ANKARA, 22/04(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 21 Nisan 2004 tarihinde arasında
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The New York Times
gazetesinin internet sayfasında (21/04) "Gözü Avrupa'da Olan Türkiye,
Kıbrıs'ın Birleştirilmesi Girişimini Destekliyor" başlığı altında ve
Susan Sachs imzasıyla yer alan makalede, AB'den puan kazanmaya çalışan
Türkiye'nin tutumunun adanın Türk nüfusuna ihanet etmek anlamına
geldiğine dair yaygın eleştirilere rağmen, Kıbrıs'ın birleştirilmesini
amaçlayan bir BM karar tasarısına tam destek verdiği belirtilmektedir.
Türk Hükümeti'nin plana verdiği hararetli desteğin, uzun süredir
Türkiye'nin bir Kıbrıs çözümüne ilişkin kararlılığından şüphe duyan ve
Türkiye'nin AB'ye katılma amacını gerçekleştirmek için memnun etmek
zorunda olduğu Amerikalı ve Avrupalı yetkililerin övgüsünü kazandığı
belirtilen makalede, Türkiye'nin desteğinin hiçbir şekilde birleşmenin
gerçekleşeceğinin garantisi olmadığı, Kıbrıslı Rum ve Türklerin, 24
Nisan'da yapılacak ayrı referandumlarda, 30 yıllık katı ve şiddetli
bölünmüşlüğün ardından birlikte yaşamaya başlayıp başlamamaya karar
verecekleri ifade edilmekte ve AB'nin, her ne kadar koşullar arasında
yer almasa da bir Kıbrıs anlaşmasının, Türkiye'nin bu yılın sonunda
üyelik müzakerelerine başlama şansının artmasına katkıda bulunacağını
kaydettiği vurgulanmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (21/04) "Tarihi
Adım Öncesi Sıkıntı" başlığı altında ve Prof. Dr. Renate Köcher
imzasıyla yayımlanan bir analizde, 10 yeni devletin AB'ye üyeliğine
birkaç gün kala, Almanya'daki havanın hiç de coşkulu olmadığı, aksine
sıkıntı ve giderek artan bir endişenin hüküm sürdüğü, özellikle yeni
Alman eyaletlerindeki insanların şu anda AB'ye mesafeli durdukları
belirtilmektedir. Doğu Almanların çoğunluğunun, özellikle yeni Alman
eyaletlerinin Doğu'ya genişleme nedeniyle zarar görmesinden endişe
duydukları, genişleme sonucunda işsizliğin artmaya devam edeceği
korkusunun da Doğu Almanların havasını büyük ölçüde etkilediği ifade
edilen analizde, özellikle Türkiye'nin muhtemel üyeliğine ilişkin
tartışmaya deginilmekte ve halkın sadece yüzde 12'sinin, prensipte
Türkiye'nin üyeliğini desteklerken, yüzde 66'sının karşı çıktığı, buna
karşılık Bayan Merkel'in, Türkiye'ye üyelik verilmeden ekonomik bakımdan
AB'ye daha sıkı bağlayacak bir imtiyazlı ortaklık teklifinin, giderek
artan bir biçimde destek bulduğu kaydedilmektedir. 1 Mayıs'ta ağırlıklı
olarak Avrupalı ulusların AB'ye üye olacakları konusunda çoğunluğun
şüphesi bulunmazken, halkın sadece yüzde 21'inin, Türkiye'yi Avrupa
ülkesi olarak değerlendirdiği ve kamuoyunda muhtemel üyelik adayı olarak
isimleri geçen Rusya, Ukrayna ve Arnavutluk'un da sadece küçük bir
azınlık tarafından Avrupa ülkesi olarak görüldüğü belirtilen analizde,
yeni adaylar hakkında yapılan tartışmanın, halkı bıktırabileceği ve
böylece AB'ye karşı tutumu olumsuz yönde etkileyebileceğine işaret
edilmektedir.
Berliner Zeitung'da
(21/04) "Kıbrıslı Rumlar Anlaşmalara Uymalıdır" başlığı altında ve
Gerold Büchner imzasıyla AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther
Verheugen ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Kıbrıs'taki çözüm
süreci çerçevesinde 24 Nisan'daki referandum ve sonuçlarının ele
alındığı mülakatın Türkiye ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: AB'nin Türkiye ile
ilişkileri açısından Kıbrıs'taki referandumda nasıl bir sonuç ortaya
çıkacak?
VERHEUGEN: Türkiye'nin son
olarak BM'nin birleşme için gösterdiği gayretlerde çok yapıcı bir rol
oynadığını kabul etmek gerekir. Türkiye barış planını destekliyor ve
Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunun da referandumda planı onaylayacaklarını
tahmin ediyorum. Başarısızlıktan Türkiye'yi sorumlu tutamayız.
Türkiye'nin üyeliğe ehilliği konusu değerlendirilirken, bunun da dikkate
alınması gerekir.
SORU: Türkiye'nin AB'ye
katılımı konusunda, Fransa'nın alevlendirdiği yeni bir tartışma
başladı.
VERHEUGEN: Şimdi birçok
Avrupa ülkesinde bu konunun tartışılması memnuniyet verici. Biraz
gecikmeli de yapılsa, geç olması hiç olmamasından iyidir. Fransa'daki
kamuoyu, Türkiye'nin üyeliğine Almanya'da olduğundan çok daha şüpheyle
yaklaşıyor. Benim için esas olan, Paris'teki hükümetin ne söylediğidir
ve söylediği şeye ben de katılıyorum: Türkiye bugün üyelik koşullarını
henüz yerine getirmemektedir, fakat bunun için çalışmaktadır.
SORU: Henüz eksik olan şeye
altı ay içerisinde Brüksel'in kararına kadar ulaşılabilir mi?
VERHEUGEN: Evet,
ulaşılabilir. Türkiye'de reformlar için gereken çerçeve koşullar
inanılmaz derecede uygun. Edindiğim izlenime göre Türkler, işaret
ettiğimiz eksiklikleri gidermek için çalışıyorlar. Diğer bir soru da,
gerçek ilerlemelerin sonbaharda olumlu bir karne hazırlamamızı
sağlayacak ölçüde olup olmayacağıdır. Açıkça şunu söyledik: Kağıt
üzerinde reformlar yetmez, gerçeklerin değiştiğini görmek istiyoruz.
Üyelik görüşmelerine başlamadan önce bu sürecin kalıcı ve geri dönüşsüz
olması gerekir. Türkiye, bunu bu yılın sonuna kadar başaracak irade ve
yeterliliğe sahip."
FRANSA BASINI:
Les Echos
gazetesinde (20/04) "Pasqua ve Villiers, Türkiye'nin AB'ye Girmesine
Kuvvetle Karşı Çıkıyorlar" başlığı altında yayımlanan bir yazıda, RPF (Rassemblement
pour la France-Fransa için Birlik) Partisi Başkanı Charles Pasqua ve
MPF (Mouvement pour la France-Fransa için Hareket) Başkanı Philippe de
Villiers'in, ilke olarak partilerini 13 Haziran'daki Avrupa seçimlerine
ayrı listelerle götürecek olsalar da, şimdilik Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne girmesine "hayır" diyerek kampanya yürüttükleri
belirtilmektedir. İçişleri eski Bakanı Charles Pasqua'nun, Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne girmesine "karşı" olduğunu, zira "Avrupalı
olmadığını" söyleyerek, "Türkiye'nin yüzde 90'ı Avrupa'da değil,
Asya'da yer almaktadır. Diğer taraftan Müslüman bir ülkedir. Dolayısıyla
uzun vadede birçok rahatsızlık dışında bize ne getirebileceğini pek
kestiremiyorum" dediği belirtilen yazıda, Philippe de Villiers'in de,
"Türkiye ne coğrafyasıyla ne tarihiyle Avrupalıdır" değerlendirmesinde
bulunarak, Türkiye'nin "terörizm, mafya, uyuşturucu ve kaçak göç
platformu" olduğunu ileri sürdüğü kaydedilmektedir.
Les Echos gazetesinde
"serbest tribün" sayfasında (20/04) "Avrupa'nın Türk İkilemi" başlığı
altında ve Laurent Cohen-Tanugi imzasıyla yayımlanan makalede, UMP'nin (Union
pour un Mouvement Populaire-Halk Hareketi için Birlik), Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne katılmasına karşı kısa bir süre önce takındığı
tutumun, kıtanın gelişimi açısından önemli bir tartışmanın açılmasına
katkısı olduğu belirtilmektedir. UMP'nin bu tutumunun yaklaşan Avrupa
seçimlerinden dolayı herşeyden önce seçmenlere yönelik bir taktik
olduğunu düşünen muhalefetin haklı olduğunun da gerçeği yansıttığı, ama
Avrupa'nın geleceğiyle ilgili Konvansiyon'dan ortaya çıkan Anayasa
taslağı üzerinde kendi aralarında dahi bir uzlaşmaya varamayan
sosyalistlerin bekle-gör taktiğinin de, fikir jimnastiğinin gelişmesine
pek katkıda bulunmadığı ifade edilen makalede, Türkiye'nin Avrupa bağı
meselesinin, bu iç siyasi çekişmelere alet olmaktan daha düzeyli bir
tartışmayı gerektirdiği kaydedilmektedir. Avrupa'nın bugün karşı karşıya
bulunduğu Türk ikileminin, Avrupalı yöneticilerin geleceklerini
bağlayan büyük kararları sürekli ileri tarihe bırakma eğiliminde
olmalarının bir sonucu olduğuna işaret edilen makalede, Atlantik'in
diğer tarafında, Türkiye'nin inşa halindeki Avrupa'ya girmesinin,
1952'de NATO'ya kabul edilmesinde etkin olan aynı jeopolitik sebeplerden
dolayı hep temel stratejik hedef teşkil ettiği, bu mülahazalara karşı
güçlü bir Avrupa'nın militanlığını yapanların, Avrupa Birliği'nin
homojenliğini, molekül yapışıklığını ve etkinliğini muhafaza etmenin
gerekliliğini öne sürdükleri belirtilmekte ve Irak'ı demokratikleştirmek
ve dünyaya açık "Büyük Orta Doğu" inşa etmek için çaba sarf edildiği bir
zamanda Türkiye'yi "Avrupa cennetinden" dışarıya atmanın, gitgide
savunulması güç bir teze dönüştüğü ifade edilmektedir. Makalede şöyle
denilmektedir: "Türkiye üyelik için gerekli ekonomik ve siyasi
kriterleri bir gün yerine getirse ve dini tartışmalar bertaraf edilse
de, sulanmış bir Avrupa Birliği'ne girmesi, kayda değer siyasi ve pratik
sorunlar getirecektir. Kültürel ve dini unsuru vurgulayıcı kılan nüfus
ağırlığı; Orta Doğu'nun kapılarındaki coğrafi konumu; adli ve kurumsal
kalkınma durumu, objektif gerçeklerdir... Gayet karmaşık ve hassas
mevcut ortamda, Avrupa'nın Türk ikilemi kamuoylarının duygularının
yarattığı ateşli tartışmalar içerisinde sonuçlandırılmamalıdır. Ama daha
da kötüsü hiç tartışılmadan istemeye istemeye de
sonuçlandırılmamalıdır. Kesinlikle uzun vadedeki ve belki başarısızlığa
uğramaya mahkum (ki o zaman çok kötü siyasi sonuçları beraberinde
getirecektir) bir üyelik perspektifinin daha fazla büyüyüp yerleşmesine
göz yummak yerine Avrupa Birliği, Ankara'yı Avrupa kıtasına bağlamaya
ve genişlemiş Avrupa'nın doğu ve güneyindeki ülkelerle gelecekteki
ilişkilerine model teşkil etmeye müsait bir siyasi ve ekonomik ortaklık
anlaşmasını alternatif çözüm olarak Türkiye'ye ivedilikle önermelidir.
Bu yeni bir fikir değil. Ama fiilen hayata geçirilmesi, kesinlikle
kurtarıcı nitelik taşıyan bir ilki oluşturacaktır."
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(21/04) "AB: Türk Mahkemesinin Kürtlere İlişkin Kararı Türkiye'nin
Üyelik Başvurusuna Zarar Verebilir" başlığı altında ve Hıdır Göktaş
imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun, Ankara'yı, bir
Türk mahkemesinin, Kürt asilerle ilişkileri olduğu gerekçesiyle 1994
yılında hapis cezasına çarptırılan dört eski milletvekilinin cezalarını
tamamlamaları gerektiği yönündeki kararının, Türkiye'nin AB'ye giriş
arzusunu etkileyebileceği yönünde uyardığı bildirilmektedir. Avrupa
Komisyonu'nun ender kullandığı sert bir ifadeyle, Ankara'da alınan
karardan "şiddetli üzüntü duyulduğunu" belirttiği ve duruşmaya çıkarılan
dört Kürt siyasetçiden Leyla Zana'yı "siyasi mahkum" olarak
nitelendirdiği ifade edilen haberde, AB Komisyonu Sözcüsü Jean-Christophe
Filori'nin, Brüksel'deki bir basın toplantısında, "Komisyon, Ankara
Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, Leyla Zana'nın hapis cezasını tamamlaması
yönündeki kararından büyük üzüntü duyuyor" dediği aktarılmaktadır.
Filori'nin, kararın, Türkiye'nin AB üyeliği sürecindeki etkisinin ne
yönde olacağına ilişkin bir soru üzerine, "Bu, kesinlikle hesaba katmak
zorunda kalacağımız bir unsur. Zana, fikirlerini şiddet içermeyen bir
şekilde ifade etmekten suçlu bulundu ve cezaevine konuldu. Yani bizim
için o, bir siyasi mahkumdur" dediği belirtilen haberde, Türk
Hükümeti'nin Zana davasından ötürü mahcup olduğu, ancak AB üyesi her
devlet gibi, bağımsız yargı sürecine müdahale edemeyeceğini vurguladığı
ifade edilmektedir.
Reuter'in (21/04) "Barnier:
Türkiye'nin AB Müzakereleri 15 Yıl Sürebilir" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier'in,
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımıyla ilgili herhangi bir görüşmenin
15 yıl sürebileceğini söylediği belirtilmektedir. Barnier'in, France 3
televizyonuna verdiği demeçte, "Türkiye'nin AB'ye bugün ya da yarın
katılması söz konusu değildir. Henüz müzakerelere başlamadık ve
müzakereler 10-15 yıl kadar sürebilir" dediği belirtilen haberde,
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidardaki partisi UMP'nin, haziranda
yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce, Türkiye'nin
güçlü Müslüman kültürünün üyeliğe uygun olmadığı iddiasıyla bu ay
Türkiye'nin AB üyeliği aleyhinde kampanya yapacağını belirttiği
hatırlatılmakta ve bununla birlikte Barnier'in, Fransa'nın resmi
tutumunun değişmediğini yineleyerek, diğer AB ülkeleriyle birlikte
üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmamasına karar vermeden önce Avrupa
Komisyonu'nun ekim ayında yayımlayacağı raporun beklenmekte olduğunu
ifade ettiği kaydedilmektedir.