ANKARA, 21/05(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 20 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(20/05) "Romanya, Türkiye'nin AB ile Müzakerelere Başlamasını
Destekliyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Başbakan
Erdoğan'ın iki günlük Romanya ziyareti ele alınmakta, Başbakan Adrian
Nastase'nin, Başbakan Erdoğan'a Türkiye'nin, eski Sovyet ülkesi olan
Romanya'nın NATO'ya katılımına verdiği destekten dolayı teşekkür ettiği
ve Romanya'nın, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlama isteğini
destekleyeceğini taahhüt ettiği belirtilmektedir. Romanya Başbakanı
Adrian Nastase'nin, "Türk Başbakanı'na, Romanya'nın Atlantik
İttifakı'nın bir üyesi olmasında verdiği olağanüstü destekten dolayı
teşekkür ediyorum." dediği aktarılan haberde, Romanya'ya iki günlük
resmi ziyarette bulunan Erdoğan'ın da, iki ülke arasındaki ticaretin
yıllık 2.5 milyar dolara ulaşmasını umduğunu söylediği
kaydedilmektedir.
BELÇİKA BASINI:
Euobserver'in
internet sitesinde (18/05) "Siyasi Haklar ve İnsan Hakları Hala
Türkiye'nin AB'ye Girişini Engelliyor" başlığı altında ve Lisbeth Kirk
imzasıyla yer alan bir haberde, Avrupa Birliği'nin, Komisyon'un
Türkiye'nin AB üyeliği hakkındaki fikrini belirtmesine sadece birkaç ay
kala, hala ülkenin insan hakları standartlarıyla ilgili endişeler
bulunduğunu söylediği belirtilmektedir. AB'nin hazırladığı ortak bir
raporda, Türkiye'nin insan hakları yasalarının bazılarının şiddetle
eleştirildiği ve diğer alanlarda uygulama konusundaki endişelerin dile
getirildiği ifade edilen haberde, raporda, Türkiye'nin on yıllardır AB
adayı olduğu ancak AB kulübüne girmek için oluşturulan kriterleri
karşılaması için hala uzun bir yol katetmesi gerektiğinin söylendiği ve
"Reformlara rağmen hala temel özgürlüklerin gerektiği gibi uygulanmasını
engelliyor şeklinde yorumlanabilecek çok sayıda çekince bulunuyor."
dendiği kaydedilmektedir. Raporda, Kürtçe dil kursu, din özgürlükleri,
ekonomik büyüme ve yolsuzluklar gibi konulara değinildiği ifade edilen
haberde, raporda ayrıca, Türk Ordusu'nun kritik rolü üzerinde durulduğu
ve üye AB devletlerindeki uygulamalara uygun olarak sivil denetimin
artırılması için baskı yapıldığı vurgulanmaktadır.
DANİRMARKA BASINI:
Weekend Avisen
gazetesinde (19/05) "Türkiye'nin AB Üyeliği" başlığı altında ve
Türkiye'nin AB üyeliğini savunan, Sosyal Liberal Parti mensubu ve AP
milletvekili adayı Anne E. Jensen imzasıyla yayımlanan makalede şöyle
denilmektedir: "Türkiye'nin AB üyeliğine muhalif çevreler, ülkenin,
coğrafi büyüklüğü nedeniyle AB içi dengeleri olumsuz yönde
etkileyeceğini ileri sürüyorlar. Evet Türkiye büyük bir ülke, ama AB
içi dengeleri 1 Mayıs'ta Birliğe katılan 10 ülkeden daha fazla
etkileyemez. AB'de tek başına bir ülke diğerlerine üstünlük sağlayamaz.
Muhaliflerin kullandığı diğer bir argüman ise, Türkiye'nin yoksul
olması. Ancak, Türkiye'nin kişi başına ulusal geliri müzakerelere
başlamış bulunan Romanya ve Bulgaristan'la aynı seviyede. Ayrıca,
Türk ekonomisi 'eski' AB ülkelerinin ekonomilerinden daha yüksek bir
oranla büyüyor. Esasen, 70 milyonluk nüfusuyla Türkiye, Avrupa ülkeleri
için ilginç ve potansiyeli yüksek bir piyasa oluşturuyor. Ayrıca
Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanların bir diğer endişesi de, işçi
akınına uğramak. Avrupa'da yaşayan Türkler, ülkelerindeki kısıtlı
imkanlardan dolayı göç etmişler. Türkiye'yi AB'ye alarak ülkenin
ekonomik yönden gelişmesini sağlayamazsak, Avrupa ülkelerine göç etmeye
devam edecekler. Bu itibarla Türkiye'nin ekonomik ve demokratik
gelişmesini desteklemek Avrupa'nın kendi lehine olur."
Berlingske Tidende
gazetesinde (19/05) "Türkiye'de Devam Eden Kapsamlı Reform Süreci,
Ülkenin Kopenhag Kriterleri'ni Karşılamasını Sağlayabildi mi?" başlığı
altında ve Türkiye'nin AB üyeliğini savunan ve Danimarka Parlamentosu
Avrupa Komisyonu Başkanı Claus Larsen-Jensen ile ana muhalefet Sosyal
Demokrat Parti Dış Politika Sözcüsü Jeppe Kofod imzalarıyla yayımlanan
makalede, 1999 Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'ye adaylık statüsü
verilmesinden bu yana ülkede kayda değer reformlar gerçekleştirildiği ve
bu bağlamda, "Türkiye'de devam eden kapsamlı reform sürecinin, ülkenin
Kopenhag Kriterleri'ni karşılamasını sağlayabildi mi" sorusunu sormak
gerektiği, buna net bir yanıt vermek mümkün olmasa da, genel olarak
Türkiye'nin, yapılan reformlarla epey mesafe katettiği ve sürecin doğru
yolda ilerlediğinin kesin olduğu belirtilmektedir. Türkiye'de
gerçekleştirilen siyasi reformların şu anda ülkenin her köşesinde
etkisini gösterdiği, özellikle Türkiye'nin batısında da ciddi bir
ekonomik gelişmenin yaşandığı ifade edilen makalede, Türkiye'nin, Avrupa
güvenliği açısından da büyük önem taşıdığı vurgulanmakta ve "İslam
dünyasında, Batı ile dini bir çatışma olduğu görüşü hakim. Müslüman
Türkiye'yi AB'ye alarak, bu anlayışın doğru olmadığını göstermiş oluruz.
Aksi takdirde, gerek Türkiye gerekse diğer İslam ülkelerindeki
köktendincilerin güçlenmesine zemin hazırlarız. Türkiye'yi AB'ye alarak,
İslam dünyasında modern bir demokrasi oluşturulmasının mümkün olduğunu
gösterme şansını yakalarız. İlerde AB'ye alınacak Türkiye, modern bir
Avrupa ülkesi olacaktır." denilmektedir.
Jyllands Posten
gazetesinde (19/05) "İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Ankara Ziyareti"
başlığı altında yayımlanan bir haberde, İngiltere Başbakanı Tony
Blair'in Ankara'ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında, Türkiye'nin uzun
vadede AB'ye alınması ve en kısa zamanda da üyelik müzakerelerinin
başlatılması gerektiğini belirttiği ifade edilmektedir. Haberde,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşen Blair'in, "İngiltere,
Türkiye'yi AB'de görmek istiyor. İngiltere, Türkiye'nin AB üyeliğini
destekliyor. Son yıllarda biz bu görüşümüzün arkasında gururla durduk."
dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times
gazetesinin internet sayfasında (19/05) "Akdeniz Kulübüne Doğru" başlığı
altında yer alan bir haberde, Fransız politikacıların, eski
Cumhurbaşkanı ve AB'nin planlanan anayasasının mimarı Valery Giscard d'Estaing'in
Türkiye'nin Avrupa ulusu olarak görülemeyeceği yönündeki kışkırtıcı
sözlerinden beri, bu ülkenin Avrupa Birliği'ne katılıp katılmaması
gerektiğiyle ilgili tartışmayı çözmeye çalıştıkları, ancak Fransa eski
Maliye Bakanı ve Sosyalist Dominique Strauss-Kahn'ın, hayatta kalacaksa
AB'nin, Türkiye'nin alınıp alınmayacağını üzerinde çok fazla düşünmeyip
Akdeniz çevresindeki ülkeleri nasıl dahil edeceğini düşünmesi
gerektiğini söyleyerek tartışmaya yeni bir boyut kazandırdığı
belirtilmektedir. Strauss-Kahn'ın, "50 yıl içinde büyük bir Kuzey
Amerika bloğu, bir Çin bloğu ve de bir Hint bloğu olacağı açık ama bir
Avrupa bloğu olup olmayacağı belli değil. Böyle bir Avrupa bloğu mevcut
dış sınırların ötesini idare etmeyi gerektirecek. Akdeniz bir iç denize
dönüştürülmediği takdirde bir Avrupa bloğu olamaz." dediği aktarılan
haberde, Strauss-Kahn'ın, Avrupa'yı inşa etmek için 50 öneri sunarken
hoş bir şekilde bronzlaşmış göründüğü, görüntüsünün de kesinlikle
güneşli ülkelere düşkün olduğunu gösterdiği kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini
gazetesinde (20/05) "Türkiye ve Avrupa" başlığı altında ve Hristos
Panagopulos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Avrupa başkentlerinde, 13
Haziran AB seçimleri nedeniyle, son zamanlarda en yoğun şekilde
görüşülen konulardan birinin Avrupa-Türkiye ilişkileri olduğu ve
Yunanistan'da bu konunun partiler tarafından seçim kampanyasının son
haftalarında ön plana getirileceğinin kesin olduğu, ancak önde gelen
konulardan biri olmayacağı kaydedilmektedir. Siyasi liderler ve halkın
büyük çoğunluğunun, Ankara'ya AB ile üyelik müzakerelerine başlaması
için heyecanla beklediği tarihin verilmesinden yana oldukları, çünkü
tarih verildikten sonra ikili ilişkilerin düzene girmesinin
kolaylaşacağına inandıkları, ancak Avrupa'nın diğer başkentlerinde,
özellikle de "25"lerin kaderini belirleyen ülkelerde aynı ortamın hüküm
sürmediği ifade edilen yorumda, çok nüfuslu büyük bir Müslüman ülkenin
AB üyesi olmasının halk tarafından olumsuz karşılandığını anlayan ve AB
seçimlerinde yeni bir yenilgiye uğramaktan korkan Fransa'nın Dışişleri
eski Bakanı Barnier'in, eski Başbakan Alain Juppé ve Giscard
d'Estaing'in devamlı olarak bu konu hakkında açıklamalarda
bulundukları, Fransa'nın bazı ortaklarının -bunların arasında
Yunanistan da bulunuyor- Cumhurbaşkanı Chirac'ın, 13 Haziran'dan sonra
gerekli siyasi ve diplomatik girişimlerde bulunarak bugünkü "hayır"ını
"evet"e dönüştürmeyi başaracağını ümit ettikleri belirtilmektedir.
Almanların da Türkiye'nin, 10-15 yıl sonra da olsa AB üyesi olduğunda
beraberinde Avrupa'ya getireceklerinden pek memnun olmadıkları, bu
ülkenin Avrupa değerler sistemine uyum sağlaması için aradan birkaç on
yılın geçeceğine inandıkları kaydedilen yorumda, "Türkiye'nin
ekonomisinin de diğer AB üyesi ülkelerin ekonomisinin ortalama düzeyine
-on yeni ülkenin AB üyeliğinden sonra düşmüş olmasına rağmen- uyum
sağlayabileceğine inanmıyorlar. Bununla birlikte, Türkiye'nin
demografik durumu da uzun vadede bir sorundur; gelecekte Türkiye
Avrupa'nın nüfus açısından en büyük ülkesi olacak ve AB'nin en büyük
üyesi olarak çeşitli alanlarda alınacak kararlarda en önemli rolü
oynayacak. Başka bir ifadeyle, Avrupa'nın kaderine ilişkin kararlar,
Avrupa kültüründen farklı kültüre sahip halklar tarafından alınacak."
denilmektedir.