20.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 20/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  18-19 Mayıs 2004 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir: 

            ALMANYA BASINI: 

            Almanya'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (19/05)  "AB, Uyum Taleplerinin Yerine Getirilmesi Şartıyla  Müzakereleri Başlatma Sözü Verdi" başlığı altında ve Duygu  Leloğlu imzasıyla yer verilen bir haberde, AB'nin, yıl  sonunda Türkiye ile tam üyelik müzakereleri başlatıp  başlatmama kararı öncesinde girilen kritik dönemde yaptığı  son değerlendirmesinde, Ankara'nın reform sürecinden memnun  olduğu mesajını verdiği, ancak bu reformların günlük hayata yansıtılmasında zorluklar yaşandığı uyarısında bulunduğu  belirtilmektedir. Türkiye-AB arasında bu yılın en üst  düzeydeki son toplantısı olan Ortaklık Konseyi toplantısının,  Brüksel'de Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü ve AB troykasını  biraraya getirdiği, AB tarafının toplantıda, hazırlanmış  olan 18 sayfalık belgede Türkiye'nin eksiklerini sıraladığı  ve Brüksel'in, özellikle beş konuda pürüzler olduğunun altını  çizdiği -eski DEP milletvekili Leyla Zana'nın halen cezaevinde  olması, RTÜK'te askeri temsilcinin bulunması, gayrimüslimlerin  haklarının sağlanması, Kürtçe dilinin öğretimi ve bu dilde  yayın yapılması konularında uygulamaya geçilmesi, işkence  konusu- ifade edilen haberde, toplantının hemen ardından  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, İrlanda Dışişleri Bakanı  Brian Cowen ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther  Verheugen'in ortak bir basın toplantısı düzenledikleri  kaydedilmekte ve Gül'ün, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin üzerine  düşeni yaptığını belirterek, bu sorunun Ankara'nın önüne  getirilmemesi gerektiği mesajını verdiği, Verheugen ve  Cowen'ın ise, reformların hızı konusunda çok etkilendiklerine  dikkati çektikleri vurgulanmaktadır. Haberde, Verheugen'in,  Komisyon'un, ekim ayında hazırlamayı öngördüğü Türkiye'ye  yönelik ilerleme raporunu zamanında teslim edeceğini  söylediği ifade edilmektedir.

            Kölnische Rundschau gazetesinin internet sayfasında  (18/05) "AB, Türkiye'nin Üyelik Hazırlıklarını Övdü"  başlığı altında ve DPA çıkışlı yer alan bir haberde, Avrupa  Birliği'nin, Ankara hükümeti AB üyelik koşullarını yerine  getirdiği takdirde, Türkiye ile üyelik müzakerelerine hazır  olduğunu belirttiği ifade edilmektedir. AB Dönem Başkanı  İrlanda'nın Dışişleri Bakanı Brian Cowen'ın, aralık ayındaki  AB zirve toplantısında olumlu bir karar alındığı takdirde,  müzakerelerin ertelenmeden başlayacağını doğruladığı  belirtilen haberde, Türk Hükümeti'nin AB koşullarını yerine  getireceğini vurgulayan Gül'ün, "istenenleri yerine getirdik.  Yeni yasaların yürürlüğe girmesini de sağlıyoruz." dediği  aktarılmaktadır. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Günther Verheugen'in, Türkiye'deki reformları övdüğü ve en  son Anayasa değişikliklerinin, AB üyelik müzakerelerin  başlaması için çok önemli olduğunu söyleyerek, "Raporun  tarafsız ve adil" olacağını belirttiği vurgulanmaktadır.  Haberde, Türkiye'deki reformların hızlı bir şekilde  yapıldığını söyleyen Verheugen'in, Avrupa Birliği'nin de,  Türkiye'nin AB üyeliği konusunda, doğru bir strateji  takip ettiğini söylediği kaydedilmektedir. 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Die Presse gazetesinde (19/05) "Türkiye... AB Üyeliği,  Seçim Mücadelesinde Malzeme Olamaz" başlığı altında ve  Franziska Annerl imzasıyla yayımlanan bir haberde,  Avusturya'da yaşayan Türklerin, Avrupa seçim mücadelesinde  Türkiye'nin AB üyeliğinin konu edilmesine karşı çıktıkları  ve yapılan bir açıklamada, "haberlerin sunuluş tarzının ve  Türkiye'nin AB üyeliği hakkındaki tartışmaların endişe  verici olduğu", ayrıca Türkiye'ye 40 yıl önce AB'ye tam  üyelik vaat edildiği belirttikleri ifade edilmektedir.  Avusturya'daki Türk Dernekleri Başkanı Yavuz Kuşçu'nun,  "siyasetçilerin, Türkiye'nin AB üyeliğini, seçim  mücadelesine malzeme yapmamaları gerektiğini" söylediği  belirtilen haberde, "Siyasetçiler herhalde, Türkiye'nin  AB üyeliğine karşı çıkarak halktan oy toplayabileceklerini  düşünüyorlar." diyen Kuşçu'nun, "Avusturyalılar, Türkiye'nin  üyeliğinden gereksiz yere korkuyorlar." şeklindeki ifadesine  yer verilmektedir. Avusturya'daki Türklerin açıklamalarında,  üyelik müzakerelerinin başlatılmasının Türkiye'nin hemen  AB üyesi olması anlamına gelmediğinin de belirtildiği  kaydedilen haberde, yıllarca sürecek olan müzakere sürecinde,  Türkiye'de gerçekleştirilen reformların derinleştirilebileceği  vurgulanmaktadır.     

            FRANSA BASINI: 

            Le Figaro gazetesinde (17/05) "Türkiye Koşuyor, Avrupa  Kendini Sorguluyor" başlığı altında ve Laure Mandeville  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin Avrupa  Birliği'ne adaylığı konusunda Avrupa genelinde şüpheler ve  polemikler yeşerirken, Ankara'da geçtiğimiz günlerde bir  dizi Anayasal değişikliğin oylandığı ve yapılan reformların,  Kopenhag Kriterleri'ne cevap vermeyi hedeflediği  belirtilmektedir. Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmayacağı kararının verileceği önemli randevu tarihi  Aralık 20004'ün arifesinde Türk siyasilerin, Avrupa'nın dört  köşesinden yükselen sesleri ortadan kaldırmak için kelimenin  tam anlamıyla yasal, siyasi ve medyatik bir yarış içerisine  girdikleri ifade edilen yazıda, son reform paketinin  oylanmasını müteakip Brüksel'deki Komisyon'un yaptığı  açıklamada, "yapılan bazı değişikliklerin bilhassa önem  arzettiğini" vurgulayarak, şimdiye kadar terörle suçlanan  kişileri yargılayan "Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin"  kaldırılmasını örnek gösterdiği kaydedilmekte ve bununla  birlikte, Avrupa'da Türkiye'nin üyeliği konusundaki tartışma  alevlendikçe Türkiye'de de sessiz bir endişenin yükseldiği belirtilmektedir. Avrupalı yöneticilerin kararlarını verirken  esas alacakları AB Komisyonu'nun yıllık raporunun ekim ayı  içerisinde sunulmasının gerektiği, ancak Ankara'daki  yetkililerin, müzakerelerin başlaması için uyum sağlamaları  gereken geçerli yegane unsurlar olarak kendilerine takdim  edilen ünlü "Kopenhag Siyasi Kriterleri ile" hiç bağlantısı  olmayan birtakım gerekçelerin ortaya atıldığına tanık  olduklarına işaret edilmektedir.

            Le Figaro gazetesinde (17/05) "Çığ Etkisi" başlığı  altında ve Laure Mandeville imzasıyla yayımlanan bir  yazıda, Avrupa Konvansiyonu Başkanı Valéry Giscard  d'Estaing'in, Türkiye'nin "Avrupa Birliği'ne girme  eğilimine sahip olmadığını" iddia ederek kuyuya bir taş  attığı andan itibaren; coğrafya, İslam, Türk sınırlarının  her türlü kaçakçılık karşısındaki zayıflığı, göçmen akını  korkusu veya Ermeni soykırımının tanınmaması gibi birçok  nedenin, Türklere hayır demek için arka arkaya ortaya  atıldığı belirtilmektedir. Uzun zaman sadece Avrupalı  yöneticilerin küçük kulübünün tekelinde kalan Türkiye  tartışmasının, çığ etkisi yarattığı ve Yunanistan'ın Türk  adaylığına verdiği kayda değer desteğe rağmen bugün dönüp  dolaşıp Avrupa'nın başına patladığı ifade edilen yazıda,  "Fransa ve Avusturya'da "hayır" taraftarları çoğunlukta  gibi görünüyor. Alman sağı gibi Hollandalı siyasetçilerin  bir kısmı da, Türkiye'ye şüpheli yaklaşıyor. Birçokları,  AKP'nin kesinlikle ılımlı ve yenilikçi olmasına rağmen,  İslamcı bir partinin iktidarda oluşundan dolayı alarm  veriyorlar. Bazıları, Türkiye'nin, yolsuzluk ve yandaş  kayırmanın egemen olduğu bürokratik bir sistemden ve  asker lobisinin ağırlığından kendisini kurtarma  kapasitesine sahip olup olmadığını sorguluyor. Türkiye'nin  modern ve birçok dil bilen aydınlarının oluşturduğu Avrupai  yüzü cazip görünüyor, ama diğer yüzü, geri kalmış Güneydoğu  Anadolulu yüzü, ürkütücü gözüküyor." denilmektedir. 

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Daily Telegraph gazetesinin internet sayfasında  (18/05) "Blair, Türkiye'nin AB'ye Katılma Çabasına Destek  Veriyor" başlığı altında ve Toby Helm imzasıyla yayımlanan  makalede, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, Avrupa  Birliği'ne, Türkiye'nin AB'ye katılma talebinin önüne  kültürel ya da dini bir engel koymaması için çağrıda  bulunduğu belirtilmektedir. Türkiye ziyareti sırasında  Blair'in, Türkler ile üyelik müzakerelerinin, aralık ayında gerçekleştirilecek AB zirvesinde resmen başlatılması  gerektiğine inandığını ifade ettiği ve Türkiye'nin Birliğe  katılmasını ısrarla savunmaktan gurur duyduğunu söylediği  ifade edilen makalede, Blair'in, "İngiltere, Türkiye'yi  Avrupa Birliği'nde görmek istiyor. İngiltere Türkiye'nin  AB üyeliğini destekliyor ve son bir kaç yıldır bunu  savunduğumuz için gurur duyuyoruz. Başarılı bir komisyon  raporu temelinde bu yıl aralık ayında katılım  müzakerelerinin başlayabilmesini umuyorum. Bu, Türkiye  için önemlidir. Avrupa için ve İngiltere için de önemlidir."  dediği aktarılmaktadır. Almanya'da muhalefetteki Hıristiyan  Demokratlar dahil olmak üzere, bazı AB siyasetçilerinin,  kısmen topluluk üzerinde ekonomik bir yük olacağından dolayı,  fakat aynı zamanda, AB'nin bir Hıristiyan kulübü olarak  kalması gerektiğine inandıklarından Türkiye'nin üyeliğine  şiddetle karşı çıktıklarına işaret edilen makalede,  Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı çıkanlara verdiği mesajda  Blair'in, Türklerin önüne AB'ye giriş kurallarının  tanımlandığı Kopenhag Kriterleri'nin dışında ilave bir  engel konulmaması gerektiğini söylediği kaydedilmektedir.  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye'nin üyeliğini  desteklediği için Blair'a içten şükranlarını sunduğu  belirtilen makalede, Erdoğan ile Blair'in, terörizmle  mücadele konusunda, Blair'in bir İslam demokrasisinin,  AB'ye girmesinin Orta Doğu'daki gerginliği azaltmaya  yardımcı olacağı yönündeki inancını sembolize eden ortak  bir eylem planı imzaladığı vurgulanmaktadır.

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (18/05)  "Türkiye'yi Konuşmak" başlığı altında yer alan başyazıda,  en büyük genişlemesini sindirmeye başlamasından yalnızca  birkaç hafta sonra, Avrupa Birliği liderlerinin yakında  Türkiye'ye giriş müzakerelerine başlamak için izin verip  vermeyeceklerini kararlaştırmaları gerekeceği ve sonucun  çok şeyi değiştireceği vurgulanmaktadır. Başyazıda şöyle  denilmektedir: "Türkiye, 80 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk  tarafından Osmanlı İmparatorluğu'nun enkazından kurulan bir  cumhuriyet; 1963'te üyeliğe başvurmasından beri Avrupa'nın  bekleme odasında ve 1999'dan beri de resmi olarak tanınmış  bir aday konumunda. Aralık ayındaki zirvede, AB liderleri  giriş müzakerelerinin artık başlayıp başlayamayacağını kararlaştıracaklarına söz verdiler. Bunu yapmaları  gerektiğine inanıyoruz. Prensipte bu karar Ankara'nın bir  dizi demokratik reformu ve insan ve azınlık hakları  koşullarını uygulayıp uygulamamasına bağlı. 2002 sonunda  büyük bir çoğunlukla iktidara gelen Recep Tayyip Erdoğan'ın  hükümeti büyük ilerleme kaydetti. Bir dizi yasa paketiyle  toplanma ve ifade özgürlüğü sağlandı, idam cezası  kaldırıldı, işkence suç olarak kabul edildi ve Kürtlere  hakları verilmeye başlandı. Hepsinin üstünde, anayasal  reformla ve siyasi kararlılıkla Erdoğan ordunun gücünü  frenleyebildi... Bunlar, katılmaya kararlı devletlerin  reform yapmaları için AB'nin nasıl güçlü bir mekanizma  olduğunu gösteren başarılar. Avrupa şimdi bu reform  sürecini tersine çevirme riski olmadan bu mekanizmayı  kapatamaz. Türklerin de reformların kendi çıkarlarına  olduğunu farketmeleri gerekiyor. Bu meselenin ne kadar  siyasi olduğunun ve olayların kendilerine karşı  dönebileceğinin de farkına varmaları gerek. Örneğin  İspanya'daki beklenmedik hükümet değişikliğinden sonra  aniden AB anayasası gündemde belirdi. Bazı üyeler Ankara  aralıkta yeşil ışık görürse özellikle referandumla  anayasayı onaylatıp onaylatamayacaklarını merak ediyorlar.  Türkiye'nin girişiyle ilgili ilk heyecan verici tartışma  genelde göçle ve özellikle Müslümanlarla ilgili olarak  politikacıların ve medyanın da körüklediği histeriyle  çarpışmayla yaşanacak. Yine de Brüksel'in kapılarını  kapamak Türkiye'yi Avrupa sınırlarında tecrit edilmiş ve  öfkeli bir halde bırakacak. Batı yanlısı fikir birliği  mahvolacak ve Türk sağının karanlık güçleri yeniden  serbest kalacak. Belki on yıl kadar bir zaman içinde  Türkiye'yi içeri almak büyük bir mücadele olacak, ama  onu akıntıya bırakmak kadar büyük değil."

            Reuter'in (18/05) "AB, Türkiye'nin Kaydettiği İlerlemeyi  Takdir Etti, Ancak Endişeler Sürüyor" başlığı altında ve  Marcin Grajewski imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa  Birliği'nin, Türkiye'nin üyelik görüşmelerine geçiş için  öngörülen kriterleri karşılamak adına kaydettiği ilerlemeden  övgüyle söz ettiği, ancak bazı noktalardaki endişelerinin  henüz giderilemediğini de kaydettiği ifade edilmektedir.  Avrupa Komisyonu'nun, ekim ayında açıklanacak olan  Türkiye'nin AB üyelik görüşmelerine uygunluğuna ilişkin  değerlendirme raporuna dair mali piyasaları saran  söylentileri yalanlayan bir açıklamada bulunduğu belirtilen  haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther  Verheugen'in, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve  İrlanda Dışişleri Bakanı Brian Cowen ile görüşmesinin  ardından basına yaptığı açıklamada, "Bu rapor, tamamen nesnel  ve tarafsız, gerçeklere dayalı bir değerlendirme olacaktır.  Son ana kadar Türkiye'de olup biten herşeyi dikkate almak  istediğimiz için çalışmamızı çok çabuk tamamlamak haksızlık  olur. Türkiye'nin ilerlemesi gerçekten etkileyici." dediği aktarılmaktadır. Cowen'ın de, "Olumlu karar çıkarsa, AB  gecikmeden Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlayacaktır."  diye konuştuğu kaydedilen haberde, bazı analistler ve  siyasetçilerin, bazı AB ülkelerinde siyasi elitler arasında  Türkiye'nin üyeliğine karşı muhalefetin giderek arttığını  göz önüne alarak AB'nin, bu ülke ile üyelik görüşmelerini  salt siyasi nedenlerle erteleyebileceğini söylediklerine  işaret edilmekte ve Verheugen'in, Türkiye'de AB üyeliğini  elde etmek adına yapılan insan haklarının korunması ya da  son anayasa değişiklikleri paketi gibi pek çok reformdan  övgüyle söz ettiği, ancak AB'nin bazı reformların  uygulanması noktasında endişeli olduğunu da ifade ettiği  vurgulanmaktadır. 

            İSVİÇRE BASINI: 

            Neue Zürcher Zeitung'da (18/05) "Blair, AB Üyeliği için  Türkiye ile Görüşmelerden Yana" başlığı altında ve "it"  rumuzuyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'yi ziyaret eden  İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, AB'nin aralık ayında  Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlamasını desteklediğini  vurguladığı belirtilmektedir. Son zamanlarda Londra ve  Berlin'in, Türkiye'nin Birliğe üyeliğinden yana bir tavır  gösterdikleri, ancak Blair'in, ılımlı İslamcı lider Erdoğan  hükümetinin, Kopenhag Kriterleri olarak bilinen reformları  uygulamaya koyması için bir kez daha çağrıda bulunmayı  ihmal etmediği ifade edilen yorumda, Blair'in, Türkiye'nin  önünde, insan haklarının ve azınlıkların güvence altına  alınması gibi konularda ilerlemeler kaydettiğini göstermesi  şeklinde bir hedefin olduğunu belirttiği kaydedilmektedir. 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            To Vima gazetesinde (19/05) "Verheugen'den Kıbrıslı  Türklere Destek Paketi" başlığı altında ve M. Spinthurakis  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in Brüksel'de yaptığı  açıklamaya göre, AB Komisyonu'nun, Kıbrıslı Türklerin AB  üyesi ülkeler ve başka ülkelerle doğrudan ticari ilişkilerde  bulunmasını önermeye hazırlandığı ve Brüksel'de AB-Türkiye  Ortaklık Konseyi toplantısının son bulmasının ardından, AB  Komisyonu'nun kısa zamanda Kıbrıslı Türkleri yalnızlıktan  kurtarmak amacıyla önerilerde bulunacağını açıkladığı  belirtilmektedir. Yorumda, Türkiye'nin AB yönelimine de  değinen Verheugen'in, Türkiye'nin demokratikleşme ve  çağdaşlaşma yönünde ilerlediğini ve geçen hafta TBMM  tarafından Anayasa ile ilgili reform paketinin  onaylanmasıyla, Kopenhag Kriterleri'ne uyum sağlama yönünde  önemli bir adım daha attığını belirttiği kaydedilmektedir.

            Elefteros Tipos gazetesinde (19/05) "Ankara'dan Olumlu  Mesajlar" başlığı altında yayımlanan başmakalede, Türk  Hükümeti'nin 10 milyar dolar değerindeki savunma  programlarını iptal etmesinin, Türk siyasi liderliğinin  karmaşık zihniyetini yansıttığı ve Başbakan Erdoğan'ın  halen reformlar konusunda askeri kurulu düzen ile mücadele  ettiği ve bu mücadelenin bilek güreşini andırdığı  belirtilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın Türkiye'nin AB  yönelimine büyük ilgi gösterdiği ve ülkesinin uluslararası  toplumla ilişkilerini güçlendirmeye çalıştığının görüldüğü  vurgulanan başmakalede, Yunan ve Türk Savunma Bakanları'nın  görüşmesinden sonra, Brüksel'de savunma harcamalarının  sınırlanacağının açıklanmasının, Atina ve AB için hoş bir  mesaj olduğuna işaret edilmekte ve Başbakan Erdoğan'ın  diplomatik alanda sürekli atılımlarda bulunduğu ve kısa  zamanda bunun karşılığını aldığı ifade edilmektedir. KKTC  Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı bertaraf edip Annan planını  kabul etmekle, AB-Türkiye ilişkileri açısından olumlu puan  toplamasını bildiği kaydedilen başmakalede, Başbakan  Erdoğan'ın takındığı tutumun, Başbakan Karamanlis'in açıkça  Türkiye'nin AB yönelimini desteklemekle doğru hareket  ettiğini ortaya koyduğu ve böylece, Türkiye'nin AB üyeliğine  karşı olan AB üyesi bazı ülkelerin çok zor konumda kalmasına  yol açtığı belirtilmektedir.


ESKİ SAYILAR