30.04.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 02/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  29 Nisan tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer  verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ALMANYA BASINI:  

            Die Welt gazetesinde (29/04) "AB Bizim için Bir  Değerler Topluluğudur" başlığı altında ve Constantin  Graf Hoensbroech imzasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan  ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu  ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Ülkenizin Avrupa Birliği'ne üyeliği konusunda   Almanya'da Federal Hükümet ile muhalefet arasında önemli   bir görüş ayrılığı var. Bu tartışmayı nasıl izliyorsunuz? 

            ERDOĞAN: Federal Hükümetin, özellikle de Başbakan   Schröder'in, üyelik sürecimize verdiği destek bizim için   çok değerli. Bayan Merkel'in farklı bir görüşte olduğunu   şubat ayındaki ziyaretinden önce de biliyorduk. Bayan   Merkel'e açıkça söyledik ve bir kez daha vurgulamak   istiyorum: Avrupa Birliği'ni bir demir-çelik topluluğu, bir  ekonomi alanı, coğrafi birlik ya da Hıristiyan kulübü  olarak görmüyoruz. Avrupa Birliği bizim için bir değerler   topluluğudur ve biz de bu topluluğun 'çeşitlilik içinde   birlik' hedefine katkıda bulunmak istiyoruz. Aksi takdirde   'medeniyetler çatışması' yaşanır. Türkiye, Avrupa için bir   artı olacak ve Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirme   politikasını kararlılıkla sürdürecektir. 

            SORU: Göreve geldiğinizden bu yana bir yığın reformu   yoluna koydunuz. Başka hangi reformlar gelecek?           

            ERDOĞAN: Bu hafta içinde TBMM'de son uyum paketini   karara bağlayacağız. Bunlar on küçük reformdan oluşuyor.   Bunların arasında örneğin Devlet Güvenlik Mahkemelerinin  kaldırılmasını sağlayacak bir Anayasa değişikliği de  bulunuyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin rekabet gücünü artırmak  ve Türkiye'yi AB'ye yakınlaştırmak için örneğin finans  sektöründe yeniden yapılanma, kamu harcamalarının  şeffaflaştırılması, Merkez Bankası'nın bağımsızlığı,  bürokrasinin kaldırılması gibi ekonomik yönleri de  hatırlatmak isterim. Yapısal reformlarını tamamladıktan  sonra Türkiye'nin AB'yle bütünleşeceğine ve yük değil,  Birliğin dinamiğini harekete geçirecek bir güç olacağına  inanıyorum. Ve stratejik ortaklık konusunda özellikle  Almanya ile her bakımdan daha ileri gitmek istiyoruz." 

            Financial Times Deutschland gazetesinde (29/04)  "Katılmak Herşey Değil" başlığı altında ve Hubert  Beyerle imzasıyla yayımlanan bir yazıda, 10 yeni ülkenin  1 Mayıs'taki AB'ye üyeliği ve Birliğin genişlemesi süreci  konu edilmektedir. Kamuoyunda şu günlerde özellikle  Türkiye'nin olası bir AB üyeliğinin tartışıldığı, bu arada  AB için mücadele veren Balkan ülkelerinin gözden kaçtığı  ve bu ülkelerin pekçoğunun önünde uzun bir yol olduğu  belirtilen yazıda, Münih Doğu Avrupa Enstitüsü'nden  Volkhart Vincentz'in, "AB, zengin ülkelerin bir kulübü  olarak  düşünülüp, tasarlanmıştır. Sorulması gereken soru,  AB'nin, gelişmekte olan ülkelere has problemlere sahip  ülkeler için uygun zemini sunup sunmadığıdır" dediği ve  gerçekten de ekonomik açıdan, genişlemiş "25'lerin AB'sinin"   ve bir sonraki adaylar arasında dünyalar kadar fark olduğu  ifade edilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye  bu anlamda çok özel bir konuma sahip. Balkan ülkelerinden  daha fakir olduğundan değil; hatta gelişme düzeyi daha  yüksek. Kişi başına düşen ortalama gelir 2500 dolar ile  bugünkü AB ortalamasının yüzde 12'si düzeyinde ve en yakın  AB adayları olan Romanya ve Bulgaristan'dan daha fazla.  Ancak Türkiye ele alındığında, Avrupa'nın sınırlarının   nerede olduğu sorunu tartışılıyor. Topraklarının büyük  bölümü Asya'da yer alan, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan  bir Türkiye Avrupa'ya dahil mi? Türkiye, 70 milyonluk  nüfusu ile Almanya'dan sonra nüfusu en kalabalık AB ülkesi  olacağı ve kararları güçlü bir şekilde etkileyebileceği  için bu soru AB'nin politikası haline geliyor. Ekonomi  politikası bakımından Türkiye'de henüz çok şey yapılması  gerekiyor. Alman Ekonomi Araştırma Enstitüsü Danışmanı   Siegfried Schultz, 'AB'ye üye olacak Türkiye, bugünkünden  çok daha farklı bir Türkiye olacak.' diyerek beklentisini  dile getiriyor. Tabii ki AB de değişmiş olacak. AB  uzmanları, 2015'ten önce Türkiye'nin üye olmasını  beklemiyorlar. Schulzt,  'Daha önce Makedonya, Arnavutluk  ve Bosna Hersek gibi Müslüman çoğunluğa sahip başka  ülkelerin üyeliğini göreceğiz.' diyor. 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Die Presse gazetesinde (28/04) "Genişleme...  Fischer Türkiye'nin AB'ye Üye Olmasından Yana" başlığı  altında yayımlanan bir haberde, Avusturya'nın yeni  Cumhurbaşkanı Heinz Fischer'in, AB'yi Hıristiyan bir  kuruluş olarak görmediği ve Türkiye'nin AB adaylığını  desteklediği belirtilmektedir. Hürriyet gazetesine yaptığı  açıklamada Fischer'in, "Türkiye'nin AB'ye üye olması,  Avrupa'nın barışı için önemli" diyerek, "Türkiye'nin  AB'ye üye olması ve aynı şekilde Polonya, Kıbrıs ve diğer  yeni AB üyesi ülkeler sayesinde Avrupa'da barış için  büyük bir alan oluşacaktır. Tekrar söylüyorum, AB  Hıristiyan bir kuruluş değildir" dediği aktarılan  haberde, Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri ile ilgili  bir soruya ise, "Burada yalnızca Kopenhag Kriterleri  söz konusudur" dediği ifade edilmektedir.

            Wiener Zeitung'da (28/04) "Schröder Türkiye'yi AB  İçinde Görüyor" başlığı altında yayımlanan bir haberde,  Alman Başbakanı Schröder'in Türkiye'yi AB içinde gördüğü  ve Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasına yeşil  ışık yakılması için AB'ye olan baskısını artırdığı  belirtilmektedir. Köln'de yapılan ve Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın da hazır bulunduğu Türk-Alman Sanayi  ve Ticaret Odası'nın açılışında yaptığı konuşmada  Schröder'in, "Türkiye ile üyelik müzakerelerinin   başlamasının, Almanya ve Avrupa güvenliğini artıracağını"   söylediği ve Başbakan Erdoğan'a "Almanya'ya  güvenebilirsiniz" diyerek güvencesini yenilediği  kaydedilmektedir. Haberde, AB'nin genişlemeden sorumlu  Komiseri Günther Verheugen'in, Türkiye ile üyelik  müzakerelerinin başlaması kararını "en zor mesele"  olarak nitelendirerek, AB'nin yavaş yavaş kapasitesini  zorladığını ve frenlenemeyen bir AB genişlemesine de  karşı olduğunu belirttiği ifade edilmektedir. 

            AZERBAYCAN BASINI: 

            Yeni Musavat gazetesinde (29/04) "Türk Diplomasisi  Atakta" başlığı altında ve Gönül Şamilkızı imzasıyla  yayımlanan makalede, 24 Nisan tarihinde Kıbrıs'ta  yapılan referandumda elde edilen sonuçların Kıbrıs  Türklerine büyük avantajlar sağladığı ve Rumlardan farklı  olarak, Türklerin büyük bir çoğunluğunun adanın  birleşmesinden yana bir tutum sergilemesinin, uzun  yıllardan bu yana Türkiye'nin AB üyeliğine engel olan   güçlerin önemli bir bahanesini ellerinden aldığı  belirtilmektedir. Türkiye'nin şimdi AB üyeliği ve KKTC'ye  yönelik ambargoların kaldırılmasıyla ilgili taleplerini  daha kararlı bir şekilde dile getirme imkanını kazanmış  bulunduğu ve şimdilik olaya verilen tepkilerin de tatmin  edici bir nitelikte olduğu belirtilen makalede, ABD'nin,  AB'den Aralık 2004'te Türkiye'ye müzakere tarihi vermesini  istediği ve Washington'un, Türkiye'nin Kopenhag  Kriterleri'ni yerine getirdiğini ve Kıbrıs'ta çözüme  ulaşmak için elinden gelen her şeyi yaptığını belirttiği  hatırlatılmakta, Dışişleri Bakanı Powell'ın, konuyla ilgili  olarak yaptığı açıklamada, referandumda "evet" diyen  Türklerin bazı yararlar sağlaması gerektiğini ifade ederek  "Biz, AB'yi izliyoruz. Onların ne yaptıklarını gördükten  sonra neler yapabileceğimizi belirleyeceğiz" dediği ifade  edilmektedir. Makalede, Almanya'nın Türkiye'nin Avrupa  Birliği üyeliğini destekleyeceğini ve Türkiye'nin AB  üyeliğinin Avrupa'nın güvenliği için de büyük önem arz  ettiğini ifade eden Başbakan Schröder'in, "Türkiye Avrupa  için büyük bir şanstır" dediği aktarılmaktadır. 

            FRANSA BASINI: 

            AFP'nin (29/04) "Chirac: Türkiye'nin AB'ye Girmesi  Arzu Edilir, Ama Şartlar Oluşmadı" başlığı altında ve  Pierre Lanfranchi imzasıyla yer verdiği bir haberde,  Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın yaptığı açıklamada,  Fransız kamuoyunda tartışmalara konu olan Türkiye'nin  Avrupa Birliği'ne girmesinin "uzun vadede" arzu edilir  olduğunu, ama üyeliği için şartların "bugün biraraya  gelmediğini" ifade ettiği belirtilmektedir. Jacques  Chirac'ın, "Türkiye'nin Avrupa eğilimi var. Ancak girmesi  için şartlar bugün henüz biraraya gelmiş değildir" dediği  aktarılan haberde, Chirac'ın, müzakerelerin "uzun, çok  uzun" süreceğini, çünkü "tecrübelerin, on yıl, belki daha  fazla süreceğini gösterdiğini" ilave ederek, partisi  UMP'nin görüşünün aksine olarak, Türkiye'nin Birliğe   girmesinin "uzun vadede arzu edilir" olduğunu, çünkü bu  ülkenin "Avrupa medeniyetine ortak olageldiğini" ve  "Atlantik İttifakı'nın önemli ve meşru bir üyesi olduğunu"  tekrarladığı kaydedilmektedir. Chirac'ın ayrıca, "1924'ten  beri laikliği tercih eden Türkiye'yi istikrarlı, modern,  demokratik, değerlerimizi ve hedeflerimizi paylaşır ve  etrafındaki ülkelerin tamamına model olabilecek bir ülke  olarak görmek bizim menfaatimizedir" vurgulamasında  bulunduğu ifade edilen haberde, Türklerin, etnik ve dini  sebeplerle reddedilebileceğinden" duyduğu teessürü dile  getiren Cumhurbaşkanı'nın, bunun, medeniyetler çatışması  taraftarlarının oyunu olduğunu ileri sürdüğü  belirtilmektedir.

            Aynı haber, AP'de de yer almaktadır.

            AFP'nin (29/04) "Delors: Türkiye'nin Pozisyonu,  1 Mayıs'ta AB'ye Girecek Ülkeler ile Aynı Olmalıdır,  Aynı Kurallar Uygulanmalı ve Aynı Kriterler Talep  Edilmelidir" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  Avrupa Komisyonu eski Başkanı Jacques Delors'un, AB'nin  gelecekteki anayasasının Fransa'da referanduma sunulması  konusunda uyarıda bulunarak, "Bu, Rus ruleti değil mi?  Fransızlar bu soruya gerçekten cevap verecekler mi?"  sorularını gündeme getirdiği belirtilmektedir. Haberde,   Türkiye'nin adaylığı konusunda takınılacak tavır ile   ilgili olarak da Delors'un, "Türkiye'nin pozisyonu,  1 Mayıs'ta AB'ye girecek ülkeler ile aynı olmalıdır.  Aynı kurallar uygulanmalı ve aynı kriterler talep  edilmelidir. Şartlardan sadece birinde ısrarlı  davranılmalıdır: AB'ye ancak demokratik çoğulculuğu ve  insan haklarına saygıyı uygulayan bir ülkenin üye olması"  dediği aktarılmaktadır. 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Financial Times gazetesinde (29/04) "Washington Ortak  Bir Dava İstiyor" başlığı altında ve Guy Dinmore imzasıyla  yazıda, Bush yönetiminin AB'nin genişlemesini memnunlukla  karşıladığı kaydedilmektedir. "Geçiş Sürecindeki  Demokrasiler Projesi" adındaki Amerikalı bir düşünce  kuruluşunun başkanı olan Bruce Jackson'a atfen, ABD'nin,  AB'nin genişlemesi konusunda çok rahat olduğu ve Avrupa  Güvenlik ve Savunma Politikası (ESDP) ile ilgili duyduğu  gereksiz kaygıların üstesinden gelmekte olduğu ifade edilen  yazıda, Washington'un ileriye dönük davranmak ve  Türkiye'nin  üyeliğini teşvik etmek istediğini belirten  Jackson'ın, "Türkiye bekleme odasındaki 400 kiloluk goril.  En tartışmalı konu bu" dediği belirtilmektedir. Yazıda,  üst düzey bir Amerikalının da Türkiye'nin önemine katıldığı  ve AB'nin Türkiye'deki etkileyici reformları tanıması  gerektiğini söylediği belirtilmekte ve söz konusu  yetkilinin, "Müslüman, farklı ya da kültürel açıdan yabancı  diye Türkiye'ye 'hayır' demeyin." şeklindeki sözleri  aktarılmaktadır.

            Reuter'in (29/04) "Türkiye Chirac'ın AB'ye Üyelikle  İlgili Açıklamasını Dikkate Almadı" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın yaptığı ve Türkiye'nin AB üyeliği önünde hala  uzun bir yol olduğunu ifade ettiği açıklamasının Türkiye  tarafından oldukça sakin bir tavırla karşılandığı  belirtilmektedir. Chirac'ın Paris'te basına yaptığı  açıklamada, Türkiye'nin AB'ye ancak uzun vadede üye olması  gerektiğini, zira üyelik görüşmelerinin uzun süreceğini ve  zorlu geçeceğini ifade ettiği belirtilen haberde,  Chirac'ın sözlerini değerlendiren üst düzey bir Türk   Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin, "Üyelik farklı, üyelik   görüşmeleri farklı bir konu. Bir tarih aldıktan sonra  başlayacak süreç çok uzun olabilir" dediği ifade  edilmektedir. 

            İSVİÇRE BASINI: 

            Der Bund gazetesinde (29/04) "Avrupa, AB Hukukunun  Geçerli Olduğu Yerde" başlığı altında ve Georg Kreis  (Basel Avrupa Enstitüsü Direktörü ve Tarihçi) ile yapılan  mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili  bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Birçok kişiye göre Türkiye bir tür sınır.  Sizce bu ülke AB'ye ait mi?  

            KREİS: Ben her halükarda, bu ülkenin asla AB'ye ait   olamayacağı söylemini kullanan, temelde fundamentalizmi   himaye eden bir ret anlayışına karşıyım. Buna karşılık,   diğer konularda olduğu gibi benim görüşüm, arzu edilen   şeylerin bütünüyle gerçekleşmesini beklemek yerine, hiç   değilse belli bir ölçüde, kalanları entegrasyon yoluyla   elde etmek gerektiğidir. 

            SORU: Türkiye ile ilgili tartışmalarda bir yandan   "teknik" (hukuk devleti olma özelliği, demokrasi,   azınlıkların hakları vs.), diğer yandan kültürel  farklılıklar gibi daha temel sorunlar gündemdedir. Bir   İslam ülkesi AB üyesi olabilir mi? 

            KREİS: Gayet tabii. Hatta Avrupa'nın böyle laik   (dinle devlet işini ayırmış) İslam anlayışına sahip bir   ülkeye ilgi duyması ve AB üyeliği statüsünü vermesi   gerekmektedir. Bu, hem AB ülkelerinde yaşayan, 3.6 milyonu   Türk olmak üzere, 14 milyon civarındaki Müslümanın  yarattığı iç etkinlik, hem de diğer Müslüman devlet ve  toplumlara dış etkinlik sağlayabilmek amacıyla önemlidir.  Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki esas problem İslam  devleti olmasından değil, nisbi büyüklüğünden  kaynaklanmaktadır. Üyeliğin gerçekleşmesi durumunda  Türkiye, Almanya'dan sonra, Fransa'dan önce olmak üzere,  ikinci büyük üye olacaktır."  

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Ethnos gazetesinde (29/04) "Blair, Türkiye'ye Destek  Çıkıyor" başlığı altında ve Y. Papadatos imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Almanya Başbakanı Schröder'in  desteğinin ardından, İngiltere Başbakanı Blair'in de  Türkiye'nin AB üyeliğinden yana açıkça tavır aldığı ve   Başbakan Erdoğan'ın, ülkenin AB yönelimi doğrultusunda  10 reform içeren bir "paket" gündeme getirdiği  belirtilmektedir. Erdoğan hükümetinin, TBMM'ye,  onaylanması için anayasaya ilişkin 10 reform içeren bir  paket sunmaya hazırlandığı ve bu reform paketinin,  Türkiye'nin AB yönelimi açısından büyük önem taşıdığı,  çünkü bu girişimin Türkiye'nin AB'ye uyum sağlaması  çerçevesinde yapıldığı ifade edilen yorumda, İngiltere  Başbakanı Tony Blair'in, Le Monde  gazetesinde yer alan  mülakatı ile Türkiye ve Hırvatistan'ın AB üyeliğinden  yana açıkça tavır aldığı ve Türkiye'nin AB üyesi olması  halinde AB'nin farklı bir boyut kazanacağını, Türkiye'nin  AB ile İslam dünyası arasında "köprü" oluşturacağını  kaydettiği vurgulanmakta ve Avusturya'nın yeni  Cumhurbaşkanı'nın da "AB Hıristiyan kulübü değildir"  diyerek, Türkiye'nin AB üyeliğinden yana olduğunu  gösterdiğine işaret edilmektedir.

 

ESKİ SAYILAR