25.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

         ANKARA, 25/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  24 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (24/05) "Avrupa'yı  Birleştirecek Birine İhtiyacımız Var" başlığı altında ve  Michael Stabenow imzasıyla yayımlanan CDU Avrupa seçimleri  adayı Hans-Gert Pöttering ile yapılan mülakatın ilgili  bölümünde şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Türkiye'nin muhtemel üyeliğine ilişkin  değerlendirmede de grubunuz bölünmüş görünüyor. 

            PÖTTERİNG: Üyeliğin, Avrupa Birliği'ni kültürel,  kurumsal ve mali açıdan aşırı zorlayabileceğinden büyük  endişe duyuyorum. Ortak bilincin kimlik oluşturucu bağı  olmadan Avrupa'nın manevi-psikolojik temeli de olmaz. Bu  yüzden, kurumlara üyeliği değil, ayrıcalıklı ortaklığı  öneriyorum." 

            Berliner Zeitung'da (22/05) "Karar Diyarbakır'da"  başlığı altında ve Sigrid Averesch imzasıyla Alman Yeşiller  Partisi Başkanı Angelika Beer ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Sayın Beer, kısa bir süre önce Türkiye'deydiniz.  Oradaki reformlardan nasıl bir izlenim edindiniz? 

            BEER: Türkiye'deki reform süreci nefes kesici. Ülkede  hissedilir bir değişiklik gerçekleşti. Sadece AKP hükümetinin  yasaları konusunda değil, uygulama alanında da. Halk arasındaki  heyecan havası belirgin bir şekilde hissediliyor. 

            SORU: İnsan haklarındaki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

            BEER: Maalesef uygulama, kararlaştırılan reformların  henüz çok gerisinde kalıyor. Özellikle de yargı ve  cezaevlerinde. 

            SORU: Kürt sorununu çözümlenmiş olarak mı görüyorsunuz? 

            BEER: Hayır. Bu konuda AKP'nin, tıpkı önceki hükümetler  gibi siyasi çözüme ilişkin konsepti yok. Güneydoğudaki  ekonomik ve sosyal sıkıntılarla mücadele için bir program  bile yok. Fakat AB'ye giden yol İstanbul'da değil,  Diyarbakır'da belirlenecek. Eğer AKP bunu gözardı ederse,  tüm reform sürecini ve böylece de AB'ye yakınlaşmayı  tehlikeye sokar. Önce önümüzdeki aylarda iki somut tedbirin  alınması gerekiyor: Leyla Zana ve diğer üç Kürt milletvekili  hakkındaki hapis cezası kaldırılmalı ve Kürt partisi DEHAP  hakkındaki kapatma davası durdurulmalıdır. İkisinin de  reddedilmesi halinde, Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasında  olumsuz gelişmeler olacaktır. 

            SORU: Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi CSU, üyelik  müzakerelerine karşı harekete geçiyor... 

            BEER: Bu konunun Avrupa seçimlerinde hiç yeri yok.  Fakat, CDU/CSU gibi Türkiye'ye karşı popülist bir kampanya  başlatıp bu ülkenin nihai olarak dışlanmasından yana  konuşanlar, bir demokratikleşme sürecini durdurma,  Avrupa'yı bölme ve toplumumuzun iç barışını tehlikeye atma  riskine giriyorlar. Bu çok vahim. Türkiye Avrupa'ya aittir."  

            Welt am Sonntag gazetesinde (23/05) "ABD Düşüncesiz"  başlığı altında ve Günter Lachmann imzasıyla Hür Demokrat  Parti (FDP) Meclis Grup Başkanı Wolfgang Gerhardt ile  yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye  ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Son zamanlarda FDP'nin önde gelen eski  politikacılarının, Genel Başkan Guido Westerwelle'nin dış  politikayla ilgili açıklamalarına mesafeli durmaları dikkat  çekiyor. Örneğin, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda bir  referanduma olumlu yaklaşmasını eleştiriyorlar. Bu  eleştiriyi nasıl karşılıyorsunuz? 

            GERHARDT: Türkiye meselesinde Alman dış politikasının  uzun bir gelenek çizgisi var ve bu çizgi belirleyici oranda  FDP'li dışişleri bakanları tarafından yürütülmüştür. FDP'nin  tamamı, parti kongresinde belirlenen, AB'nin şu anda  Türkiye'nin katılımına hazır olmadığı şeklindeki görüşünü  temsil etmektedir. Önce doğuya genişlemeyi hazmetmeliyiz.  Bu çok zor bir ödev. Yani buradaki mesele, FDP'li eski  dışişleri bakanlarının Westewelle'den farklı görüşte olup  olmadıkları değil, Türkiye'nin muhtemel bir AB üyeliğine  yaklaşım biçimidir. 

            SORU: Hıristiyan Birlik Partileri'nin, Türkiye ile  ayrıcalıklı ortaklık görüşünü destekler miydiniz? 

            GERHARDT: Ben, son Avrupa zirvesinde söylenenlere  bakarım. Buna uyarım ve başkalarının da bunu yapmasını  tavsiye ederim. FDP adına, bugün büyük açıklamalar yapıp  sonra da siyasi sorumluluk içinde bunları düzeltmek zorunda  kalacağım bir pozisyona düşmek istemem."

 

            FRANSA BASINI: 

            Les Echos gazetesinde (19/05) "Türkiye, Avrupa için  İçinden Çıkılması Zor Bir Mesele" başlığı altında ve Martine  Royo imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin Avrupa  Birliği'ne üyeliği hakkındaki tartışmanın, bu yeni  genişlemenin Avrupa'yı geniş bir pazara indirgemesinden ve  siyasi birliğin sona ermesine yol açmasından kaygılanan  ülkelerde gittikçe büyüdüğü belirtilmektedir. Verilmiş bir  söz olmasına ve Recep Tayyip Erdoğan'ın ılımlı İslamcı  hükümetinin hukuk devleti kurma yolunda sürekli çaba  sarfetmesine rağmen, "Ankara'ya hayır denebilir mi?"  "Türkiye, Avrupa Birliği'nin üyesi olmalı mı?" sorularına  cevap aranan yazıda, Avrupa Parlamentosu seçim  kampanyasının merkezinde yer alacak kadar büyüyen  tartışmanın, siyasi partiler içerisinde bölünmelere yol  açtığı ve Fransa'da Cumhurbaşkanı'nın, belli şartların  yerine getirilmesi halinde bu üyeliğe taraftar tutum  sergilerken partisi UMP'nin (Halk Hareketi İçin Birlik),  açıkça karşı çıktığı, Sosyalist Parti'nin (PS) ise,  Türkiye'nin üyeliğine bir sıcak bir soğuk baktığı ifade  edilmektedir. Almanya'da sosyalist hükümetin Dışişleri  Bakanı Joschka Fischer'in, güvenlik sebeplerini ileri  sürerek AB'nin Türkiye'yi bünyesine almasının kendi  menfaatine olacağı değerlendirmesinde bulunarak,  "Türkiye'nin Avrupa'ya girmesi demek, İslam ve Batı  arasında bir köprü kurmak demektir" dediği, Başbakan  Gerhard Schröder'in de aynı gerekçeyi ileri sürdüğü  kaydedilen yazıda, Schröder'in, "Demokrasi, İnsan hakları  ve İslam'ı uzlaştıran bir Türkiye, etrafımızdaki diğer  Müslüman ülkeler için bir model teşkil edebilir.  Dolayısıyla istikrar ve güvenlik açısından Avrupa için  önemli bir kazanç sağlayabilir" dediği hatırlatılmaktadır.  Yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  girmesine kamuoyunun en çok karşı çıktığı ülkeler Fransa  ve Almanya'dır. Avusturya, Danimarka, İsveç ve Finlandiya'da  da tartışma büyüyor. Ama başka yerlerde tartışma daha sessiz  yürütülüyor. Türk akınından kaygılanmalarına rağmen  Hollandalılar, Türkiye'nin AB üyeliğinden yana Washington'un  yaptığı baskılara daha duyarlılar. İtalyanlara gelince, Kürt  lider Abdullah Öcalan'ın 1990'lı yılların sonunda İtalyan  solcuların yardımıyla ülkelerine sığındığını, ama sonuçta  sınır dışı edildiğini unutmuşa benziyorlar. AB'nin Türkiye'ye genişlemesini sürecin doğal sonucu olarak görme eğilimindeler... Siyasilerin bugünkü tutumlarından hareketle bir genelleme  yapılacak olursa, tek büyük pazar Avrupa'sıyla yetinebilecek  ülkeler Türkiye'nin üyeliğine taraftar, siyasi Avrupa'nın,  hatta güçlü Avrupa'nın inşa edildiğini görmeyi ümit edenler  (her ne kadar Berlin'de Schröder hükümeti her ikisini de  ister görünüyorsa da) Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkıyorlar.  Oysa Türkiye'nin üyeliğinden yana tarihi bir gerekçe mevcut.  Onbeşler, 1999'daki Helsinki Zirvesi sırasında Türkiye'ye  aday ülke statüsü tanıdılar. Dolayısıyla birlik, kapılarını  Türkiye'ye kapatarak kendi verdiği sözleri inkar etmiş  olacaktır."

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (24/05) "Yedi Ülke, AB Anayasasında  Hıristiyanlığa Değinilmesini İstedi" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Avrupa Birliği üyesi yedi ülkenin,  bloğun anayasa taslağında Avrupa'nın Hıristiyan köklerine  açık olarak atıfta bulunulmasına yönelik baskılarını  artırdığı belirtilmektedir. İtalya, Polonya, Litvanya,  Malta, Portekiz, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya dışişleri  bakanlarının, AB Dönem Başkanı İrlanda'ya bir mektup  göndererek, tartışmalı konunun son anda bir yeniden  değerlendirmesi için talepte bulunduğu belirtilen haberde,  Fransa ve Belçika gibi nüfusunun çoğunluğu Protestan olan  ülkeler ve Müslüman AB adayı Türkiye'nin karşı olduğu,  anayasada Hıristiyan değerlerine atıfta bulunulması  fikrinin, aslında temel bir tartışma konusu olmadığı,  ancak bakanların, anayasanın, Hıristiyanlığın Avrupa'daki  iki bin yıllık geçmişini gözardı etmemesi gerektiğinde  ısrar ettiği, Fransa'nın, taslağın Hıristiyanlığına  değinmeden, Avrupa'nın "kültürel, dini ve hümanist  mirasına" atıfta bulunan şimdiki halinden memnun olduğunu  bildirdiği ifade edilmektedir.

 

 

 

  

 


ESKİ SAYILAR