13.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 13/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  12 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            FRANSA BASINI: 

            AFP'nin (12/05) "Fransızların Yüzde 53'ü Türkiye'nin  AB'ye Girmesine Karşı" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Fransa Ermeni Radyosu'ndan Louis Harris'in 1000 kişi  ile görüşerek yaptığı bir kamuoyu yoklamasına göre,  Fransızların yüzde 53'ünün Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı,  yüzde 39'unun AB'ye girmesinden yana, yüzde 8'inin ise  kararsız olduğu bildirilmektedir. Haberde, kamuoyu  yoklamasının sonucuna göre, Türkiye'ye yöneltilen en büyük  eleştirilerin; "hapishanelerde insan haklarının ihlali,   azınlıkların haklarını koruyan bir statüden yararlanamamaları  ve Türk Hükümeti'nin sözde Ermeni soykırımını tanımayı  reddetmesi" konularında olduğu belirtilmekte, Fransızların  yüzde 49'unun, sözde Ermeni soykırımını tanısa bile  Türkiye'ye, AB'ye girmesi konusunda daha olumlu bakmayacağı,   yüzde 45'inin ise bunun aksini düşündüğü, bununla beraber,  Fransızların büyük bir çoğunluğunun, insan haklarına riayet  konusunda önlemler aldığı ve azınlıklara daha fazla hak  tanıdığı takdirde Türkiye'nin AB'ye girmesine olumlu  bakacaklarını belirttikleri aktarılmaktadır.

            Le Figaro gazetesinin (10/12) "Avrupa Birliği'ne 10 Yeni  Üyenin Girmesinin Ardından Bütçe ve Ekonominin Önceliklerinin 

            Belirlenmesi, ABD İle İlişkiler ve Türk Adaylığı,  Avrupalıları Bölüyor" başlığı altında, AB konusunda   kitapları bulunan akademisyenler Jacques Rupnik ve Dominique   Reynié ile AB'nin kimliği, mevcut sorunları ve geleceği  üzerine yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatta  şöyle denilmektedir: "'Türkiye hakkında doğan tartışma,  Avrupa'nın bizzat kendisine vermeyi düşündüğü tanımlamayı  tehlikeye sokuyor mu?' sorusuna cevaben Paris Siyasi Bilimler  Enstitüsü öğretim görevlisi Dominique Reynié şunları  söylemektedir: 'Ankara'nın adaylığına karşı alınmış bazı  tutumları beslemeye yarayan fevkalade yanıltıcı, ırkçı bir  söylemin demokratik partilerin arasına girmiş olmasından  endişe ve hatta üzüntü duyuyorum. Türkiye'nin üyelik  meselesi sorun yaratıyorsa bile, demokratik büyük partiler,  kamuoyunda yabancı düşmanı bir söylemin yayılmaması için  çaba sarfetmelidirler. Bu partilerin içerisindeki  egemenlikçiler, kaygı verici, nedeni bilinmez ırkçı bir  söylem içerisine girdiler. 'Egemenlikçileri' anlamak zaten  çok zordur. Çünkü Avrupa inşasına muhalefet eden bu   kesimdekiler, uzun zaman bize Avrupa'nın 'büyük bir makine'   olduğunu ve Fransa'nın da onun içerisinde yıpranacağını   açıkladılar. Türk meselesiyle birlikte karamsar Avrupa kampı,   180 derecelik bir dönüş yapıyor: Egemenlikçilerin liderleri,   entegre bir Avrupa'nın mevcudiyetini gördükleri için artık   öncelikle Fransız 'egemenliğini' savunmayı bıraktılar.   Küreselleşmiş bir dünyada aynı tarzdan ülkeler arasında   kuvvetlendirilmiş bir işbirliği yapılmasından başka mantıklı   bir çıkış olmadığını anladılar. Aksinin seçmenlere yalan   söylemek, vatandaşlarımızı kandırmak olacağını biliyorlar.  Ama Avrupa Parlamentosu'nda yer almayı isteyen bu  egemenlikçiler, 'Müslüman bir ülkenin' entegrasyonuna karşı  kıtamızı korumak istediklerini iddia ederek, kendilerini  Avrupa kimliğinin ateşli savunucuları olarak göstermekte  tereddüt etmiyorlar." Fransa Uluslararası Araştırmalar ve  İncelemeler Merkezi Araştırma Müdürü olan ve 1990-1992  yılları arasında Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Havel'e danışmanlık  yapan Jacques Rupnik ise aynı konuda şunları söylemektedir:  "Kendisine Avrupa Birliği'ne entegrasyon vaadinde  bulunulduğundan beri Türkiye'de olup bitenlere bir bakınız!  Bu vaat, Ankara hükümeti üzerinde değişime teşvik edici bir  rol oynadı. Türkiye'de İslamcılar yumuşadılar ve doktrinlere  dayalı radikal tutumlarını değiştirdiler... Türkiye'nin  Avrupa Birliği'ne entegrasyonunu Orta Doğu'daki Avrupa  stratejisinin bir bileşeni olarak görüyorum. Ama bunu  kamuoylarımıza demokratik yollardan kabul ettirmenin güç  olacağını düşünüyorum. Çünkü kamuoylarımız, AB'nin orta  Avrupa'ya genişlemiş olmasına tereddütle bakıyorlar ve onlara  bir de Irak ile ortak bir sınır öneriliyor! Oysa kabul  edilmemesi olumsuz sonuçlar yaratabilecektir." 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Avrupa'da yayımlanan International Herald Tribune  gazetesinin (12/05) internet sayfasında "AB Türkiye'ye Hazır  mı? Müslüman Dünya Beklemede" başlığı altında ve Roger Cohen  imzasıyla yer alan makalede şöyle denilmektedir: "Avrupa,   nerede bitiyor? Bu, uzun zamandır yanıtı aranan tartışmalı  bir soru. Ne denli tartışmalı olduğu da, AB'nin, Türkiye'yi  üyeliğe götürecek görüşmelere başlayıp başlamama gibi bir  konuda kritik bir karar vermeye çalışacağı önümüzdeki yedi ay   içinde görülecek. AB daha, 25 üyeli bir kulüp olarak  izleyeceği yolu kesin olarak belirlemeden 10 yeni üyeyi kabul  etti. Dolayısıyla da Türkiye'ye üyelik yolunu açma fikri  oldukça zorlayıcı görünüyor. Türkiye, büyük çoğunluğu  Müslüman olan 70 milyona yakın nüfusuyla Irak, Suriye ve  İran'a sınırı bulunan bir ülke. Üzerinde yaşadığı kıtanın  böylesine tehlikeli bir sınıra dayanmasını isteyen Avrupalı  yok denecek kadar azdır.Ancak Türkiye özel bir durum  arzediyor. AB ile bağları oldukça gerilere, Ankara'nın  ekonomik anlaşmalara imza attığı 1963 yılına dek uzanıyor.  Şimdi AB Komisyonu, Türkiye hakkında aralık ayında AB  liderlerinin vereceği kararda temel alınacak bir raporu  tamamlamaya çalışıyor. AB içinde keskin bölünmelere gebe  olan karar anı yaklaşıyor... ABD, İslam dünyası ve Türkiye'de  tüm dikkatler, AB'nin bir sonraki hamlesine odaklanmış  durumda. Amerika'nın görüşü oldukça açık. Avrupa da,  Müslümanlarla iyi ilişkiler içinde olmak istediğini her  fırsatta belirtiyor. Öyleyse AB, kapıyı Türkiye'nin suratına kapamayacaktır.... Türkiye sabırsızlanıyor. Bu ülkenin İslam  anlayışı, dinamizmi, büyük ordusu ve coğrafi konumu gereği  oynayabileceği köprü rolüyle AB'ye katacağı pek çok şey var." 

            SIRBİSTAN BASINI: 

            Danas gazetesinin (12/05) internet sayfasında "Türkiye,  Avrupalılaşma ile İslamiyet Arasında" başlığı altında  yayımlanan yazıda, Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın geçen  hafta sonunda yaptığı açıklamada, aralık ayında Türkiye'nin  AB'ye üyeliği ile ilgili görüşmelerin başlatılması konusunda  Brüksel'den olumlu bir cevap gelmediği takdirde, ülkesinin  siyasi rotayı değiştirmeyi düşüneceğini söylediği ve bu  olayın, Avrupa'da siyasi dalgalanmaya neden olduğu ifade  edilmekte, Türkiye'de yeni bir siyasi rotanın ne anlama  geldiğini öğrenmek amacıyla Türkiye'nin Belgrad  Büyükelçiliği Müsteşarı Hüseyin Müftüoğlu ve dış siyaset   yorumcusu Zoran Cirjakovic ile yapılan görüşmeye yer  verilmektedir. Yazıda, Atatürk'ün gerçekleştirdiği  reformlardan söz eden Cirjakovic'in su sözleri  aktarılmaktadır: "Atatürk'ün reformları Türkiye'de hala devam  ediyor ve bu reformları korunmak bütün Türk vatandaşlarının   görevi... Türkiye İslamiyet'e doğru yönelebilir. AB'nin  baskısıyla Erdoğan, ülkesinde çok ciddi reformlar  gerçekleştirdi. Türkiye çok çaba sarfetti ancak Avrupa tüm  bu çabaların hala yeterli olmadığını düşünüyor. Birçok Avrupa  ülkesi Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı çıkıyor. Kıbrıs   Türkleri, Kıbrıs'ın birleşmesine 'evet' oyu vermelerine   rağmen, AB'ye dahil edilmeyerek aşağılandılar. Bundan dolayı  'kriterlerde çıtayı alçaltmak, Avrupa için büyük önem  taşıyabilir' diye düşünüyorum... Türkiye NATO üyesidir ve  AB'ye adaydır. Türkiye Başbakanı'nın açıklamasını, Avrupa'ya  bir uyarı olarak algılamak lazım. Avrupa, Türkiye için daha  büyük anlayış göstermeli. Bu, Sırbistan için de geçerli. Bu  ülkeler kendi ekonomi ve siyasi gelişmelerini takip  edemediler. Avrupa'nın bu ülkelere karşı daha esnek bir  tutum sergilemesi gerekiyor. Avrupalılar, Türkiye'nin başka  bir yoldan da gidebileceğini anlamalılar. Etrafındaki  ülkelerle bir entegrasyon söz konusu olamaz ama Türkiye,  İslamiyet'e doğru yönlenebilir." Yazıda, Türkiye'nin Belgrad  Büyükelçiliği Müsteşarı Hüseyin Müftüoğlu'nun  da konuyla  ilgili şu görüşlerine yer verilmektedir: "1999 yılından bu  yana Türkiye AB aday listesinde bulunuyor ve bu yüzden aralık  ayında AB'ye üye olma doğrultusunda görüşmelerin  başlatılmasını bekliyoruz. Bazı Avrupalı yetkililerin AB'nin genişletilmesi ile ilgili yeni temasların Hırvatistan ile  yapılacağı yönündeki açıklamaları üzerine Başbakan Erdoğan,  AB'nin, Türkiye'nin üyeliği ile ilgili görüşmeleri  başlatmaması durumunda dünyanın sonunun gelmeyeceğini  vurguladı... Başbakan Erdoğan, AB'nin bu konuda doğru bir  karara varacağını umduğunu, ancak böyle bir şey olmadığı  takdirde Türkiye'nin hedeflerine ulaşmak için mutlaka başka  bir çıkış yolu bulacağını açıkladı. İşte bu cümle  tartışmalara neden oldu. Erdoğan, zaten Türkiye'nin  Avrupa'ya yönelmiş olduğunu ve gerçekten AB'ye üye olmak  istediğini belirtti." 

            SURİYE BASINI: 

            El Tavra gazetesinin (11/05) "Erdoğan'ın Atina  Ziyareti...Gelişmiş Bir Türk-Yunan İlişkilerine Doğru"  başlığı altında ve Muzer Id imzasıyla yayımlanan bir yorumda,   Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Yunanistan'a gerçekleştirdiği  ziyaretin ikili ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki istek  açısından çok önemli ve tarihi bir boyut taşıdığı  belirtilmekte ve şöyle denilmektedir: "Türkiye-Yunanistan  yakınlaşmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan,  ikili ilişkilerin ilerlemesi için gerçek bir siyasi arzunun  bulunduğuna işaret ederken Karamanlis, ikili ilişkilerin  gelişmesinden ve bu çerçevedeki ekonomik işbirliğinin  güçlenmesinden memnuniyet duyduğunu ve iki ülkenin, Balkan  ve Karadeniz ülkeleri arasında ekonomi kutupları haline  gelebileceğini söyledi. Erdoğan'ın Yunanistan'da gördüğü  ilgi ve bu ülkede yaptığı açıklamalar, son yıllarda iki ülke  arasındaki ilişkilerin geldiği düzeyin somut göstergeleri.  Bu durum, Türkiye'nin AB'ye katılması yönündeki gayretlerine  olumlu bir şekilde yansıyacaktır. Ayrıca, Türkiye'nin AB  yasalarıyla uyum içinde olması için bazı reformlar yapması  gerektiğinin altını çizen Karamanlis'in aralık ayında  Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlaması konusundaki  desteği, Ankara ile Atina arasında başlayan diyalogun net  ve somut bir sonucudur. AB'nin genişleyerek, 25 ülke haline  gelmesi ve bu konuda ufukta beliren umutlar, Türkiye'nin,  başta Annan'ın Kıbrıs ile ilgili planını kabul etmesi olmak  üzere birçok alanda olumlu adımlar atmasına yol açtı. Ayrıca  bu durum, Türkiye'nin AB bünyesindeki konumunu daha da  güçlendirdi. Nitekim Erdoğan'ın Atina ziyareti, iki ülke  arasında yeni bir stratejik ortaklığın başlaması için  kapıları sonuna kadar açtı." 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefterotipia gazetesinin (12/05) "Yakovu: AB'nin  Müdahil Olması Kaçınılmazdır" başlığı altında ve Fanos  Konstantinidis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Kıbrıs  Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun yıl sonundan önce AB'nin,  Kıbrıs sorununun çözüme bağlanması yönünde büyük ilgi  göstereceğini açıkladığı ve "Türkiye-AB ilişkilerinin  gündeme geleceği her seferde Kıbrıs sorunu da gündeme  gelecek" dediği bildirilmektedir. Haber-yorumda, Kıbrıs   sorununun bundan sonra AB sorunu olduğunu, Avrupa'nın,   sorunları çözümsüz bırakmak istememesi nedeniyle gün  geçtikçe AB'nin çözüme yönelik ilgisinin de artacağını   sözlerine ilave eden Yakovu'nun AB'nin müdahil olmasının   kaçınılmaz olduğunu, ancak BM Genel Sekreteri'nin rolünün  de gözardı edilmediğini vurguladığı ve AB ile BM'nin ortak   girişimde bulunması olasılığının var olduğunu da ifade ettiği kaydedilmektedir.

            Kathimerini gazetesinde (12/05) "Umut Verici Bir Mola"  başlığı altında ve T. Ekonomopulos imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Yunanistan ziyareti  konu edilmekte ve Başbakan Erdoğan'ın faaliyetlerinin ve  açıklamalarının, Ankara'nın üyelik müzakereleri için tarih  alıp almayacağının kararlaştırılacağı -Yunanistan'ın uzun  vadeli ulusal çıkarları açısından çok olumlu sayılan-, aralık  ayı AB zirvesinden önce ülkesinin Avrupa profilini ön plana  çıkarma çabalarının bir parçası olduğuna şüphe olmadığı  belirtilmektedir. Yorumda, Erdoğan ve Yunan Başbakan Kostas  Karamanlis'in, henüz belirlenmemiş olan ileri bir tarihte,  iki ülke arasında daha çok güven sağlandıktan sonra,  Türk-Yunan ilişkilerinde en acil  meseleleri -Kıbrıs  sorununa bir çözüm bulunması ve Ege'de bölgeye ait  hakların netleştirilmesi- açma konusunda mutabık kaldıkları,  bununla birlikte, aralık ayında üyelik müzakerelerinin   başlaması için Türkiye'ye tarih verilmemesi durumunda,  Türkiye'nin şüphesiz, yeni filizlenen ilişkilerde  gerginlikler ve karışıklıklar yaratacağı öne sürülmektedir. 

 

ESKİ SAYILAR