ANKARA, 02/01(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 29 Nisan tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Welt
gazetesinde (29/04) "AB Bizim için Bir Değerler Topluluğudur" başlığı
altında ve Constantin Graf Hoensbroech imzasıyla Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler
yer almaktadır:
"SORU: Ülkenizin Avrupa
Birliği'ne üyeliği konusunda Almanya'da Federal Hükümet ile muhalefet
arasında önemli bir görüş ayrılığı var. Bu tartışmayı nasıl
izliyorsunuz?
ERDOĞAN: Federal Hükümetin,
özellikle de Başbakan Schröder'in, üyelik sürecimize verdiği destek
bizim için çok değerli. Bayan Merkel'in farklı bir görüşte olduğunu
şubat ayındaki ziyaretinden önce de biliyorduk. Bayan Merkel'e açıkça
söyledik ve bir kez daha vurgulamak istiyorum: Avrupa Birliği'ni bir
demir-çelik topluluğu, bir ekonomi alanı, coğrafi birlik ya da
Hıristiyan kulübü olarak görmüyoruz. Avrupa Birliği bizim için bir
değerler topluluğudur ve biz de bu topluluğun 'çeşitlilik içinde
birlik' hedefine katkıda bulunmak istiyoruz. Aksi takdirde
'medeniyetler çatışması' yaşanır. Türkiye, Avrupa için bir artı olacak
ve Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirme politikasını kararlılıkla
sürdürecektir.
SORU: Göreve geldiğinizden
bu yana bir yığın reformu yoluna koydunuz. Başka hangi reformlar
gelecek?
ERDOĞAN: Bu hafta içinde
TBMM'de son uyum paketini karara bağlayacağız. Bunlar on küçük
reformdan oluşuyor. Bunların arasında örneğin Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin kaldırılmasını sağlayacak bir Anayasa değişikliği de
bulunuyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin rekabet gücünü artırmak ve
Türkiye'yi AB'ye yakınlaştırmak için örneğin finans sektöründe yeniden
yapılanma, kamu harcamalarının şeffaflaştırılması, Merkez Bankası'nın
bağımsızlığı, bürokrasinin kaldırılması gibi ekonomik yönleri de
hatırlatmak isterim. Yapısal reformlarını tamamladıktan sonra
Türkiye'nin AB'yle bütünleşeceğine ve yük değil, Birliğin dinamiğini
harekete geçirecek bir güç olacağına inanıyorum. Ve stratejik ortaklık
konusunda özellikle Almanya ile her bakımdan daha ileri gitmek
istiyoruz."
Financial Times
Deutschland gazetesinde (29/04) "Katılmak Herşey Değil" başlığı
altında ve Hubert Beyerle imzasıyla yayımlanan bir yazıda, 10 yeni
ülkenin 1 Mayıs'taki AB'ye üyeliği ve Birliğin genişlemesi süreci konu
edilmektedir. Kamuoyunda şu günlerde özellikle Türkiye'nin olası bir AB
üyeliğinin tartışıldığı, bu arada AB için mücadele veren Balkan
ülkelerinin gözden kaçtığı ve bu ülkelerin pekçoğunun önünde uzun bir
yol olduğu belirtilen yazıda, Münih Doğu Avrupa Enstitüsü'nden Volkhart
Vincentz'in, "AB, zengin ülkelerin bir kulübü olarak düşünülüp,
tasarlanmıştır. Sorulması gereken soru, AB'nin, gelişmekte olan ülkelere
has problemlere sahip ülkeler için uygun zemini sunup sunmadığıdır"
dediği ve gerçekten de ekonomik açıdan, genişlemiş "25'lerin AB'sinin"
ve bir sonraki adaylar arasında dünyalar kadar fark olduğu ifade
edilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye bu anlamda çok özel
bir konuma sahip. Balkan ülkelerinden daha fakir olduğundan değil; hatta
gelişme düzeyi daha yüksek. Kişi başına düşen ortalama gelir 2500 dolar
ile bugünkü AB ortalamasının yüzde 12'si düzeyinde ve en yakın AB
adayları olan Romanya ve Bulgaristan'dan daha fazla. Ancak Türkiye ele
alındığında, Avrupa'nın sınırlarının nerede olduğu sorunu tartışılıyor.
Topraklarının büyük bölümü Asya'da yer alan, nüfusunun çoğunluğu
Müslüman olan bir Türkiye Avrupa'ya dahil mi? Türkiye, 70 milyonluk
nüfusu ile Almanya'dan sonra nüfusu en kalabalık AB ülkesi olacağı ve
kararları güçlü bir şekilde etkileyebileceği için bu soru AB'nin
politikası haline geliyor. Ekonomi politikası bakımından Türkiye'de
henüz çok şey yapılması gerekiyor. Alman Ekonomi Araştırma Enstitüsü
Danışmanı Siegfried Schultz, 'AB'ye üye olacak Türkiye, bugünkünden
çok daha farklı bir Türkiye olacak.' diyerek beklentisini dile
getiriyor. Tabii ki AB de değişmiş olacak. AB uzmanları, 2015'ten önce
Türkiye'nin üye olmasını beklemiyorlar. Schulzt, 'Daha önce Makedonya,
Arnavutluk ve Bosna Hersek gibi Müslüman çoğunluğa sahip başka
ülkelerin üyeliğini göreceğiz.' diyor.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinde (28/04) "Genişleme... Fischer Türkiye'nin AB'ye Üye
Olmasından Yana" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Avusturya'nın
yeni Cumhurbaşkanı Heinz Fischer'in, AB'yi Hıristiyan bir kuruluş
olarak görmediği ve Türkiye'nin AB adaylığını desteklediği
belirtilmektedir. Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada Fischer'in,
"Türkiye'nin AB'ye üye olması, Avrupa'nın barışı için önemli" diyerek,
"Türkiye'nin AB'ye üye olması ve aynı şekilde Polonya, Kıbrıs ve diğer
yeni AB üyesi ülkeler sayesinde Avrupa'da barış için büyük bir alan
oluşacaktır. Tekrar söylüyorum, AB Hıristiyan bir kuruluş değildir"
dediği aktarılan haberde, Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri ile ilgili
bir soruya ise, "Burada yalnızca Kopenhag Kriterleri söz konusudur"
dediği ifade edilmektedir.
Wiener Zeitung'da
(28/04) "Schröder Türkiye'yi AB İçinde Görüyor" başlığı altında
yayımlanan bir haberde, Alman Başbakanı Schröder'in Türkiye'yi AB içinde
gördüğü ve Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasına yeşil ışık
yakılması için AB'ye olan baskısını artırdığı belirtilmektedir. Köln'de
yapılan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da hazır bulunduğu
Türk-Alman Sanayi ve Ticaret Odası'nın açılışında yaptığı konuşmada Schröder'in,
"Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasının, Almanya ve Avrupa
güvenliğini artıracağını" söylediği ve Başbakan Erdoğan'a "Almanya'ya
güvenebilirsiniz" diyerek güvencesini yenilediği kaydedilmektedir.
Haberde, AB'nin genişlemeden sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in,
Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması kararını "en zor mesele"
olarak nitelendirerek, AB'nin yavaş yavaş kapasitesini zorladığını ve
frenlenemeyen bir AB genişlemesine de karşı olduğunu belirttiği ifade
edilmektedir.
AZERBAYCAN BASINI:
Yeni Musavat
gazetesinde (29/04) "Türk Diplomasisi Atakta" başlığı altında ve Gönül
Şamilkızı imzasıyla yayımlanan makalede, 24 Nisan tarihinde Kıbrıs'ta
yapılan referandumda elde edilen sonuçların Kıbrıs Türklerine büyük
avantajlar sağladığı ve Rumlardan farklı olarak, Türklerin büyük bir
çoğunluğunun adanın birleşmesinden yana bir tutum sergilemesinin, uzun
yıllardan bu yana Türkiye'nin AB üyeliğine engel olan güçlerin önemli
bir bahanesini ellerinden aldığı belirtilmektedir. Türkiye'nin şimdi AB
üyeliği ve KKTC'ye yönelik ambargoların kaldırılmasıyla ilgili
taleplerini daha kararlı bir şekilde dile getirme imkanını kazanmış
bulunduğu ve şimdilik olaya verilen tepkilerin de tatmin edici bir
nitelikte olduğu belirtilen makalede, ABD'nin, AB'den Aralık 2004'te
Türkiye'ye müzakere tarihi vermesini istediği ve Washington'un,
Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirdiğini ve Kıbrıs'ta
çözüme ulaşmak için elinden gelen her şeyi yaptığını belirttiği
hatırlatılmakta, Dışişleri Bakanı Powell'ın, konuyla ilgili olarak
yaptığı açıklamada, referandumda "evet" diyen Türklerin bazı yararlar
sağlaması gerektiğini ifade ederek "Biz, AB'yi izliyoruz. Onların ne
yaptıklarını gördükten sonra neler yapabileceğimizi belirleyeceğiz"
dediği ifade edilmektedir. Makalede, Almanya'nın Türkiye'nin Avrupa
Birliği üyeliğini destekleyeceğini ve Türkiye'nin AB üyeliğinin
Avrupa'nın güvenliği için de büyük önem arz ettiğini ifade eden Başbakan
Schröder'in, "Türkiye Avrupa için büyük bir şanstır" dediği
aktarılmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(29/04) "Chirac: Türkiye'nin AB'ye Girmesi Arzu Edilir, Ama Şartlar
Oluşmadı" başlığı altında ve Pierre Lanfranchi imzasıyla yer verdiği bir
haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın yaptığı açıklamada,
Fransız kamuoyunda tartışmalara konu olan Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
girmesinin "uzun vadede" arzu edilir olduğunu, ama üyeliği için
şartların "bugün biraraya gelmediğini" ifade ettiği belirtilmektedir.
Jacques Chirac'ın, "Türkiye'nin Avrupa eğilimi var. Ancak girmesi için
şartlar bugün henüz biraraya gelmiş değildir" dediği aktarılan haberde,
Chirac'ın, müzakerelerin "uzun, çok uzun" süreceğini, çünkü
"tecrübelerin, on yıl, belki daha fazla süreceğini gösterdiğini" ilave
ederek, partisi UMP'nin görüşünün aksine olarak, Türkiye'nin Birliğe
girmesinin "uzun vadede arzu edilir" olduğunu, çünkü bu ülkenin "Avrupa
medeniyetine ortak olageldiğini" ve "Atlantik İttifakı'nın önemli ve
meşru bir üyesi olduğunu" tekrarladığı kaydedilmektedir. Chirac'ın
ayrıca, "1924'ten beri laikliği tercih eden Türkiye'yi istikrarlı,
modern, demokratik, değerlerimizi ve hedeflerimizi paylaşır ve
etrafındaki ülkelerin tamamına model olabilecek bir ülke olarak görmek
bizim menfaatimizedir" vurgulamasında bulunduğu ifade edilen haberde,
Türklerin, etnik ve dini sebeplerle reddedilebileceğinden" duyduğu
teessürü dile getiren Cumhurbaşkanı'nın, bunun, medeniyetler çatışması
taraftarlarının oyunu olduğunu ileri sürdüğü belirtilmektedir.
Aynı haber, AP'de de
yer almaktadır.
AFP'nin (29/04) "Delors:
Türkiye'nin Pozisyonu, 1 Mayıs'ta AB'ye Girecek Ülkeler ile Aynı
Olmalıdır, Aynı Kurallar Uygulanmalı ve Aynı Kriterler Talep
Edilmelidir" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu
eski Başkanı Jacques Delors'un, AB'nin gelecekteki anayasasının
Fransa'da referanduma sunulması konusunda uyarıda bulunarak, "Bu, Rus
ruleti değil mi? Fransızlar bu soruya gerçekten cevap verecekler mi?"
sorularını gündeme getirdiği belirtilmektedir. Haberde, Türkiye'nin
adaylığı konusunda takınılacak tavır ile ilgili olarak da Delors'un,
"Türkiye'nin pozisyonu, 1 Mayıs'ta AB'ye girecek ülkeler ile aynı
olmalıdır. Aynı kurallar uygulanmalı ve aynı kriterler talep
edilmelidir. Şartlardan sadece birinde ısrarlı davranılmalıdır: AB'ye
ancak demokratik çoğulculuğu ve insan haklarına saygıyı uygulayan bir
ülkenin üye olması" dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times
gazetesinde (29/04) "Washington Ortak Bir Dava İstiyor" başlığı altında
ve Guy Dinmore imzasıyla yazıda, Bush yönetiminin AB'nin genişlemesini
memnunlukla karşıladığı kaydedilmektedir. "Geçiş Sürecindeki
Demokrasiler Projesi" adındaki Amerikalı bir düşünce kuruluşunun
başkanı olan Bruce Jackson'a atfen, ABD'nin, AB'nin genişlemesi
konusunda çok rahat olduğu ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (ESDP)
ile ilgili duyduğu gereksiz kaygıların üstesinden gelmekte olduğu ifade
edilen yazıda, Washington'un ileriye dönük davranmak ve Türkiye'nin
üyeliğini teşvik etmek istediğini belirten Jackson'ın, "Türkiye bekleme
odasındaki 400 kiloluk goril. En tartışmalı konu bu" dediği
belirtilmektedir. Yazıda, üst düzey bir Amerikalının da Türkiye'nin
önemine katıldığı ve AB'nin Türkiye'deki etkileyici reformları tanıması
gerektiğini söylediği belirtilmekte ve söz konusu yetkilinin,
"Müslüman, farklı ya da kültürel açıdan yabancı diye Türkiye'ye 'hayır'
demeyin." şeklindeki sözleri aktarılmaktadır.
Reuter'in (29/04)
"Türkiye Chirac'ın AB'ye Üyelikle İlgili Açıklamasını Dikkate Almadı"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın
yaptığı ve Türkiye'nin AB üyeliği önünde hala uzun bir yol olduğunu
ifade ettiği açıklamasının Türkiye tarafından oldukça sakin bir tavırla
karşılandığı belirtilmektedir. Chirac'ın Paris'te basına yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin AB'ye ancak uzun vadede üye olması gerektiğini,
zira üyelik görüşmelerinin uzun süreceğini ve zorlu geçeceğini ifade
ettiği belirtilen haberde, Chirac'ın sözlerini değerlendiren üst düzey
bir Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin, "Üyelik farklı, üyelik
görüşmeleri farklı bir konu. Bir tarih aldıktan sonra başlayacak süreç
çok uzun olabilir" dediği ifade edilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Der Bund
gazetesinde (29/04) "Avrupa, AB Hukukunun Geçerli Olduğu Yerde" başlığı
altında ve Georg Kreis (Basel Avrupa Enstitüsü Direktörü ve Tarihçi) ile
yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili
bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Birçok kişiye göre
Türkiye bir tür sınır. Sizce bu ülke AB'ye ait mi?
KREİS: Ben her halükarda, bu
ülkenin asla AB'ye ait olamayacağı söylemini kullanan, temelde
fundamentalizmi himaye eden bir ret anlayışına karşıyım. Buna
karşılık, diğer konularda olduğu gibi benim görüşüm, arzu edilen
şeylerin bütünüyle gerçekleşmesini beklemek yerine, hiç değilse belli
bir ölçüde, kalanları entegrasyon yoluyla elde etmek gerektiğidir.
SORU: Türkiye ile ilgili
tartışmalarda bir yandan "teknik" (hukuk devleti olma özelliği,
demokrasi, azınlıkların hakları vs.), diğer yandan kültürel
farklılıklar gibi daha temel sorunlar gündemdedir. Bir İslam ülkesi AB
üyesi olabilir mi?
KREİS: Gayet tabii. Hatta
Avrupa'nın böyle laik (dinle devlet işini ayırmış) İslam anlayışına
sahip bir ülkeye ilgi duyması ve AB üyeliği statüsünü vermesi
gerekmektedir. Bu, hem AB ülkelerinde yaşayan, 3.6 milyonu Türk olmak
üzere, 14 milyon civarındaki Müslümanın yarattığı iç etkinlik, hem de
diğer Müslüman devlet ve toplumlara dış etkinlik sağlayabilmek amacıyla
önemlidir. Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki esas problem İslam
devleti olmasından değil, nisbi büyüklüğünden kaynaklanmaktadır.
Üyeliğin gerçekleşmesi durumunda Türkiye, Almanya'dan sonra, Fransa'dan
önce olmak üzere, ikinci büyük üye olacaktır."
YUNANİSTAN BASINI:
Ethnos
gazetesinde (29/04) "Blair, Türkiye'ye Destek Çıkıyor" başlığı altında
ve Y. Papadatos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Almanya Başbakanı
Schröder'in desteğinin ardından, İngiltere Başbakanı Blair'in de
Türkiye'nin AB üyeliğinden yana açıkça tavır aldığı ve Başbakan
Erdoğan'ın, ülkenin AB yönelimi doğrultusunda 10 reform içeren bir
"paket" gündeme getirdiği belirtilmektedir. Erdoğan hükümetinin,
TBMM'ye, onaylanması için anayasaya ilişkin 10 reform içeren bir paket
sunmaya hazırlandığı ve bu reform paketinin, Türkiye'nin AB yönelimi
açısından büyük önem taşıdığı, çünkü bu girişimin Türkiye'nin AB'ye uyum
sağlaması çerçevesinde yapıldığı ifade edilen yorumda, İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in, Le Monde gazetesinde yer alan mülakatı ile
Türkiye ve Hırvatistan'ın AB üyeliğinden yana açıkça tavır aldığı ve
Türkiye'nin AB üyesi olması halinde AB'nin farklı bir boyut
kazanacağını, Türkiye'nin AB ile İslam dünyası arasında "köprü"
oluşturacağını kaydettiği vurgulanmakta ve Avusturya'nın yeni
Cumhurbaşkanı'nın da "AB Hıristiyan kulübü değildir" diyerek,
Türkiye'nin AB üyeliğinden yana olduğunu gösterdiğine işaret
edilmektedir.