ANKARA, 11/05(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 10 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Nürnberger Nachrichten
gazetesinin internet sayfasında (10/05) "CSU Türkiye'ye İmtiyazlı
Ortaklık Öneriyor" başlığı altında ve Bavyera İçişleri Bakanı Günther
Beckstein ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Parti kongresinde
Türkiye'nin AB'ye tam üye olarak alınmaması savunuldu. Partili Türklere
bunu nasıl izah ediyorsunuz?
BECKSTEİN: Onlara tam
üyeliği istemelerinden dolayı saygı duyduğumu söylüyorum. Ancak
Almanya'nın çıkarları başka açılardan değerlendirilmeli. Yaklaşık 75
milyon insanı kapsayan gündemdeki doğu genişlemesinin üstesinden
gelmeliyiz. Bulgaristan, Romanya ve bazı Balkan ülkeleri kapıda bekliyor.
Türkiye nüfus açısından AB'deki ikinci büyük ülke durumunda, yüzölçümü
açısından en büyük ülke, Türkiye'nin Suriye, Irak, İran ve Ermenistan
gibi zor komşuları var. Bu ülkelerin hiçbiri AB'nin isteyeceği komşular
değil. İstanbul ya da Türk rivyerası sorun olmaz. Ancak Anadolu ve
Türkiye'nin doğu sınırları AB'ye hazır değil. (...)
SORU: Tam üyelik
tartışmalarında üyeliği savunanlar 20-50 yıldan söz ediyorlar. CSU
niçin şimdiden bu konuyu tırmandırıyor?
BECKSTEİN: Çünkü bu açıkça
boş konuşma. Türkiye'de müzakerelerin 20 yıldan fazla sürmesini kabul
edecek bir siyasetçi tanımıyorum. Resmi olarak müzakerelerin süresinin
önemli olmadığını söylüyorlar. Müzakereler başladığında baskının
bayağı artacağını göreceğiz. Eğer bir şeyi müzakere ediyorsak sonuç
pozitif olmalı. Müzakerelerin başarısız olması Avrupa ve ekonomiyi
derin bir krize sokabilir. Biz Almanlar bir zamanlar inandırıcılığımız
ve dürüstlüğümüzle tanınırdık. Ancak pazar başka yere kuruldu ve orada
boş vaatler verildi.
SORU: İmtiyazlı ortaklık
partideki Türk arkadaşlarınız için yeterli mi?
BECKSTEİN: İlk adım olarak
ilerleme sağlamak açısından bunun iyi olacağını söylüyorlar. Siyasette
uzun vadeli tahminler yapılamıyor. 20 ya da 50 yılda neler olacağını
bilmiyoruz. Bizim bildiğimiz şimdiki genişlemeyle yeterince sorun
yaşadığımız. Bu nedenle mümkün olanı yapmalıyız."
Frankfurter Rundschau
gazetesinde (10/05) "Türkiye Konusunda Düşünceler Ayrılıyor" başlığı
altında ve DPA/AP'ye atfen yayımlanan bir haberde, Avrupa Birliği'nin
genişlemesi akabinde partilerin 13 Haziran'da yapılacak olan Avrupa
Parlamento seçimlerinin hararetli dönemini başlattıkları ve partilerin,
genişleme sürecini büyük bir şans olarak değerlendirmekle birlikte,
yapılanması konusunda değişik yaklaşımlar sergiledikleri
belirtilmektedir. CDU Başkanı Angela Merkel'in, Saarbrücken'deki seçim
kampanyasının açılışında, Federal Almanya'nın, Avrupa'daki siyasi ve
ekonomik gelişimin zirvesindeki yerini yeniden alması gerektiğini
söylediği ve CDU'nun, Türkiye ile üyelik müzakerelerine ilişkin
tartışmalı konuyu da boş bırakmayacağını belirttiği kaydedilen haberde,
CDU Genel Sekreteri Meyer'in de, "Türkiye'nin üyeliği, önümüzdeki
yılların konusu olamaz ve bunu ele almamıza engel olunmasına izin
vermeyeceğiz." dediği aktarılmaktadır.
Merkur gazetesinin
internet sayfasında (10/05) "AB, Atlantik'ten Vladivostok'a Kadar mı?"
başlığı altında ve Christine Cless-Wesle imzasıyla yer alan bir haberde,
Avrupa'nın sınırları nereden geçiyor? sorusuna cevap aranmakta ve
Münih'teki Ludwig-Maximilians Üniversitesi'nin 201 numaralı amfisinde
yapılan bir panelde, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyenler ve bu
üyeliğe karşı çıkanların tartıştıkları belirtilmektedir. Tarihçi Hans-Ulrich
Wehler'in desteğiyle, CDU Federal Meclis Grubu Başkan Yardımcısı
Wolfgang Schaeuble'nin, "kültürel sınırların" dikkate alınmasını
isteyerek, "Avrupa'nın uç noktası Boğaz olmalı." dediği aktarılan
haberde, AB'nin, Türkiye sayesinde İslam dünyasıyla kendi arasına bir
köprü inşa ederek, kendince kurumsal bir bağlantı kurmak istediği ifade
edilmektedir. Haberde, Alman Yeşiller Partisi Milletvekili Cem
Özdemir'in, Türkiye'nin üyeliğine, koşullar yerine getirildiği taktirde,
hiçbir engel kalmadığını belirterek, "40 yıldan beri Türkiye'nin
Avrupa'ya yönelik hareket etmesinin istendiğini" söylediği
belirtilmektedir.
Frankfurter Allgemeine-Sonntagszeitung'da
(09/05) "İnsanlar Aptal Değil" başlığı altında ve Wulf Schmiese
imzasıyla Alman Hür Demokrat Parti'nin (FDP) Avrupa Parlamentosu
seçimlerinde ilk sıradan adayı Silvana Koch-Mehrin ile yapılan mülakata
yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler
yer almaktadır:
"SORU: Bayan Koch-Mehrin,
FDP Türkiye'nin AB üyeliğine karşı; FDP'li eski dışişleri bakanları
Genscher ve Kinkel ise üyelikten yana. Bu ikisi sizin seçim
kampanyanızı neden bozuyor?
KOCH-MEHRİN: Bozmuyorlar.
Sadece her zaman söylediklerini söylüyorlar. Türkiye'nin AB üyeliği
meselesinde dışişleri bakanlarımız FDP'den farklı görüşteler. Fakat bu
yüzden partinin tutumu değişmiyor. FDP, kararlarını net bir şekilde
ortaya koydu, ki bunları ben de inanarak savunuyorum: Ne AB, ne de
Türkiye şu anda üyelik müzakerelerine hazırdır. İki tarafın da önce
kendi reformlarını başarmaları gerekiyor."
Welt am Sonntag
gazetesinde (09/05) "Dostluğa Evet, Üyeliğe Hayır" başlığı altında ve "fwm."
rumuzuyla yayımlanan bir yazıda, Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi'nin (CSU),
13 Haziran'daki Avrupa seçimlerinde "Dostluğa Evet, Üyeliğe Hayır"
sloganıyla, Türkiye'nin muhtemel üyeliğini merkezi konu haline getirmek
istediği belirtilmektedir. CSU Genel Sekreteri Markus Söder'in yaptığı
açıklamada, "Avrupa seçim kampanyasındaki mesaj açıktır: CSU'yla
Türkiye'nin AB üyeliği olmayacaktır. Türkiye ağırlıklı olarak bir Asya
ülkesidir. Üyeliği, Avrupa'nın coğrafi ve kültürel sınırlarını
parçalar." dediği aktarılan yazıda, Doğu'ya genişleme sonrasında Avrupa
Birliği'nin, Türkiye'nin mali yükünü finanse edecek parasının artık
olmadığını belirten Söder'in, Türkiye'nin üyeliğiyle birlikte Avrupa
bütünleşmesine ilişkin yüzyılın projesinin "sona ereceğini", böyle bir
şeye Türkiye'nin de ilgi duyamayacağını söylediği belirtilmektedir.
Söder'in, CSU'nun Almanya'da yaşayan Türklerin sırtından seçim
kampanyası yürütmek istemediğini de vurgulayarak, "Türkiye'nin üyeliği
konusunda geniş kapsamlı bir afiş kampanyası olmayacak. O zaman farklı
bir tartışma mümkün olmaz." şeklinde konuştuğu kaydedilen yazıda, CDU'da
ise Türkiye'nin üyeliği konusundaki tutum CSU'daki kadar birlik içinde
olmadığı ve eski Genel Sekreter Ruprecht Polenz ve eski CDU
politikacısı Helmut Kohl gibi Avrupa politikacıların, Türkiye'deki
ilerlemeler nedeniyle üyelik müzakerelerine ilişkin fırsatların yeniden
gözden geçirilmesini istedikleri ifade edilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard
gazetesinde (05/05) "Avrupa Birliği Seçimlerine Üç Konu Hakim: Anayasa,
Masraflar ve Türkiye'nin Katılımı" başlığı altında yayımlanan bir
haberde, FPÖ Genel Parti Yönetim Kurulu'nun, Türkiye'nin AB'ye
katılımına açıkça "hayır" dediği ve buna en fazla memnun olanlar
arasında FPÖ Viyana Eyalet Başkanı Heinz Christian Strache'nin de
bulunduğu belirtilmektedir. Strache'nin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
katılımının reddedilmesi konusunu, FPÖ parti kongresinde de konu yapmak
istediği ifade edilen haberde, Strache'nin, "FPÖ, Avrupa için önemli
olan bu sorunda tek ses olmalı. Avrupa Devletler Topluluğu'nun temeli
Hıristiyanlık olarak belirlenmiştir ve Birlik, Avrupalı olmayan ve
hızla yeniden Müslümanlaşan bir ülkeyi üye olarak alırsa bu, AB'nin sonu
olur." dediği aktarılan haberde, AB Parlamentosu'ndaki ÖVP Grup Başkanı
Stenzel'in, Birliğin genişlemesini açıkça istediği, ancak "dinlenme
molası" verilmesini savunduğu, Hırvatistan'ı bir an evvel AB üyesi
olarak görmek isterken, Türkiye'nin katılımına karşı çıktığı
vurgulanmaktadır. Haberde, Yeşillerin AB Milletvekili Johannes
Voggenhuber'in, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımını önümüzdeki on
yıl zarfında ihtimal dahilinde görmediği ve "geçtiğimiz günlerde
gerçekleşen genişlemenin yanı sıra Birliğin bir derinleşmeye de ihtiyacı
olduğunu" belirttiği, Yeşillerin şefi Alexander Van der Bellen'in ise,
azınlık hakları gibi temel sorunların memnuniyet verici biçimde
açıklığa kavuşturulmasından sonra, Türkiye'nin katılımını 2008-2012
arasında tasavvur edebileceği kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(10/05) "Avusturyalı Tüm Siyasi Partiler, Türkiye'nin Yakın Bir
Gelecekte AB'ye Girmesine Karşılar" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, Avusturya'daki tüm siyasi partilerden (sağ, aşırı sağ,
sosyalist, yeşiller) yapılan açıklamalarda, Türkiye'nin yakın bir
zamanda Avrupa Birliği'ne girmesini kabul etmeyeceklerinin ifade
edildiği belirtilmektedir. Muhalefetteki sosyal-demokrat parti lideri Alfred
Gusenbauer'in, Kurier gazetesine verdiği demecinde, "AB'ye girebilmek
için Türkiye'nin şimdilik hazır olmadığını ve AB'nin de Türkiye için
hazır olmadığını" bildirdiği ifade edilen haberde, Gusenbauer'in ise,
karşı çıkmasının dini nedenlerden kaynaklanmadığını; Kürtlerin durumu,
ekonomik sebepler ve 25 üyeye ulaşan yeni genişlemenin başarıya
ulaşması gerekliliğinden kaynaklandığını belirttiği, iktidardaki
muhafazakar partiden Ursula Stenzel'in de Türkiye'nin üyeliğine karşı
olduğunu açıklayarak, "Türkiye ile iyi ilişkiler kurulmasından yanayım,
ancak tam üyeliğini kabul edemem." dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
BBC'nin
Türkçe yayınında (10/05) "9 Mayıs Avrupa Günü... Chirac ve Blair'in
Türkiye'nin AB Üyeliğine İlişkin Görüşleri" başlığı altında ve Sabetay
Varol imzasıyla yer verilen bir haberde, Fransız kamuoyunda ve özellikle
kendisine yakın siyasi kesimlerde esen olumsuz rüzgara rağmen Chirac'in,
Türkiye'ye olumlu sinyaller gönderme konusunda kararlı gözüktüğü
belirtilmektedir. Geçen hafta düzenlediği basın toplantısında, uzun
vadede Türkiye'nin üyeliğinin arzulanır bir şey olduğunu söyleyen
Chirac'in, 9 Mayıs Avrupa günü vesilesiyle yaptığı açıklamada biraz
daha ileri gittiği ve "Türkiye'nin Avrupa normlarıyla bütünleşmesi zor
ve uzun olacak ama sonunda olacak." şeklinde konuştuğu ve bu sözlerin
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın İngiltere Başbakanı Tony Blair ile
birlikte Elysee Sarayı'nda 400 kadar gençle düzenledikleri bir saatlik
sorulu yanıtlı toplantı sırasında telaffuz edildiği kaydedilen haberde,
Türkiye'nin AB üyeliğine sıcak baktığını daha önce birçok kez
tekrarlayan Başbakan Blair'in, bu üyeliğe açık olduğunu aynı toplantıda
yeniden vurguladığı ifade edilmektedir. Haberde, Cumhurbaşkanı
Chirac'ın ise Türkiye'nin üyeliği konusunda hayalci olmamak
gerektiğini, üyeliğin bugünden yarına gerçekleşmeyeceğini dile
getirerek, "Komisyon'un ekim ayında sunacağı raporu bekleyelim"
diyerek, raporun olumsuz çıkması halinde izlemeyi düşündüğü tavırla
ilgili de bazı işaretler verdiği belirtilmektedir.
SURİYE BASINI:
Teşrin
gazetesinin internet sayfasında (09/05)
"Avrupa Kulübüne Giriş Yolunda Kapsamlı Reformlar" başlığı altında ve
Bassam Rıdwan imzasıyla yayımlanan bir yorumda, İngiltere, Fransa ve
Almanya gibi Avrupa ülkelerinin desteği ve bazı ülkelerin tereddüdü,
belki de reddiyle karşılaşan Türkiye'nin hala AB ölçütlerine uymak için
var gücüyle uğraş verdiği belirtilmekte ve bunu anayasasında yaptığı bir
dizi değişiklikle gerçekleştirmeye çalışan Türkiye'nin bu ölçütleri
uygulama noktasına ulaşabileceği, bu adımın Türkiye'nin önümüzdeki yılın
başında AB ile üyelik görüşmelerine başlamak için bir başlangıç noktası
oluşturabileceği kaydedilmektedir. Son günlerde tanık olunan AB'nin
genişleme sürecinin, Türkiye'yi içte ve dışta birçok konuda daha fazla
"ödün" verme noktasına getirmiş gibi göründüğü ve bu yönde atılan en
önemli adımın Annan planının kabulü olduğu, bu adımın hem Türkiye hem de
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin AB nezdinde konumunu güçlendirdiği ifade
edilen yorumda, Türkiye'de yapılan son yasal düzenlemelerin ise, etkili
ve eksiksiz uygulamanın altını çizmekle birlikte, Avrupa Komisyonu'nca
memnuniyetle karşılandığı belirtilmektedir. Yorumda, yapılan önemli
değişikliklerden birisinin de ulusal yasalar karşısında uluslararası
anlaşmalara öncelik tanınması olduğu ve bu değişikliğin Türkiye'nin AB
üyesi olması durumunda Avrupalı ortaklarıyla egemenliği paylaşmaya hazır
olduğunu gösterdiğine işaret edilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefteros Tipos
gazetesinde (10/05) "AB Herşeyi Değiştiriyor" başlığı altında ve Yorgos
Kuvaras imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Karamanlis-Erdoğan
temaslarında görülen olumlu ortamın, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi
bir oyun olmadığı belirtilmekte ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Yunanistan'ın yaptığı ziyaret sırasında takındığı tutum, verdiği
mesajların, Ankara'nın Yunanistan'a, Türkiye'nin AB yönelimine dayanan
yeni bir strateji uyguladığını gösterdiği kaydedilmektedir. Başbakan
Erdoğan'ın, ülkesinin AB üyeliğine karşı Fransız ve Alman itirazlarını
aşmanın, Türkiye'nin gelecekte AB üyesi olmasını sağlamak amacıyla,
'derin devletin' itirazlarını bertaraf ederek, Türk-Yunan yakınlaşmasına
yatırım yaptığı, Heybeliada Ruhban Okulu ve kıta sahanlığı konusunda
somut neticelerin alınmaması sebebiyle Türk-Yunan yakınlaşmasının boş
olduğunu düşünmenin yanlış olduğu ifade edilen yorumda, Türk-Yunan
ilişkilerinde, özellikle Ankara'nın dış politikasında değişiklik yaparak
ülkenin AB yönelimini ön plana çıkarmasının ardından çok şeylerin
değiştiğini anlamanın önemli olduğu vurgulanmaktadır.