18.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 18/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  17 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ALMANYA BASINI: 

            Kölner Stadt Anzeiger gazetesinin internet sayfasında  (17/05) "Yeni Türkiye AB'ye Hazır mı?" başlığı altında ve  Marlies Fischer imzasıyla yer alan bir yazıda, "Türkiye  artık AB üyeliği hayali görmüyor. Bu bizim için bir saplantı"  denilmekte ve bu tespitin Türkiye'nin en tanınmış ve en  önemli gazetecilerinden Mehmet Ali Birand'a ait olduğu  belirtilmektedir. Birand'ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın  ılımlı İslamcı hükümetinin alacağı her siyasi karardan önce  Ankara'nın AB'ye giden yolunun bu kararla, hızlanmış  olduğunu mu yoksa engellendiğini mi ölçüp tarttığını  belirttiği, bu sayede Türkiye'nin beş yıl önce hayal bile  edilemeyen çok sayıda reformu gerçekleştirdiğini vurguladığı  kaydedilen yazıda, Türkiye'nin AB'ye giden uzun yolunun,  CDU'ya yakınlığıyla bilinen Konrad Adenauer Vakfı ve  Türk-Alman Vakfı'nın İstanbul'da düzenledikleri bir  seminerin de konusu olduğu belirtilmekte ve burada sürekli  gündeme gelen konuların Türkiye'nin AB'ye ne kadar hazır  olduğu ve Brüksel'in artık Ankara'ya yıl sonunda müzakere  tarihi verip vermeyeceği olduğu vurgulanmaktadır. Yazıda,  CDU çizgisinin aksine Türkiye'nin AB üyeliğini savunan  Ankara'daki Konrad Adenauer Vakfı Başkanı Wulf Schönbohm'un,  "İdam cezası ve DGM'ler kaldırıldı, Kürtlere daha çok haklar  tanındı ve Hıristiyan azınlığın durumu iyileşti" diyerek,  Türkiye'deki değişiklikleri takdir ettiği belirtilmektedir.

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (15/05) "Roth... AB İnandırıcılığını Korumalı" başlığı altında ve Rainer Hermann  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Federal Almanya Hükümeti'nin  İnsan Hakları ve İnsani Yardım Politikası Sorumlusu Claudia  Roth'un (Yeşiller), İstanbul'da Avrupa Birliği'ne çağrıda  bulunarak inandırıcılığını sürdürmesini istediği  belirtilmektedir. Roth'un, bir hafta süren Türkiye ziyaretinin  sonunda Frankfurter Allgemeine Zeitung'a yaptığı açıklamada,  AB Komisyonu'nun ilerleme raporunda, Türkiye'nin Kopenhag  Kriterleri'ni yerine getirdiğini saptaması halinde, AB'nin  1999 yılındaki Helsinki Zirvesi'nde üstlendiği taahhüdün  arkasında durarak Türkiye'ye katılım müzakerelerinin  başlatılması için bir tarih vermesi gerektiğini söylediği  ifade edilen yazıda, Roth ile Federal Parlamento Milletvekili  Zylajew (CDU) ve Kahrs (SPD), Ankara'da Başbakan Erdoğan,  Dışişleri Bakanı Gül ve İçişleri Bakanı Aksu'nun yanı sıra  sivil toplum örgütleri, İstanbul'daki kilise temsilcileri  ve Diyarbakır'da da yerel politikacılarla görüştükleri  hatırlatılmaktadır. "İstikrarlı, demokratik bir Türkiye'ye  olağanüstü ilgi duymalıyız" diyen Roth'un, Türkiye'nin bunun  için AB perspektifine ihtiyaç duyduğunu söylediği ifade  edilen yazıda, muhataplarının, CDU tarafından önerilen türde  bir "ayrıcalıklı ortaklığın" bu dinamizmi keseceği konusunda  görüş birliği içinde olduğunu dile getiren Roth'un, "Bu ne  Türkiye'nin demokrasisine yardımcı olur, ne de bizim  çıkarımızadır. Almanya, AB'nin aralıkta tarih vermemesi  halinde, Türkiye'nin istikrarsızlığa sürükleneceğinin pek  bilincinde değil" dediği aktarılmaktadır. Yazıda, TBMM  İnsan Hakları Komisyonu'nun sponsorların desteğiyle  Kürtlerin yaşadığı güneydoğuda bir mayın temizleme programı  oluşturması, ülke genelinde yerel temsilcilikler açması ve  cezaevlerine ziyaret düzenlemesine yönelik çalışmalarından  övgüyle söz eden Roth'un, "Daha bir yıl öncesine kadar  Türkiye'nin, örneğin Kürt siyasetçi Leyla Zana'yı 15 yıl  hapis cezasına çarptıran Devlet Güvenlik Mahkemelerinin  kaldırabileceğine ihtimal vermezdim" dediği  belirtilmektedir. 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (17/05)  "Türkiye'nin AB Yolu Tümseklerle Dolu" başlığı altında ve  Ian Bremmer imzasıyla yer alan bir makalede, gelişmekte olan  piyasaların son günlerde çalkantı içinde olduğu ve özellikle de  ağır borç yükü altına girmiş olanların faiz oranlarındaki  yükselişi büyük bir kaygıyla izlediği, ancak hiç de iyi  olmayan küresel ekonomik koşulların Ankara'nın AB'ye üyelik  çabalarına ilişkin kaygılara eşlik ettiği Türkiye'nin en  çok da yatırımcıların canını sıktığı kaydedilmektedir.  Avrupa yolculuğuna iyimser bakan çevrelerin tüm dualarına  karşın, aralık 2004 AB Zirvesi'nde Türkiye ile üyelik  görüşmelerine başlayıp başlamamakla ilgili kararın nihai  olup olmayacağının belirsizliğini koruduğu ifade edilen  makalede, herşeyin, bırakın daha iyi olmayı daha da kötü  olabileceği, Fransa Hükümeti'nin, Cezayir ve Fas gibi  ülkelerle birlikte Türklere ortaklık statüsü vermenin daha  iyi olacağı yönünde sinyaller verdiği belirtilmekte ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, kararının ekim ayında Avrupa  Komisyonu  tarafından açıklanacak olan ilerleme raporuna bağlı  olduğunu, ancak üyelik görüşmelerinin 10-15 yıl gibi bir süre  alacağını ifade ettiğine işaret edilmektedir. Makalede şöyle denilmektedir: "Fransa'da Türkiye'nin üyeliği pek de destek  görmeyen bir konu. Bu bağlamda kendi görüşlerine destek  arayan Fransızların fazla uzağa bakmaları gerekmiyor. Zira  Avrupa'da Türklerin katılımına tam destek veren tek bir ülke  yok. Bunda Türkiye'nin nüfus büyüklüğünün yanı sıra Müslüman  karşıtı duyguların da payı olduğu yadsınamaz. Eğer mevcut  nüfus artış oranı değişmezse Türkiye, AB'ye katılması halinde  birliğin ikinci en büyük ülkesi olarak büyük bir veto  yetkisine de sahip olacak... Türkiye'nin AB tarafından  öngörülen siyasi kriterleri tam anlamıyla hayata geçirmesi  noktasında endişeler söz konusu; dolayısıyla küçük de olsa,  üyelik görüşmelerinin başlatılmasıyla ilgili kararın  ertelenmesi olasılığı söz konusu. Ancak Türkler muhtemelen  aralık ayında bir tarih alacak -büyük olasılıkla da 2007-  ancak bu koşula bağlanmış bir tarih. Piyasalar, Türkiye'nin  AB sürecini tersine çevirebilecek koşullarla ilgilenmiyor.  Önde gelen AB ülkelerindeki siyasi değişimler, Türkiye-AB  ilişkilerini, Alman Hıristiyan Demokratlar tarafından  savunulan 'imtiyazlı ortaklık' gibi farklı bir çerçeveye  oturtma riskini artırıyor, dolayısıyla da 2007 tarihine  olumsuz bakılıyor. Bu durumda Avrupalı liderler, piyasaları,  AB'nin süreci ilerletmek konusunda kararlı olduğuna ve bu  doğrultuda da ileride Türkiye'nin beklentilerini  karşılayabileceklerine ikna etmesi gerekiyor. Avrupalı  liderler başarılı olurlarsa Erdoğan'ın Türk ekonomisini  ayakta tutma çabalarının da yardımıyla durumu daha da  kötüleştiren bu "koşullu tarih" önemini yitirebilir. Bu  bağlamda Türkiye, yatırımcılar için daha da cazip hale  gelecektir..."  

            RUSYA BASINI:  

            Vremya Novostey gazetesinde (17/05) "Ukrayna, Türkiye'ye  Oranla Daha Çok Avrupalı" başlığı altında ve Kiev muhabiri  Svetlana Stepanenko imzasıyla ABD eski başkanlarından James  Carter yönetiminin eski güvenlik danışmanı, Washington'daki  Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi Danışmanı  Zbignev Brezinski ile yapılan mülakata yer verilmektedir.  Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler  yer almaktadır:   

            "SORU: Ukrayna güçlü olmadan Avrupa'nın güvenliğinin  mümkün olmayacağına inanıyor musunuz? Ukrayna'nın önümüzdeki  20 yıl içinde AB üyesi olma şansının bulunmadığı yolunda  Avrupalı bürokratların sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?  Bu sözleri geçenlerde Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi  söylemişti. 

            BREZİNSKİ: Bu tür sözlere fazla önem verilmemeli.  AB'nin doğu sınırları henüz çizilmedi. Ukrayna, Türkiye'ye  oranla daha çok Avrupalıdır. Ukrayna'nın 10 yıl sonra AB'ye  katılacağını düşünüyorum. Buna erişilmesi için en önemli şey,  Sovyet zihniyetinin kalıntılarından kurtulmaktır. Sorunun  çözümünün dıştan geleceğine bel bağlanmamalı. Bu sonbaharda  ülkede yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin dürüst bir  şekilde ve demokratik kurallara uygun olarak gerçekleştirilmesi,  Ukrayna'nın AB'ye daha fazla yakınlaşmasına yardımcı olabilir.  Ben Ukrayna'nın gelecek cumhurbaşkanının kim olacağını  bilmiyorum ve bu, Ukrayna lehinde bir husustur. Aynı şekilde  ben, ABD'nin gelecek başkanının da kim olacağını bilmiyorum.  Oysa Rusya'da gelecek devlet başkanının soyadı önceden  belliydi."  

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Elefteros Tipos gazetesinde (17/05) "Yunanistan Dışişleri  Bakan Yardımcısı: Kıbrıs'ın Üyeliği Çözümü Daha Da  Yakınlaştırıyor" başlığı altında ve Angeliki Spanu imzasıyla  Dışişleri Bakan Yardımcısı Panayotis Skandalakis ile yaptığı  mülakata yer verilmektedir. Dışişleri Bakan Yardımcısı  Panayotis Skandalakis'in, Kıbrıs'ta yapılan referandum  sonrasında oluşan ortama ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın  Yunanistan'a yaptığı ziyarete ve Kıbrıs'ın AB üyeliğine  değindiği belirtilen mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:           

            "SORU: Kıbrıs konusunda kaydedilen gelişmeler sizce  Türk-Yunan ilişkilerini de etkiliyor mu? 

            SKANDALAKİS: Başbakan Kostas Karamanlis yaptığı  açıklamalarda Kıbrıs meselesinin Yunan dış politika  konularında öncelikli olduğunu vurguladı. Ayrıca, Yunan  Hükümeti'nin sabit tezi Türk-Yunan ilişkilerinin olumlu  yönde gelişmesidir. Bu tezimiz, her iki toplumun yararına  olduğunu düşündüğümüz stratejik hedefimizdir. İki ülke  arasındaki olumlu ilişkiler bölgede barış ve istikrarı  sağlayacaktır. Amacımız, Türkiye'nin AB değerlerine  yaklaşmasıdır. Uluslararası yasalara saygı duyan Avrupai  bir Türkiye iki ülke arasındaki ilişkilerin olumlu yönde  gelişmesinde önemli rol oynayacaktır. Bizler, Türkiye'nin  AB yönelimine katkıda bulunuyoruz ve yakında, alınan  sonuçların daha belirgin olacağına inanıyorum. 

(...) 

            SORU: Türkiye'nin AB yönelimi ikili ilişkilerde  rol oynuyor mu? 

            SKANDALAKİS: Kuşkusuz Türkiye'nin AB yönelimi, ikili  sorunların çözümlenmesi için gereken zemini oluşturuyor.  Bu açıdan, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Atina  ziyareti, her iki hükümetin ilişkilerde ilerleme  kaydedilmesini istediklerini gösteriyor. Zira, Türkiye  Başbakanı'na çok sayıda iş adamının refakat etmesi iki  ülke arasındaki ilişkilerin pekiştirilmesi isteğini  ortaya koyuyor. Ekonomik alanda işbirliğinin gelişmesi,  siyasi alanda işbirliğinin gelişmesinde önemli rol  oynayacaktır..."

 


ESKİ SAYILAR