamalarına şaşıyorum doğrusu. Türkiye   için tek sorun, koşulları yerine getirip getirmeyeceğidir."

            24 Heures gazetesinde (17-18/04) "Yunanistan ve Türkiye,  Yarının Fransa ve Almanyası mı?" başlığı altında ve B.G.  imzasıyla yayımlanan bir haberde şöyle denilmektedir: "Kıbrıs  sorunu uzun süre Türk-Yunan ilişkilerini zehirledi.  Afrodit'in adasının birleşmiş halinin AB'ye üye olup  olamayacağı henüz belirgin olmasa da, son  yıllarda iki ülke  arasındaki ilişkiler ilerledi. Hatta Yunanistan, Türkiye'nin  AB üyeliğini bile destekliyor. Avrupa'nın kuruluş prensibi  olan daha önceden düşman devletlerinin işbirliği yapması  -Almanya ve Fransa gibi- bu iki ülkeye de uygulanabilir mi?  Oxford Üniversitesinde öğretim görevlisi ve iki ülke  arasındaki ilişkilerin uzmanı Gilles Bertrand, 'bu zaten  gerçekleşmekte' cevabını veriyor. Bertrand, 'Fransa ve  Almanya'nın dünyada, ekonomik ve siyasi olarak bir  ağırlıkları var. Türkiye ve Yunanistan da, Balkanlar ve  Kafkasya'da aynı rolü oynayabilir' şeklinde fikir  belirtiyor... Gilles Bertrand, 'Biraraya gelerek iki ülke,  mesela, yeni pazarlara yönelebilirler' şeklinde fikir  belirtiyor. Şayet Türkiye aralık ayında AB'ye üyelik  müzakereleri için bir tarih elde edebilirse, bu girişimler  artacaktır. Ancak aksi takdirde, katılık yanlılarının  sahneye geri dönüşünden endişelenilebilir..."

 

 

          ESKI SAYILAR