04.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

           

     ANKARA, 04/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  03 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ABD BASINI: 

            The Wall Street Journal gazetesinde (03/05) "Türk  Ekonomisi Halihazırda Adapte Olmuş Vaziyette" başlığı  altında ve Hugh Pope imzasıyla yayımlanan bir yazıda,  Avrupa Birliği gelecek seferki genişlemede Türkiye'nin  70 milyon Müslümanını kendisine dahil edip etmemeyi  tartışırken, Türk ekonomisinin halihazırda ne kadar  Avrupalı olduğunu çok az kişinin farkettiğine işaret  edilmektedir. 15 ülkeden oluşan Avrupa Birliği'ne yapılan  ihracatın geçen yıl artarak, yüzde 32 yükselip kısmen de  euronun değerlenmesinin yardımıyla 24 milyar dolar olduğu  belirtilen yazıda, Türkiye'nin, ihracatının yarısından  fazlasını Avrupa'ya gönderdiği ve rakamların açıklandığı  en son yıl olan 1999'da dahi Avrupa'nın ihracatının  yüzde 2.7'sini ithal ederek, AB için yedinci büyük pazar  haline geldiği, bu arada içeride de, Türk ekonomisinin  daha düzgün bir şekilde ilerleyerek, şubat ayında 35 yıldan  bu yana enflasyonun ilk defa tek haneli rakama düştüğü  kaydedilmektedir. Türkiye'de farklı alanlardaki ekonomik  gelişmelere ve göstergelere de değinilen yazıda, Avrupalı  ve ABD'li şirketlerin Türkiye'de ayak basacak sağlam bir  yer arayışlarında istikrarlı bir artış gördüğünü söyleyen  danışmanlık şirketi Total Finans'tan Metin Bonfil'in,  "Çokuluslu şirketler zaten buradalar, ancak 1990'larda  fazlasıyla hayal kırıklığına uğradılar" dediği ve bu  ekonomik gidişatın, aralık ayında, Türkiye'nin kendilerine  katılmasının bir değeri olup olmadığına karar vermeleri  gerekecek olan Avrupalı liderlerden "evet" demek isteyenler  için güçlü bir savunma olduğu, İngiltere, İspanya, Almanya  ve İtalya son aylarda bu tarafa geçerken; Fransa, Avusturya  ve Danimarka gibi küçük ülkelerle birlikte önkoşullardan söz  ettiği ifade edilmektedir. ABD'nin desteklediği Türkiye'nin  üyeliği genelde, laik demokrasiyi ve pazar ekonomisini  uygulayan bir Müslüman ülkenin başarısını ödüllendirdiği  belirtilen yazıda, 250 milyar dolarlık ekonominin, AB  genişleme turunda Birliğe katılan 10 devletin ekonomisinin  yarısından daha fazla olmasına rağmen, Türkiye'nin bazı  Avrupa normlarından hala uzak olduğu, ancak AB'nin  Türkiye'nin girmesine "evet" dese dahi, belki de on yıl  daha sürecek olan görüşmelerin, Madrid'in Elcano Royal  Enstitüsü'nde bu ay, faşizm sonrası İspanya'nın 1986  yılında bir üye olabilmek için yaptığı görüşmeler ile  mukayese edildiği kaydedilmektedir.           

            ALMANYA BASINI: 

            Süddeutsche Zeitung'da (03/05) "Avrupa'nın Bir Kimliğe  İhtiyacı Var... Köhler, Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı"  başlığı altında ve DPA/AFP/DDP'ye atfen yayımlanan bir  haberde, CDU ve FDP'nin Cumhurbaşkanı adayı Horst Köhler'in,  Türkiye'nin AB üyeliğine karşı görüş bildirdiği ve Superillu  dergisinde yayımlanan bir mülakatında, "Türkiye dikkate değer  reformlar gerçekleştirdi. Fakat AB, sırf bir serbest ticaret  bölgesinden fazlası olmalıdır" dediği belirtilmektedir.  Köhler'in, AB'nin kendi kimliğine ihtiyacı olduğunu, bu  nedenle de bu kimliğin Türkiye'nin üyeliği ile var olup  olmayacağının dikkatlice düşünülmesi gerektiğini belirterek,  "Bunun tamamen olanaksız olduğunu söylemek istemem.  Ayrıcalıklı ortaklık fikri, taraflara etraflıca  düşünebilmeleri için zaman verecektir" şeklinde görüş  bildirdiği kaydedilen haberde, böylece Köhler'in, CDU Parti  Başkanı Angela Merkel'in pozisyonunu desteklemiş etmiş  olduğu ve Merkel'in, Federal Parlamento'da yaptığı konuşmada,  Birlik Partileri'nin, Türkiye'nin AB üyeliğine verdiği  "hayır" cevabını tekrarladığı ifade edilmektedir.

            Der Tagesspiegel gazetesinde (02/05) "Cohn-Bendit ile  Mülakat" başlığı altında ve Albrecht Meier-Hans Monath-Robert  von Rimsche imzalarıyla Yeşiller Partisi Avrupa Milletvekili  Daniel Cohn-Bendit ile yapılan mülakata yer verilmektedir.  Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer  almaktadır:  

            "SORU: Avrupa seçimleri kampanyanızda Irak ve barış  konularını ele alacak mısınız? 

            COHN-BENDIT: Eğer Hristiyan Birlik Partileri, Irak  savaşında hatalı davrandıklarını söylerse, ben de o zaman,  'Kulübe hoşgeldiniz' derim. Hayır, Birlik Partileri ile  Türkiye konusunu tartışmak daha heyecan verici. 

            SORU: Siz de Türkiye'nin AB üyeliği konusunda  referanduma gidilmesinden yana mısınız? 

            COHN-BENDIT: Ben, insanları doğrudan ilgilendiren ve  meselelerin müzakere edilebileceği yerlerde referanduma  gidilmesinden yanayım. Almanya'da idam cezası veya izin  verilecek dinler konusunda referanduma gidilmesine asla  izin vermezdim. Din özgürlüğü ve idam cezasının yasak  oluşu anayasada yer alır, bu kadar. Avrupa'nın içinde mi  dışında mıyım? Bu, bir referandum için siyasi bir karardır.  Diğerleri ne yapsın? Bu uygun bir soru değildir. Başkaları  hakkında oylama yapmak haksızlık ve de tehlikelidir. 

            SORU: Yeşillerin Avrupa seçim kampanyasında Türkiye  mesajı nedir? 

            COHN-BENDIT: Türkiye, köktendinci teröre karşı  mücadeleyi ve hukuk yükümlülüğü olan, laik, Müslüman  ağırlıklı bir devlete uzatılan eli vurguluyor. Ren ve  Oder'de gerçekleşen mucizeleri, Boğaz mucizesi de izlerse,  bu bütün dünyaya gerçek bir örnek olur. Aslında Türkiye'nin  üyelik yeterliliği modern İstanbul'da değil, Kürtlerin  yaşadığı Diyarbakır'da belirlenecek. Eğer oradaki günlük  yaşam 10 yıl içinde soysal, ekonomik ve siyasi alanlarda,  demokratik açıdan uyum sağlayabilecek bir şekilde yürürse,  Türkiye de uyum sağlayabilecek demektir. Dürüst olmak  gerekirse, bunda başarıya ulaşılabilir mi bilmiyorum. Ama  bunu denememek hata olur." 

            Welt am Sonntag gazetesinde (02/05) "Avrupa Ne Kadar  Açılabilir Sayın Prodi?" başlığı altında ve Miriam  Hollstein-Waltraud Kaseser-Günter Lachmann imzalarıyla AB  Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatın Türkiye ilgili bölümünde, "Avrupa  tarihi, Türkiye'nin üyeliğinin karşısında mı duruyor?"  şeklindeki bir soruya, Prodi'nin, "Üzgünüm ama, Avrupa  tarihi, bu soruya kısa bir cevap veremeyecek kadar karmaşık.  Sadece bu konuda bir düşünceyi dile getirebilirim:  Türkiye'nin AB üyeliği, Kopenhag zirvesinde belirlenen  bütün kriterlerin yerine getirilmesiyle mümkün olabilir,  fakat AB de yeni üyeleri içine alabilecek yetkinlikte  olmalıdır. Herkes bu noktada, daha şimdiden bir meydan  okumanın varlığını görebilir." dediği, "Avrupa daha kaç  genişlemeyi kaldırabilir?" şeklindeki bir başka soruyu ise,  Prodi'nin, "AB sözleşmesi uyarınca, özgürlük, demokrasi ve  hukuk devleti değerlerine olduğu gibi, insan haklarına ve  temel özgürlüklere karşı yükümlü olan Avrupa ülkesi üyelik  başvurusunda bulunabilir. Bunlar, AB'nin temelini oluşturan  ortak ilkelerdir. Bununla birlikte Avrupa'nın nerede başlayıp  nerede bittiğini kesin bir şekilde söylemek mümkün değil.  Gerçek olan şu ki, üyelik müzakerelerinin oldukça ileri  aşamada olduğu iki ülke, Bulgaristan ve Romanya, 2007 yılında  AB üyesi olmak istiyorlar. Aynı şekilde üyelik başvurusunda  bulunan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılması  kararı, Türkiye'nin bizim siyasi kriterlerimizi yerine  getirmesi halinde, bu yıl sonunda verilebilir..." diyerek  cevapladığı kaydedilmektedir.

            Der Spiegel dergisinde (03/05) "Şiddet Kabusu" başlığı  altında ve Federal Almanya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı  Joschka Fischer ile yapılan mülakata yer verilmektedir.  Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler  almaktadır:  

            "SORU: Orta Doğu'da, İsrail dışında demokrasi için  gereken koşulların oluştuğu bir ülke görüyor musunuz? 

            FİSCHER: Tüm şüphelere rağmen, evet. Bazı Körfez  ülkeleri demokratik reformlar başlattılar. Cezayir yavaş  yavaş son 12 yılın büyük ulusal trajedisinden sıyrılmaya  çalışıyor. İran'da, öncelikle de büyük şehirlerde oldukça  etkileyici bir sivil toplum potansiyeli mevcut. Türkiye'de  şu anki hükümet, çağdaş bir İslam geliştirmeye çalışıyor.  Türkiye, İslam toplumları ile Batılı demokrasi arasında  köprü işlevi görebilir.  

            (...) 

            SORU: Almanlar Avrupa politikasını da bizzat  değerlendirmek durumunda olacaklar. 1 Mayıs'ta 10 yeni  devlet AB'ye üye oldu. Size göre, onlara ilaveten  Romanya ve Bulgaristan'ın yanı sıra Türkiye de alınmalı.  Bu iyi niyet, aslında iyi niyetin tam tersi olmuyor mu? 

            FİSCHER: Türkiye meselesinde çok uzun vadeli bir  perspektiften söz ediyoruz. 

            SORU: CDU/CSU Türkiye'ye üyelik perspektifi sunmak  istemiyor, bunun yerine "ayrıcalıklı ortaklık" öneriyor.  Bu yeterli değil mi? 

            FİSCHER: Pardon ama, 1963 yılında Türkiye'ye söz  vermeyi başlatan bir Hıristiyan Birlik Partileri  hükümetiydi. Eğer Türkiye'ye şimdi 'Ne yaparsanız yapın,  hiçbir şekilde içeri alınmazsınız' dersek, büyük bir hata  yapmış oluruz. Bu Türkiye'yi, içerde de istikrarsızlaşmaya  itmek anlamına gelir ki, bu tamamen bizim çıkarlarımıza  ters düşer."            

            Welt am Sonntag gazetesinde (02/05) "Eğer Bana  Sorulsaydı" başlığı altında ve Miriam Hollstein-Waltraud  Kaseser imzalarıyla AB Dışişleri Komiseri Chris Patten  ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın  Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: İngilizlerin bir referandumda AB Anayasası'nı  çoğunlukla reddetmeleri halinde İngiltere'nin AB'yi terk  etmesi gerektiğini söylediniz. 

            PATTEN: Kimse, biz İngilizlerin kim olduğumuza karar  vermemizi sonsuza kadar beklemeyecektir. Anayasa hukuku  açısından AB'den ayrılmak için bir neden olmasa da, siyasi  ve kültürel açıdan insanlar, böyle muhalif ve itaatsiz  olmamıza sonsuza kadar katlanamayacaklardır. 

            SORU: Peki Avrupa'nın kimliği ne durumda? Bu kimlik  kendini Türkiye'de de bulabilecek mi? 

            PATTEN: Aralık ayında alınacak olan bir karara  şimdiden müdahale etmek istemiyorum. Sadece şu kadarı  var ki, biz Türkiye'yi, otoriter bir askeri rejimle  yönetilirken, potansiyel bir üye olarak kabul ettik.  Şimdi ise Türkiye dikkate değer siyasi değişikliklere  girişen bir demokrasi durumunda. Şimdi Türkiye'yi  basitçe reddedersek, İslam dünyasına bir köprü kurmak  güçleşecektir." 

            FRANSA BASINI: 

            Le Monde gazetesinde (02-03/05) "Genişleme Transatlantik  Sistemi Kuvvetlendirir" başlığı altında ve Patrick Jarreau  imzasıyla yayımlanan bir haberde, NATO için Amerikan  Komitesi'nin ve Geçiş Dönemindeki Demokrasiler İçin Proje'nin  Başkanı Bruce Jackson'un AB'nin genişlemesiyle ilgili  görüşlerine yer verilmektedir. Haberde, Türkiye'nin AB'ye  katılması konusunda Bruce Jackson'un, "ABD, Türkiye'nin  Kopenhag Zirvesi'nde belirlenen şartları yerine getirmesi  halinde, AB'ye giren diğer ülkelerle aynı şanslara sahip  olması gerektiğine kuvvetle inanmaktadır. Bu ülkenin Orta  Doğu'da stratejik bir önemi olduğunu mütalaa ediyoruz.  Müslüman, laik bir devlettir. Eğer AB kapısını ona kapatırsa  Atlantik İttifakı'na ciddi bir darbe vurmuş olur. Tüm  Müslüman ülkelere de birinci dünyada yerlerinin olmadığı  mesajı gönderilmiş olur. ABD için ise, ortak bir stratejinin  reddi ve Müslüman karşıtı bir ırkçılığın göstergesi olur.  Bu şartlar altında da, Almanya'da onbinlerce asker  bulundurmamız için sebep göremiyorum." şeklindeki sözleri  aktarılmaktadır.

            Le Journal du Dimanche gazetesinde (02/05) "Avrupa  Parlamentosu Seçimleri için UMP'nin Önerileri" başlığı  altında ve Virginie Le Guay imzasıyla Fransa'nın çoğunluk  partisi UMP'nin (Halk Hareketi için Birlik) 13 Haziran'da  yapılacak Avrupa Parlametosu seçimleri için kampanya müdürü  olarak seçilen Yvelines Milletvekili Pierre Lequiller ile  yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta, UMP'nin seçim  kampanyasının konularının parti genel başkanı Alain Juppé  tarafından 9 Mayıs'ta açıklanacağını kaydeden Pierre  Lequiller'in, "Türkiye'nin AB'ye girişi konusunda farklı  görüşler dile getiriliyor. Bu konuya Cumhurbaşkanı, UMP  yetkililerinden daha açık bakıyor." şeklindeki bir yoruma  cevaben, "Doğrudur. Türkiye konusunda Devlet Başkanı ile  UMP arasında görüş ayrılığı mevcuttur. UMP Başkanı Alain  Juppé, bu konuda ilk defa 4 Aralık 2002'de görüş bildirdi.  O zamandan günümüze de değişiklik olmadı. UMP, Türkiye'nin  Avrupa'ya girmesine karşıdır. Jacques Chirac, perşembe  günü düzenlediği basın toplantısı sırasında, Türkiye'nin  muhtemel girişi hakkında daha açık bir tavır sergiledi.  Ama 'uzun' olacağını da söyledi ve konunun halklar  tarafından 'onaylanması' gerekeceğini de kaydetti." dediği belirtilmektedir. 

            LÜBNAN BASINI:  

            El-Müstakbel gazetesinde (03/05) "Abdullah Gül, Arap  ve Müslüman Ülkelere Ankara'ya Kıbrıs'ta Yardımcı Olmaları  Çağrısında Bulundu" başlığı altında ve Hüsnü Mahalli  imzasıyla yayımlanan bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül'ün, AB kapılarının Türklerin yüzüne kapanmasının  sorumluluğunu AB'ye yükleyerek, Birliğin bu politikasının  sürmesi durumunda kaybedenin AB olacağını söylediği ve  El-Mustakbel ile özel olarak yaptığı söyleşide, Avrupa  ülkelerinin Türkiye'yi AB içinde kucaklamayı reddetmesinin  Türkler açısından dünyanın sonu olmayacağını, zira  Ankara'nın bütün ihtimalleri gözönünde bulundurduğunu  vurgulayarak, Arap ve Müslüman ülkelere Ankara'ya Kıbrıs  konusunda yardımcı olmaları çağrısında bulunduğu  kaydedilmektedir. Gül'ün, AB'nin Türkiye'ye yönelik  geleneksel politikasını gözden geçirmesini ve çifte  standarttan vazgeçmesini umduğunu ifade ederek, Türkiye'nin,  AB'nin talep ettiği bütün reformları yaptığını, böylece  AB'ye katılım ve AB ile siyasi, ekonomik ve sosyal bütünleşme  içinde olma isteğinde samimi ve kararlı olduğunu ispat  ettiğini söylediği, ayrıca bu bağlamda Türkiye'nin Kıbrıs'ta  olumlu bir tavır takındığını kaydettiği ifade edilen haberde,  Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs'taki tavrının önemine  işaret eden Bakan Gül'ün, Arap ve Müslüman ülkelere, ABD,  Avrupa ve diğer ülkelerden önce Kıbrıs konusunda Ankara'ya  yardımcı olmaları çağrısında bulunduğu belirtilmektedir. 

            JAPONYA BASINI: 

            Mainichi Shimbun gazetesinde (02/05) "AB Üyeliğini  Hedefleyen Türkiye" başlığı altında ve Naoki Fukuhara  imzasıyla yayımlanan bir haberde, AB hükümeti  niteliğindeki Avrupa Parlamentosu'nun bir üyesi olan  Volgestein, "AB, Orta Doğu ile coğrafi sınırlara sahip  Türkiye'yi bünyesine alacak olursa, büyük bir tehlikeyi  sırtlanmış olacak. Nüfusu çok fazla" dediği  belirtilmektedir. AB'nin, Türkiye'nin üyeliği hakkında  bu yıl içinde kararını vereceği, ancak bu konuda çevrede  soğuk rüzgarlar estiği ve Hıristiyanlık üzerine kurulu  AB'ye, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'nin  üyeliğine karşı Avrupa kamuoyunda tepki olduğu belirtilen  haberde, Türkiye'nin AB üyesi olması durumunda,  Hıristiyanlık ile İslam'ın uzlaşmasını sembolleştiren çağ  açıcı bir olay olacağı, bu arada, Avrupa Parlamentosu'nun  eski bir üyesinin, Türkiye'nin coğrafi vb. niteliklerinden  dolayı, "Ekonomi ve savunma gibi alanlarda AB ile anlaşma  yapmasını ama sınırlı üye ülke olmasını" önerdiği ve  Avrupalı liderler arasında, Türkiye'nin üyeliğinin  "şimdilik onlarca yıl ötede" görüşünü belirtenler bulunduğu  ve Türkiye'nin üyeliğinin oldukça zaman alacak gibi  göründüğü vurgulanmaktadır. 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Ta Nea gazetesinde (03/05) "Ufukta ...Veto" başlığı  altında ve Yorgos Tsalakos imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un, Türkiye'nin  AB yönelimini doğrudan Kıbrıs ile ilişkilerin düzelmesine  bağladığı belirtilmektedir. Kıbrıs Cumhurbaşkanı  Papadopulos'un, Kıbrıs'ın "25"ler Avrupası'na resmen  üye olmasından dolayı güç kazanmış olduğunu hissederek,  politikasının kartlarını açtığı ve Kıbrıs sorununun  yakında çözümleneceği yönünde öngörülerde bulunamayacağını  vurguladığı ifade edilen yorumda, Papadopulos'un vetodan  söz etmeden, Türkiye'yi, Kıbrıs ile ilişkilerini  düzeltmezse, AB ile ilişkilerini düzeltemeyeceğini anlamaya  davet ettiği kaydedilmektedir.

            Elefteros Tipos gazetesinde (03/05) "Dostluk Kanıtları"  başlığı altında ve Yorgos Kuvaras imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Türk-Yunan ilişkileri ve Karamanlis ile Erdoğan  arasında Atina'da gerçekleşecek görüşmeye yer verilmektedir.  Annan planına Kıbrıs Rum tarafının "hayır" demesinin, aralık  ayında yapılacak olan AB zirvesinde üyelik müzakereleri için  tarih alma amacıyla Ankara'nın Türk-Yunan ilişkilerinden  faydalanmak istemesinin, ikili ilişkilerde ilerlemelerin  kaydedilmesi için koşulların olgunlaşmamış olmasının,  Türkiye Başbakanı'nın Atina ziyaretine ayrı bir önem  vermesine yol açtığı belirtilen yorumda, şu aşamada,  Ankara'nın AB yöneliminde Atina'nın, önemli bir müttefik  olduğu ifade edilmekte ve Türkiye'nin AB üyeliğine, Birliğe  üye birçok ülke ihtiyatla bakarken, Yunanistan'ın dış  politikasındaki stratejik hedefin, Türkiye'nin AB yönelimini  desteklemek olduğu ve Kıbrıs'ta kaydedilen olumsuz  gelişmelere rağmen bu stratejinin hala gücünü koruduğu  vurgulanmaktadır.

            Elefterotipia gazetesinde (02/05) "Türklerin Büyük  Umutları" başlığı altında ve Eleni Kohaimidu imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Türkiye'ye şimdi Avrupa  kapılarının açıldığı yönünde bir değerlendirme yapılması  için henüz erken olduğu ve Erdoğan'ın daha birçok sınavdan  geçmesinin gerekeceği belirtilmektedir. Türk Hükümeti'nin,  AB'ye üyelik müzakerelerinin başlaması için çok istediği  tarihi alabileceği yönünde büyük ümitlerle, aralık ayındaki  AB zirvesine giden yolun son aşamasına girmiş bulunduğu  belirtilen yorumda, Türk Hükümeti'nin hedefinin, son 30  yılda uygulanan dış politika ve güvenlik politikasının  değiştirilmesine dayanan, Kıbrıs konusundaki diplomatik  zaferin meyvelerini toplamak olduğu, ancak referandumun  işgal kesiminde elde edilen olumlu neticesinin, Türkiye'nin  Avrupa yönelimini tek başına güvence altına alamayacağı,  üstelik bu neticenin, Türk sisteminin kolay bozulur  dengeleri çerçevesinde, bir iç uzlaşmanın ürünü olarak elde  edildiği kaydedilmektedir. Referandumdan sonra "Türkiye'nin  kapısını çalan zor kararlar" üzerinde çalışmaya başlayan  Dışişleri Bakanlığı'nın,  Türkiye'nin Avrupa yönelimini  engelleme olasılığı olan hayati argümanları Yunanistan'ın  elinden alarak yeni koşulları da sabitleştirmeye çalıştığı  ifade edilen yorumda, Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın,  aralık ayına kadar Atina'nın Kıbrıs'taki askeri kuvvetler  konusunu ön plana çıkarmasını beklediği, ancak Ankara'nın  gerçek kabusunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde askıda  tutulan konuların oluşturduğu vurgulanmaktadır. Yorumda,  Kıbrıs konusundaki gelişmelerden sonra Yunanistan ve  Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB üyeliği talebini kayıtsız  şartsız destekleme kararı alsa dahi, Avrupa'nın,  kapılarını Türkiye'ye açmış olduğunu söylemek için en  azından "henüz" erken olduğuna dikkat çekilmektedir.

 

 

 

 

ESKİ SAYILAR