ANKARA, 14/05(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 13 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da
(13/05) "Kohl, Stoiber'in 'Umurunda Değil'" başlığı altında ve Peter
Fahrenholz imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Bavyera Eyalet Başbakanı Edmund
Stoiber'in, AB'nin Doğu'ya genişlemesi sonrasında, Bavyera Eyaleti'nin
zarara uğramasına engel olmak ve üye ülkelere teşvik farklılıklarını
azaltmak amacıyla, sınır bölgelere yapılan AB yardımlarında değişikliğe
gidilmesini istediği belirtilmektedir. AB'yi "fazlasıyla zorlayacağını"
ve "Avrupa'nın siyasi birlik vizyonunun sonu olacağını" belirterek
Türkiye'nin AB üyeliğini kesinlikle reddeden Stoiber'in, SPD ve
Yeşiller'e çağrıda bulunarak, AB Anayasası için referanduma gidilmesi
fikrini desteklemelerini istediği belirtilen yazıda, SPD Grup Başkanı
Franz Magnet'in, özellikle Irak savaşı nedeniyle Stoiber'i eleştirerek,
onu "iki yüzlülükle" suçladığı ve Türkiye konusunda Stoiber'e, Kohl
hükümetinin Türkiye'nin üyelik perspektifini onaylayan eski sözlerinden
alıntılar okuyunca, Stoiber'in "Bunlar benim umurumda bile değil." diye
seslendiği ifade edilmektedir. Yazıda, Magnet'in, Stoiber'in Türkiye
konusunda kendi bildiğini okuyacağına inanmasının, eski başbakanı Kohl'ün
girdiği uluslararası taahhütlerin kendisi için bir önemi olmadığını
gösterdiğini söyleyerek, "Bunun çok büyük bir sorumsuzluk" olduğunu
belirttiği kaydedilmektedir.
Merkur gazetesinin
internet sayfasında (13/05) "CDU İçerisindeki Türkler CSU'ya Karşı
Harekete Geçti" başlığı altında ve Holger Eichele imzasıyla yer alan bir
yazıda, Avrupa seçimine bir ay kala Hıristiyan Birlik Partileri
içerisinde, Türkiye'nin olası AB üyeliği nedeniyle yeni bir tartışma
nüksetmeye başladığı ifade edilmektedir. Almanya Hıristiyan Demokrat
Birlik Partisi (CDU) içerisindeki Alman-Türk Forumu (DTF), Hıristiyan
Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Sekreteri Markus Söder'in, partisinin
Avrupa seçimlerini Türkiye'nin üyeliği konusunda bir oylama haline
getireceği yönündeki açıklamasını protesto ettiği belirtilen yazıda,
CDU üyesi olan DTF Başkanı Bülent Arslan'ın, Söder'i "popülist hava
yaratmakla" suçlayarak, CSU'nun Almanya'da yaşayan Türkler hakkında bir
halk oylaması anlamına gelebilecek "savaşçı" açıklamalardan kesinlikle
kaçınması gerektiğini belirttiği kaydedilmektedir. Söder'in, CDU'nun
Türk kökenli üyelerinin eleştirilerini "anlaşılmaz" bulduğu kaydedilen
yazıda, CSU'nun, İçişleri Bakanı Günther Beckstein'in yönetimi altında,
yıllardır Türk yandaşlara yönelik adımlar attığı ve aynı şekilde bir
Alman-Türk Forumu'nun kurulmasını planladığı vurgulanmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinin internet sayfasında (13/05) "İçişleri Bakanı Türkiye'yi
Eleştiriyor" başlığı altında ve "red" rumuzuyla yer alan bir yazıda,
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda İçişleri Bakanı Ernst Strasser'in
APA'ya verdiği demeçte, Türkiye'nin en çok iltica başvurusunda
bulunulan 10 ülke arasında yer aldığını belirterek, "Yarı hamile
kalınmaz, ya insan hakları sözleşmesi ve Cenevre Mülteciler Sözleşmesine
uyarsınız ya da üye olmazsınız." dediği ve ileri derecede işbirliği ve
üyelik konusuna gelinceye kadar çözümlenmesi gereken bazı noktalar
bulunduğunu sözlerine eklediği kaydedilmektedir.
BELÇİKA BASINI:
Merkezi Brüksel'de bulunan ve Avrupa
Parlamentosu'nda bir grupla işbirliği içerisinde çalışan bağımsız haber
sitesi Euobserver'ın internet sayfasında (13/05) "Fransa'daki
Seçimlere Türkiye ve AB Anayasası Damgasını Vuracak" başlığı altında ve
Richard Carter imzasıyla yer alan bir haberde, 13 Haziran'da yapılacak
olan Avrupa Parlamentosu seçimlerine Türkiye'nin AB üyeliği ve AB
anayasasının damgasını vuracağı belirtilmektedir. Türkiye'nin AB
üyeliğine şiddetle karşı çıkan iktidardaki UMP partisinin seçim
programında "Türkiye'nin AB'de işi yok" ifadesine yer verildiği
belirtilen haberde, UMP lideri Alain Juppe'nin de geçen ay, "UMP,
Türkiye ile müzakerelerin bu yıl sonunda başlamasını istemiyor." dediği,
ancak UMP'nin bu olumsuz tutumunun, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac
tarafından paylaşılmadığına, Chirac'ın bir süre önce Türkiye'nin
üyeliğinin "arzu edilir" olduğunu söylediğine dikkat çekildiği
hatırlatılmaktadır. Fransa'da ana muhalefet partisi Sosyalist Parti'nin
ise, UMP'yi halkın, Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin kaygılarını
istismar ederek seçmenlerin dikkatini AB ile ilgili asıl sorunlardan
çevirmeye çalışmakla suçladığı ifade edilen haberde, Sosyalist Parti
lideri François Hollande'nin de, Türkiye'nin AB'ye katılmasından yana
olduğunu belirttiği, CNPT lideri Jean Saint-Josse'nin, Türkiye'nin
Avrupa'da olması için bir nedeninin bulunmadığını öne sürerken, Avrupa
Milletlerin Hareketi lideri Charles Pasqua'nın ise, Türkiye'nin AB'ye
"bugün, yarın ve yarından sonra" katılmasına karşı olduğu, Ulusal Cephe
lideri Jean Marie Le Pen'in de, benzer bir tutum sergilediğine
kaydedilmektedir.
Merkezi Bürksel'de bulunan
ve Avrupa Parlamentosu'nda bir grupla işbirliği içerisinde çalışan
bağımsız haber sitesi Euobserver'ın internet sayfasında (13/05) "Persson:
AB'nin Daha Fazla Genişlemeye İhtiyacı Var" başlığı altında ve Lisbeth
Kirk imzasıyla yer alan bir haberde, İsveç Başbakanı Göran Persson'un
Romanya, Türkiye ve diğer ülkelerin Avrupa Birliği'nin genişleme
sürecini desteklemek için Birliğe katılması gerektiğini söylediği
belirtilmektedir. Bükreş'te 11 Mayıs'ta düzenlenen bir konferansta
konuşan Persson'un, 30'dan fazla ülkenin üye olduğu bir AB hayal
ettiğini ve Türkiye'ye de kriterleri karşıladığı takdirde hayır
denemeyeceğini söylediği ifade edilen haberde, Persson'un, AB'nin
Romanya gibi ülkeleri de üyeliğe kabul ederek daha fazla genişlemeye
ihtiyacı olduğunu belirterek, "Eğer AB bu büyümeyi sağlayamazsa, büyük
problemlerle karşı karşıya kalırız. Bir yıl için idare edebiliriz, belki
beş yıl için de idare edebiliriz, fakat 10 yıl için bunu başaramayız."
dediği aktarılmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(13/05) "Brüksel: İmam Hatip Okullarına İlişkin Yasa, Türkiye'nin İç
Sorunudur" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avrupa
Komisyonu'ndan yapılan açıklamada, laik çevrelerin ve ordunun
muhalefetine karşın TBMM'nin imam-hatip okulları lehindeki tartışmalı
bir yasayı kabul etmesi konusunda, Türkiye'nin iç sorunu olduğu
gerekçesiyle, taraf olunmayacağının belirtildiği kaydedilmektedir.
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'nin sözcüsü
Jean-Christophe Filori'nin, "Bu, Türkiye'yi ilgilendirir... Bu konuda
görüş bildirmek Komisyon'a düşmez." dediği belirtilen haberde,
Ankara'nın AB üyeliğine ilişkin yıl sonunda çıkacak komisyon raporunda
bu yasaya yer verilip verilmeyeceği konusundaki bir soruya cevaben, iki
konu arasında hiçbir bağlantı olmadığını söyleyen sözcü Filori'nin,
"Türkiye'deki eğitimi, bazı okullardan mezun olanların üniversiteye
girmelerini düzenleyen bir yasanın kabul edilmesi konusunda taraf
olmamız için hiçbir neden görmüyorum." diye görüş bildirdiği
kaydedilmektedir.
DANİMARKA BASINI:
Politiken
gazetesinde (12/05) "Yeni Üye Ülkeler Türkiye'nin AB Üyeliğine Sıcak
Bakmıyorlar" başlığı altında ve Thomas Lauritzen imzasıyla yayımlanan
bir haberde, AB'ye yeni üye olan 10 ülkenin resmi tutumunun Türkiye'nin
AB üyeliğini desteklemekten yana olsa da, esasen bu ülkelerin
Türkiye'nin AB üyeliğine pek sıcak bakmadıkları belirtilmekte, bu
bağlamda, Brüksel'deki CEPS düşünce kuruluşundan Michael Emerson'un,
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın Türkiye'nin AB üyeliğinin uzun zaman
alacağı yolundaki beyanının 2004 Aralık ayında Türkiye'ye müzakere
tarihi verilip verilmemesi konusunda karar alınacağı sırada, yeni AB
ülkelerinin arkasına saklanabilecekleri bir ifade olduğunu ileri sürdüğü
kaydedilmektedir. Emerson'un, yeni AB ülkelerinin Türkiye'nin AB
üyeliğine ilişkin olumsuz tutumunun kendilerine yönelmesi beklenen dış
yatırımın Türkiye'ye kaymasından endişe etmelerinden kaynaklandığını
ileri sürdüğü belirtilen haberde, yeni AB ülkelerinin Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı çıkmalarının başka nedenlerinin olduğu, -örneğin, yeni
üye ülkelerin coğrafi açıdan kendilerine daha yakın olan Bulgaristan,
Romanya ve Hırvatistan'ın AB üyeliğine daha sıcak baktıkları
anlaşılıyor- ayrıca yeni AB Anayasası'nda Hıristiyan dinine atıfta
bulunulmasından yana olan Polonya'nın, Hıristiyan bir ülke olduğu için
Ukrayna'nın AB üyeliğini Türkiye'nin AB'ye üye olmasından daha fazla
arzu ettiğinin anlaşıldığı ifade edilmektedir. Haberde, Brüksel'deki
diplomatların, Polonya'nın yeni AB Anayasası'nda Hıristiyan dinine
atıfta bulunulmasına ilişkin talebiyle Türkiye'nin AB üyeliği
tartışmalarının bağlantılandırılmasından endişe ettiklerinin öne
sürüldüğü vurgulanmaktadır.
Kristeligt Dagblad
gazetesinde (12/05) "Bugüne Dek Hiçbir İslam Ülkesi
Demokratikleşmemiştir" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Avrupa
Hareketi Başkanı Erik Boel'in, Türkiye'nin AB üyeliğinin Orta Doğu
ülkelerine önemli bir mesaj olacağını, ayrıca Avrupa'nın bu bölgede
demokrasiyi geliştirmeye ilişkin çabalarının ciddiyetini ispatlayacağını
ileri sürdüğü belirtilmektedir. Haberde, "Boel AB'nin gerçekten
Türkiye'nin siyaset kültürünü değiştirebileceğini mi sanıyor?" sorusu
yöneltilmekte ve şöyle denilmektedir: "AB Batı değerlerine; demokrasi,
insan hakları ve eşitliğe saygı duyan ülkelerden oluşuyor. Türkiye ise,
Kopenhag Kriterleri'ni karşılamıyor. İstanbul ve Ankara'da Batı
değerlerini benimseyen bir elit olduğunu kabul ediyorum ve ordu İslami
eğilimli güçleri baskı altında tutmak için elinden geleni yapıyor.
Ancak, Türk halkının çoğunluğu demokrasinin kaldırılıp halifeliğin geri
getirilmesinden yana. Esasen, Avrupa ülkelerinde yaşayan bir kaç milyon
Türk dahi içinde yaşadıkları toplumlara entegre olmamış durumda... Erik
Boel'e göre herkes AB'ye girebilir. Fakat, AB kamuoyu böyle düşünmüyor.
Türkiye, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'nın giderek büyüyen nüfusu AB'ye
gelebilmeyi umuyor. Bunların çoğu vasıfsız işgücü ve bu nedenle üretime
katılım ve katkıları en alt seviyede kalacak. Bunların amacı Avrupa'yı
işgal etmek ve biz 'kafirleri' baskı altında tutmak. Bugüne dek hiçbir
İslam ülkesi demokratikleşmemiştir, zira demokrasi Kur'an ve şeriat
kuralları ile uyuşmuyor. Dolayısıyla, Avrupa'nın tek seçeneği İslam'ı
Avrupa sınırlarının dışında tutmak."
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(13/05) "Verheugen: AB, Kapıyı Türkiye'ye Kapamamalıdır" başlığı altında
ve Marcin Grajewski imzasıyla yer verdiği bir haberde, AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in yaptığı bir
konuşmada, Türkiye'nin AB ile üyelik görüşmelerine başlama talebinin
reddedilmesi halinde, bu ülkenin demokratik reformları
durdurabileceğini ve siyasi bir düzensizlik içine girebileceğini
söylediği belirtilmektedir. Verheugen'in, verilecek kararın,
Türkiye'nin başarılarını adil bir şekilde yansıtması ve bazı AB
ülkelerindeki siyasi elit tabakanın ve kamuoyunun bu ülkeyi Birliğe
almak konusunda artan muhalefetinden etkilenmemesi gerektiğini söylediği
ifade edilen haberde, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanların bir
kısmının, mevcut nüfus artış oranının devam etmesi halinde, Türkiye'nin
15 yıl içinde AB'deki en büyük ülke olacağından ve önemli kararların
alınmasında Almanya'dan sonra en çok oya sahip olmasından korktuğu
kaydedilmektedir. AB yanlısı bağımsız düşünce kuruluşu "Friends of
Europe" (Avrupa'nın Dostları) tarafından genişleme konulu düzenlenen
seminerde konuşan Verheugen'in, "Avrupa perspektifini Türkiye'nin
elinden alırsanız, bu ülkedeki demokratikleşme sürecini etkin bir
şekilde durdurursunuz. Stratejik açıdan önemli olan bu ülkedeki
istikrar ve öngörülebilirliğin kaybedilmesinden uzun vadede siz sorumlu
olursunuz." dediği belirtilen haberde, Verheugen'in, Türkiye'nin
"modernleşme, demokratikleşme ve liberalleşme konularında çok etkileyici
bir dinamizm gösterdiğini" söylediği ve ülkenin başarısından övgüyle
söz ederek, "Batılı demokrasiler ve İslam dünyası arasındaki ilişkiler
21. yüzyılın en önemli meselesi olacaktır. Türkiye bu konuda bir fark
yaratabilir." şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Ta Nea
gazetesinde (13/05) "Belçika Dışişleri Bakanı: Lefkoşa'nın Veto Hakkını
Kullanması Halinde, Belçika Kıbrıs Türk Kesimini Tanıyacak" başlığı
altında ve Yorgos Çalakos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Kıbrıs
Hükümeti'nin, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmesi
halinde, Türkiye'nin AB yönelimini destekleyeceği yolunda verdiği
güvenceyi duymazlıktan gelen Belçika Dışişleri Bakanı Louis Michel'in,
Kıbrıs Hükümeti'ne karşı sert bir çıkış yaptığı belirtilmektedir. Türk
basınına göre, Türk işadamlarına hitaben yaptığı konuşmada Belçika
Dışişleri Bakanı'nın, diplomatik bir üslup kullanmadan, AB'nin elinde
"Kıbrıs Rumlarının diz çökmelerine" yol açacak belgelerin bulunduğunu
ve Türkiye'nin AB üyeliğini Kıbrıs'ın veto etmesi halinde, Belçika'nın
Kıbrıs Türk kesimini tanıyacağını söylediği belirtilen yorumda, Kıbrıs
Hükümeti'nin, sözde devletin hiçbir AB üyesi ülke ya da makam tarafından
tanınmasının söz konusu olmadığı cevabını verirken, Tassos Papadopulos'un
sözcüsü M. Karoyan'ın, Papadopulos'un geçmişte Kopenhag Kriterleri'ne
uyum sağlaması halinde Kıbrıs'ın Türkiye'nin AB yönelimini
desteklememesi için bir neden olmadığı yolunda bir açıklama yaptığını
hatırlattığı kaydedilmektedir.
To Vima gazetesinin
haftalık eki İkonomikos Tahidromos dergisinde (13/05) "Türkiye AB'ye
Girsin" başlığı altında ve A.H. Papandropulos imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, Belçika Dışişleri Bakanı Louis Michel'in, Avrupa Gazeteciler
Birliği'nden bir heyetle yaptığı görüşmede, Türkiye'nin AB üyeliğinden
yana olduğunu açıkladığı ve "Türkiye'nin, AB Konseyi'nin kararıyla AB
adayı ülke statüsüne getirildiği andan itibaren, bu kararı hangi
sebepten dolayı iptal edebileceğimizi anlayamıyorum. AB'nin, Türkiye'yi
dini nedenlerden dolayı nasıl engelleyebileceğini de anlayamıyorum.
Avrupa tek dinli bir bölgeden oluşmuyor. Tam aksine, çok dinli,
hoşgörülü, bütün belirtilerde ve boyutlarda farklılık hakkını tanıyan ve
bu hakkı savunan bir örgüt olarak dünya çapında örnek oluşturuyor"
dediği belirtilmektedir. Yorumda, Michel'in, AB'nin genişlemesinden söz
ederek, genişlemenin AB'ye yeni bir dinamizm kazandıracağını vurguladığı
ve Avrupa'nın geleceğine kuşkuyla bakarak, Avrupa'nın "dağılacağından"
söz edenlere katılmadığının altını çizdiği ifade edilmektedir.