27.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 27/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  26 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (26/05) "Bulgar Başbakan Türkiye'nin AB Üyeliği  Hedefini Desteklediğini Söyledi" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, Bulgaristan Başbakanı Solomon Pasi'nin yaptığı  açıklamada, ülkesinin Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği  hedefini destekleyeceğini söylediği belirtilmektedir. Resmi  bir ziyaret için Türkiye'de bulunan Pasi'nin, gerçekleştireceği  temaslarda Türk-Bulgar ikili ilişkileri ve bölgesel konular  üzerinde durulmasının beklendiği ifade edilen haberde,  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yaptığı ortak basın  toplantısında Pasi'nin, "Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği  çabalarını destekliyoruz ve bu desteğimiz ülkenin katılım  müzakereleri başladığı zaman da sürecektir." dediği  aktarılmaktadır. 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (26/05) "Huber,  Türkiye'nin AB Üyeliği için Şans Görüyor" başlığı altında ve  Michael Bergius imzasıyla yayımlanan yazının ilgili bölümünde,   Almanya Protestan Kilisesi Dönem Başkanı Wolfgang Huber'in,  Brüksel'de CDU/CSU'nun Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki  retçi tutumuna uzak durduğu belirtilmektedir. Brüksel'de  açıklama yapan Huber'in, Doğu'ya genişlemenin hemen ardından  Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili tartışmanın yapılmasının,  zamanlama açısından "en uygunsuz zaman" olduğunu, fakat yine  de "Türkiye'nin tam üyeliğine prensipte kapıyı kapamak için  de bir neden olmadığını" söylediği aktarılan yazıda, "Ancak  İslam'ın hiçbir şekli Avrupa'ya uygun değildir." diyen  Huber'in, "Kendi ülkesinde Ermenilere yönelik soykırımının  tartışmasını engelleyen bir Türkiye'yi de, AB üyesi olarak  tasavvur edemeyeceğini" söylediği kaydedilmektedir. Geleceğin  AB Anayasası'nda Tanrı'ya atıf bulunulmasını ve Hıristiyanlığa değinilmesini de talep eden Huber'in, böylece AB Anayasası'nda Hıristiyanlıktan bahsedilmesini isteyen çoğunluğu Katolik,  yedi AB üyesinin tarafında yer aldığı ve Avrupa'nın her zaman   bir "değerler topluluğu" olduğunu vurguladığı belirtilmektedir.

            Süddeutsche Zeitung'da (26/05) "Schily, Türkiye'nin AB  Üyeliği Çabalarını Övüyor" başlığı altında ve Christiane  Schlötzer imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Federal İçişleri  Bakanı Otto Schily'nin, "Köln Halifesi" olarak tanınan İslamcı  lider Metin Kaplan'ın, Türkiye'de hukuk devleti ilkelerine  göre yargılanacağını hesaba katabileceğinden artık kuşku  duymadığı belirtilmektedir. Schily'nin, Friedrich Ebert Vakfı  ile TÜSİAD'ın düzenlediği bir toplantıda, Türkiye'nin AB'ye  uyum sürecindeki hızını övdüğü ve bu bağlamda, Türklerin  yüzde 73'ünün devlet ile dinin kesinlikle birbirinden ayrı  olmasını istedikleri sonucuna varan bir kamuoyu yoklamasına  atıf yaptığı, buna karşılık ABD'de bunu savunanların oranının  yüzde 55 olduğunu söylediği, Avrupa'nın her yerinde de "bu  orana ulaşılmadığını belirttiği kaydedilen yazıda, Schily'nin,  aralık ayında alınacak olan katılım müzakereleriyle ilgili  kararda, Avrupa Birliği'nin yapısal sorunlarının, Türkiye'nin   yeniden oyalanmasına gerekçe gösterilmemesi gerektiği görüşünde  olduğu ifade edilmektedir. Yazıda, "Ancak katılım müzakerelerinin başlamasının, sonuçlanacağının da şimdiden kesin olduğu anlamına  gelmediğini" söyleyen Schily'nin, "Müzakereler sonu açık bir  süreçtir. Ülkenin katılımı Avrupa için çok önemli." dediği ve  yakın ticari ilişkileri nedeniyle Almanya'nın bundan özellikle  yarar sağlayacağını kaydettiği vurgulanmaktadır. 

            AZERBAYCAN BASINI: 

            Şark gazetesinde (26/05) "Türkiye-AB İlişkilerindeki  Zıtlaşma Derinleşiyor" başlığı altında ve Elçin Halitbeyli  imzasıyla yayımlanan makalede, Türkiye'nin AB üyeliği için  yaptığı girişimlerin şimdilik umut verici sonuçlar vermediği belirtilmektedir. AB'yle Türkiye arasındaki geleneksel  anlaşmazlığın hala devam ettiği ve en önemlisinin ise bu  anlaşmazlığın yakın bir gelecekte çözüleceğinin de pek  inandırıcı görünmediği, bu nedenle de bu anlaşmazlığı    AB-Türkiye ilişkilerindeki zıtlaşma şeklinde nitelemenin   mümkün olduğu ifade edilmekte ve şöyle denilmektedir: "AB'ye  üyelik için Türkiye'nin önüne üç temel şart konmuştu. Şöyle ki,  AB Ankara'dan, Kürtlerin kendi dillerinde yayın yapmalarına  izin vermesini, TSK'nın siyasi gelişmelere müdahale imkanlarını sınırlandırmasını ve Kıbrıs'ın Annan planı temelinde birleşmesini  kabul etmesini ısrarla talep ediyordu. AB, bu üç şart yerine  getirildikten sonra Türkiye'ye müzakere tarihi verileceğini  beyan etmişti. Ankara AB'nin üç şartını da -televizyonlarda  Kürtçe programların yayımlanması, TSK'nın siyasi gelişmelere  müdahale imkanları da en aza indirilmesi, Türkiye açısından  hayati bir önem taşıyan Kıbrıs konusunda da Ankara AB'nin  isteklerine yakın bir tutum sergilmesi- hemen hemen yerine  getirmiş bulunuyor. Ankara böylece, AB karşısındaki tüm  yükümlülüklerini net bir şekilde yerine getirdi. Şimdi AB'nin  de benzer adımlar atması kaçınılmaz bir nitelik kazanmış  bulunuyor. Ancak AB'nin Ankara'yla samimi ilişkiler kuracağı  pek inandırıcı görünmüyor. Çünkü Birlik yetkililerinin  yaptıkları son açıklamalar, AB'nin Türkiye'yi üyeliğe kabul  etmeye pek hevesli olmadığını gösteriyor. Bundan emin olmak  için Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın bu konuyla ilgili  olarak bir süre önce yapığı açıklamayı hatırlamak yeterlidir.  Chirac, Türkiye'nin yakın bir gelecekte AB'ye üye olacağına  inanmadığını belirterek, 'AB, Türkiye'ye müzakere tarihi verse  bile, Ankara'nın Birlik üyeliğiyle ilgili umutlarının hayata   geçirilmesi yönünde ciddi değişiklikler yaşanması gerçekçi   görünmüyor. AB üyeliğine ulaşmak için Türkiye demokrasi ve   insan hakları konularında ciddi adımlar atmalıdır. Bu   bakımdan Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümü  için 10-15 yıl gerekiyor' demişti. AB adına konuştuğundan  kesinlikle kuşku duyulmayan Fransa'nın, Türkiye'ye yönelik  kasıtlı bir tutum sergilediğini örtbas mümkün değil."  

            FİNLANDİYA BASINI: 

            Uutıspaıva Demarı gazatesinin internet sayfasında (24/05) "Türkiye'nin Yüzü -Şimdilik- Batı'ya Dönük" başlığı altında ve  Christian Jokinen imzasıyla yer alan makalede, AB'nin, 1 Mayıs  tarihinde 10 yeni üye ile nihayet tarihi genişlemesini  gerçekleştirirken, tüm dikkatlerin bir sonraki genişlemeye  çevrildiği ve 30 yıldır üyelik başvurusunu sürdüren Türkiye'nin adaylığının, en ilginç ve tartışmalı bir konuğu ifade  edilmektedir. Bu tartışmada güçlü duyguların ağır bastığı, zira Türkiye'nin, AB üyeliği için başvuran ülkeler arasında nüfusunun  çoğunluğu Müslüman olan ilk ülke ve bir zamanlar Güney Doğu  Avrupa'ya hükmeden eski bir süper güç olduğu vurgulanan makalede,  aralık ayında AB'nin yeniden, gerekli insan hakları ve  azınlıkların konumlarıyla ilgili reformlar konusunda Türkiye'nin kaydettiği ilerlemeyi değerlendirmesinin gerekeceği, eğer bazı  açılardan eski üye devletler için öne sürülenlerden çok daha katı  olan tüm bu gereklilikleri karşılaması durumunda AB'nin, en  azından üyelik müzakerelerini başlatmak konusunda ciddi anlamda  ahlaki bir sorumluluk altına gireceğine işaret edilmektedir.  Türkiye'nin ekonomik büyümesi, Kürtlerin hakları ve konumları  ile PKK konularına da değinilen makalede, Türkiye'nin, son  yıllarda hızlı bir değişim kaydettiğine dikkat çekilmekte,  Türkiye'nin Avrupalılaşmasının ülkenin doğu ve güneydoğusuna  doğru çok büyük bir hızla giderek yayıldığı ve bunun Türkiye'nin  doğudaki en ücra köşelerine ulaşmasının uzun sürmeyeceği öne sürülmektedir. Makalede şöyle denilmektedir: "AB'nin, Kafkaslar,  Orta Asya ve Uzak Doğu'ya uzanan ekonomik ve kültürel bir köprü  ve bir işçi kaynağı olarak Türkiye'ye ihtiyacı var. Türkiye'nin  en önemli kaynaklarından biri, iyi eğitimli genç nüfusu. AB, iş  gücünün yanı sıra yakın bölgelerdeki kriz yönetimi ile ilgili  olarak da Türk Ordusu'ndan faydalanabilir. Türk Ordusu, NATO'daki  ikinci büyük güç ve Orta Doğu ve Karadeniz'de şüphe edilmeyecek  bir nüfuza sahip. Eğer Türkiye bir kez daha hayal kırıklığına  uğratılırsa, sırtını Avrupa'ya dönebilir ve başka yerlerde  müttefikler arayabilir. Türkiye hala ABD'ye, pek çok kez  sözlerinin arkasında durmayan bir Avrupalı müttefikten daha çok  güveniyor. Türkiye'nin giderek güçlenen Rusya ve nükleer silah  arayışında olan Irak'la girişeceği bir ittifak, Avrupa'nın,  doğu sınırı için hayal edebileceği en kötü senaryo olacaktır." 

            İNGİLTERE BASINI: 

            BBC'nin Türkçe yayınında (26/05) "Referandumdan Sonra  Güney Kıbrıs'taki Siyasi Tablo" başlığı altında ve Cenk Erdil  imzasıyla AKEL'in Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ile  yapılan mülakata yer verilmektedir: Kıbrıs konusunun çözümü,  24 Nisan'da yapılan referandum sonuçları ve referandum  sonrasındaki gelişmelerin ele alındığı mülakatta, Kıbrıs'ta  iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm fikrine inandıklarını  söyleyen Hristofyas'ın, "Biz bu çözümün içeriğini doldurmaya çalışıyoruz." dediği belirtilmekte ve Türkiye'nin AB üyeliği  konusunda da iyimser olduğu kaydedilmektedir. Hristofyas'ın,  "Hepimiz Türkiye'nin üyeliğini kabul ediyor ve destekliyoruz.  AKEL partisi Türkiye'nin AB üyeliği arzusunu da gözönüne  aldığı için, Kıbrıs'ın birlik üyeliği konusundaki olumsuz  tavrını değiştirdi ve bu da Türkiye'nin Kıbrıs sorununu  çözmesi yolunda bir teşvik unsuru. Bu nedenle karşı değil,  destekler durumdayız." dediği aktarılan mülakatta, Dimitris  Hristofyas'in Türkiye'nin üyeliğine Kıbrıs'tan veto geleceğini  de sanmadığını söylediği vurgulanmaktadır.  

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefteros Tipos gazetesinde (26/05) "Yaşar Yakış: AB'ye  Giremezsek Aşırı Uçlar Güçlenecek" başlığı altında yayımlanan  bir yorumda, Selanik'te yapılan 10. Ekonomi Forumu'na katılan  Türkiye Dışişleri eski Bakanı ve AB-Türkiye ilişkilerinden  sorumlu komisyonun başında bulunan Yaşar Yakış'ın, Türkiye'ye  üyelik müzakereleri için AB tarafından tarih verilmemesi  durumunda, aşırı uçların Erdoğan hükümetine karşı güçlenmesi  tehlikesinin doğacağını ileri sürdüğü belirtilmektedir. Üyelik müzakereleri için AB tarafından aralık ayında Türkiye'ye tarih  verilmemesi halinde, Erdoğan hükümeti ne tür sorunlarla  karşılaşacaktır? şeklindeki bir soruya cevaben Yakış'ın,  "Ülkede, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan aşırı uçlar,  sayıca az olmalarına rağmen, Türkiye'nin üyelik müzakereleri  için tarih verilmesi talebinin reddedilmesi halinde, AB'nin  bir Hristiyan Kulübü olduğunu ve hiçbir zaman Müslüman bir   ülkeyi kabul etmeyeceğini söylemeye başlayacaklar." dediği  aktarılan yorumda, Yaşar Yakış'ın, nüfusu 70 milyon olan  Türkiye'de, halkın yüzde 70'inin Türkiye'nin AB üyesi  olmasından yana olduğunu, küçük bir yüzdenin konuya ilgisiz  kaldığını ve çok küçük bir bölümünün ise ülkenin AB üyeliğine  karşı çıktığını söylediği kaydedilmektedir.

            Atina Haber Ajansı'nın (ANA) internet sayfasında (26/05)  "Karamanlis, Türkiye'nin Avrupalaşma Sürecini Desteklediğini  Yineledi" başlığı altında yer verilen bir haberde, Başbakan  Karamanlis'in, 10. Selanik yıllık forumunda yaptığı konuşmada, Yunanistan'ın komşusu Balkan ülkelerine barış, dostluk ve  işbirliği mesajı gönderdiği belirtilmekte ve bölge konusunda  kendi beklentilerinin, ortak Avrupa geleceğine dayandığını  ve silahların sonsuza dek susmasını, savaş hazırlıklarının  geçmişte kalmasını ve herkesin kendini kalkınma ve refaha  adamasını istediklerini söylediği kaydedilmektedir.  Karamanlis'in, Türkiye'nin Avrupalılaşma sürecini   desteklediğini yinelediği ve uluslararası hukuk, insan hakları  ve Avrupa ilkelerine saygılı bir Türkiye istediklerini söylediği belirtilen haberde, Karamanlis'in, Kıbrıs sorununa, adanın bütün sakinlerinin güvenlik ve refahını garanti altına alacak şekilde,  Annan planı temelinde işler ve kalıcı bir çözüm bulunması  hedefine sadık kaldıklarını bildirdiği ifade edilmektedir. 

 

ESKİ SAYILAR