06.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

           

            ANKARA, 02/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  5 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ABD BASINI: 

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (05/05)  "AB Görüşme Tarihi Vermezse Türk Halkı Düş Kırıklığına  Uğrar" başlığı altında yer verilen bir haberde, Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın, AB'nin görüşme tarihi vermemesi  durumunda Türk halkının düş kırıklığına uğrayacağını,  ancak bunun, Türkiye'yi, güçlü potansiyelini kullanacağı  başka yollar bulmaktan caydırmayacağını söylediği  belirtilmektedir. Erdoğan'ın, bu açıklamayı TBMM'de  anayasa değişiklik paketi görüşmeleri sırasında yaptığı  belirtilen haberde, AB'nin, Türkiye'nin yıl sonunda  görüşme daveti alabilmesi için önce gerekli reformları  yapması ve insan hakları uygulamalarını düzeltmesi  gerektiğini belirttiği hatırlatılmakta ve Başbakan  Erdoğan'ın ise, AB'nin Türkiye'yi daha fazla bekletmesinin  haksız ve yanlış olacağını vurguladığı kaydedilmektedir. 

            ALMANYA BASINI: 

            Der Tagesspiegel gazetesinde (05/05) "Türkler  Avrupa'da Ne Yapsın?" başlığı altında ve Suzan Gülfırat  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB'nin, bu yılın sonunda  Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatıp  başlatmayacağına karar vereceği hatırlatılmakta, Wulf  Schönbaum'un, Avrupa Evi'nde, "Eğer AB, dünyada ciddiye  alınmak istiyorsa, bu görüşmeleri başlatmalıdır" dediği ve   AB'nin artık geri dönemeyeceğini belirttiği kaydedilmekte  ve Jörg Schönbaum'un ise, "AB, ekonomik açıdan ve arka  plandaki güvenlik düşüncesiyle yeni bir genişlemeyi daha  taşıyamaz" diyerek tamamen farklı düşündüğünü ortaya  koymaktadır. Jörg ve Wulf Schönbaum kardeşlerden birinin  Konrad Adenauer Vakfı'nın Ankara şubesini yönettiği ve  Türkiye'nin üyeliğini desteklediği, diğerinin ise  Brandenburg Eyaleti'nde İçişleri Bakanı olduğu -Her ikisi  de CDU'lu- belirtilen yazıda, Avrupa Birliği'nin  Almanya'daki temsilciliği ve Heinz Schwarzkopf Genç Avrupa  Vakfı'nın, iki kardeşi tartışmaya davet ettiği ve Der  Tagesspiegel gazetesinin Yazı İşleri Sorumlusu Christoph  von Marschall'ın tartışmayı yönettiği, şüpheci Jörg  Schönbaum'un, "Türkiye'de ekonomi, AB ortalamalarının  sadece yüzde 25'i düzeyinde ve kadınların sadece yüzde  25'i çalışıyor" dediği, kardeşi Wulf Schönbaum'un ise,  provokatif bir şekilde karşılık vererek, "Ben de şöyle  sorabilirim. AB, Polonya'nın üye olmasından şimdi ne elde  etti? AB, Bulgaristan'ın 2007 yılına kadar koşulları  yerine getireceğini nereden biliyor?" diye konuştuğu ifade  edilmektedir. 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Kurier gazetesinde (03/05) "AB Komiseri Fischler ile  Yapılan Mülakat" başlığı altında AB Komiseri Fischler ile  yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile  ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Türkiye'nin AB'ye katılımı sorunu ihtilaflı   bir sorun. Komisyon, bu konuda ekim ayında bir rapor   sunacak. Katılım müzakerelerinin başlaması için bir   tavsiyede bulunulacak mı? 

            FİSCHLER: Tavsiye için bir yükümlülük yok. Böyle bir  tavsiyede bulunup bulunmayacağımız belli değil. Henüz  karar verilmedi. Ama açık bir sonuç çıkartacağız. 

            SORU: Kulağa ihtiyatlı geliyor.  

            FİSCHLER: Bizim görevimiz, Türkiye'nin, müzakerelerin   başlaması için gerekli Kopenhag Kriterleri'ni yerine   getirip getirmediğini kontrol etmektir. Bu kriterler;   demokrasisinin ve hukuk devleti düzeninin garantisi olarak  kurumsal istikrar, insan haklarının korunması ve   azınlıkların korunması konularıdır. Ayrıca dördüncü bir   kriter daha var, bu da, Avrupa Birliği'nin yeni bir devleti  kabulünün üstesinden gelip gelemeyeceği sorunudur. Bu  hususun tartışılması gerekiyor. Bu husus, aralık ayında   yapılacak AB zirvesinde devlet ve hükümet başkanlarını   meşgul edecektir. Müzakerelere başlanmasına hazır olmak   demek, bu genişlemeyi finanse etmeye hazır olmak demektir. 

            SORU: Berlin, Türkiye'nin katılımını istiyor. Fransa   ise 10 yıl içinde veya daha sonrasında katılımı ihtimal   dahilinde görmüyor. Karar nasıl olacak? 

            FİSCHLER: Kriterlere bağlı kalmak gerekir. Kültürel   farklılık tartışması boş bir tartışma. Ben, Erhard Busek   gibi, Türkiye'nin bu bölgedeki yegane laik devlet olduğunu  düşünüyorum."  

            Die Presse gazetesinde (03/05) "Voggenhuber:  Türkiye'yi Alacak Durumda Değiliz" başlığı altında  yayımlanan bir haberde, AB seçimlerinde Yeşillerin adayı  Johannes Voggenhuber'in, Türkiye'nin önümüzdeki 10 yıl  zarfında Avrupa Birliği'ne katılımı aleyhinde konuşarak,  "Türkiye'yi alacak durumda değiliz" dediği belirtilmektedir.   Haberde, Voggenhuber'in "Balkanlar, ajandada, Türkiye'den  önce, en üst sırada yer alıyor. Avrupa Birliği şu anda  Türkiye'yi alacak durumda değildir. Devlet ve Hükümet  Başkanlarının 1999 yılında Helsinki'de Türkiye'nin tam   üyeliğine 'evet' demiş olması, sadece Avrupa devletlerinin   katılımını öngören AB sözleşmeleri içeriğine aykırı biçimde   yapılmıştır" dediği aktarılmaktadır.  

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (05/05) "11 Fransız Milletvekili, Avrupa  Anayasası ve Türkiye ile İlgili Çifte Referandum Yapılması  Taraftarı" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Fransa  Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın partisine üye 11  milletvekilinin, Avrupa Anayasası ve Türkiye'nin AB'ye  girişi ile ilgili çifte referandum yapılması talebinde  bulundukları bildirilmektedir. Haberde, talebin öncüsü olan  milletvekili Nicolas Dupont-Aignan'in, Türkiye'nin AB'ye  entegrasyonunun -ülkedeki yaşam seviyesinin düşüklüğü ve  yönetimin Ermeni soykırımını tanımayı reddetmesi bile  gözardı edildiğinde- "tehlikeli" olduğunu ifade ettiği ve   Rusya, Ukrayna ya da Magrip ülkeleri ile olduğu gibi  Türkiye ile de imtiyazlı bir ortaklık yapılabileceğini,  ancak AB'ye alınmaması gerektiğini söylediği  kaydedilmektedir.

            AFP'nin (05/05) "Alain Juppe: Türkiye'nin Girişi,  Avrupa'nın Sonu Olur" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın partisi  Halkçı Hareket Birliği'nin (UMP) Başkanı Alain Juppe'nin  yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne   girişinin, "Avrupa'nın sonu anlamına geleceğini"  bildirdiği belirtilmektedir. Haberde, Juppe'nin, Paris'te  basınla görüşmesinde, "Türkiye için çözüm, yakınlaşmış bir  komşuluk çözümüdür. Ben, Dışişleri Bakanı iken,  Türkiye'nin girişinden yana olan iddialara destek verdim"  şeklinde konuştuğu ve yeniden bir değerlendirme yaptığını,  zira "bunun lehinde olmayan" Fransız kamuoyunun durumunu  gözönünde bulundurmak gerektiğini sözlerine eklediği  kaydedilmektedir. 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Haravgi gazetesinde (05/05) "Kıbrıs Sorunu, Türk-Yunan  ve Avrupa Türkiye Sorunları" başlığı altında ve Kostakis  Konstantinu imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türk-Yunan  ilişkileri ve Kıbrıs konusu ele alınmaktadır. Avrupalı bir  Türkiye'nin, AB ilke ve değerlerini benimsediği,  uluslararası adaletin gerekçelerine uyum sağladığı, insan  haklarına saygı gösterdiği ve Kopenhag Kriterleri'ni yerine  getirdiği andan itibaren herkesin çıkarına olacağı  bağlamında, Türkiye'nin üyelik sürecinin desteklenmesi  tutumunun da bu çerçevede şekillendirildiği belirtilen  yorumda, Türkiye'nin ekim-aralık arasındaki üç aylık  dönemde yukarıda değinilen konularla ilgili olarak   değerlendirileceği ve böylece üyelik müzakerelerine başlama   tarihi alıp almamasına karar verileceği, Kıbrıs sorununun,   değerlendirme kriterlerinden biri olmadığı ifade edilen  yorumda, ancak yukarıdaki konuların hepsinin Kıbrıs  sorununa dokunduğu ve Ankara'nın tutumunun gerçek niyetleri  konusunda kriter olacağı kaydedilmektedir. Yorumda,  "Türkiye'nin AB'ye üye olma isteği, Kıbrıs sorununun çözümü  ve hem adada hem de geniş bölgede yeni bir başlangıç için  mümkün olan en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Bu yüzden  net bir strateji, esnek bir taktik ve kararlılık gerekiyor"  denilmektedir.  

            İNGİLTERE BASINI: 

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (05/05)  "AB Gecikmeden Türkiye'yi Kabul Etmelidir" başlığı altında  ve Vincent Boland imzasıyla yer alan makalede, Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın, AB'nin Orta ve Doğu Avrupa ile  Akdeniz'den 10 ülkeye daha kucak açtığı tarihten dört gün  sonra yaptığı bir açıklamada, Türkiye'yi üyeliğe kabul   etmemesi halinde AB'nin, kendi ilkelerine ihanet etmekle   kalmayıp bir küresel güç olarak ağırlığını koyamayacağını  ve Türkiye'nin üyeliğinin  daha da geciktirilmesinin  "yanlış ve adaletsiz" bir tavır olacağını söylediği  belirtilmektedir. AB'nin Türkiye ile üyelik görüşmelerini  başlatmaması halinde "Türk halkını düş kırıklığına  uğratmakla kalmayıp birliğin insani değerlere dayalı bir  kuruluş olarak sahip olduğu temel ilkelere ciddi bir  biçimde zarar vermiş olacağını" vurgulayan Erdoğan'ın,  Türkiye'nin AB'nin küresel bir güce dönüşmesinde "anlamlı  bir rol" oynayacağını belirterek "AB Türkiye'nin üyeliğini  daha da ertelemeye karar verirse bunun yanlış ve haksız  bir karar olacağı inancındayım" dediği belirtilen makalede,  aralık ayında AB zirvesinin gündemine hakim olacak   tartışmalı "Türkiye'nin üyeliği" konusuyla ilgili bugüne   kadarki en sert konuşmasını yapan Erdoğan'ın bu şekilde,  hem  AB üyeliğinin şimdi gerçekleşmesinin olası bir hedef  olduğu konusunda Türk halkını temin etmeyi hem de Brüksel'e,   Ankara'nın üyelik ölçütlerine ulaşmak adına gösterdiği   çabayı hatırlatmayı amaçlamış göründüğü vurgulanmaktadır. 

            İSVİÇRE BASINI: 

            Neue Zürcher Zeitung'un internet sayfasında (04/05)  "Türkiye'nin AB Üyeliğine Yönelik Çözülmemiş Sorunlar"  başlığı altında ve Lothar Rühl imzasıyla yer alan bir  yazıda, Alman partilerinin, Türkiye sorununu Avrupa'ya  taşıması çabasının, şu sıralar Berlin'in yanı sıra  Brüksel'de de müttefik Türkiye'yle ilişkiler bağlamında  tartışılmakta olan stratejik politika örneğine pek hizmet  etmediği ve Türkiye'nin artan üyelik ısrarı karşısında  Avrupa'daki aktörlerin tavrının fazlasıyla gelişigüzel ve  tesadüflere bağlı, ayrıca Almanya'da yaşayan 2.5 milyon  Türkün iç politikadaki etkisi altında olduğu  belirtilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliği konusunda,  Türkiye-Almanya arasındaki tartışmaların bu yükün altında  kaldığı ve Avrupa'nın sınırları, AB'nin jeopolitik durumu,  güvenliği ve hareket özgürlüğü gibi temel sorunların seçim  taktikleri ve ideolojik dogmaların kuşatması altında  olduğu ifade edilen yazıda şöyle denilmektedir: "Aralık  ayında Avrupa Konseyi Türkiye'yle üyelik müzakerelerine  başlama konusunda bir karar vermek zorunda olduğundan bu  temel sorunların çözülmesi kaçınılmaz. Bu kararla ya Ankara  uzun bir süre için reddedilecek ya da gelecekteki bir  üyeliğin güvencesi verilecek. Böylece Avrupa-Asya arasında  jeopolitik ve stratejik bir parametre olan Türkiye, Avrupa  politikasının merkezine kayacak. Kriz yönetiminde bulunmak  ve Avrupa'nın güneydoğu çevresinden gelecek tehditlere  müdahalede bulunmak Türkiye'nin işbirliği olmadan imkansız,  aynı şekilde NATO içinde operasyonlar yapmak da. Alman  Meclisi'ndeki ana muhalefet partisi liderinin son Türkiye  gezisi ve peşinden Almanya Başbakanı'nın Ankara ziyareti,  Avrupa'nın Akdeniz ve Doğu politikasındaki büyük  noksanlığın değişmediğine işaret ediyor. Kriz bölgelerinin  yeniden yapılanmasına yönelik olarak tüm AB ve NATO üyeleri  tarafından ortak bir yönetim kabul edilmeden AB'nin  genişlemesi sadece yeni sorunlar çıkaracaktır. Ortak   çıkarların belirlenmesindeki eksiklik, AB'nin güvenlik ve   savunma politikasına yönelik uzun vadeli gerçekçi hedefler   koymamasından dolayı Avrupa'nın getireceği çözümler   olmayacaktır, en iyi ihtimalle ABD'nin yardımıyla NATO'nun   getireceği çözümler var olacaktır. Bu durum içteki bağlılığı   ve Birliğin krizlerdeki uluslararası eylem yeteneğini   zayıflatacaktır. 2003 yılındaki krizde açıkça görüldüğü  gibi, Türkiye bu sorunun bir parçası. Türkiye, Avrupa'nın  kıyısında Orta Doğu'nun merkezinde ya bir karakol ve doğuya  giden bir köprü durumunda ya da Avrupa-Atlantik güvenlik  çıkarlarının önünde bir engel. Ayrıca bölgesel çıkarları,  kendi güvenlik ihtiyacı, Irak üzerindeki önemli nüfuzundan  doğan hak iddiasıyla ve İslam ile olan bağlantısı nedeniyle  bölgedeki sorunlar karşısında ne Avrupa'nın ne de ABD'nin  yanındadır. AB üyesi olsun ya da olmasın Türkiye gelecekte  de bir Avrupa gücü olarak ortaya çıkmayacaktır, tıpkı bundan  önce NATO üyeliğini öne çıkarmadığı gibi. Ankara, Türk  siyasetine uygun olduğu müddetçe tıpkı ABD ile stratejik  ortaklığı gibi bu üyeliğe de öyle yaklaşacaktır."  

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefterotipia gazetesinde (05/05) "Türkiye'nin Kaderi  ve Kıbrıs'ta Çözüm Aralık Ayında Belli Olacak" başlığı  altında ve Hristina Korai imzasıyla Dışişleri Bakan  Yardımcısı Yannis Valinakis ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis  Valinakis'in, Kıbrıs sorununa Annan planı temelinde çözüm  bulunması konusunda, Türkiye'ye üyelik müzakereleri için  tarih verilip verilmeyeceğinin kararlaştırılacağı aralık  ayının "anahtar ay" olduğunu söylediği mülakatta,  Valinakis'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 6-8 Mayıs  tarihlerinde Atina'yı ziyaret etmesinin söz konusu olması  vesilesiyle, "Türkiye Başbakanı'nın gerçekçi, samimi  olduğuna inanıyorum. Ayrıca yıllardır var olan karmaşık  sorunları çözümleme konusunda kararlı olduğu görülüyor"  diyerek kendisine övgüler yağdırdığı kaydedilmektedir.  Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Başbakan Kostas Karamanlis aralık ayında Yunan   Hükümeti'nin Türkiye'ye karşı veto hakkını kullanmayacağını   açıkça söyledi. Oysa, Tassos Papadopulos veto kullanma   olasılığını açık bırakıyor. 

            VALİNAKİS: Ayrı hükümetler ve ayrı devletler  tarafından  yapılan bu açıklamalar arasında aslında fark  yoktur. Biz, Kıbrıs'ın mantıklı bir şekilde hareket  edeceğine inanıyoruz ve aralık ayına kadar trajik bir  gelişme kaydedilmezse, Türkiye'ye bizler değil, AB üyesi  olan başka ülkeler zorluklar çıkaracaktır."  

 

ESKİ SAYILAR