ANKARA, 05/05(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 04 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(04/05) "Başkan Bush, AB'ye Yeni Katılan 10 Ülkeyi Kutladı: 'Türkiye'nin
de AB'ye Katılım İsteğini Destekliyoruz'" başlığı altında yer verdiği
bir haberde, Başkan George W.Bush'un yaptığı açıklamasında, AB'nin
merkez Avrupa'dan Akdeniz'e kadar 10 yeni ülkeyi kucaklamasını
kutlayarak, "Bu genişleme milyonlarca Avrupalıya umut verecek ve fırsat
sağlayacaktır. NATO'nun genişlemesinin yanı sıra, AB'nin genişlemesi
Avrupa'da var olan ve yeni kurulmuş olan demokrasilerin birleşmesine ve
bütünleşmiş, özgür ve barış içinde bir Avrupa'nın oluşmasına yardımcı
olacaktır." dediği belirtilmektedir. Haberde, Bush'un, ABD'nin diğer
ülkelerin AB üyeliğini kazanmaları olasılığını hoş karşıladığını
belirttiği ve "AB'nin Romanya ve Bulgaristan da dahil olmak üzere
nitelikli ülkelerin katılımıyla daha da genişleme olasılığını ve
Türkiye'nin AB'ye katılım isteğini destekliyoruz." dediği
aktarılmaktadır.
Washington Times
gazetesinin internet sayfasında (04/05) "Neden Kıbrıs 'Hayır' Dedi?"
başlığı altında ve Philip Terzian imzasıyla yer alan makalede, Kıbrıs'ta
yapılan referandumda Rum kesiminin "hayır" demesi ve sonrasındaki
gelişmeler ele alınmaktadır. Makalede şöyle denilmektedir: "AB, BM ve
Bush yönetiminin Kıbrıs Rum kesiminin 'hayır' kararından hoşnutsuz
olduğu aşikar. Bush yönetimi, Türkiye ile dostluk bağlarını
kuvvetlendirmeye istekli. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, bu barış
planından yararlanmayı umuyordu. Avrupa Birliği ise planın kabul
edilmesinin, Türkiye'nin AB'ye üye olma sürecini hızlandıracağını
düşünüyordu. Fakat Türkiye, bir Avrupa Birliği üyesi ülkenin
topraklarını işgal etmeye devam ettiği müddetçe Birliğe üye olamaz...
Kıbrıs için bir umut var. Neredeyse Kıbrıs halkının tümünün adanın
yeniden birleşmesinde çıkarları var... Eğer Amerika yapıcı bir rol
üstlenmek istiyorsa, taraflara uyguladığı baskıyı eşit hale getirmeli.
Kıbrıs Rum kesimi, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmayacak kadar zeki
olmalı. Çünkü Avrupalılaşmış bir Türkiye, komşuları için bir nimet olur.
Fakat Türkiye kendini hesaba katmalı. Avrupa Birliği'ne girme ve
saldırgan geçmişinden vazgeçmekteki çıkarları, Kıbrıs'ı baskı altında
tutmaktaki çıkarlarına üstün gelecek mi? Doğu Akdeniz'deki bir ada
cumhuriyetinin geleceği, dünyanın tüm kesimlerindeki etnik
anlaşmazlıklar için önem taşıyor."
ALMANYA BASINI:
Netzeitung'un
internet sayfasında (03/05) "CSU, Türkiye'nin AB Üyeliğine Engel Olmak
İstiyor" başlığı altında yer alan bir yazıda, Hıristiyan Sosyal Birlik
Partisi'nin (CSU) Genel Sekreteri Markus Söder'in, AB'nin 10 yeni üye
ülke ile genişlemesinin hemen ardından Türkiye'nin olası bir üyeliğine
karşı çıktığı belirtilmektedir. Söder'in Bild gazetesine, CSU'nun böyle
bir şeye izin vermeyeceği ve partisinin bu üyeliğe engel olacağı yönünde
bir demeç verdiği belirtilen yazıda, Söder'in, CSU'nun, 13 Haziran
tarihinde gerçekleştirilecek Avrupa seçimlerini, Türkiye'nin AB üyeliği
konusunda yapılacak bir "referandum" haline getireceğini ilan ederek,
"Vatandaşlar da alınacak kararda söz sahibi olacak. Söz konusu olan
sadece milletvekillerinin seçilmesi değil, aynı zamanda Avrupa'nın
sınırlarının oluşturulmasıdır." dediği ifade edilmektedir. Yazıda, CSU
Genel Sekreteri'nin, partisinin bu tutumuna, Almanya'da yaşayan
Türklerin bugüne dek halen buraya yeterince uyum sağlayamamalarını
gerekçe gösterdiği, ayrıca Türkiye'nin insan haklarına yeterince saygı
duymadığının da ifade edildiği kaydedilmektedir.
Financial Times
Deutschland gazetesinde (04/05) "Genscher, FDP Çizgisinde Değil"
başlığı altında ve DPA'ya atfen yayımlanan bir haberde, Dışişleri eski
Bakanı Hans Dietrich Genscher ile partisinin yönetiminin, Avrupa
politikasının merkezi konularında ayrı yollar izledikleri
belirtilmektedir. FDP yönetiminin Berlin'de, Avrupa seçimleri
kampanyasında, AB Anayasası için referanduma gidilmesi talebinin dile
getirilmesini oybirliğiyle onayladığı ifade edilen haberde, FDP'nin
Onursal Başkanı Genscher'in, bunu daha önce, "demokratik sistemimizin
temelden değiştirilmesi" anlamına geleceği için, "mantıklı değil" diye
nitelendirdiği hatırlatılmaktadır. Türkiye ile AB üyelik müzakereleri
konusunda da Genscher ve parti yönetimi arasında görüş ayrılıklarının
söz konusu olduğu kaydedilen haberde, Genscher'in, 1963 yılında
Türkiye'ye verilen müzakerelere başlama sözünün "öylesine masanın
altına atılamayacağını" belirttiği vurgulanmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
The Times
gazetesinin internet sayfasında (04/05) "Brüksel, İmparatorluğunun
Sınırlarını Bir Kez Daha Genişletmeyi Planlıyor" başlığı altında ve
Anthony Browne imzasıyla yer alan makalede, AB'nin şimdiye kadarki en
büyük genişleme dalgasını arkalarında bırakan Avrupalı yetkililerin,
şimdi Brüksel imparatorluğunu Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Asya'ya
genişletmek için daha iddialı planlar hazırladıkları belirtilmektedir.
Genişlemenin sekiz eski komünist ülkede demokrasinin yerleşmesine
katkıda bulunması gibi bu yeni politikanın da, Avrupa'nın uzak
doğusundaki bölgelerin yanı sıra Arap dünyasına da istikrar
kazandırmasını umdukları ifade edilen makalede, gelecek hafta Avrupa
Komisyonu'nun, AB'nin, İsrail, Lübnan ve Sovyetler Birliği'nin Rusya da
dahil Avrupa'da bulunan tüm eski parçalarının yanı sıra Fas'tan
Suriye'ye kadar Akdeniz'e kıyısı bulunan tüm Müslüman ülkelere uzanacak
etkili bir genişlemenin ayrıntılarını belirleyen bir strateji belgesi
oluşturacağı ve bunun, Romanya ve Bulgaristan'ın 2007'de tam üye
olmaları planlarına ek olarak Arnavutluk, Hırvatistan, Bosna ve
Sırbistan da dahil Balkan ülkeleri tarafından takip edileceği, ayrıca
ekim ayında Türkiye'nin AB'ye katılmaya hazır olup olmadığı konusunda
da bir karar vereceği, en tartışmalı genişleme konusunun ise Türkiye
olduğu kaydedilmektedir. İngiltere ve Almanya'nın 70 milyonluk Müslüman
bir nüfusa sahip Türkiye'nin kabul edilmesinin sözde "medeniyetler
çatışmasını" ortadan kaldırmak için çok önemli olduğunda ısrar
ettikleri, Fransa'nın ise karşı olduğuna işaret ettiği hatırlatılan
makalede, Türkiye'nin nüfusunun 2050'de 100 milyonu bulmasının
beklendiği ve pek çok Avrupalı siyasetçinin, neredeyse tamamının Asya'da
bulunan gelişmekte olan bir ülkenin en geniş üye olarak kabul
edilmesinin, fiilen AB'yi yok etmesinden kaygılandıklarına işaret
edilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Aargauer Zeitung'un
internet sayfasında (04/05) "Raffarin, AB'ye Yeni Bir İvme Kazandırmak
İstiyor" başlığı altında ve Stefan Braendle imzasıyla yer alan bir
yazıda, Fransa Başbakanı Jean-Pierre Raffarin'in Doğu'ya doğru yapılan
AB genişlemesine yönelik tepkisine yer verilmekte ve Paris hükümetinin,
AB'ye yeni bir ivme kazandırmak istediği belirtilmektedir. Başbakanı
Jean-Pierre Raffarin'in, birkaç Avrupalı basın temsilcisi karşısında,
Fransız Hükümeti'nin yıllardır Avrupa sahnesinde görünmediğini
vurguladığı ifade edilen yazıda, Raffarin'in, Türkiye'nin AB üyeliğiyle
de ilgilendiği ve Türk Hükümeti'nin çok kısa bir süre içinde AB üyesi
olmasının imkansız olduğunu, fakat uzun vadede bunun "tarihi bir şans"
olacağını belirttiği kaydedilmektedir. Raffarin'in, "Avrupa, Birlik
içinde dinin rolü hakkındaki tartışmalardan kaçamaz. Bu konuda
Türkiye'nin emek sarf etmesi gerekiyor. Avrupa, sadece Hıristiyan
kökenli değildir. Avrupa tarihinde sürekli olarak İslam ile diyalog
vardır. 20 ila 50 sene sonraki Avrupa'yı gözönünde bulundurursak,
Türkiye'nin AB üyeliğinin Avrupa'nın tarihi gelişimi ile paralel
gideceğini göreceğiz." dediği belirtilen yazıda, bu nedenle, "Türkiye,
AB'ye girmesin" yazılı afişleri kınayan Başbakan Raffarin'in, Türkiye'yi
eleştiren partisine yönelik, "birkaç oy daha fazla almak için,
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı polemik yaratmanın gerekmediğini"
söylediği vurgulanmaktadır.
PORTEKİZ BASINI:
Publico
gazetesinde (02/05) "Türkiye, Avrupa'nın Son Sınırı" başlığı altında ve
Jorge Almeida Fernandes imzasıyla yayımlanan makalede, 1 Mayıs tarihinde
AB'ye 10 yeni üyenin katılımıyla Doğu ve Batı Avrupa'nın kucaklaştığı,
AB'nin bir kıta kurumu kimliği aldığı, ancak bu genişlemenin Avrupa'nın
sınırlarının nerede sona ereceği sorusunu gündeme getirdiği, kuzeyde
sınır olarak Rusya'ya ulaşıldığı, Ukrayna, Moldovya ve Belarus'un siyasi
nedenlerle şu anda Birliğe giremeyecekleri ifade edilmekte ve aynı
hususların Magrib ülkeleri için de geçerli olduğu, bu çerçevede Birliğin
güneydoğu sınırlarının halen belirsizliğini koruduğu ve bu durumun
Türkiye'yi gündeme taşıdığı belirtilmektedir. Türkiye ile müzakerelere
başlanması için kararın aralık ayında yapılacak AB Zirvesi'nde
verilmesinin ve bu olduğu takdirde müzakerelerin uzunca bir zamana
yayılmasının beklendiği, iyi bir müzakere sürecine hem Türkiye hem de
AB'nin gereksinimi olduğu; öte yandan, Türkiye'nin üyeliğinin AB'yi
ikiye böldüğü, her iki kesimin de kendi içinde tutarlı argümanları dile
getirdikleri bildirilen makalede, Türkiye'nin Avrupa'yı ve Batı
değerlerini hedeflediği 1963'de De Gaulle ve Adenauer'in Türkiye'nin
Avrupa yönelimini kabul ettikleri ve bir gün üye olacağı garantisini
verdikleri; Türkiye'nin 40 yıldır kendisine verilen sözlerin yerine
getirilmesini beklediği; Türkiye'nin coğrafi nedenlerle Birliğin dışında
bırakılamayacağı; Anadolu topraklarının antik çağlardan beri Avrupa'nın
parçası kabul edildiği; Türkiye'nin bir Avrupa gücü olan Osmanlı
İmparatorluğu'nun mirasçısı olduğu ve Osmanlı'nın çöküşünden sonra
modern, laik Türkiye Cumhuriyeti'ni inşa eden Atatürk'ün yeni
Türkiye'yi çağdaş Batı değerleri üzerine kurduğu; Atatürk'e göre çağdaş
medeniyeti Avrupa'nın temsil ettiği; II. Dünya Savaşı'ndan sonra
Türkiye'nin Batılı anlamda parlamenter demokrasiye geçtiği ve NATO'ya
üye olduğu kaydedilmektedir. Makalede, Türkiye tarafından Kopenhag
Kriterleri'ne uyum konusunda gerçekleştirilen reformlara dikkat
çekilerek, reformların tam olarak uygulanmasının zaman alabileceği; öte
yandan hükümetin Kıbrıs konusunda da siyasi iradeyle gücünü gösterdiği
ve Türkiye'de bir anlamda "İkinci Batılı Devrimin" "eski-İslamcı" AKP
iktidarı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından gerçekleştirilmekte
olduğu ve AB'nin Türkiye için vereceği kararın AB için olduğu kadar
demokratik ve laik Türkiye için de önemli olacağı; zira bu suretle
diğer Müslüman ülkelere çok ciddi mesajlar gönderileceği
belirtilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Fileleftheros
gazetesinde (01/05) "Türkiye'nin AB'ye Katılımı" başlığı altında ve
Kostas Yordanides imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın Atina'ya yapacağı ziyaret konu edilmekte ve bu
çerçevede Erdoğan-Karamanlis görüşmesi ele alınmaktadır. Erdoğan-Karamanlis
arasındaki görüşmelerin, Kıbrıs sorununu içereceği ve Yunan tarafının
adanın yeniden birleşmesine ilişkin çabaları devam ettirme niyetini
teyit edeceği, ancak öncelikle aralık ayında gerçekleştirilecek zirve
toplantısı öncesinde Türkiye'nin Avrupa yaklaşımına odaklanılmasının
beklendiği ifade edilen yorumda, Karamanlis'in birçok kez Erdoğan'a,
Yunanistan'ın, Türkiye'nin aralık ayında AB ile üyelik müzakerelerine
başlama tarihi alma talebini sabit şekilde destekleyecek bir AB ülkesi
olacağını söylediği kaydedilmekte ve Yunanistan'ın dışında Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin de Ankara'nın Avrupa talebini destekleyeceği
vurgulanmaktadır. Türkiye'nin Avrupa yaklaşımı ile ilgili Atina
politikasının, "Stratejik açıdan öneme sahip birinci sebebe göre,
Türkiye'nin AB'ye katılımı, geçmişten ve askeri yönetimin tutumundan
kurtulmak isteyen siyasi ve ekonomik çevreleri güçlendirerek, geleneksel
rejimin saldırganlığını ortadan kaldıracağı, aynı derecede öneme sahip
ikinci sebebe göre, Erdoğan'ın geleceği AB'nin Ankara'nın talebine
olumlu yanıt verip vermemesine bağlı olacağı gibi iki nedene dayandığı
kaydedilen yorumda, Karamanlis'in, Türk meslektaşını güvenilir bir
muhatap olarak gördüğü, Washington ile AB üyesi ülkelerin liderlerinin
de bu anlayışa sahip olduklarının görüldüğüne işaret edilmektedir.
Yorumda, "Ankara'nın AB'ye üyelik talebinin aralık ayında tatmin
edilmesi de Kıbrıs'ın yeniden birleşme çabalarını olumlu yönde
etkileyecektir, çünkü gelişmelerin Erdoğan için olumsuz olması halinde o
zaman hiç kimse Türkiye'nin Kıbrıs sorununda işbirliği iradesi
sergilemesini beklemesin. Gerek Atina'nın, gerekse Lefkoşa'nın
çıkarları, Erdoğan hükümetinin Avrupa hedeflerini güçlendirme yönünde
çakışmaktadır. Bu nedenle Erdoğan'ın Atina ziyaretinin özel bir önemi
vardır." denilmektedir.