ANKARA, 02/01(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 5 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun
Türkçe yayınında (05/05) "AB Görüşme Tarihi Vermezse Türk Halkı Düş
Kırıklığına Uğrar" başlığı altında yer verilen bir haberde, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın, AB'nin görüşme tarihi vermemesi durumunda Türk
halkının düş kırıklığına uğrayacağını, ancak bunun, Türkiye'yi, güçlü
potansiyelini kullanacağı başka yollar bulmaktan caydırmayacağını
söylediği belirtilmektedir. Erdoğan'ın, bu açıklamayı TBMM'de anayasa
değişiklik paketi görüşmeleri sırasında yaptığı belirtilen haberde,
AB'nin, Türkiye'nin yıl sonunda görüşme daveti alabilmesi için önce
gerekli reformları yapması ve insan hakları uygulamalarını düzeltmesi
gerektiğini belirttiği hatırlatılmakta ve Başbakan Erdoğan'ın ise,
AB'nin Türkiye'yi daha fazla bekletmesinin haksız ve yanlış olacağını
vurguladığı kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Der Tagesspiegel
gazetesinde (05/05) "Türkler Avrupa'da Ne Yapsın?" başlığı altında ve
Suzan Gülfırat imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB'nin, bu yılın sonunda
Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatıp başlatmayacağına karar
vereceği hatırlatılmakta, Wulf Schönbaum'un, Avrupa Evi'nde, "Eğer AB,
dünyada ciddiye alınmak istiyorsa, bu görüşmeleri başlatmalıdır" dediği
ve AB'nin artık geri dönemeyeceğini belirttiği kaydedilmekte ve Jörg
Schönbaum'un ise, "AB, ekonomik açıdan ve arka plandaki güvenlik
düşüncesiyle yeni bir genişlemeyi daha taşıyamaz" diyerek tamamen farklı
düşündüğünü ortaya koymaktadır. Jörg ve Wulf Schönbaum kardeşlerden
birinin Konrad Adenauer Vakfı'nın Ankara şubesini yönettiği ve
Türkiye'nin üyeliğini desteklediği, diğerinin ise Brandenburg
Eyaleti'nde İçişleri Bakanı olduğu -Her ikisi de CDU'lu- belirtilen
yazıda, Avrupa Birliği'nin Almanya'daki temsilciliği ve Heinz
Schwarzkopf Genç Avrupa Vakfı'nın, iki kardeşi tartışmaya davet ettiği
ve Der Tagesspiegel gazetesinin Yazı İşleri Sorumlusu Christoph von
Marschall'ın tartışmayı yönettiği, şüpheci Jörg Schönbaum'un,
"Türkiye'de ekonomi, AB ortalamalarının sadece yüzde 25'i düzeyinde ve
kadınların sadece yüzde 25'i çalışıyor" dediği, kardeşi Wulf
Schönbaum'un ise, provokatif bir şekilde karşılık vererek, "Ben de şöyle
sorabilirim. AB, Polonya'nın üye olmasından şimdi ne elde etti? AB,
Bulgaristan'ın 2007 yılına kadar koşulları yerine getireceğini nereden
biliyor?" diye konuştuğu ifade edilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Kurier
gazetesinde (03/05) "AB Komiseri Fischler ile Yapılan Mülakat" başlığı
altında AB Komiseri Fischler ile yapılan mülakata yer verilmektedir.
Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye'nin AB'ye
katılımı sorunu ihtilaflı bir sorun. Komisyon, bu konuda ekim ayında
bir rapor sunacak. Katılım müzakerelerinin başlaması için bir
tavsiyede bulunulacak mı?
FİSCHLER: Tavsiye için bir
yükümlülük yok. Böyle bir tavsiyede bulunup bulunmayacağımız belli
değil. Henüz karar verilmedi. Ama açık bir sonuç çıkartacağız.
SORU: Kulağa ihtiyatlı
geliyor.
FİSCHLER: Bizim görevimiz,
Türkiye'nin, müzakerelerin başlaması için gerekli Kopenhag
Kriterleri'ni yerine getirip getirmediğini kontrol etmektir. Bu
kriterler; demokrasisinin ve hukuk devleti düzeninin garantisi olarak
kurumsal istikrar, insan haklarının korunması ve azınlıkların
korunması konularıdır. Ayrıca dördüncü bir kriter daha var, bu da,
Avrupa Birliği'nin yeni bir devleti kabulünün üstesinden gelip
gelemeyeceği sorunudur. Bu hususun tartışılması gerekiyor. Bu husus,
aralık ayında yapılacak AB zirvesinde devlet ve hükümet başkanlarını
meşgul edecektir. Müzakerelere başlanmasına hazır olmak demek, bu
genişlemeyi finanse etmeye hazır olmak demektir.
SORU: Berlin, Türkiye'nin
katılımını istiyor. Fransa ise 10 yıl içinde veya daha sonrasında
katılımı ihtimal dahilinde görmüyor. Karar nasıl olacak?
FİSCHLER: Kriterlere bağlı
kalmak gerekir. Kültürel farklılık tartışması boş bir tartışma. Ben,
Erhard Busek gibi, Türkiye'nin bu bölgedeki yegane laik devlet olduğunu
düşünüyorum."
Die Presse
gazetesinde (03/05) "Voggenhuber: Türkiye'yi Alacak Durumda Değiliz"
başlığı altında yayımlanan bir haberde, AB seçimlerinde Yeşillerin adayı
Johannes Voggenhuber'in, Türkiye'nin önümüzdeki 10 yıl zarfında Avrupa
Birliği'ne katılımı aleyhinde konuşarak, "Türkiye'yi alacak durumda
değiliz" dediği belirtilmektedir. Haberde, Voggenhuber'in "Balkanlar,
ajandada, Türkiye'den önce, en üst sırada yer alıyor. Avrupa Birliği şu
anda Türkiye'yi alacak durumda değildir. Devlet ve Hükümet
Başkanlarının 1999 yılında Helsinki'de Türkiye'nin tam üyeliğine
'evet' demiş olması, sadece Avrupa devletlerinin katılımını öngören AB
sözleşmeleri içeriğine aykırı biçimde yapılmıştır" dediği
aktarılmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(05/05) "11 Fransız Milletvekili, Avrupa Anayasası ve Türkiye ile İlgili
Çifte Referandum Yapılması Taraftarı" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın partisine üye 11
milletvekilinin, Avrupa Anayasası ve Türkiye'nin AB'ye girişi ile
ilgili çifte referandum yapılması talebinde bulundukları
bildirilmektedir. Haberde, talebin öncüsü olan milletvekili Nicolas
Dupont-Aignan'in, Türkiye'nin AB'ye entegrasyonunun -ülkedeki yaşam
seviyesinin düşüklüğü ve yönetimin Ermeni soykırımını tanımayı
reddetmesi bile gözardı edildiğinde- "tehlikeli" olduğunu ifade ettiği
ve Rusya, Ukrayna ya da Magrip ülkeleri ile olduğu gibi Türkiye ile de
imtiyazlı bir ortaklık yapılabileceğini, ancak AB'ye alınmaması
gerektiğini söylediği kaydedilmektedir.
AFP'nin (05/05) "Alain
Juppe: Türkiye'nin Girişi, Avrupa'nın Sonu Olur" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın partisi
Halkçı Hareket Birliği'nin (UMP) Başkanı Alain Juppe'nin yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişinin, "Avrupa'nın sonu
anlamına geleceğini" bildirdiği belirtilmektedir. Haberde, Juppe'nin,
Paris'te basınla görüşmesinde, "Türkiye için çözüm, yakınlaşmış bir
komşuluk çözümüdür. Ben, Dışişleri Bakanı iken, Türkiye'nin girişinden
yana olan iddialara destek verdim" şeklinde konuştuğu ve yeniden bir
değerlendirme yaptığını, zira "bunun lehinde olmayan" Fransız kamuoyunun
durumunu gözönünde bulundurmak gerektiğini sözlerine eklediği
kaydedilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi
gazetesinde (05/05) "Kıbrıs Sorunu, Türk-Yunan ve Avrupa Türkiye
Sorunları" başlığı altında ve Kostakis Konstantinu imzasıyla yayımlanan
bir yorumda, Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs konusu ele alınmaktadır.
Avrupalı bir Türkiye'nin, AB ilke ve değerlerini benimsediği,
uluslararası adaletin gerekçelerine uyum sağladığı, insan haklarına
saygı gösterdiği ve Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirdiği andan
itibaren herkesin çıkarına olacağı bağlamında, Türkiye'nin üyelik
sürecinin desteklenmesi tutumunun da bu çerçevede şekillendirildiği
belirtilen yorumda, Türkiye'nin ekim-aralık arasındaki üç aylık dönemde
yukarıda değinilen konularla ilgili olarak değerlendirileceği ve
böylece üyelik müzakerelerine başlama tarihi alıp almamasına karar
verileceği, Kıbrıs sorununun, değerlendirme kriterlerinden biri
olmadığı ifade edilen yorumda, ancak yukarıdaki konuların hepsinin
Kıbrıs sorununa dokunduğu ve Ankara'nın tutumunun gerçek niyetleri
konusunda kriter olacağı kaydedilmektedir. Yorumda, "Türkiye'nin AB'ye
üye olma isteği, Kıbrıs sorununun çözümü ve hem adada hem de geniş
bölgede yeni bir başlangıç için mümkün olan en iyi şekilde
değerlendirilmelidir. Bu yüzden net bir strateji, esnek bir taktik ve
kararlılık gerekiyor" denilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times
gazetesinin internet sayfasında (05/05) "AB Gecikmeden Türkiye'yi Kabul
Etmelidir" başlığı altında ve Vincent Boland imzasıyla yer alan
makalede, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AB'nin Orta ve Doğu Avrupa
ile Akdeniz'den 10 ülkeye daha kucak açtığı tarihten dört gün sonra
yaptığı bir açıklamada, Türkiye'yi üyeliğe kabul etmemesi halinde
AB'nin, kendi ilkelerine ihanet etmekle kalmayıp bir küresel güç olarak
ağırlığını koyamayacağını ve Türkiye'nin üyeliğinin daha da
geciktirilmesinin "yanlış ve adaletsiz" bir tavır olacağını söylediği
belirtilmektedir. AB'nin Türkiye ile üyelik görüşmelerini başlatmaması
halinde "Türk halkını düş kırıklığına uğratmakla kalmayıp birliğin
insani değerlere dayalı bir kuruluş olarak sahip olduğu temel ilkelere
ciddi bir biçimde zarar vermiş olacağını" vurgulayan Erdoğan'ın,
Türkiye'nin AB'nin küresel bir güce dönüşmesinde "anlamlı bir rol"
oynayacağını belirterek "AB Türkiye'nin üyeliğini daha da ertelemeye
karar verirse bunun yanlış ve haksız bir karar olacağı inancındayım"
dediği belirtilen makalede, aralık ayında AB zirvesinin gündemine hakim
olacak tartışmalı "Türkiye'nin üyeliği" konusuyla ilgili bugüne
kadarki en sert konuşmasını yapan Erdoğan'ın bu şekilde, hem AB
üyeliğinin şimdi gerçekleşmesinin olası bir hedef olduğu konusunda Türk
halkını temin etmeyi hem de Brüksel'e, Ankara'nın üyelik ölçütlerine
ulaşmak adına gösterdiği çabayı hatırlatmayı amaçlamış göründüğü
vurgulanmaktadır.
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zürcher Zeitung'un
internet sayfasında (04/05) "Türkiye'nin AB Üyeliğine Yönelik Çözülmemiş
Sorunlar" başlığı altında ve Lothar Rühl imzasıyla yer alan bir yazıda,
Alman partilerinin, Türkiye sorununu Avrupa'ya taşıması çabasının, şu
sıralar Berlin'in yanı sıra Brüksel'de de müttefik Türkiye'yle ilişkiler
bağlamında tartışılmakta olan stratejik politika örneğine pek hizmet
etmediği ve Türkiye'nin artan üyelik ısrarı karşısında Avrupa'daki
aktörlerin tavrının fazlasıyla gelişigüzel ve tesadüflere bağlı, ayrıca
Almanya'da yaşayan 2.5 milyon Türkün iç politikadaki etkisi altında
olduğu belirtilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliği konusunda,
Türkiye-Almanya arasındaki tartışmaların bu yükün altında kaldığı ve
Avrupa'nın sınırları, AB'nin jeopolitik durumu, güvenliği ve hareket
özgürlüğü gibi temel sorunların seçim taktikleri ve ideolojik dogmaların
kuşatması altında olduğu ifade edilen yazıda şöyle denilmektedir:
"Aralık ayında Avrupa Konseyi Türkiye'yle üyelik müzakerelerine başlama
konusunda bir karar vermek zorunda olduğundan bu temel sorunların
çözülmesi kaçınılmaz. Bu kararla ya Ankara uzun bir süre için
reddedilecek ya da gelecekteki bir üyeliğin güvencesi verilecek. Böylece
Avrupa-Asya arasında jeopolitik ve stratejik bir parametre olan Türkiye,
Avrupa politikasının merkezine kayacak. Kriz yönetiminde bulunmak ve
Avrupa'nın güneydoğu çevresinden gelecek tehditlere müdahalede bulunmak
Türkiye'nin işbirliği olmadan imkansız, aynı şekilde NATO içinde
operasyonlar yapmak da. Alman Meclisi'ndeki ana muhalefet partisi
liderinin son Türkiye gezisi ve peşinden Almanya Başbakanı'nın Ankara
ziyareti, Avrupa'nın Akdeniz ve Doğu politikasındaki büyük noksanlığın
değişmediğine işaret ediyor. Kriz bölgelerinin yeniden yapılanmasına
yönelik olarak tüm AB ve NATO üyeleri tarafından ortak bir yönetim kabul
edilmeden AB'nin genişlemesi sadece yeni sorunlar çıkaracaktır. Ortak
çıkarların belirlenmesindeki eksiklik, AB'nin güvenlik ve savunma
politikasına yönelik uzun vadeli gerçekçi hedefler koymamasından dolayı
Avrupa'nın getireceği çözümler olmayacaktır, en iyi ihtimalle ABD'nin
yardımıyla NATO'nun getireceği çözümler var olacaktır. Bu durum içteki
bağlılığı ve Birliğin krizlerdeki uluslararası eylem yeteneğini
zayıflatacaktır. 2003 yılındaki krizde açıkça görüldüğü gibi, Türkiye
bu sorunun bir parçası. Türkiye, Avrupa'nın kıyısında Orta Doğu'nun
merkezinde ya bir karakol ve doğuya giden bir köprü durumunda ya da
Avrupa-Atlantik güvenlik çıkarlarının önünde bir engel. Ayrıca bölgesel
çıkarları, kendi güvenlik ihtiyacı, Irak üzerindeki önemli nüfuzundan
doğan hak iddiasıyla ve İslam ile olan bağlantısı nedeniyle bölgedeki
sorunlar karşısında ne Avrupa'nın ne de ABD'nin yanındadır. AB üyesi
olsun ya da olmasın Türkiye gelecekte de bir Avrupa gücü olarak ortaya
çıkmayacaktır, tıpkı bundan önce NATO üyeliğini öne çıkarmadığı gibi.
Ankara, Türk siyasetine uygun olduğu müddetçe tıpkı ABD ile stratejik
ortaklığı gibi bu üyeliğe de öyle yaklaşacaktır."
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia
gazetesinde (05/05) "Türkiye'nin Kaderi ve Kıbrıs'ta Çözüm Aralık Ayında
Belli Olacak" başlığı altında ve Hristina Korai imzasıyla Dışişleri
Bakan Yardımcısı Yannis Valinakis ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Valinakis'in, Kıbrıs
sorununa Annan planı temelinde çözüm bulunması konusunda, Türkiye'ye
üyelik müzakereleri için tarih verilip verilmeyeceğinin
kararlaştırılacağı aralık ayının "anahtar ay" olduğunu söylediği
mülakatta, Valinakis'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 6-8 Mayıs
tarihlerinde Atina'yı ziyaret etmesinin söz konusu olması vesilesiyle,
"Türkiye Başbakanı'nın gerçekçi, samimi olduğuna inanıyorum. Ayrıca
yıllardır var olan karmaşık sorunları çözümleme konusunda kararlı olduğu
görülüyor" diyerek kendisine övgüler yağdırdığı kaydedilmektedir.
Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Başbakan Kostas
Karamanlis aralık ayında Yunan Hükümeti'nin Türkiye'ye karşı veto
hakkını kullanmayacağını açıkça söyledi. Oysa, Tassos Papadopulos veto
kullanma olasılığını açık bırakıyor.
VALİNAKİS: Ayrı hükümetler
ve ayrı devletler tarafından yapılan bu açıklamalar arasında aslında
fark yoktur. Biz, Kıbrıs'ın mantıklı bir şekilde hareket edeceğine
inanıyoruz ve aralık ayına kadar trajik bir gelişme kaydedilmezse,
Türkiye'ye bizler değil, AB üyesi olan başka ülkeler zorluklar
çıkaracaktır."