26.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

         ANKARA, 26/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  25 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (25/05) "Beşte Bire  Saygı" başlığı altında ve Gerd Höhler imzasıyla yayımlanan  bir yazıda şöyle denilmektedir: "Türk devlet televizyonu  TRT yakında Kürtçe yayına başlayacak. Bu haberi pazartesi  günü Ankara'daki Dışişleri Bakanlığı'nın bir sözcüsü  doğruladı. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, bazı  özel televizyon kanallarının da Kürtçe yayın yapmaya  hazırlandıklarından söz edildi. Türkiye böylece AB'nin  yıllardır devam eden bir talebini yerine getiriyor. Eğitim  ve medya organlarında Kürtçe'ye izin verilmesi, Avrupa  Birliği Konseyi tarafından tahminen aralık ayında karara  bağlanacak olan katılım müzakerelerinin başlatılması  konusunda önemli koşullardan biri olarak görülüyor."

 

            DANİMARKA BASINI: 

            Kristeligt Dagblad'da (24/05) "Türkiye'nin AB Üyeliği  Danimarka'da Siyasi Partiler Bünyesinde Tartışılıyor"  başlığı altında ve Bente Clausen imzasıyla yayımlanan  makalede, AB Bakanlar Konseyi eski Genel Sekreteri Niels  Ersböll'ün Danimarka'daki siyasi partilerin seçmenlere  Türkiye'nin AB üyeliğinin olumlu yönlerini açıklamasını  önerdiği kaydedilmekte, Ersböll'ün "Türkiye'nin AB  üyeliğine karşı olanların öne sürdüğü gerekçelerin çoğu  iç politik nedenlere dayanıyor. Siyasi partiler,  seçmenlerin İslam'dan, daha fazla göçten ve Türkiye'nin  coğrafi büyüklüğünün AB'nin işleyişini olumsuz yönde  etkilemesinden endişe ettiklerini varsayıyorlar"  şeklindeki ifadelerine yer verilmektedir. Makalede,  Ersböll'ün, yalnızca Danimarka'da değil, diğer AB  ülkelerinde de kamuoyuna Türkiye'nin AB üyeliğinin olumlu  yönlerinin açıklanmasını önererek, "Türkiye'nin AB üyeliği,  Müslüman bir ülkenin siyaseti dinden ayırabildiğini kanıtlar.  Güvenlik açısından ise, Türkiye'nin üyeliği Batı'nın  Müslüman bir ülkeyle işbirliği yapmasının mümkün olduğunu  ispatlamış olur. Ayrıca, üyelik için AB'nin ileri sürdüğü  insan hakları koşullarında Türkiye'de kayda değer gelişmeler  sağlandı" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır. Makalede,  Türkiye'ye müzakere tarihi verilip verilmemesine yönelik  karar zamanı yaklaştıkça, Danimarka'daki siyasi partiler  arasında bu konuya ilişkin tartışmaların giderek arttığı  ifade edilerek, Liberal Parti mensubu Charlotte Antonsen'in,  Türkiye'nin 15-20 yıla kadar AB'ye üye olacağını tahmin  ettiği, ayrıca göçmen akınına uğramaktan endişe eden  çevrelere katılmadığını vurgulayarak, "Türkiye'de refah  seviyesi yükselirse Türkler kendi ülkelerinde kalmayı  tercih edeceklerdir. Eminim, Türkiye 15-20 yıl sonra  bambaşka bir ülke olacaktır" dediği belirtilmektedir.

            Jyllands Posten gazetesinde (24/05), "Türkiye'nin  AB Üyeliğine İlişkin Üç Önemli Nokta" başlığı altında ve  Ralf Pittelkow imzasıyla yayımlanan makalede Türkiye'nin  AB üyeliğine ilişkin üç önemli nokta şöyle sıralanmaktadır:  "Birinci nokta: Siyasi liderlere göre AB'ye üye olmak için  Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni karşılaması yeterli.  Bu bağlamda, kültürel ve toplumsal farklılıkların önemli  olmadığı ısrarla söyleniyor. Oysa, Türkiye ileride AB'nin  en büyük ölçekli üyesi olacak. Buna rağmen kadın hakları,  toplumda İslam'ın rolü ve otoriter gelenekler gibi konular  tartışmalara dahil edilmiyor. AB'nin Genişlemeden Sorumlu  Komiseri Günther Verheugen bazı ülkelerin Kopenhag  Kriterleri'ni karşılamalarına rağmen AB'ye üye  olamayacaklarını vurguladı. Dolayısıyla Ukrayna, Moldova,  Tunus ve Fas gibi ülkelerin üye olamayacağını, bu ülkelerle  yakın bir işbirliği oluşturulacağını beyan etti. Türkiye'nin  durumunda ise, Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi  yeterli olarak kabul ediliyor. Neden diye sorulabilir?  İkinci nokta: Türkiye'nin üyeliği AB içindeki gelişmeyi  etkileyecektir; bunun nedenleri ise, Türkiye'nin büyük  ölçekli bir ülke olması ve bu ülkeden gelecek olan göçmen  akını. Bunlar önemli hususlar. Buna rağmen, siyasetçiler  bu konuda kamuoyuna tatmin edici hiçbir açıklamada  bulunmuyorlar. Üçüncü nokta: Türkiye AB'ye üye olmazsa  Avrupa'ya sırtını dönerek İslam dünyasına yöneleceği  söyleniyor. Ancak Türkiye'nin ekonomi ve güvenlik  politikaları açısından çıkarları Avrupa'da. Ayrıca,  ülkenin İslam dünyasına yöneleceği gerekçesiyle Türkiye'nin  üyeliğini destekleyen çevrelere şunu sormakta yarar var;  Türk toplumunda İslami güçler daha kuvvetli ise, o zaman  Türkiye'nin AB'ye alınmaması gerekmez mi? AB liderleri  Türkiye'ye üyelik yerine yakın bir işbirliği teklif  edilmesinin sonuçlarını araştırmakla yükümlü. Dolayısıyla,  siyasetçilerin Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin soruları  daha ciddi bir şekilde yanıtlamak için çaba sarf etmeleri  gerekli. Aralık ayında Türkiye'ye müzakere tarihi verildiği  takdirde müzakere sürecinde sorun teşkil eden tüm noktaların  tartışılması ve tam üyelik kararı alınmadan kamuoylarının  desteğinin sağlanması gerek."

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Guardian gazetesinde (25/05) "Patten Türkiye'nin  AB Üyeliği Konusunda Tartışmaların Başlatılmasını İstedi"  başlığı altında ve Ian Black imzasıyla yayımlanan makalede,  Avrupa Birliği Komisyonu üyesi Chris Patten'in görüşlerine  yer verilmektedir: Yazıda, AB'nin Türkiye ile üyelik  görüşmelerinin başlatılıp başlatılmayacağı konusunda dürüst  bir tartışmaya başlaması gerektiğini ifade ettiği kaydedilen  Patten'in, "Nüfusun çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeye karşı  nasıl davranacağımızı düşünürken, semboller konusunda  dikkatli olmamız gerekir" dediği aktarılmaktadır. Patten'in,  Oxford'da yaptığı konuşmada, "Türkiye konusunda verilecek  karar, hem kültürel hem de jeopolitik açılardan bizim  kendimizi nasıl gördüğümüz ve nasıl görülmek istediğimiz  üzerinde çok etkili olacaktır... Türkiye bir İslam ya da  Arap ülkesi değildir... Türkiye ile müzakerelerin  başlamasının çok farklı bir Türkiye'ye ve Avrupa ile İslam  dünyası arasında da çok farklı ilişkilere yol açacağının  farkına vararak, tartışmaları başlatmalıyız" diyen Patten,  ayrıca Irak'a ABD müdahalesi konusunda ve İsrail ve Filistin  arasındaki "ölüm ve yıkım sarmalı" konusunda sert ifadeler  kullandığı da kaydedilmektedir.

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (25/05)  "Kızlara Tanınan Fırsatların Eksikliği, Türkiye'nin AB  Umutlarını Etkileyebilir" başlığı altında ve Vincent Boland  imzasıyla yer alan makalede şöyle denilmektedir: "Ne zaman ki  Türkiye AB'ye katılım çabalarında Kıbrıs'taki duruşuyla ya da  anayasal reformlarla ilgili büyük bir adım atsa, Eylem Yel  gibi kızlar şu soruyu soruyorlar 'Ya bizim halimiz ne olacak?'  Türkiye'nin İran sınırından 100 km uzakta Van'ın Gevaş  ilçesinde yaşayan Eylem 12 yaşında. Eylem sınıf arkadaşlarının  ve belki de okulunun da hemfikir olduğu gibi sınıfın en akıllı  kızı. Buna rağmen, iki yıl içerisinde Eylem'in okul hayatı  babasının ısrarıyla sona erecek... Eylem ve onun durumundaki  binlerce kızın durumu kültürel bölünme sebebiyle kırsal  kesimden ayrılan laik kesim için rahatsız edici bir örnek.  Türkiye'nin AB'ye girme isteğiyle modernleşme çabaları  eğitim göremeyen kızların içler acısı durumlarını da su  yüzüne çıkarıyor. Kızlara uygulanan kültürel ayrımcılığın  Türkiye'nin AB üyeliğine malolması pek olası değil; ama  AB Aralık ayında müzakerelerin başlamasına karar verirse,  görüşmelerde çok önemli temel sosyal bir sorun olarak  ele alınacak."

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefterotipia gazetesinde (25/05) "Papandreu: Kıbrıs  ve Kıta Sahanlığı Sorunları Var" başlığı altında yayımlanan   yorumda, PASOK lideri Yorgo Papandreu'nun 10. Selanik Ekonomi  Forumu'da yaptığı konuşmada, AB'nin Balkanlar'daki sorunların  çözümlenmesi konusunda daha aktif girişimlerde bulunması  gerektiğini söylediği, AB'nin sürekli olarak yeni şartlar  ileri sürmekten vazgeçip, İstikrar Paktı'nı güçlendirmesi  gerektiğini belirttiği bildirilmektedir. PASOK liderinin,  Türkiye konusuna da değinerek Kıbrıs ve kıta sahanlığı gibi  sorunların var olduğunu kaydettiği, PASOK hükümetlerinin  Balkanlar'da uyguladığı politikayı övdüğü ve kendisinin de  bu politikanın uygulanmasına katkıda bulunduğunu hatırlatarak,  bu şekilde Yunanistan'ın uluslararası toplumda saygın bir  ülke haline dönüştüğünü vurguladığı belirtilen yorumda,  Forum'da konuşan Devlet Bakanı Ali Babacan'ın yıl sonunda  Türkiye'nin, üyelik müzakereleri için AB'den "yeşil ışık"  alması halinde, bunun "evet" değil "evet, ama" anlamına  geleceğini belirttiği de aktarılmaktadır. Yorumda, Yunanistan  Dışişleri Bakan Yardımcısı Evripidis Stilianidis'in Kıbrıs  sorununun çözümlenmemesi halinde, aralık ayında Yunanistan'ın  Türkiye'nin talebini veto edip etmeyeceği yolundaki bir soruya  cevap olarak Yunan Hükümeti'nin, Türkiye'nin AB üyeliğini  destekleme politikasına sadık kalacağını vurguladığı da  kaydedilmektedir.

 

 

 

 

  

 


ESKİ SAYILAR