24.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

         ANKARA, 24/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  21-23 Mayıs 2004 tarihleri arasında yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir: 

           

             ALMANYA BASINI: 

            Rheinischer Merkur gazetesinin internet sayfasında  (21/05) "Chirac'ın Partisi Türkiye'nin Üyeliğini Tartışıyor"  başlığı altında ve Klaus Huwe imzasıyla yayımlanan bir yazıda,  geçtiğimiz haftaki son Almanya-Fransa zirvesinde Gerhard  Schröder ve Jacques Chirac'ın, bir kez daha geleneksel olarak  birbirlerine omuz verdikleri, ne hükümetlerin haziran ayı   ortasında çıkarmaya çalıştığı AB Anayasası, ne de Almanya ve   Fransa'da heyecan yaratan Türkiye'nin AB üyeliği konusunun   keyifleri kaçırdığı belirtilmektedir. Chirac 29 Nisan'daki  basın toplantısında, AB'nin Türkiye davetini savunup ve  Birliğin daha önce Ankara'ya vermiş olduğu tam üyelik  güvencesinin uzun sürecek müzakerelerle sona ereceğini  belirtirken, UMP'nin, Türkiye'yi Avrupa'nın bir parçası   olarak görmediği ve yoğun görüşmeler sonunda CDU/CSU'yla   anlaştığı ve Ankara'ya imtiyazlı ortaklık verilmesini savunur   pozisyonda olduğu vurgulanan yazıda, Chirac'ın partisine üye milletvekillerinin, milyonlarca insanın yaşadığı büyük bir  Müslüman ülkeyi AB üyeliğine almanın seçmenlerin yüzde 75'i  tarafından pek sempatiyle karşılanmadığını çok iyi bildikleri belirtilmekte ve Türkiye'yi radikal İslamcıların kollarına   atmaktansa, Avrupa'ya bir köprü kurmanın daha iyi olacağı  yönünde devlet adamlarının yaptığı hesaba karşılık bir  endişenin de hakim olduğu kaydedilmektedir.  

            AVUSTURYA BASINI: 

            Zur Zeit gazetesinde (19/05) "Türk Lokumu" başlığı  altında ve Helmut Müller imzasıyla yayımlanan makalede,  Aralık 2004 tarihinde AB Devlet ve Hükümet Başkanları'nın  Türkiye ile müzakerelere başlanıp başlanmaması konusunda bir  karar alacakları, bazı Avrupa devlet adamlarının Türkiye'nin  Birliğe üyeliği konusunda lehte açıklamalarda bulunduğu, bazı   siyasilerin bunun için zamanın uygun olmadığını ifade   ettikleri, bazılarının ise şimdilik sipere saklandığı, ancak  konu hakkında kararın çoktan verildiği belirtilmektedir. AB politikacılarının yabancıları teşvik ederek, Avrupa'yı istila  etmelerine sebep oldukları ve bu bağlamda Avrupa'ya ihanet  ettikleri ve Avrupa için yoğun bir tehdit arzeden Türkiye'yi  Birliğe alarak işlenen ihaneti doruğa çıkartacaklarının ifade  edildiği kaydedilen makalede, Türkiye'nin Birliğe üye olması  halinde, Avrupa'da olası ihtilafların daha doğmadan çözüme  kavuşacağı hususundaki Türk tezinin aptalca olduğu, bunun tam  tersine tamamen farklı değerler sistemine sahip iki milyondan  fazla Türk'ün yaşadığı Almanya'nın ana kültürünün  zaptedildiği, bu ülkede yaşayan Türklerin entegre  olabileceklerini hayal etmenin saçma olduğu, aksine  inananların ne tarihin ne İslam'ın özünden haberleri   bulunmadığı belirtilmekte, Müslüman Türklerin kafalarının ve  ruhlarının içinden geçen şeyleri tecrübeli Avrupa  psikologlarının bile yeni tanıdığı ifade edilmektedir.  Makalede, FPÖ eski Genel Başkanı Jeorg Haider'ın ardından  Fransa Başbakanı Raffarin'in de Türkiye'nin Birliğe alınması  lehinde konuştuğu belirtilmekte, bu politikacıların birkaç   oy uğruna vatanı teslim etmeye hazır göründüklerinin  belirtildiği vurgulanmaktadır. 

 

            BELÇİKA BASINI: 

            Merkezi Brüksel'de bulunan ve Avrupa Parlamentosu'ndaki  bir grupla işbirliği içinde çalışan bağımsız haber sitesi  Euobserver'ın internet sayfasında (21/05) "Türkiye ve Europol,  Organize Suçlara Yönelik Bir Anlaşma İmzaladılar" başlığı  altında ve Sharon Spiteri imzasıyla yer alan makalede,  Türkiye ve AB Polis Teşkilatı (Europol) arasında; terörizm,  yasadışı göç ve insan ticareti gibi organize suçlarla  mücadelede işbirliğinin artırılmasına yönelik bir anlaşma  imzalandığı belirtilmektedir. Türkiye'nin jeopolitik  konumunun Avrupa Birliği'ne yönelik örgütlü suçların  yayılmasının engellenmesi ve buna karşı alınacak önlemler  açısından büyük önem taşıdığı ifade edilen makalede, Europol  Müdürü Jürgen Storbeck'in yaptığı açıklamada, "Güneydoğu  Avrupa sınırlarının güvenliği açısından hayati rol oynayan  Türkiye ile organize suçla mücadelede bir ortaklık oluşturmak  istiyorduk ve bugün hep birlikte bunu yerine getirmekten  dolayı mutluyuz. Türkiye'deki icra makamları, uluslararası  organize suçla mücadelede önemli oranda deneyim ve eğitim  sahibiler... ortak strateji geliştirmeye ihtiyacımız var."  dediği aktarılmaktadır. Makalede, Storbeck'in, Türkiye'nin  AB üyesi olmamasına rağmen bu tür projelerde diğer AB  üyeleriyle eşit statüde değerlendirildiğini söylediği  kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            International Herald Tribune gazetesinin internet  sayfasında (21/05) "Avrupa Sınırları Tartışması" başlığı  altında ve Thierry de Montbrial imzasıyla yer alan bir  makalede, Avrupa Parlamentosu'nun hızla yaklaşan  seçimleriyle birlikte, özellikle Fransa'da yapılan kamuoyu  tartışmalarının Türkiye'nin AB adaylığına odaklanma eğilimi  gösterdiği, daha baskıcı konuların varlığına rağmen dikkatin  Türkiye'ye odaklanmasının, Avrupa entegrasyon süreci ve  Avrupa'nın tanımlanmasıyla ilgili endişeleri yansıttığı  belirtilmektedir. Makalede şöyle denilmektedir: "Coğrafi  açıdan Avrupa bir kıta değil. Avrupa ve Asya'yı ayırma  yöntemimiz fiziksel coğrafyaya göre değil jeopolitik   coğrafyaya göredir... Avrupa'da başarmak istediğimiz şey, bu  kavramlara dayanan kimliklerden oluşmuş yeni bir siyasal  birlik. Örneğin II. Dünya Savaşı'ndan sonra Fransız-Alman  uzlaşması. Bu nedenle Türkiye'nin adaylığına olumlu açıdan  bakmak laiklikle tek tanrılı üç büyük din arasında uzlaşmaya   dair büyük vizyonu paylaşmak demektir. Müslüman dünyasının   çoğunda, özellikle Arap ülkelerinde Avrupa-Türkiye   ilişkilerine bu açıdan bakılmaktadır... Somut olarak, siyasal  açıdan bakıldığında AB ve Türkiye arasındaki ilişki bir dizi  karşılıklı sözden oluşuyor -1963 birlik anlaşması,  Türkiye'nin adaylığını kabul eden 1999 Avrupa Konseyi  Helsinki kararları, 1993 Kopenhag siyasal kriterlerini  karşılaması koşuluyla müzakerelerin başlayacağına dair  AB'nin 2002 yılında aldığı karar. Bu vaatler şu takvime göre  oluşturuldu: Avrupa Komisyonu eylül sonlarında ya ekim  başlarında Türkiye'nin bu kriterleri karşılayıp  karşılamadığına dair bir rapor sunacak. Bu rapora dayanarak  Avrupa Konseyi müzakerelerin başlayıp başlamayacağına,  başlayacaksa ne zaman olacağına karar verecek. Eğer Türkler  raporun adil olmadığını, özellikle de Ankara'nın Kıbrıs  konusundaki çabalarını anlamadığını düşünürlerse, Türkiye'de  büyük bir siyasal kriz olabilir. Şu da unutulmamalıdır ki,  kamuoyu araştırmalarına göre, Türk nüfusunun yüzde 75'i  Komisyon tarafından istenen reformları kabul ediyor, fakat  bunların çoğunluğu ne başarırlarsa başarsınlar Avrupalı  liderlerin hayır demek için bir bahane bulacaklarına  inanıyorlar. Fakat, bunun aksi olur, müzakerelerin başlaması   için tarih belirlenirse, AB ve Türkiye'deki herkes için   müzakerelerin uzun zaman alacağı ve son derece detaylı  olacağı açıktır. Belli bir noktada daha fazla bir genişleme  pratikte imkansız olabilir. Bazı soyut coğrafi ya da kültürel   inançların yerine, onaylama süreci Avrupa'nın sınırlarını   belirleyen fiili bir mekanizma haline gelebilir..."

            The Wall Street Journal Europe gazetesinde (21/05)  "Türk Lider için AB'nin Kararı Tarihi Önemde" başlığı altında  ve Alan Friedman imzasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile  yapılan mülakata yer verilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliği  adına yürüttüğü kampanyayı yoğunlaştıran Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın, AB'nin vereceği kararla, ya bölgeye barış  ve istikrar getireceği ya da Batı ile Müslüman dünya arasına  daha fazla güvensizlik tohumu ekeceğini söylediği belirtilen  mülakatta, Erdoğan'ın tekrar tekrar, aralık ayında  Türkiye'nin AB ile üyelik görüşmelerine başlayıp başlamaması  konusunda verilecek kararı, Avrupa için "büyük bir fırsat"  olarak gördüğünü ifade ettiği vurgulanmakta ve şu ifadeler  yer almaktadır: 

            "SORU: Türkiye neden Avrupa Birliği'nin bir parçası  olmak  istiyor? 

            ERDOĞAN: Esasen Türkiye, hem coğrafi konumuyla hem de   son 40 yıldır izlediği Batılılaşma yanlısı tutumuyla  Avrupa'nın  bir parçasıdır. Türkiye AB'nin eşiğindedir. Bu  ailenin bir üyesi olmak isteyen samimi bir ülkedir ve  inanıyorum ki AB ülkeleri de Türkiye'nin kendi ailelerinin  bir üyesi olması gerektiğini anlamışlardır.            

            SORU: Türkiye'nin, Avrupa'ya nasıl bir katkısı olacak?            

            ERDOĞAN: Türkiye AB'yi bir coğrafi birlik olarak  görmüyor. Biz, AB'yi bir Hıristiyan kulüp olarak da  görmüyoruz. Hatta AB'yi bir ekonomik birlik olarak dahi  görmüyoruz. Avrupa'yı medeniyetler çatışmasının bir alanı  olarak da görmüyoruz. Tam tersine, biz Avrupa Birliği'ni  medeniyetlerin uyum ve barış içinde bir arada yaşayabileceği  bir yer olarak görüyoruz. Avrupa Birliği'ni bir siyasi  değerler birliği olarak görüyoruz. AB içindeki dostlarımız  da bunun idraki içindedir. Umarım, aralık ayında AB ile  görüşmelerimize başlarız. Böylelikle medeniyetlerin biraraya  getirilmesi kapsamında rolümüz artacaktır. Tüm reform  yasalarını meclisten geçirdik ve şimdi bunları uygulama  aşamasındayız. Bu yılın sonu itibariyle de hepsi tamamen  yürürlüğe girmiş olacak.  

            SORU: Aralık ayında sizce AB evet diyecek mi? Hayır  derse ne olur? 

            ERDOĞAN: Bunu düşünmek bile istemiyorum. Ancak  Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmek adına tüm bu reform  yasalarını geçirirken bunu sadece AB'nin parçası olmak için  yapmadık. Bu yasaları kendi halkımızın yaşam standartlarını  yükseltmek için çıkardık. Diyelim ki hayır dediler. O zaman  sadece bir ad değişikliği yapıp 'Ankara kriterleri' olarak  nitelendirip söz konusu reformları sürdürürüz.            

            SORU: Türkiye'nin müzakerelere başlamaması durumunda  İslam ile Batı arasındaki çatışmanın sertleşmesi riski var  mı?            

            ERDOĞAN: Müzakerelere başlamak için bir tarih alamazsak   halkımızın Batı'ya karşı tutumu değişecektir. 'Batı  kendisiyle aynı inancı paylaşmayan insanlarla bütünleşmeye  hazır değil' diyeceklerdir. Avrupa'da büyük bir nüfusu temsil  ediyoruz. Şu anda Avrupa'da 3.5 milyonu aşkın vatandaşımız  yaşıyor. Muhtemelen hepsi de Almanya'da, İsveç'te, Belçika'da  ve İskandinav ülkelerinde. Ve Türkiye Kopenhag Kriterleri'ni   karşılamaya çalışıyor. Yapmamız gereken herşeyi yapıyoruz.   Geriye tek bir şey kalıyor, o da şudur: Biz yüzde 99'u  Müslüman bir ülkeyiz ve eğer AB liderleri bizimle çalışmaya,  bütünleşmeye hazır değillerse, bu mesaj dünyadaki 1.2 milyar  Müslüman tarafından da aynı şekilde algılanacaktır. Bunun  AB'ye yaklaşımları üzerinde olumsuz etkileri olacaktır.  Bununla birlikte eğer Türkiye AB ile müzakerelere başlarsa,  1.2 milyar Müslümanın yaklaşımı oldukça olumlu olacaktır.  O zaman medeniyetler çatışmasının gerçek olmadığını ve  medeniyetler arası uyumun mümkün olduğunu göreceklerdir.  Aynı zamanda barışa da olumlu katkısı olacaktır. Totaliter  ve otoriter rejimler kendilerini kontrol etmek ve ne  yaptıklarını yeniden düşünmek zorunda kalacaklar. Bu,  Avrupa'nın kaçırmaması gereken büyük bir fırsattır. Bu  nedenle 2004 yılı çok önemlidir."

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Kathimerini gazetesinde (21/05) "Türkiye'nin 'Avukatı'"  başlığı altında ve Stavros Ligeros imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Amerika'nın, Türkiye'nin AB üyesi olması yolunda   yıllardan beri çaba harcadığı herkes tarafından bilinen bir  "sır" olduğu belirtilmektedir. 1999 yılında yapılan Helsinki  AB zirvesinde, Amerika'nın baskıları sonucunda  Türkiye'nin,  kriterlere tam olarak uymamasına rağmen, AB adayı ülke ilan  edildiği hatırlatılan yorumda, Avrupalı liderlerin, o dönemde  Türkiye'ye ilişkin yaptıkları bağlayıcı açıklamaların genel  nitelikli olduğuna inandıkları, birbuçuk yıl önce ise,  Kopenhag'ta Türkiye'ye üyelik müzakerelerinin başlaması  amacıyla tarih vermeleri için yoğun baskı altında  kaldıklarında, Türkiye'nin kriterlere uyum sağlamadığı  gerekçesini ileri sürdükleri kaydedilmektedir. Aralık ayında,  Ankara'nın üyelik müzakereleri için tarih verilmesi talebi  yeniden gündeme geleceğinden, Washington'un Türkiye'nin  "avukatı" gibi davranarak, yeniden baskılara başladığı ifade  edilen yorumda, Bush-Karamanlis görüşmesinin başlıca   konusunun Türk talebi olması bunu gösterdiği, ABD'nin   stratejik mantığına göre, Türkiye'nin AB üyesi olması   halinde AB'nin zayıflayacağı, çünkü Türkiye'nin AB üyesi   olması bir yandan ekonomik açıdan AB'nin darbe almasına yol  açacağı, diğer yandan da AB'nin bütünleşmiş bir politika   oluşturmasına engel teşkil edeceği vurgulanmaktadır. Yorumda  şöyle denilmektedir: "Yunanistan, kendi ulusal çıkarları  çerçevesinde Türkiye'nin AB üyeliğine destek veriyor.  Yunanistan, Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci başlarsa, AB  değerleri çerçevesinde hareket etmek zorunda kalacağını ve  yayılmacı niyetlerinden vazgeçeceğini düşünüyor. Bu arada,  AB'nin tamamen bütünleşmesini isteyen diğer üye ülkelerin  AB-Türkiye ilişkileri konusunda çelişkide oldukları görülüyor.  Bu ülkeler, jeopolitik ve ticari açıdan Türkiye'nin AB   'arabasına' bağlı kalmasını istiyorlar, ancak Türkiye'nin   üyeliğine soğuk bakıyorlar. AB-Türkiye arasında var olan   kültür farkının neden olarak ön plana getirilmemesine rağmen,  asıl bu nedenden dolayı Türkiye'nin AB üyeliğine karşı tavır  aldıkları sanılıyor... Avrupalılar Türkiye'nin sonsuza dek  aday ülke statüsünde kalmasını istiyorlar, ancak bunun  gerçekleşmesi mümkün değildir. AB'nin genişleme sürecine  sınırlandırma getirilmezse, gelecekte AB'nin çok büyük ve  garip bir oluşum haline gelme ihtimali vardır. Böyle bir  durumda, dağılma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.  Böylece, AB'nin siyasi açıdan bütünleşmesi hayali  gerçekleşmeyecektir."

 

            ULUSLARARASI ARAP BASINI: 

            El Şark'ül Avsat gazetesinin internet sayfasında  (22/05) "Türkiye'nin AB'ye Katılımı Konusunda Avrupalı  Liderlerden 'Olumlu Sinyaller'" başlığı altında yer alan  bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bu yılın  sonunda Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımı için resmen  görüşmelere başlanması konusunda Avrupalı yetkililerden  olumlu sinyaller aldığını söylediği, aynı zamanda,  Avrupa'nın, Ankara'nın Birliğe katılım müzakerelerine  başlamasını reddetmesinin, Batı ile İslam arasında bir  medeniyetler çatışması olduğu ve bir diyalogun söz konusu  olmadığı anlamına gelen tehlikeli bir işareti İslam  alemine gönderebileceği konusunda uyarıda bulunduğu  belirtilmektedir. Blair, Schröder, Berlusconi ve Chirac'ın  Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki açıklamalarının olumlu  olduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan'ın, "Türkiye, bekleme  konumunda kalmak istemiyor. Eğer Avrupa Birliği kendisini  coğrafi bir bütünlük ya da bir Hıristiyan kulübü gibi  görmek istemiyorsa, görüşmeler için bir tarih belirlemesi  gerekir." dediği aktarılan haberde, Avrupa Birliği  Komisyonu'nun ekim ayında, Türkiye'nin Birliğe katılmaya  ne kadar hazır olduğuna dair çok önemli bir rapor  hazırlamasının beklendiği kaydedilmekte ve gözlemcilerin,   Avrupalı politikacı ve ekonomistlerin yıl sonuna kadar  itinayla, Türkiye'nin ekonomisini ve düşünce ve ifade  özgürlüğüne ek olarak siyasette ordunun rolü ve azınlık  hakları konularında Ankara'nın gerçekleştirdiği siyasi  reformları gözlemleyeceklerini ifade ettikleri  vurgulanmaktadır.

 

  

 


ESKİ SAYILAR