ANKARA, 04/05(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 03 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Wall Street Journal
gazetesinde (03/05) "Türk Ekonomisi Halihazırda Adapte Olmuş Vaziyette"
başlığı altında ve Hugh Pope imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa
Birliği gelecek seferki genişlemede Türkiye'nin 70 milyon Müslümanını
kendisine dahil edip etmemeyi tartışırken, Türk ekonomisinin halihazırda
ne kadar Avrupalı olduğunu çok az kişinin farkettiğine işaret
edilmektedir. 15 ülkeden oluşan Avrupa Birliği'ne yapılan ihracatın
geçen yıl artarak, yüzde 32 yükselip kısmen de euronun değerlenmesinin
yardımıyla 24 milyar dolar olduğu belirtilen yazıda, Türkiye'nin,
ihracatının yarısından fazlasını Avrupa'ya gönderdiği ve rakamların
açıklandığı en son yıl olan 1999'da dahi Avrupa'nın ihracatının yüzde
2.7'sini ithal ederek, AB için yedinci büyük pazar haline geldiği, bu
arada içeride de, Türk ekonomisinin daha düzgün bir şekilde ilerleyerek,
şubat ayında 35 yıldan bu yana enflasyonun ilk defa tek haneli rakama
düştüğü kaydedilmektedir. Türkiye'de farklı alanlardaki ekonomik
gelişmelere ve göstergelere de değinilen yazıda, Avrupalı ve ABD'li
şirketlerin Türkiye'de ayak basacak sağlam bir yer arayışlarında
istikrarlı bir artış gördüğünü söyleyen danışmanlık şirketi Total
Finans'tan Metin Bonfil'in, "Çokuluslu şirketler zaten buradalar, ancak
1990'larda fazlasıyla hayal kırıklığına uğradılar" dediği ve bu
ekonomik gidişatın, aralık ayında, Türkiye'nin kendilerine katılmasının
bir değeri olup olmadığına karar vermeleri gerekecek olan Avrupalı
liderlerden "evet" demek isteyenler için güçlü bir savunma olduğu,
İngiltere, İspanya, Almanya ve İtalya son aylarda bu tarafa geçerken;
Fransa, Avusturya ve Danimarka gibi küçük ülkelerle birlikte
önkoşullardan söz ettiği ifade edilmektedir. ABD'nin desteklediği
Türkiye'nin üyeliği genelde, laik demokrasiyi ve pazar ekonomisini
uygulayan bir Müslüman ülkenin başarısını ödüllendirdiği belirtilen
yazıda, 250 milyar dolarlık ekonominin, AB genişleme turunda Birliğe
katılan 10 devletin ekonomisinin yarısından daha fazla olmasına rağmen,
Türkiye'nin bazı Avrupa normlarından hala uzak olduğu, ancak AB'nin
Türkiye'nin girmesine "evet" dese dahi, belki de on yıl daha sürecek
olan görüşmelerin, Madrid'in Elcano Royal Enstitüsü'nde bu ay, faşizm
sonrası İspanya'nın 1986 yılında bir üye olabilmek için yaptığı
görüşmeler ile mukayese edildiği kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da
(03/05) "Avrupa'nın Bir Kimliğe İhtiyacı Var... Köhler, Türkiye'nin AB
Üyeliğine Karşı" başlığı altında ve DPA/AFP/DDP'ye atfen yayımlanan bir
haberde, CDU ve FDP'nin Cumhurbaşkanı adayı Horst Köhler'in,
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı görüş bildirdiği ve Superillu dergisinde
yayımlanan bir mülakatında, "Türkiye dikkate değer reformlar
gerçekleştirdi. Fakat AB, sırf bir serbest ticaret bölgesinden fazlası
olmalıdır" dediği belirtilmektedir. Köhler'in, AB'nin kendi kimliğine
ihtiyacı olduğunu, bu nedenle de bu kimliğin Türkiye'nin üyeliği ile var
olup olmayacağının dikkatlice düşünülmesi gerektiğini belirterek,
"Bunun tamamen olanaksız olduğunu söylemek istemem. Ayrıcalıklı
ortaklık fikri, taraflara etraflıca düşünebilmeleri için zaman
verecektir" şeklinde görüş bildirdiği kaydedilen haberde, böylece
Köhler'in, CDU Parti Başkanı Angela Merkel'in pozisyonunu desteklemiş
etmiş olduğu ve Merkel'in, Federal Parlamento'da yaptığı konuşmada,
Birlik Partileri'nin, Türkiye'nin AB üyeliğine verdiği "hayır" cevabını
tekrarladığı ifade edilmektedir.
Der Tagesspiegel
gazetesinde (02/05) "Cohn-Bendit ile Mülakat" başlığı altında ve
Albrecht Meier-Hans Monath-Robert von Rimsche imzalarıyla Yeşiller
Partisi Avrupa Milletvekili Daniel Cohn-Bendit ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer
almaktadır:
"SORU: Avrupa seçimleri
kampanyanızda Irak ve barış konularını ele alacak mısınız?
COHN-BENDIT: Eğer Hristiyan
Birlik Partileri, Irak savaşında hatalı davrandıklarını söylerse, ben de
o zaman, 'Kulübe hoşgeldiniz' derim. Hayır, Birlik Partileri ile
Türkiye konusunu tartışmak daha heyecan verici.
SORU: Siz de Türkiye'nin AB
üyeliği konusunda referanduma gidilmesinden yana mısınız?
COHN-BENDIT: Ben, insanları
doğrudan ilgilendiren ve meselelerin müzakere edilebileceği yerlerde
referanduma gidilmesinden yanayım. Almanya'da idam cezası veya izin
verilecek dinler konusunda referanduma gidilmesine asla izin vermezdim.
Din özgürlüğü ve idam cezasının yasak oluşu anayasada yer alır, bu
kadar. Avrupa'nın içinde mi dışında mıyım? Bu, bir referandum için
siyasi bir karardır. Diğerleri ne yapsın? Bu uygun bir soru değildir.
Başkaları hakkında oylama yapmak haksızlık ve de tehlikelidir.
SORU: Yeşillerin Avrupa
seçim kampanyasında Türkiye mesajı nedir?
COHN-BENDIT: Türkiye,
köktendinci teröre karşı mücadeleyi ve hukuk yükümlülüğü olan, laik,
Müslüman ağırlıklı bir devlete uzatılan eli vurguluyor. Ren ve Oder'de
gerçekleşen mucizeleri, Boğaz mucizesi de izlerse, bu bütün dünyaya
gerçek bir örnek olur. Aslında Türkiye'nin üyelik yeterliliği modern
İstanbul'da değil, Kürtlerin yaşadığı Diyarbakır'da belirlenecek. Eğer
oradaki günlük yaşam 10 yıl içinde soysal, ekonomik ve siyasi alanlarda,
demokratik açıdan uyum sağlayabilecek bir şekilde yürürse, Türkiye de
uyum sağlayabilecek demektir. Dürüst olmak gerekirse, bunda başarıya
ulaşılabilir mi bilmiyorum. Ama bunu denememek hata olur."
Welt am Sonntag
gazetesinde (02/05) "Avrupa Ne Kadar Açılabilir Sayın Prodi?" başlığı
altında ve Miriam Hollstein-Waltraud Kaseser-Günter Lachmann imzalarıyla
AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatın Türkiye ilgili bölümünde, "Avrupa tarihi,
Türkiye'nin üyeliğinin karşısında mı duruyor?" şeklindeki bir soruya,
Prodi'nin, "Üzgünüm ama, Avrupa tarihi, bu soruya kısa bir cevap
veremeyecek kadar karmaşık. Sadece bu konuda bir düşünceyi dile
getirebilirim: Türkiye'nin AB üyeliği, Kopenhag zirvesinde belirlenen
bütün kriterlerin yerine getirilmesiyle mümkün olabilir, fakat AB de
yeni üyeleri içine alabilecek yetkinlikte olmalıdır. Herkes bu noktada,
daha şimdiden bir meydan okumanın varlığını görebilir." dediği, "Avrupa
daha kaç genişlemeyi kaldırabilir?" şeklindeki bir başka soruyu ise, Prodi'nin,
"AB sözleşmesi uyarınca, özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti
değerlerine olduğu gibi, insan haklarına ve temel özgürlüklere karşı
yükümlü olan Avrupa ülkesi üyelik başvurusunda bulunabilir. Bunlar,
AB'nin temelini oluşturan ortak ilkelerdir. Bununla birlikte Avrupa'nın
nerede başlayıp nerede bittiğini kesin bir şekilde söylemek mümkün
değil. Gerçek olan şu ki, üyelik müzakerelerinin oldukça ileri aşamada
olduğu iki ülke, Bulgaristan ve Romanya, 2007 yılında AB üyesi olmak
istiyorlar. Aynı şekilde üyelik başvurusunda bulunan Türkiye ile üyelik
müzakerelerinin başlatılması kararı, Türkiye'nin bizim siyasi
kriterlerimizi yerine getirmesi halinde, bu yıl sonunda verilebilir..."
diyerek cevapladığı kaydedilmektedir.
Der Spiegel
dergisinde (03/05) "Şiddet Kabusu" başlığı altında ve Federal Almanya
Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler
almaktadır:
"SORU: Orta Doğu'da, İsrail
dışında demokrasi için gereken koşulların oluştuğu bir ülke görüyor
musunuz?
FİSCHER: Tüm şüphelere
rağmen, evet. Bazı Körfez ülkeleri demokratik reformlar başlattılar.
Cezayir yavaş yavaş son 12 yılın büyük ulusal trajedisinden sıyrılmaya
çalışıyor. İran'da, öncelikle de büyük şehirlerde oldukça etkileyici
bir sivil toplum potansiyeli mevcut. Türkiye'de şu anki hükümet, çağdaş
bir İslam geliştirmeye çalışıyor. Türkiye, İslam toplumları ile Batılı
demokrasi arasında köprü işlevi görebilir.
(...)
SORU: Almanlar Avrupa
politikasını da bizzat değerlendirmek durumunda olacaklar. 1 Mayıs'ta 10
yeni devlet AB'ye üye oldu. Size göre, onlara ilaveten Romanya ve
Bulgaristan'ın yanı sıra Türkiye de alınmalı. Bu iyi niyet, aslında iyi
niyetin tam tersi olmuyor mu?
FİSCHER: Türkiye meselesinde
çok uzun vadeli bir perspektiften söz ediyoruz.
SORU: CDU/CSU Türkiye'ye
üyelik perspektifi sunmak istemiyor, bunun yerine "ayrıcalıklı ortaklık"
öneriyor. Bu yeterli değil mi?
FİSCHER: Pardon ama, 1963
yılında Türkiye'ye söz vermeyi başlatan bir Hıristiyan Birlik Partileri
hükümetiydi. Eğer Türkiye'ye şimdi 'Ne yaparsanız yapın, hiçbir şekilde
içeri alınmazsınız' dersek, büyük bir hata yapmış oluruz. Bu Türkiye'yi,
içerde de istikrarsızlaşmaya itmek anlamına gelir ki, bu tamamen bizim
çıkarlarımıza ters düşer."
Welt am Sonntag
gazetesinde (02/05) "Eğer Bana Sorulsaydı" başlığı altında ve Miriam
Hollstein-Waltraud Kaseser imzalarıyla AB Dışişleri Komiseri Chris
Patten ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile
ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: İngilizlerin bir
referandumda AB Anayasası'nı çoğunlukla reddetmeleri halinde
İngiltere'nin AB'yi terk etmesi gerektiğini söylediniz.
PATTEN: Kimse, biz
İngilizlerin kim olduğumuza karar vermemizi sonsuza kadar
beklemeyecektir. Anayasa hukuku açısından AB'den ayrılmak için bir neden
olmasa da, siyasi ve kültürel açıdan insanlar, böyle muhalif ve itaatsiz
olmamıza sonsuza kadar katlanamayacaklardır.
SORU: Peki Avrupa'nın
kimliği ne durumda? Bu kimlik kendini Türkiye'de de bulabilecek mi?
PATTEN: Aralık ayında
alınacak olan bir karara şimdiden müdahale etmek istemiyorum. Sadece şu
kadarı var ki, biz Türkiye'yi, otoriter bir askeri rejimle
yönetilirken, potansiyel bir üye olarak kabul ettik. Şimdi ise Türkiye
dikkate değer siyasi değişikliklere girişen bir demokrasi durumunda.
Şimdi Türkiye'yi basitçe reddedersek, İslam dünyasına bir köprü kurmak
güçleşecektir."
FRANSA BASINI:
Le Monde
gazetesinde (02-03/05) "Genişleme Transatlantik Sistemi Kuvvetlendirir"
başlığı altında ve Patrick Jarreau imzasıyla yayımlanan bir haberde,
NATO için Amerikan Komitesi'nin ve Geçiş Dönemindeki Demokrasiler İçin
Proje'nin Başkanı Bruce Jackson'un AB'nin genişlemesiyle ilgili
görüşlerine yer verilmektedir. Haberde, Türkiye'nin AB'ye katılması
konusunda Bruce Jackson'un, "ABD, Türkiye'nin Kopenhag Zirvesi'nde
belirlenen şartları yerine getirmesi halinde, AB'ye giren diğer
ülkelerle aynı şanslara sahip olması gerektiğine kuvvetle inanmaktadır.
Bu ülkenin Orta Doğu'da stratejik bir önemi olduğunu mütalaa ediyoruz.
Müslüman, laik bir devlettir. Eğer AB kapısını ona kapatırsa Atlantik
İttifakı'na ciddi bir darbe vurmuş olur. Tüm Müslüman ülkelere de
birinci dünyada yerlerinin olmadığı mesajı gönderilmiş olur. ABD için
ise, ortak bir stratejinin reddi ve Müslüman karşıtı bir ırkçılığın
göstergesi olur. Bu şartlar altında da, Almanya'da onbinlerce asker
bulundurmamız için sebep göremiyorum." şeklindeki sözleri
aktarılmaktadır.
Le Journal du Dimanche
gazetesinde (02/05) "Avrupa Parlamentosu Seçimleri için UMP'nin
Önerileri" başlığı altında ve Virginie Le Guay imzasıyla Fransa'nın
çoğunluk partisi UMP'nin (Halk Hareketi için Birlik) 13 Haziran'da
yapılacak Avrupa Parlametosu seçimleri için kampanya müdürü olarak
seçilen Yvelines Milletvekili Pierre Lequiller ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatta, UMP'nin seçim kampanyasının konularının parti
genel başkanı Alain Juppé tarafından 9 Mayıs'ta açıklanacağını kaydeden
Pierre Lequiller'in, "Türkiye'nin AB'ye girişi konusunda farklı
görüşler dile getiriliyor. Bu konuya Cumhurbaşkanı, UMP yetkililerinden
daha açık bakıyor." şeklindeki bir yoruma cevaben, "Doğrudur. Türkiye
konusunda Devlet Başkanı ile UMP arasında görüş ayrılığı mevcuttur. UMP
Başkanı Alain Juppé, bu konuda ilk defa 4 Aralık 2002'de görüş bildirdi.
O zamandan günümüze de değişiklik olmadı. UMP, Türkiye'nin Avrupa'ya
girmesine karşıdır. Jacques Chirac, perşembe günü düzenlediği basın
toplantısı sırasında, Türkiye'nin muhtemel girişi hakkında daha açık bir
tavır sergiledi. Ama 'uzun' olacağını da söyledi ve konunun halklar
tarafından 'onaylanması' gerekeceğini de kaydetti." dediği
belirtilmektedir.
LÜBNAN BASINI:
El-Müstakbel
gazetesinde (03/05) "Abdullah Gül, Arap ve Müslüman Ülkelere Ankara'ya
Kıbrıs'ta Yardımcı Olmaları Çağrısında Bulundu" başlığı altında ve Hüsnü
Mahalli imzasıyla yayımlanan bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün, AB kapılarının Türklerin yüzüne kapanmasının sorumluluğunu
AB'ye yükleyerek, Birliğin bu politikasının sürmesi durumunda kaybedenin
AB olacağını söylediği ve El-Mustakbel ile özel olarak yaptığı
söyleşide, Avrupa ülkelerinin Türkiye'yi AB içinde kucaklamayı
reddetmesinin Türkler açısından dünyanın sonu olmayacağını, zira
Ankara'nın bütün ihtimalleri gözönünde bulundurduğunu vurgulayarak,
Arap ve Müslüman ülkelere Ankara'ya Kıbrıs konusunda yardımcı olmaları
çağrısında bulunduğu kaydedilmektedir. Gül'ün, AB'nin Türkiye'ye yönelik
geleneksel politikasını gözden geçirmesini ve çifte standarttan
vazgeçmesini umduğunu ifade ederek, Türkiye'nin, AB'nin talep ettiği
bütün reformları yaptığını, böylece AB'ye katılım ve AB ile siyasi,
ekonomik ve sosyal bütünleşme içinde olma isteğinde samimi ve kararlı
olduğunu ispat ettiğini söylediği, ayrıca bu bağlamda Türkiye'nin
Kıbrıs'ta olumlu bir tavır takındığını kaydettiği ifade edilen haberde,
Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs'taki tavrının önemine işaret eden
Bakan Gül'ün, Arap ve Müslüman ülkelere, ABD, Avrupa ve diğer ülkelerden
önce Kıbrıs konusunda Ankara'ya yardımcı olmaları çağrısında bulunduğu
belirtilmektedir.
JAPONYA BASINI:
Mainichi Shimbun
gazetesinde (02/05) "AB Üyeliğini Hedefleyen Türkiye" başlığı altında ve
Naoki Fukuhara imzasıyla yayımlanan bir haberde, AB hükümeti
niteliğindeki Avrupa Parlamentosu'nun bir üyesi olan Volgestein, "AB,
Orta Doğu ile coğrafi sınırlara sahip Türkiye'yi bünyesine alacak
olursa, büyük bir tehlikeyi sırtlanmış olacak. Nüfusu çok fazla" dediği
belirtilmektedir. AB'nin, Türkiye'nin üyeliği hakkında bu yıl içinde
kararını vereceği, ancak bu konuda çevrede soğuk rüzgarlar estiği ve
Hıristiyanlık üzerine kurulu AB'ye, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan
Türkiye'nin üyeliğine karşı Avrupa kamuoyunda tepki olduğu belirtilen
haberde, Türkiye'nin AB üyesi olması durumunda, Hıristiyanlık ile
İslam'ın uzlaşmasını sembolleştiren çağ açıcı bir olay olacağı, bu
arada, Avrupa Parlamentosu'nun eski bir üyesinin, Türkiye'nin coğrafi
vb. niteliklerinden dolayı, "Ekonomi ve savunma gibi alanlarda AB ile
anlaşma yapmasını ama sınırlı üye ülke olmasını" önerdiği ve Avrupalı
liderler arasında, Türkiye'nin üyeliğinin "şimdilik onlarca yıl ötede"
görüşünü belirtenler bulunduğu ve Türkiye'nin üyeliğinin oldukça zaman
alacak gibi göründüğü vurgulanmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Ta Nea
gazetesinde (03/05) "Ufukta ...Veto" başlığı altında ve Yorgos Tsalakos
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un,
Türkiye'nin AB yönelimini doğrudan Kıbrıs ile ilişkilerin düzelmesine
bağladığı belirtilmektedir. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papadopulos'un,
Kıbrıs'ın "25"ler Avrupası'na resmen üye olmasından dolayı güç kazanmış
olduğunu hissederek, politikasının kartlarını açtığı ve Kıbrıs sorununun
yakında çözümleneceği yönünde öngörülerde bulunamayacağını vurguladığı
ifade edilen yorumda, Papadopulos'un vetodan söz etmeden, Türkiye'yi,
Kıbrıs ile ilişkilerini düzeltmezse, AB ile ilişkilerini
düzeltemeyeceğini anlamaya davet ettiği kaydedilmektedir.
Elefteros Tipos
gazetesinde (03/05) "Dostluk Kanıtları" başlığı altında ve Yorgos
Kuvaras imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türk-Yunan ilişkileri ve
Karamanlis ile Erdoğan arasında Atina'da gerçekleşecek görüşmeye yer
verilmektedir. Annan planına Kıbrıs Rum tarafının "hayır" demesinin,
aralık ayında yapılacak olan AB zirvesinde üyelik müzakereleri için
tarih alma amacıyla Ankara'nın Türk-Yunan ilişkilerinden faydalanmak
istemesinin, ikili ilişkilerde ilerlemelerin kaydedilmesi için
koşulların olgunlaşmamış olmasının, Türkiye Başbakanı'nın Atina
ziyaretine ayrı bir önem vermesine yol açtığı belirtilen yorumda, şu
aşamada, Ankara'nın AB yöneliminde Atina'nın, önemli bir müttefik
olduğu ifade edilmekte ve Türkiye'nin AB üyeliğine, Birliğe üye birçok
ülke ihtiyatla bakarken, Yunanistan'ın dış politikasındaki stratejik
hedefin, Türkiye'nin AB yönelimini desteklemek olduğu ve Kıbrıs'ta
kaydedilen olumsuz gelişmelere rağmen bu stratejinin hala gücünü
koruduğu vurgulanmaktadır.
Elefterotipia
gazetesinde (02/05) "Türklerin Büyük Umutları" başlığı altında ve Eleni
Kohaimidu imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'ye şimdi Avrupa
kapılarının açıldığı yönünde bir değerlendirme yapılması için henüz
erken olduğu ve Erdoğan'ın daha birçok sınavdan geçmesinin gerekeceği
belirtilmektedir. Türk Hükümeti'nin, AB'ye üyelik müzakerelerinin
başlaması için çok istediği tarihi alabileceği yönünde büyük ümitlerle,
aralık ayındaki AB zirvesine giden yolun son aşamasına girmiş bulunduğu
belirtilen yorumda, Türk Hükümeti'nin hedefinin, son 30 yılda uygulanan
dış politika ve güvenlik politikasının değiştirilmesine dayanan, Kıbrıs
konusundaki diplomatik zaferin meyvelerini toplamak olduğu, ancak
referandumun işgal kesiminde elde edilen olumlu neticesinin, Türkiye'nin
Avrupa yönelimini tek başına güvence altına alamayacağı, üstelik bu
neticenin, Türk sisteminin kolay bozulur dengeleri çerçevesinde, bir iç
uzlaşmanın ürünü olarak elde edildiği kaydedilmektedir. Referandumdan
sonra "Türkiye'nin kapısını çalan zor kararlar" üzerinde çalışmaya
başlayan Dışişleri Bakanlığı'nın, Türkiye'nin Avrupa yönelimini
engelleme olasılığı olan hayati argümanları Yunanistan'ın elinden
alarak yeni koşulları da sabitleştirmeye çalıştığı ifade edilen yorumda,
Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın, aralık ayına kadar Atina'nın
Kıbrıs'taki askeri kuvvetler konusunu ön plana çıkarmasını beklediği,
ancak Ankara'nın gerçek kabusunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde
askıda tutulan konuların oluşturduğu vurgulanmaktadır. Yorumda, Kıbrıs
konusundaki gelişmelerden sonra Yunanistan ve Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB
üyeliği talebini kayıtsız şartsız destekleme kararı alsa dahi,
Avrupa'nın, kapılarını Türkiye'ye açmış olduğunu söylemek için en
azından "henüz" erken olduğuna dikkat çekilmektedir.