26.04.2004

Anasayfa e-posta

 

            ANKARA, 26/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  22-25 Nisan 2004 tarihleri arasında yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir: 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (25/04) "Türkiye, Kıbrıslı Türklerin Evet Oyu  Sonrasında AB'ye Yönelik Emellerinin Ödüllendirileceğini  Umuyor" başlığı altında ve Suzan Fraser imzasıyla yer  verdiği bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın  yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin ve  Kıbrıslı Türklerin, BM planına ilişkin referanduma yönelik  takındıkları olumlu tavır karşısında ödüllendirilmeleri  gerektiğini söylediği belirtilmektedir.

            Türkiye açısından bunun anlamının, AB'nin Türkiye ile  uzun zamandır beklenen üyelik müzakerelerine başlangıç için  bir tarih vermesinin, Kıbrıslı Türkler açısından ise  onyıllardır devam eden siyasi ve ekonomik izolasyonun artık  sona ermesi olduğu ifade edilen haberde, her ne kadar teknik  anlamda Türkiye'nin AB üyeliği için bir koşul oluşturmasa da  AB yetkililerinin, Türkiye'yi, adadaki 30 yıldır süregelen  bölünmüşlüğü sona erdirmek konusunda girişimde bulunmadığı  sürece katılım müzakereleri için tarih almasının zora  girebileceğine ilişkin uyardıkları hatırlatılmakta ve AB  liderlerinin bu yılın aralık ayında, Türkiye'nin adaylığını   onaylayıp onaylamamaya ilişkin bir karar verecekleri  kaydedilmektedir.

            AB üyeliğini öncelik olarak ilk sıraya yerleştiren   Erdoğan'ın hükümetinin, yeniden birleşme müzakerelerinin   başlamasında ve Kıbrıslı Türklerin referandumda "evet"  oyu kullanmalarında etkili olduğu ifade edilen haberde,  Erdoğan'ın yaptığı açıklamada, "Attığımız adımların  Türkiye açısından olumlu olarak nitelendirilmesi gerektiğine  inanıyorum. Attığımız büyük adımın aynı sıcak yaklaşımla  karşılanması gerektiğini düşünüyorum... AB açısından hak  ettiğimiz karşılığı alacağımıza inanıyorum" dediği  aktarılmaktadır. 

            ALMANYA BASINI: 

            Berliner Zeitung'da (24/04) "Muhafazakarlar Verheugen'i  Kınıyor" başlığı altında ve Gerold Büchner imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Avrupa Parlamentosu'ndaki CDU ve CSU  partilerinin, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter  Verheugen'in istifasını istedikleri belirtilmektedir.

            Birlik partilerinin grup başkanları Hartmut Nassauer  ve Marcus Ferber'in, Strasburg'da yaptıkları açıklamada,  Verheugen'in, Türkiye'nin muhtemel AB üyeliği hakkında  yaptığı açıklamalarla kendini diskalifiye ettiğini   belirttikleri kaydedilen yazıda, Hartmut Nassauer ve Marcus  Ferber'in açıklamalarında, Verheugen'in Berliner Zeitung'la  yaptığı ve Türkiye'nin bu yılın sonuna kadar üyelik  görüşmeleri için gerekli koşulları yerine getirebileceğini  söylediği mülakata atıfta bulundukları belirtilmektedir.  Avrupa Parlamentosu'ndaki CDU/CSU'luların, "Türkiye önünde  diz çökülmemesi" uyarısında bulunurken, diğer taraftan da,  Genişlemeden Sorumlu Komiser'in, adadaki yeniden birleşmenin  başarısızlığa uğraması halinde bunun sorumlusunun Kıbrıslı  Rumlar olacağı yönündeki açıklamasını eleştirerek, bunun  "Verheugen'in algılama yeteneğinin gerçeklerden ne kadar  uzakta olduğunu" gösterdiğini söyledikleri belirtilen  yazıda, buna karşılık Verheugen'e, AB Parlamentosu  Dışilişkiler  Komisyonu Başkanı Elmar Brok'tan destek  geldiği kaydedilmektedir.

            Deutsche Welle Radyosu'nun Türkçe internet sayfasında  (22/04) "Verheugen: Türkiye Kararı Beni Korkutuyor" başlığı  altında ve Bernd Rieger imzasıyla yer alan bir yazıda,  Kıbrıs konusu ve AB'nin genişlemesine değinilmekte ve  AB'nin Genişlemesinden Sorumlu Komiseri Günter Verheugen'in,  Deutsche Welle'ye, AB'nin Türkiye'yle ilgili vereceği  kararın kendisini korkuttuğunu söylediği belirtilmektedir.  Türkiye'nin üyeliği konusunun çok hassas olduğunu ifade  eden ve bu noktada bazı önemli endişeleri olduğunu saklamayan Verheugen'in, Türkiye'nin üyeliği konusunda, "Dürüst olmak  gerekirse, bu konu beni biraz korkutuyor. Çünkü Türkiye'nin  üyeliği ile ilgili karar, dünya politikası açısından da çok  önemli. Türkiye'nin Avrupa ve Batı dünyasında gelecekte  edineceği yer söz konusu. Bunun da Batı demokrasileri ve  İslam dünyası arasıdaki ilişkilere doğrudan etkileri  olacaktır" dediği belirtilen yazıda, bazı Balkan ülkeleri  ve Türkiye'nin de ilerde Birliğe katılması durumunda,  genişlemenin büyük ölçüde tamamlanacağını belirten  Verheugen'in, "Baltık ülkeleri hariç, eski Sovyetler  Birliği'nin batı sınırı çok çok uzun bir süre için AB'nin  doğu sınırı olarak kalacak. Bu sınırın arkasında yer alan  diğer ülkeler içinse alternatif politikalar sunmamız gerekiyor.  Bu amaçla 'Avrupa Komşuluk Politikası' adını verdiğimiz bir  strateji geliştirdik. Bu politika, komşu ülkelerdeki refah  ve istikrar seviyesinin, bizim şu anda ulaştığımız noktaya  çekilmesi esasına dayanıyor" dediği aktarılmaktadır.

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (23/04) "Sanayi,  Türkiye'nin AB Üyeliğini Destekliyor" başlığı altında ve  "ami" rumuzuyla yayımlanan bir haberde, Alman Federal Sanayi  Derneği (BDI) Başkanı Michael Rogowski'nin, Türkiye'nin AB  üyeliği için net bir perspektif istediği belirtilmektedir.  Rogowski ve Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı  Ömer Sabancı'nın, yaptıkları ortak açıklamada, Türk  Hükümeti'nin siyasi ve ekonomik reformları uygulamaya   koymasının, Avrupa devlet ve hükümet başkanlarının da,   Türkiye'nin siyasi kriterleri yerine getirmesi halinde  söz verilen üyelik müzakerelerini başlatmaları gerektiğini   söyledikleri belirtilen haberde, Rogowski'nin, böylece,  Türkiye'ye üyelik yerine sadece ayrıcalıklı ortaklık öneren  Birlik partilerini değil, Alman Başbakanı Gerhard Schröder'in  pozisyonunu desteklemiş olduğu ifade edilmektedir. 

            BELÇİKA BASINI: 

            Le Vif/L'Express dergisinde (23/04) "Bir Dostu Düşman  Etmek Niye?" başlığı altında ve Bernard Guetta imzasıyla  yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin  AB'ye girmesini istemeyenlerin nedenleri nelerdir? Bazıları,  Türkiye'nin ABD'nin casusu olacağını söylüyor. Bunlar,  siyasal seçimlerini, Amerikan karşıtlığından yana yapanlar.  Ancak, kendi görüşlerinde bile hatalılar. Bu insanlar,  Türkiye'nin ABD'nin kölesi olduğunu düşünen George W. Bush  ve Donald Rumsfeld gibi aynı hataya düşüyorlar. Hepsi,  Irak'a girişin Türkiye topraklarından yapılacağını  düşünüyorlardı. Oysa, Washington'un pohpohlamasına ve  baskılarına rağmen Türkiye, Paris ve Berlin'in yanında yer  alarak kararlarını, ABD'nin değil kendi ulusal çıkarlarının  ya da öyle düşündüğü şeylerin belirlediğini kanıtladı.  Diğerleri yakında Türkiye nüfusunun Almanya nüfusunu   geçeceğini ve böylece Avrupa Birliği'ne girdiğinde Avrupa  Parlamentosu'nda daha fazla temsilciye sahip olacağını  söylüyorlar. Evet, böyle birşey olabilir, ancak diğer üye  devletlerde de olduğu gibi Türkiye, milletvekillerinin  bazılarının solda, bazılarının sağda ya da başka bir yerde  oturduğu çoğulcu bir ülkedir... Daha başkaları ise Avrupa'nın  değerler topluluğu olması -gerektiğini söylüyorlar. Bu  nedenle diğer aday ülkelere olduğu gibi AB, Türkiye ile  görüşmelere başlamadan önce ekonomik ve siyasal şartlar  koşuyor, bu şartlar yerine getirildiği zaman, birliğin  değerleri ile, laik, demokratik, yarım yüzyıldır NATO  üyesi ve kendini Avrupa'da daha güçlü hisseden bir ülkenin  değerleri arasında ne gibi bir fark olabilir? Daha başkaları,  Türkiye'nin büyük bir bölümünün Asya'da olduğunu söylüyor.  Oysa bilindiği üzere Avrupa bir ada değildir. İki okyanusla  çevrili Amerika'nın tersine, Avrupa, başka kıta topraklarının  devamıdır ve demek ki sınırları coğrafi değil, siyasaldır.  Bunu, çıkarların bir araya geldiği bir seçenek belirlemektedir.  Avrupa'nın çıkarı ise şüphesiz, sadece Müslüman olduğu için  Türkiye ile 40 yıllık yakınlaşmayı yıkmak değildir. Bu,  Türkiye'ye Bin Ladin haklı demek, Hristiyan demokrasi ile   Protestan köktendincilik arasındaki farkta olduğu gibi onu,   mensubu olmadığı Arap dünyasına itmek demek olur. Bu, acele   eden bir dostu, yaralı bir düşman yapmak olur. Çelme takılabilir   ancak bu, zorunlu olmadığı gibi gereksizdir."           

            FRANSA BASINI: 

            Le Monde gazetesinde (25/04) "AB için Dikenli Bir Sorun:  Türkiye'nin Katılımı" başlığı altında ve Nicole Pope imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, eski  Kürt milletvekilleri Leyla Zana ile Hatip Dicle, Orhan Doğan  ve Selim Sadak'a verilen 15 yıllık hapis cezasını 21 Nisan'da  teyit ederek, Avrupa Birliği'ne katılım müzakerelerini bu  yılın sonunda başlatmayı ümit eden Türkiye için bilhassa  hassasiyet arzeden bir dönemde Avrupa'da sert tepkilerin  doğmasına yol açtığı belirtilmektedir.

            Bu kararın, Türk Hükümeti için rahatsızlık yarattığı  ve AB'ye katılım sürecinin başlaması için tarih alma şansını  tehlikeye atabileceği öne sürülen yorumda, Devlet Güvenlik  Mahkemesi'nin ısrarlı tutumunun, ülkede yapılan reformlar  karşısında bazı kamu kurumlarında devam eden güçlü direnişin  bir göstergesi olduğu ifade edilmektedir.

            Avrupa kurumlarının eleştirileri karşısında Yargıtay   Başkanı'nın, "Avrupa parlamenterlerinin Türkiye'nin adli   işlerine karışmasına" isyan ederek, "Yargı tarafından bir   hata işlenmişse bu, yine yargı tarafından düzeltilebilir"   dediği aktarılan yorumda, Kıbrıs konusuna da değinilmektedir.

            AFP'nin (23/04) "Dört Avusturyalıdan Üçü, Türkiye'nin  AB'ye Girmesine Karşı" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  Avrupa seçimlerine birkaç hafta kala, Avusturya basınında  yayımlanan bir kamuoyu araştırması sonuçlarına göre, dört  Avusturyalıdan üçünün, Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı  olduğu belirtilmektedir.

            Merkezi Viyana'da bulunan Avrupa Politikası Avusturya   Şirketi -Avrupa yanlısı düşünce kuruluşu- tarafından  gerçekleştirilen bir kamuoyu araştırmasına göre, görüşüne   başvurulan deneklerin yüzde 73'ünün Türkiye'nin AB'ye üyeliği   aleyhinde görüş bildirirken (bu oran Ekim 1999'da yüzde 64'tü),  sadece yüzde 18'inin olumlu yönde (bu oran Ekim 1999'da yüzde  25'i) görüş bildirdiği ifade edilen haberde, Türkler ve  Kürtler arasındaki çatışmanın, deneklerin  yüzde 49'u  tarafından, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı delil olarak  kullanıldığı, deneklerin yüzde 44'ünün adı geçen ülkeyi  "gelenek ve görenekleri" için dışlarken, yüzde 43'ünün de  Türkiye'nin Müslüman ülke oluşu nedeniyle karşı çıktığı  kaydedilmektedir.

            Haberde, Avusturya Şansölyesi Wolfgang Schuessel'in,  yaptığı  açıklamada, "çok zor bir karar"dan söz ederek,  çekimser kaldığı ve yabancı basına yaptığı açıklamada, bu  sorunun Brüksel'de özel bir çalışmanın konusu olduğuna ve  önceliğin "her şeyden önce AB'nin aşırı genişlemesini  sindirmek olduğuna" işaret ettiği vurgulanmaktadır. 

            DANİMARKA BASINI:   

            Kristeligt Dagblad gazetesinde (19/04) "Türkiye AB'ye  Girmemeli" başlığı altında ve aşırı sağcı Danimarka Halk  Partisi Genel Başkan Yardımcısı Peter Skaarup imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Danimarka Halk Partisi'nin, siyasi  partilerin Türkiye'nin AB üyeliği hakkında görüşlerini  açıkça ifade edebilmelerini teminen, Parlamentoda bu konuya  ilişkin olarak bir genel görüşme talebinde bulunduğu ve bu  görüşmeyle, Türkiye'ye 2004 yılında müzakere tarihi verilmemesi  için hükümete yetki tanınmasını amaçladığı belirtilmektedir.

            Türkiye'nin AB'ye üye olmasına karşı çıkılması için  birçok neden olduğu, öncelikle Türkiye'nin bir İslam ülkesi  ve yalnızca bu nedenden dolayı Hristiyan ülkelerinden oluşan  AB'ye alınamayacağı, ayrıca coğrafi açıdan Avrupa sınırları  içinde yer almadığı belirtilen yazıda, "Türkiye, ekonomik  açıdan az gelişmiş bir ülke. Zengin-fakir ayrımı çok büyük  ve  Türkiye'deki enflasyon oranının 2001 yılında yüzde  54.4'de ulaştığını da unutmamak lazım. Siyasi ve kültürel  açıdan Türkiye'nin Avrupa'dan ziyade Ürdün, Fas ve Mısır gibi   ülkelerle benzerliği daha fazla..."  

            İNGİLTERE BASINI: 

            Independent gazetesinin internet sayfasında (22/04)  "Türkiye Hapisteki Kürtlerin Davayı Kaybetmesi Nedeniyle  Tepki Aldı" başlığı altında ve Stephen Castle imzasıyla  yer alan bir yorumda, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma  yönündeki büyük emellerinin, Ankara'daki bir mahkemenin  uluslararası toplum tarafından tanınan bir Kürt eylemcinin  siyasi mücadelesinden ötürü cezaevinde kalması gerektiği  yönündeki kararıyla darbe aldığı belirtilmektedir.

            Sakharov Barış Ödülü sahibi Leyla Zana'nın ve diğer   üç Kürdün mahkumiyetlerini tamamlaması gerektiği yönündeki   kararın, Avrupa Komisyonu tarafından şiddetle kınandığı  belirtilen yorumda, Komisyon Sözcüsü Jean-Christophe  Filori'nin, Zana'yı bir "siyasi mahkum" olarak tanımladığı  ve AB üyeliği konusundaki müzakerelerin, insan haklarını  desteklemeyen ülkelerle başlayamayacağını söylediği ifade  edilmektedir.

            AB'nin bir yıl süren yeniden yargılama sürecini insan   hakları ve yargıdaki gelişmeler konusunda bir sınav olarak   izlediği ve alınan kararın yalnızca bazı devletlerde zaten   var olan şüpheleri güçlendireceğine işaret edilen yorumda,  Türkiye'nin, AB gerekliliklerini karşılamaya çalıştığı ve   Kıbrıs probleminin çözümü konusunda olumlu bir rol oynadığına  dikkat çekilmekte ve Avrupa Parlamentosu üyesi Luici Vinci'nin  duruşmanın yapıldığı salonun önünde yaptığı açıklamada, "Bu  bir rezalet. Bu, Türkiye'den daha demokratik olmasını isteyen  Avrupa Birliği'ne bir hakarettir" dediği aktarılmaktadır. 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            İmerisia gazetesinde (24/04) "Atina Ankara'ya Kolaylık  Sağlayacak" başlığı altında yayımlanan bir yorumda, Yunan  Hükümeti'nin, "Kıbrıs konusunun Türk-Yunan ilişkilerini  etkilememesi gerek" derken, Atina'nın AB-Ankara ilişkilerini  ileride de destekleyeceğini göstermek istediği belirtilmektedir.  Kıbrıs konusunun çıkmaza sürüklenmesi durumunda da, Atina'nın  sorumluluğu Türk tarafına yüklemeyeceği belirtilen yorumda,  kıta sahanlığı ile ilgili temasların, aralık ayı mühleti  dikkate alınmadan devam edeceği, her iki tarafın Türk-Yunan  ilişkilerini koruma altına alma niyetinde olduğu görülürse,  kıta sahanlığı konusunda görüşmelerin devam ettiği yolunda  iki Başbakan'ın ortak açıklamalar yapmasının olası olduğu  ifade edilmekte, böylece Kıbrıs sorununun çözümlenmemesi ve  kıta sahanlığına çözüm bulunmamasının Ankara'nın AB yönelimine  engel teşkil etmeyeceği vurgulanmaktadır.

 

ESKİ SAYILAR