07.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                       

     ANKARA, 07/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  06 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ALMANYA BASINI: 

            Financial Times Deutschland gazetesinde (06/05)  "Türkiye'ye Karşı Polemiğe Eleştiri" başlığı altında  yayımlanan bir haberde, Güneydoğu Avrupa Örgütü (SOG),  Türkiye'nin AB üyeliği konusunda "seçmenleri yanıltması"  nedeniyle CDU'yu eleştirdiği belirtilmektedir. SOG  Başkanı ve SPD Dış Politika Sorumlusu Gernot Erler'in,  Berlin'de yaptığı açıklamada, "13 Haziran'da (Avrupa   seçimlerinde) üyelik konusunda karar verilecek şeklindeki   yanıltma manevrasını protesto ediyoruz" dediği aktarılan  haberde, SOG'un, Avrupa Birliği'nin bu yılın sonunda  Ankara ile üyelik müzakerelerine başlamasını desteklediği  ve Erler'in, Türkiye'nin başlayan değişim sürecine devam  etmesi ve İslam toplumu için bir demokrasi modeli  oluşturması isteniyorsa, müzakerelere başlanmasının   kaçınılmaz olduğunu söylediği kaydedilmektedir.

            Rheinischer Merkur gazetesinde (06-13/05) "Köhler:  Türkiye'nin AB Üyesi Olabileceğini Düşünmekte Zorlanıyorum"  başlığı altında ve Michael Rutz-Matthias Gierth-Robin  Mishra imzalarıyla Schröder tarafından Cumhurbaşkanlığına  aday gösterilen Gesine Schwan ile 23 Mayıs tarihinde karşı  karşıya gelecek Horst Köhler ile yapılan bir mülakata yer  verilmektedir. Avrupa'nın kimliği ve Birliğin genişlemesi  konusuna değinilen mülakatta, "Bir İslam ülkesinin AB'ye  üye olmasını düşünebilir misiniz? Örneğin Türkiye?"  şeklindeki bir soruya, Köhler'in, "Bunun olabileceğini  düşünmekte zorlanıyorum. Türkiye'nin AB üyeliğinden  bahsetmeden önce, kurumsal yapıları güçlendirmemiz ve 10  yeni AB üyesi ülkenin üyeliklerini hazmetmemiz gerekiyor"  dediği, "Fakat şimdiye kadar bütün Alman hükümetleri,  Türk Hükümeti'ne, AB'ye tam üyelik vaadinde bulundular"  şeklindeki bir değerlendirmeye ise, Köhler'in "Türk  Hükümeti'nin reform yapma çabalarını tamamı ile  destekliyoruz. Ayrıca, Türkiye'nin jeopolitik önemini ve   uluslararası terörle mücadelede önemli bir rolü olduğunu  da görüyorum. Wolfgang Schaeuble'nin düşüncesini, yani  Türk  hükümetine imtiyazlı bir ortaklık önermeyi, bayağı  yapıcı buluyorum. Böyle bir düzen, Türkiye'nin daha sonra  AB'ye tam üye olmasını engellemez. Fakat ne kadar uyum  sağlayabilecekleri de şüpheli" karşılığını verdiği  kaydedilmektedir.

            Merkur gazetesinin internet sayfasında (06/05)  "Avrupa için Büyük Bir İlerleme" başlığı altında ve Holger  Eichele imzasıyla CSU'nun Başkanı Edmund Stoiber ile  yapılan bir mülakata yer verilmektedir. AB'nin  genişlemesinin de ele alındığı mülakatta şu ifadeler yer  almaktadır: 

            "SORU: CDU ve CSU neden halen Türkiye'nin üyeliğine  karşı protestolar gerçekleştiriyor? Tren çoktan hareket  etmedi mi? 

            STOİBER: Biz, Türkiye ile yakın ve iyi bir ortaklığa   sahip olmak istiyoruz, ancak Türkiye'nin Birliğe dahil   edilmesi AB'nin karakterini değiştirir. Eğer ortak bir dış   politikası, ortak bir güvenlik ve iltica politikasına sahip,   polis ve adaletin birbirine çok yakın olduğu, ortak kültürel   ve tarihi kökenleri olan siyasi bir birlik isteniyorsa, o   zaman tabii ki genişleme sürecine sınırlamalar getirilir.            

            SORU: Türkiye'ye 40 yıl önce vaatler veren, Hıristiyan  Birlik Partileri tarafından yönetilen bir hükümet değil  miydi? 

            STOİBER: Hiç şüphesiz ki biz, 60'lı ve 70'li yıllarda   Türkiye'de ümitleri uyandırdık. O dönemlerde Avrupa Ekonomik   Topluluğu vardı, hiç kimse siyasi bir birliğin olabileceğini  düşünmemişti. Şimdi ise eski dönemlerdeki ümitlerin gerçeğe   uyum sağlayıp sağlamadığı sorusu gündeme geliyor. NATO   ortağımız Türkiye ile yakın bir ortaklığa sahip olmak   istiyorsak bile; ülkenin üyeliği AB'nin entegrasyon gücünü   fazlasıyla zorlardı."  

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (06/05) "Juppe,  Chirac'a İtiraz Ediyor" başlığı altında ve "mic" rumuzuyla  yayımlanan bir yazıda, Fransa Cumhurbaşkanı'nın partisi  UMP'nin Genel Başkanı Alain Juppe'nin, Paris'te yaptığı  açıklamada, partisinin Avrupa seçim mücadelesinde, Türkiye  ile katılım müzakerelerinin başlatılmasına karşı çıkacağını  vurguladığı belirtilmektedir. Juppe'nin, Türkiye'ye üyelik  yerine AB ile "ayrıcalıklı ortaklık" önermek isteyen  CDU/CSU ile "tamamen mutabık" olduklarını ön plana çıkardığı  belirtilen yazıda, Cumhurbaşkanı Chirac'ın ise Türkiye'ye  üyelik perspektifi verilmesi gerektiğine ilişkin görüşünü  yinelediği ve AB Komisyonu'nun olumlu rapor vermesi halinde  katılım müzakerelerinin başlatılmasını engellemeyeceğini  ima ettiği ve bu çelişkiyle ilgili soruya Juppe'nin, eski  sosyalist Başbakan Laurent Fabius'un Cumhurbaşkanı Mitterand  ile ilişkisini dile getirerek, "Ben benim, O ise odur"  dediği ifade edilmektedir. Yazıda, Juppe'nin, Türkiye'nin  kısa ve orta vadede AB'ye giremeyeceği konusunda Chirac ve  partisinin hemfikir olduklarını söylediği, bir yolsuzluk  davası yüzünden temmuz ayında görevinden ayrılmak isteyen  UMP Genel Başkanı Juppe'nin, "UMP Avrupa milletvekilleri,   Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye ile katılım müzakerelerinin  başlatılmasına karşı oy kullanacaklar" dediği  aktarılmaktadır.

            Die Welt gazetesinde (06/05) "Jörg Haider de Dahil Hiç  Kimseye Açık Çek Vermem" başlığı altında ve Petra Stuiber  imzasıyla Avusturya Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Heinz  Fischer ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın  Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Sizin gibi bir Avusturyalı olan Euro-Chambers   Başkanı Christoph Leitl geçenlerde, AB'de yeni genişleme   adımlarının atılmasına, özellikle de Türkiye'nin Birliğe   alınmasına karşı olduğunu açıkladı. Siz de onunla aynı   görüşte misiniz? 

            FİSCHER: Ben nasıl olsa kurtuldum, merdiveni yukarı   çek, yani gerisini boşver" pozisyonuna girilmemelidir.   Romanya, Bulgaristan ve Hırvatistan için zaten şimdiden çok  somut girişimler var. Bu süreç devam etmelidir. Türkiye   tabii ki oldukça zor bir mesele. Fakat şimdi, bir dogmanın tırmandırılmasına hiç ihtiyacımız yok. AB, Türkiye'nin  Kopenhag kriterlerini yerine getirmek için gayret göstermesi  halinde, katılım müzakereleri ihtimalini genel olarak açık  tuttu. Bana göre, bu oldukça yapıcı bir tutum." 

            Almanya'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (06/05)  "Türkiye'nin AB Üyeliği Almanya'nın Gündeminden Düşmüyor"  başlığı altında ve Sevim Ercan imzasıyla yer verilen bir  haberde, Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyeliği konusu hem  Alman  kamuoyunun hem de akademik çevrelerin gündeminden  düşmediği belirtilmektedir. Türkiye'nin, Avrupa Birliği  üyeliğiyle ilgili geçen yıl kasım ayında başlatılan  Frederich Ebert Vakfı, Federal Güvenlik Politika Akademisi,  Berlin Avrupa Akademisi ve Körber Vakfı'nın katkılarıyla  yapılan bilimsel çalışmaların sonucunun basına tanıtıldığı  ve tanıtımı, Alman Sosyal Demokrat Parti Federal Meclis  Başkanvekili ve Güneydoğu Avrupa Topluluğu Başbakanı  Gernot Erler ile aynı partiden Federal Meclis Milletvekili  ve Topluluk Başkanvekili Ute Zapf'ın yaptıkları ifade  edilen sunulan ara rapora dayanılarak yapılan açıklamada,   Türkiye'de Ecevit döneminde başlatılan reformların şimdiki   Erdoğan hükümeti tarafından hızlandırıldığı üzerinde  durulduğu ve demokratikleşme alanında olumlu adımlar  atıldığının belirtildiği kaydedilmektedir. Ute Zapf'ın,  ülkede hukuk devleti olma yolundaki şeffaflaşmanın artış  kaydettiğini ve bunun desteklenmesi gerektiğini  vurguladığı belirtilen haberde, insan hakları ve Kürt  sorunu konusunda somut adımlar atıldığını belirten Ute  Zapf'ın, buna rağmen bu alanda yapılması  gereken yığınla  iş olduğuna da işaret ettiği ve buna örnek olarak ise, ana  dilde radyo-televizyon yayınlarının yanı sıra dil   kurslarını verdiği, Türkiye'nin yaşadığı sorunlardan  birisinin ise reformlara taraf olmayan, değişimi engelleyen  ufak bir grubun varlığı olduğunu hatırlattığı  kaydedilmektedir. Irak'taki savaş, İsrail-Filistin çatışması  başta olmak üzere sorunlu olan Orta Doğu'da Türkiye'nin tek  istikrarlı ülke olduğunu vurgulayan Gernot Erler'in, Avrupa   güvenliği açısından Türkiye'nin önem ifade ettiğini anlattığı,  çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyeliği  sayesinde, kültürler arası ve dinler arası çatışmanın  Avrupa'da daha fazla zemin bulamayacağı umudunun taşındığını  ve bu durumun da Avrupa için bir avantaj oluşturduğunu  kaydettiği ifade edilen haberde, Erler'in, Türkiye'de Avrupa  Birliği süreciyle yeni bir kimlik arayışının başladığına  işaret ettiği vurgulanmaktadır. Haberde, her iki  politikacının da, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin  Avrupa için bir dizi avantajlar getireceği üzerinde durduğu  ve aralık ayında müzakere tarihi verilmemesi durumunda   ülkedeki demokratik girişimin sekteye uğrayacağının altını  çizdiğine dikkat çekilmektedir. 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (06/05)  "Türkiye Avrupa'nın Sözünü Tutacağından Emin Değil" başlığı  altında ve Vincent Boland imzasıyla yer alan makalede,  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, TBMM'de anayasa  değişikliklerinin ezici bir çoğunlukla kabulünü güvence  altına almaya kararlı olduğu, ancak Erdoğan için reform  programını genel olarak heyecanla destekleyen Türk halkını,  söz verdiği gibi Türkiye'nin AB'ye üyelik görüşmelerine  başlama tarihinin alınacağına ikna etmenin daha güç olacağı belirtilmektedir. Kimi analistlere göre, Türk halkının  genelinin, AB'den kendi lehlerine karar çıkacağından  umutsuz ve üyeliğin elde edilememesi ya da ertelenmesi  halinde önemli siyasi, anayasal, yasal, toplumsal ve  ekonomik değişiklikleri içeren reform sürecinin yavaş  yavaş duracağı ve hatta gerileyeceği inancında olduğu  belirtilen makalede, üyelik kuyruğunda Türkiye'nin çok  gerisinde bulunan 10 üye adayının AB'ye kabul edilmesinden  birkaç gün sonra yaptığı bu konuşmada Başbakan Erdoğan'ın,  AB'nin üyelik talebini geri çevirmekle "yanlış ve haksız"  bir karar vereceği, hatta bu tavrıyla kendi ilkelerine de  ihanet etmiş olacağını söyleyerek, Türkiye ve Türk halkı  için doğru olduğundan zorunluluk arzeden reformların,  üyelik görüşmeleri başlasın ya da başlamasın her koşulda   sürdürüleceğini ifade ettiği kaydedilmektedir.

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (06/05)  "AB'nin Yeni Üyeleri Ankara'nın Kulübe Katılması Konusunda  Kayıtsız" başlığı altında ve Stefan Wagstyl imzasıyla yer  alan makalede, Avrupa Birliği'ne yeni katılan üyelerin,  Türkiye'nin üyelik girişimini desteklemekle birlikte bir  an önce Birliğe girmesi konusunda pek de hevesli  olmadıkları belirtilmektedir. Brüksel merkezli düşünce  kuruluşu CEPS'den (Avrupa Siyasi Çalışmalar Merkezi) üst  düzey araştırmacı Michael Emerson'un, "Türklerin  kriterleri karşılaması halinde kabul edileceğini söyleyerek  adil ve doğru bir tutum sergiliyorlar. Ancak bunun ötesinde  bir heyecan yok" dediği belirtilen makalede, yeni üyelerin  kendi üyelik telaşı arasında Türkiye hakkında ayrıntılı bir  çalışmaya ayıracak zamanlarının da olmadığı, bu 10 ülkenin  çoğunun, AB'nin, "Türkiye ile üyelik görüşmeleri konusunda,  ülkenin katılım hazırlıklarına ilişkin Avrupa Komisyonu  raporu temelinde bu yılın sonunda karar vereceği" şeklindeki  resmi tavrının ötesinde bir görüş bildirmediklerine işaret  edilmektedir. Polonya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boguslaw  Majewski'nin, Türkiye'nin insan hakları alanında ilerleme  kaydetmesi halinde başvurusunun değerlendirilmesi gerektiğini  ifade ederek, "Avrupa Türkiye'ye sırtını dönmemelidir" dediği  ve Doğu Avrupa ülkelerinin çoğunda kamuoyunun, tıpkı Batı   Avrupa'da olduğu gibi Türkiye'nin katılımına kayıtsız kaldığı vurgulanmaktadır. Makalede, İngiliz araştırma kuruluşu Avrupa  Reform Merkezi'nin Direktör Yardımcısı Heather Grabbe'nin,  "Orta ve Doğu Avrupa'da, Türkiye ile üyelik görüşmelerine  başlanmasını engelleme kararı aldığında Jacques Chirac'ın  arkasında yer almaktan mutluluk duyacak pek az ülke olacağı  kanısındayım" dediği aktarılmaktadır. 

            RUSYA BASINI: 

            Vremya Novostey gazetesinde (06/05) "Minsk ve Kiev  Avrupalı Değil... Türkiye AB'ye Hıristiyan Değerlere  Dayanarak Katılmak Zorunda" başlığı altında ve Katerina  Labetskaya imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB'ye 10 yeni  üyenin katılmasından sonra birleşik Avrupa'nın, 455 milyon   nüfuslu, 25 devletli bir ittifaka dönüştüğü ve Dublin'de  yeni katılımlarla ilgili düzenlenen törenler biter bitmez  AB'nin tüm yapılarının örgütün yeni boyutlarına ayak  uydurmaya başladığı belirtilmektedir. AB'nin genişlemeye  devam edeceğini bildiren Avrupa Komisyonu'nun Başkanı  Romano Prodi'nin, AB'ye katılma konusunda Romanya,   Bulgaristan, Türkiye, Hırvatistan ve Balkan devletlerini   Ümitlendirdiği ifade edilen yazıda, AB'nin, Doğu'daki  komşuları Ukrayna, Beyaz  Rusya ve Rusya'ya karşı  politikasının ise "yeni komşuluk" olarak belirlendiği, bu  politikanın somut içeriğinin 1 Kasım'a doğru hazırlanacak  olmasına karşın, özünün şimdiden belli olduğu ve Prodi'nin,  Brüksel açısından Kiev ve Minsk'in jeopolitik konumlarına  işaretle, "Ukrayna ile Beyaz Rusya'nın AB'ye ne şekilde katılabileceklerini göremiyorum" dediği aktarılmaktadır.  Yazıda, Prodi'nin, Müslüman Türkiye'ye AB'nin kapılarını  kapatmaya cesaret edemediği, fakat Avrupa Parlamentosu'nun  son toplantısında Avrupa anayasası görüşülürken,  parlamenterlerin özellikle Avrupa'nın Hıristiyan mirasının  tanınması gerektiğini vurguladıkları kaydedilmektedir. 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında  (06/05) "Karamanlis, Türkiye'nin Avrupalaşma Sürecini  Desteklediğini Söyledi" başlığı altında yer verilen bir  haberde, Başbakan Kostas Karamanlis'in, Economist  dergisinin düzenlediği toplantıda yaptığı konuşmada, yeni  Yunan hayalinin gerçekleşmesi için hükümetin izleyeceği  politikaları anlattığı belirtilmektedir. Haberde,  hükümetin, Türkiye ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinin  Avrupalaşma sürecini desteklediğini söylediği ifade edilen   Karamanlis'in, "Barışa istikrarlı bir şekilde bağlıyız ve  bütün komşu halklarla, sınırların ihlal edilemezliği, insan  haklarına saygı, anlaşmazlıklara barışçı çözüm bulunması  gibi ortak ilkeler çerçevesinde sıkı işbirliği yapmak  istiyoruz. Güneydoğu Avrupa'yı, istikrar, güvenlik ve refah  bölgesi haline getirme zamanı geldi. Bütün bölgede daha iyi  bir gelecek kurmak, barış ve istikrarı tesis etmek, savunma  silahlarını azaltmak ve sosyal devlete yatırım yapmak için,  sorumlu bir şekilde ve geleceği görerek, çalışmakta   kararlıyız. Türk-Yunan ilişkilerini yumuşatmak, iki devlet   ve iki halkın yakınlaşmasını sağlamak ve bütün alanlarda  ikili işbirliğini geliştirmek hükümetin stratejik hedefleri  arasındadır" dediği aktarılmaktadır.

 

 

ESKİ SAYILAR