17.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 17/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  14-16 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (15/05) "Viyana Başpiskoposu, Türkiye'nin AB  Üyeliği Tartışmalarının Zamansız Olduğunu Söyledi" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Viyana Başpiskoposu Kardinal  Christoph Schoenborn'un Avusturya Devlet Radyosu'na verdiği  demeçte, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne olası üyeliği  konusunda çekinceleri bulunduğunu, ancak İslam'ın Avrupa'nın  bir parçası olduğunu düşündüğünü söylediği ifade edilmektedir. Schoenborn'un, "kuşku götürmeyecek bir şekilde Avrupa'nın  parçaları" olan Balkan ülkeleri gibi ülkelerin AB  üyeliklerinin henüz gerçekleşmediği bir zamanda Türkiye'nin  AB üyeliğinin "vakitsiz bir soru gibi görünüyor" dediği  belirtilen haberde, İslam'ın Avrupa'da artan etkisinin  Türkiye ile ilgisi olduğu değerlendirmesinin yapılmaması  gerektiğini söyleyen Schoenborn'un, "İslam Avrupa'nın bir  parçasıdır" diye konuştuğu, ayrıca köktendinciliğin sadece  Müslümanlar ile sınırlı olmadığını belirttiği  kaydedilmektedir. 

            ALMANYA BASINI: 

            Nürnberger Zeitung'un internet sayfasında (15/05)  "Avrupa Seçimi Tezleri" başlığı altında ve Ralf Müller  imzasıyla yer alan bir yazıda, Bavyeralı liberallerin,  geçen yıl gerçekleştirilen seçimlerde yüzde 5 barajının  yanına bile yaklaşamadıkları, ancak bunun, Eyalet Başkanı  ve Almanya'nın Adalet eski Bakanı Sabine Leutheusser- Schnarrenberger'in 13 Haziran tarihinde gerçekleştirilecek  Avrupa seçimi konusundaki iyimserliğini azaltmadığı  belirtilmektedir. Yapılan anketlere göre FDP'nin, Almanya  genelinde yüzde 7'de kaldığı ve bunun da, Almanya'daki  sekiz FDP adayının bir sonraki Avrupa Parlamentosu'nda  yer alabileceği anlamına geldiği belirtilen yazıda,  FDP'nin seçim savaşlarının geleneksel olarak, yönetimde  olan CSU ve Başkanı Edmund Stoiber'e karşı yürütüldüğü ve  Leutheusser-Schnarrenberger'in, Stoiber'in yeni anayasa  konusunda AB genelinde oylama yapılması yönündeki son  fikrini "ikiyüzlülük" olarak nitelendirerek, "O, bunu  aslında istemiyor" açıklamasında bulunduğu ifade edilmektedir.  Yazıda, yapılacak seçimlerin Türkiye'nin olası AB üyeliği  konusunda gerçekleştirilecek bir oylama olmadığı ve  Liberallerin bu düşünceyle CSU'nun bir seçim tezine itiraz  etmiş olduğu, FDP'nin eyalet teşkilatı yönetim kurulunun  bir karar taslağında ise "AB kapısı Türkiye için açık  tutulmalı" denildiği, ancak Leutheusser-Schnarrenberger'in,   bu ülkenin üyeliğinin şimdilik çok uzak olduğunu belirttiği kaydedilmektedir. 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Austria Today gazetesinde (13/05) "Avusturyalıların  Büyük Bir Çoğunluğu Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı" başlığı  altında yayımlanan makalede, son kamuoyu yoklamalarına göre, Avusturyalıların yüzde 56'sı Türkiye'nin AB üyeliğine karşı  çıkarken, yüzde 26'sının nihai olarak Türkiye'nin AB üyeliği  şansı bulunduğunu söylediği, yüzde 13'ünün ise Türkiye'yi  bir AB üyesi olarak tasavvur edebildiği belirtilmektedir.  Makalede, geçtiğimiz kasım ayında yayımlanan bir başka  kamuoyu araştırmasına göre ise, Avusturya halkının  yüzde 70'i Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı çıkarken  sadece yüzde 23'ünün üyeliğe ihtimal verdiği  hatırlatılmaktadır. 

            FRANSA BASINI: 

            Le Figaro gazetesinde (13/05) "Brüksel'in Çok Büyük  Bir Avrupa Planı" başlığı altında ve Alexandrine Bouilhet  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin üyeliğiyle  ilgili tartışmanın başkentleri şaşkına çevirdiği bir sırada  AB Komisyonu'nun, Avrupa'nın gelecekteki sınırlarıyla ilgili  kartları biraz daha karıştırdığı ve 30 komisere genişleyen  kurulun ilk toplantısının ardından AB yürütme gücünün, yeni  komşuluk siyasetiyle ilgili stratejik planını açıkladığı  belirtilmektedir. Projenin, Fas'tan Lübnan'a kadar uzanacağı,  Rusya, Ukrayna, Moldavya, Akdeniz havzası ülkeleri ve üç  Kafkas Cumhuriyeti'ni içine alacak devasa bir serbest  mübadele bölgesi yaratmayı hedeflediği ifade edilen yazıda,  Brüksel'in, Avrupa Birliği ile tüm komşuları arasında uzun  vadede "tam bir ekonomik entegrasyonun gerçekleşmesini",  bir başka deyişle, malların, hizmetlerin, sermayelerin ve  kişilerin serbest dolaşımını savunduğu ve bu çok büyük bir  ortak pazar perspektifinin; Avrupa'nın "yeni komşularının",  anlaşmaların kendilerine hak tanıdığı üzere AB'ye girmek  için adaylıklarını yine sunabilecekleri vurgulanmaktadır.  Avrupa kıtası üzerindeki yeni komşuluk siyasetinin, Rusya,  Ukrayna, Moldavya ve Beyaz Rusya'ya hitap ettiği ve sadece  Avrupa Birliği'nin tüm siyasi diyalogu kestiği Beyaz Rusya  açısından bir ayar söz konusu olduğu belirtilen yazıda,  "Avrupa Birliği, Akdeniz'de de Magrip ülkeleri, Mısır ve  bilhassa, 2010'da gümrük bariyerlerinin ortadan kaldırılmasını  öngören Barcelona sürecine katılmaya davet edilen Libya ile  işbirliğinin kuvvetlendirilmesini istiyor. Komisyon, 'Yeni  siyasetimiz, bu amaca daha hızlı ve daha etkin bir şekilde  ulaşmamıza yardım edecektir' diyor. Temelde ekonomik olan  bu öneri, önemli siyasi mesajlar da içeriyor. En belirgin  olanı Ankara'ya hitap ediyor. Eğer Suriye, Ermenistan ve  Gürcistan, Avrupa'nın yeni komşularının resmi listesinde  kayıtlılarsa, Komisyon, Türkiye'yi çoktan Avrupa Birliği'ne  dahil etmiş oluyor. Ankara ile müzakerelerin başlatılması  konusunda alınacak karara esas teşkil edecek görüşünü  açıklamasına altı ay kala Brüksel, Türklere ümitlerini  yitirmemeleri için ilave bir sebep sunuyor. Aynı zamanda  başta Balkan ülkeleri olmak üzere diğer ülkeler de Avrupa'ya  yönelik isteklerinde rahat bir nefes almış oluyorlar"  denilmektedir.   

            DANİMARKA BASINI: 

            Jyllands Posten gazetesinde (13/05) "Türkiye'nin AB  Üyeliği Bu Kadar Dar Bir Açıdan Değerlendirilmemeli" başlığı  altında ve Muhafazakar Halk Partisi üyesi ve AP milletvekili  adayı Regitze Schröder imzasıyla yer alan okuyucu mektubunda  şöyle denilmektedir: "5 Mayıs tarihli Jyllands Posten  gazetesinde aşırı sağcı Danimarka Halk Partisi üyesi ve  AP milletvekili adayı Morten Messerschmidt, tüm İslam  ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye'nin geri kalmasında  ülkenin benimsediği İslam kültürünün etkisi olduğunu ve  bu nedenle Türkiye'nin AB'ye üye olamayacağını öne sürüyor!  Messerschmidt, hiç Türkiye'yi ziyaret etti mi bilmiyorum,  ama Ankara ve İstanbul gibi modern şehirlerde başörtüsü  görmek neredeyse mümkün değil. Türkiye laik bir ülke olduğu  için din ve devlet işleri birbirinden ayrı tutuluyor.  Dolayısıyla, Türkiye'nin AB üyeliğini bu kadar dar bir  açıdan değerlendirmemek gerekir. Kopenhag Kriterleri'ni  karşılayabilmek için Türkiye son yıllarda kayda değer  reformlar yaptı. Benim ümidim, Türkiye'ye müzakere tarihi  vermek suretiyle bu zeminde tutmak. Aksi takdirde,  köktendinci İslamı güçlendirmiş oluruz. Yeni AB ülkelerine  zamanında tanınan fırsatların Türkiye'ye de tanınması gerek.  15 yıl önce Messerschmidt'in bu ülkelerin üyeliğine de  karşı çıktığı ortaya çıkarsa hiç şaşmam." 

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Guardian gazetesinde (15/05) "Blair, Türkiye ile  Dostluk Bağları Kuruyor" başlığı altında ve Sarah Hall  imzasıyla yayımlanan bir haberde, İngiltere Başbakanı Tony  Blair'in, Türkiye'ye yapacağı ziyarette, İslam dünyasıyla  köprü kurmaya çalışacağı ve Ankara'da Cumhurbaşkanı Ahmet  Necdet Sezer ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile  gerçekleştireceği görüşmelerde, Kıbrıs, Irak ve Orta Doğu  meselelerinin yanı sıra Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  katılma girişimini de ele alacağı belirtilmektedir.  İngiltere'nin, Türkiye'nin AB'ye katılma başvurusunu  desteklediği (Fransa ve Almanya ise buna karşı) ve laik  Müslüman bir ülkenin AB'ye katılmasının dış dünyaya olumlu  sinyaller göndereceğine inandığı belirtilen haberde,  Türkiye'nin, Romanya ve Bulgaristan'la birlikte aday ülke  statüsüne sahip bulunduğu hatırlatılmaktadır.           

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefteros Tipos gazetesinde (14/05) "'Derin Devlete'  Karşı" başlığı altında ve Yorgos Kuvaras imzasıyla yayımlanan  bir yorumda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye'nin  AB yönelimi konusunda başarılı olmak için ülkede kelimenin  tam anlamıyla devrim yapmak istediği vurgulanmaktadır.  Başbakan Erdoğan'ın, ülkede siyasi istikrarsızlık olasılığını  göze alarak ve AB'ye Türkiye'nin demokratikleşmesi için  elinden geleni yapacağı mesajını vererek, ülkedeki askeri  kurulu düzen ile başka bir deyişle 'derin devlet' ile  doğrudan 'çarpışmaktan' kaçınmadığının görüldüğü ifade  edilen yorumda, TBMM'nin, Başbakan Erdoğan'ın inisiyatifiyle  imam hatip liselerine üniversite yolunu açan eğitim sistemiyle  ilgili  reform paketini onayladığı ve rektörlerin de (bunlar  arasında Abdi İpekçi Barış Ödülü'nü alan ve Yunanistan'da  tanınan Kemal Alemdaroğlu da bulunuyor) desteğini alan askeri  çevrelerin, devletin laik yapısının tehlikeye girdiği  gerekçesiyle eğitime ilişkin reform paketine karşı çıktıkları kaydedilmektedir. Yorumda, Başbakan Erdoğan ile "derin devlet"  arasındaki bu "çarpışmadan" Başbakan'ın kazançlı çıkması  durumunda, AB'nin tavsiyelerinin aksine, Türkiye'nin siyasi  hayatında rollerini korumak isteyen askeri çevrelerin  yetkilerinin daha da sınırlandırılacağına işaret  edilmektedir.

            Kathimerini gazetesinde (14/05) "Başbakan Karamanlis,  ABD ve Türkiye ile İlişkileri Geliştiriyor" başlığı altında  ve George Gilson imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Başbakan  Kostas Karamanlis'in ABD Başkanı George W. Bush ile 20 Mayıs'ta  yapacağı görüşmede, Yunanistan'ın Türkiye'nin AB adaylığına  olan sabit desteği ve Türk-Yunan yakınlaşmasını daha ileriye  götürmedeki kararlılığının ele alınacağı belirtilmektedir.  Yunanistan'ın, Washington'un dış politika gündeminde önemli  bir amaç olanın, Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerinin  gelecek yıl başlamasının en sadık destekçilerinden biri  olduğu ve Erdoğan'ın Yunanistan ziyaretinin, sosyalist  PASOK hükümeti döneminde başlayan yakınlaşmanın Karamanlis  ve Erdoğan tarafından kişisel düzeyde de devam ettirileceğini  kanıtladığı ifade edilen yorumda, Karamanlis'in, Erdoğan ile  temaslarından sonra basın toplantısında, Ege'de kıta  sahanlığının belirlenmesinin aralık ayına kadar  gerçekleşemeyebileceğini ve uygun bir çözüm için sabırlı  davranmanın önemli olduğunu söylediği hatırlatılmaktadır.  

 


ESKİ SAYILAR