28.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 28/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  27 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            AVUSTURYA BASINI:   

            Format dergisinin bu haftaki sayısında, "Türkiye'nin  Avrupa Birliği'ne Katılımı Kesinlikle Reddediliyor" başlığı  altında yer alan bir haberde, Avusturya Özgürlükler  Partisi (FPÖ) Genel Sekreteri Magda Bleckmann'ın, FPÖ'nün,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımını kesinlikle  reddettiğini belirttiği ifade edilmektedir. "'Siyasi  İslamın' Avusturya'yı üs olarak seçtiğini, Avusturya'nın  radikal İslamcıların barınağı olmasına izin verilmemesi  gerektiğini" söyleyen Bleckmann'ın, İslamcı imam hatip  okulları mezunlarının Türk üniversitelerine devam  etmelerine izin verildiğine işaret ettiği ve "Radikal  İslamcı kuruluşlar, Türkiye'nin laik sistemi içinde nüfuz  kazanmaya başlamışlardır, biz özgürlükçülerin, neden  Türkiye'nin AB'ye katılımına kesinlikle karşı durduğumuz  da bu nedenle açıktır" dediği ve Avrupa'nın, diğerlerinin  problemleri ile ilgilenmeden evvel, öncelikle kendi  problemlerini çözmesi gerektiğini, gelecek yılların  sloganının "içe doğru derinleşme ve dışa doğru genişlememe"  olacağını belirttiği kaydedilen haberde, Bleckmann'ın,   "Avrupa Birliği, Türkiye'nin katılımıyla maddi ve kültürel   yönden aşırı bir yük altına girecektir. Türkiye, Avrupa   değerler topluluğunun bir parçası değildir. Avrupa,  İstanbul Boğazı'nda sona ermektedir. Avrupa Birliği bir  Avrupa değerler topluluğudur ve Avrasya Ekonomi Birliği  değildir. FPÖ, baş adayı Hans Kronberger, Türkiye'nin  katılımının engellenmesi için bir garantidir" dediği  aktarılmaktadır.

            Wiener Zeitung'da (26/05) "Sadece Avusturya" başlığı  altında yer alan bir haberde, Türkiye'nin Avusturya  Büyükelçisi Mithat Balkan'ın gazetecilerle görüşmesinde,  "Yakın bir gelecekte pozisyonunu yeniden gözden geçirecek   olan Fransa'nın dışında, Avusturya'nın, AB içinde Türkiye   ile AB katılım görüşmelerine başlanmasına tüm siyasi   partilerinin birlik halinde karşı çıktığı tek ülke  olduğuna" işaret ettiği ve "görüşmelerin başlamasıyla,  Türkiye'nin hemen Birliğe girmiş olmayacağının gözardı  edildiğini" belirttiği ifade edilmektedir. Haberde,  Balkan'ın, "İspanya ile AB arasındaki müzakerelerin altı  yıl sürdüğünü, çok daha büyük olan ve bu sebeple de çok   çeşitli hususların ortaya çıktığı Türkiye ile görüşmelerin,   bundan birkaç yıl daha uzun olacağını" kaydettiği  belirtilmektedir. 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (27/05) "Avrupa'nın Genişlemesi... Peki Bu  Genişlemede Türkiye Yer Alıyor mu? başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Jean-Dominique Guiliani'nin  "Avrupa'nın Genişlemesi" isimli kitabında, AB'nin  Türkiye'ye imtiyazlı bir ortaklık teklif edebileceğini,  ancak siyasi kurumlarda tam bir reform gerçekleştirmeden   Birliğe üye olamayacağını ifade ettiği belirtilmektedir.  "Que sais-je" el kitapları dizisinin Başkanı Robert   Schuman'ın Avrupa'nın genişlemesi ile ilgili bir sunum  yaptığı ve sunumunda AB'nin genişlemesinden ve bu  genişlemenin sınırlarının ne olabileceğinden bahsederek  Türkiye'nin üyeliğini sorguladığı belirtilen haberde,  Guiliani'nin, yeni üyelerin Birliğe katılması yönünde   sarfedilen çabalara değindiği ve genişleme için 1990-2006   yılları arasında 32.1 milyar Euro harcanmasının  öngörüldüğünü hatırlattığı, ayrıca Fransız şirketlerinin  Avrupa'nın genişlemesinden fayda sağlayabilmekte başarılı  olduklarının altını çizdiği ifade edilmektedir. Avrupa'nın  genişlemesi konusunda bugüne kadar hiçbir şekilde fikir  ayrılığı yaşanmadığını ifade eden Guiliani'nin, Türkiye'nin  üyeliğinin Birlik içinde ilk defa "AB'nin coğrafi   sınırlarının nereye kadar olabileceği" tartışmasını gündeme   getirdiğini söylediği kaydedilen haberde, Guiliani'ye göre,  Avrupa'nın şu ana kadar Türkiye'ye, üyeliği kesinmiş gibi  davrandığı, ancak kimsenin bu fikre inanmadığı  vurgulanmaktadır. Haberde, Guiliani'nin, AB'nin Türkiye'ye  imtiyazlı bir ortaklık teklif ederek coğrafi açıdan en yakın müttefiklerinden biri konumuna getirebileceğini, ancak  Birliğe entegre olmasına izin veremeyeceğini ifade ettiğine  işaret edilmektedir.

            AFP'nin (27/05) "Brüksel Türkiye'yi, Diğer Adaylara  Uygulanan Kriterlerle Değerlendirecek" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, AB'nin genişlemeden sorumlu Komiseri  Günther Verheugen'in, yaptığı açıklamada, Ankara ile  müzakerelerin başlatılması veya başlatılmamasına karar  vermeden önce Brüksel'in Türkiye'ye, AB'ye katılan diğer  ülkelerle aynı kriterleri uygulayacağının teminatını   verdiği belirtilmektedir. Brüksel'de bir toplantıda  konuşan Verheugen'in, 1 Mayıs'ta AB'ye giren 10 ülke ile  "tamamen aynı metodolojiyi, aynı kriterleri kullanacağız"  dediği belirtilen haberde, "Çifte standart uygulayamayız"  diyen Verheugen'in, Komisyon'un Türkiye hakkındaki  raporunu "ekim ayının ilk günlerinde" yayımlayacağını  belirttiği ifade edilmektedir. Haberde, "Türkiye'den,  siyasi kriterlerin yüzde yüz oranında uygulanmasını  isteyemeyiz" diyen Verheugen'in, "Üye ülkelerden bile bunu  istemiyoruz" diyerek, 1 Mayıs'ta Birliğe katılan ülkelerle   üyelik müzakerelerinin başlatıldığı sırada "Demokrasi ve  hukuk devleti alanlarında iyileştirilecek şeyler vardı.   Hala var" değerlendirmesinde bulunduğu kaydedilmektedir. 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (27/05) "Verheugen, Türkiye'ye Üyelik Umudu  Verdi" başlığı altında ve Sebastian Alison imzasıyla yer  verdiği bir haberde, AB'nin genişlemeden sorumlu Komiseri  Günther Verheugen'in, Birliğin, ekim ayına kadar tüm   kriterleri karşılayamasa dahi Türkiye ile katılım   görüşmelerine başlamaya hazır olabileceğini söylediği  belirtilmektedir. Verheugen'in, Brüksel'de yapılan bir  konferansta, "Burada çifte standartlar uygulayamayız. Üye  ülkelerimizden beklemediysek Türkiye'den de kriterlerin  yüzde yüz karşılanmasını bekleyemeyiz. Görmek istediğimiz  şey, kriterlerin bize olumlu bir bakış açısı sağlayacak  şekilde yeterli oranda gerçekleştirilmesidir" şeklinde  konuştuğu belirtilen haberde, AB Komisyonu'nun bu yılın  sonlarına doğru, -Birliğin katılım görüşmeleri için tarih  belirlemesi kararında etkili olacak- Türkiye'nin siyasi  kriterleri karşılayıp karşılamadığına ilişkin bir rapor  yayımlayacağı ifade edilmektedir. Verheugen'in, demokrasi  ve insan hakları alanlarında siyasi kriterler müzakere  konusu değilken, Birliğin mayıs ayında üye olan ülkelerden  bazılarına esnek davrandığını, aynı standartları Türkiye'ye  de uygulanması gerektiğini söylediği kaydedilen haberde,   Komisyon'un raporunu ekim ayı başlarında yayımlayacağını  doğrulayarak, raporun adil ve tarafsız olacağını söyleyen   Günther Verheugen'in, Komisyon'un, raporla eş zamanlı  olarak, Türkiye'nin Birliğe katılımının siyasi, ekonomik   ve kültürel etkisi konusunda bir çalışma yayımlayacağını   söyleyerek, "Komisyon kimsenin sorgulayamayacağı bir analiz   sunacak" dediği aktarılmaktadır. Haberde, "Üye ülkelerden,  Türkiye'nin olası üyeliği konusunda görüşlerini isteyemeyiz"  şeklinde konuşan Günther Verheugen'in, 1 Mayıs tarihinde  Birliğe katılan ülkelerin hükümetlerinin, Ankara'nın  katılımını destekleyeceğine inandığını söylediği  vurgulanmaktadır.

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında  (27/05) "Türkiye'nin AB Üyeliği, Siyasi Partileri  Hareketlendiren Bir Gündem Maddesi" başlığı altında ve  Bertrand Benoit-Robert Graham imzalarıyla yer alan bir  haberde, bundan yalnızca dört ay önce Türkiye'nin AB'ye  üyelik umudunun, Almanya'da Avrupa Parlamentosu için  yürütülen seçim kampanyasının ana teması iken, Fransa'da  siyasetçilerin bu temayı gündem dışında tutma kararlılığı  içinde oldukları belirtilmektedir. Türkiye'nin, Fransız   kamuoyunun pek de ilgi duymadığı bu kampanyada siyasi   tutkuları alevlendirecek tek konu haline geliverdiği, oysa   Almanya'da büyük partilerin bu temayı gündemlerinden  çıkarmış durumda oldukları kaydedilen yazıda, şubat ayında  Hristiyan Demokratlar Birliği (CDU) lideri Angela Merkel'in,  Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkarak partisinin 40 yıllık  çizgisini terkedişinin, Türkiye'nin  Almanya'nın seçim  kampanyasında ana tema olacağı yönündeki ilk işaret gibi  olduğu ifade edilmekte, daha sonra CDU'nun kardeş partisi  Bavyera eyaletinden Hristiyan Toplumsal Birlik'in (CSU)  lideri Edmund Stoiber'in de, Türkiye'nin üyeliğine karşı  çıkışlarını, 13 Haziran seçimlerinde yürüteceği kampanyada  başat tema olarak öne çıkaracaklarını söylediği  hatırlatılmaktadır. Türkiye'nin Bavyera gündeminde ana tema  olduğu ve CDU'nun resmi platformunda "özel ortaklık" kavramı  telaffuz edilmişse de Merkel'in daha sonra, hükümeti  ekonomiye odaklı bir çalışmaya sevketmeyi tercih ederek, bu  konuyu geri plana atmaya karar verdiği, Bavyera'dan SPD  adayı Daniel Höltgen'in de, "Bu parti, Bavyera ile  Almanya'nın geri kalanı arasındaki farklılıkları yansıtıyor.  CDU, daha muhafazakar olan CSU'ya göre eski dış politika  bürokratlarının Türk yanlısı görüşlerine karşı çıkmakta daha  fazla zorlanıyor" derken, CDU'nun önde gelen adaylarından  Hans-Gert Pöttering'in ise bu görüşe katılmadığını belirterek, "Mitinglerime gelirseniz Türkiye'nin üyeliğinin Avrupa'ya  aşırı yük getireceğine sürekli dikkat çektiğimi de görürsünüz"  dediği belirtilen yazıda, SPD'nin Bundestag'taki AB uzmanı  Michael Roth'un da, "Tahminimce, CDU, Türkiye'yi ön plana  çıkarmamaya karar verdi, çünkü buna ihtiyacı yoktu. Kamuoyu  yoklamalarında yeterince iyi sonuçlar alıyor" dediği  kaydedilmektedir.

            Reuter'in (27/05) "Türkiye, Ortodoks Ruhban Okulu'nun  Tekrar Açılabileceğini İma Etti" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, hükümetinin  İstanbul'daki Rum Ortodoks Ruhban Okulu'nun tekrar açılışına  karşı olmadığını söylemesinin, Türkiye'nin AB'ye yönelik  emellerini kuvvetlendirme yönünde önemli bir jest olarak  görüldüğü belirtilmektedir. Türkiye'nin yıl sonuna kadar  Avrupa Birliği'nin öne sürdüğü siyasi kriterleri karşılayarak,  Birlikten gelecek yıl katılım müzakerelerinin başlanması  yönünde bir karar çıkması için yoğun çaba harcadığına işaret  edilen haberde, AB'nin ileri sürdüğü talepler arasında,  Türkiye'deki gayrimüslim vatandaşlara tanınması gereken  haklara -bu kesimlere yönelik ibadethanelerin açılmasında  karşılaşılan engellerin kaldırılması da dahil- yönelik  reformların da olduğu ifade edilmektedir. 

 

ESKİ SAYILAR