31.05.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 31/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  28-30 Mayıs 2004 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ALMANYA BASINI: 

            Handelsblatt gazetesinin internet sayfasında (28/05)  "Fischer, Türkiye'nin AB Üyeliğini Savunuyor" başlığı altında  ve Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ile yapılan bir  mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili  bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Çok sayıda AB ülkesinde Türkiye ile üyelik  müzakerelerine başlamaya yönelik kuşkuların artmasının   sizi endişelendirmesi gerekmez mi? 

            FİSCHER: Karşı argümanları çok ciddiye alıyorum,  ancak  gerçekte nelerin söz konusu olduğu kavranmalı.  Burada sorulması gereken, Avrupalıların Ankara'daki  müttefiklerle birlikte Türkiye'yi modernizmin dayanak  noktası haline getirip getiremeyecekleridir, bu ise AB  perspektifine bağlıdır. Bundan sonra, ülke istikrar  unsuru haline gelecektir. Türkiye'yi bir şekilde geri  itersek, ülke, büyük Türkiye ve doğu İslami perspektifleri  arasında asılı kalır. İşte o zaman Türkiye istikrarsızlık  unsuru olur.  

            SORU: Ancak şu sıralarda Fransa'da iktidar partisi de   kuşkulu? 

            FİSCHER: Orada da sükunetle argümanlar ortaya konmalı.   AB şu an Türkiye'nin üyeliği konusunda değil, üyelik   müzakerelerine başlanıp başlanmayacağı konusunda karar   verecek. Ülkenin büyüklüğü gözönüne alındığında, sadece   AB müktesebatının kabul edilmesinin yeterli olmayacağını,   bunların uygulamaya dönüşmesi gerektiğini Türkler de biliyor.   Türkiye'nin üyeliğe hazır olup olmadığı kararı, birkaç yıl   içinde ülkenin doğu ve güneydoğusundaki müzakere sürecinin   sonunda verilecektir. Gerçeklerin ışığında, birçok korku   ortadan kalkabilir ve kalkacaktır." 

            FRANSA BASINI: 

            Le Telegramme gazetesinde internet sayfasında (29/05)  "Fransa Demokrasisi İçin Birlik Partisi Lideri Bayrou:  Türkiye AB'ye Girmeye Hazır Değil" başlığı altında yer alan  bir haberde, Fransa Demokrasisi İçin Birlik Partisi (UDF)  lideri François Bayrou'nun, 13 Haziran'da düzenlenecek olan  Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde genişlemiş AB için  25 maddelik bir rapor açıkladığı belirtilmektedir. Haberde,  raporunda, Türkiye'nin AB ilişkilerine de değinen Fransa  Demokrasisi İçin Birlik Partisi lideri François Bayrou'nun,  Türkiye'nin AB'ye girmeye siyasi ve ekonomik açıdan hazır  olmadığının altını çizdiği, ayrıca Avrupa'daki vergilendirme   sistemi, savunma, göç ve terör konularındaki fikirlerini   dile getirdiği ifade edilmektedir. 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (29/05) "Erdoğan: Kıbrıs'ın Türkiye'nin AB  Emellerine Gölge Düşürmemesi Gerekir" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın yaptığı  açıklamada, Kıbrıs'ın bundan böyle Ankara'nın Avrupa Birliği'ne   katılım çabalarına gölge düşürmemesi gerektiğini söylediği belirtilmektedir. Erdoğan'ın Oxford Üniversitesi'ne bağlı  St.John Koleji'nde yaptığı konuşmada, "Türkiye'nin AB ile  ilişkilerine Kıbrıs sorunu nedeniyle gölge düşmesini kabul  edemeyiz. Kıbrıs sorunu zamanla tekrar gündeme gelecektir, ancak biz sorumlu tutulamayız. AB liderleri bana 'üzerinize  düşeni fazlasıyla yaptınız' dediler" şeklinde ifadeler  kullandığı belirtilen haberde, Erdoğan'ın, Türkiye'nin AB  üyeliğine kuşkuyla yaklaşanların, ticaret ve bölgesel güvenlik  açısından, Türkiye'nin AB üyeliğinin her iki tarafın da  çıkarına olduğunu idrak edeceklerini umuyorum. Onyıllardır  Türkiye-AB ilişkileri, ortak çıkarlar, karşılıklı etkileşim  ve ihtiyaçlar temelinde giderek gelişti. Ne yazık ki,  Avrupa'da bazı kimseler halen bunu göremiyor ya da bu gerçeği görmek istemiyorlar" dediği aktarılmaktadır. Fransa'nın başını  çektiği bir grup AB ülkesinin, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda duydukları kuşkuları dile getirdikleri  ifade edilen haberde, Erdoğan'ın, Türkiye'nin AB'ye girişine  dini nedenlerden dolayı karşı çıkanların hala geçmişte  yaşadıklarını söyleyerek, "Hristiyan Avrupa fikri Orta Çağa  ait bir fikir. Günümüzde İslam AB için bir realiteye dönüştü.  Türkiye'nin tam üyeliği, Hristiyanlar ve Müslümanların bir  arada yaşaması yönündeki arzu ve istekleri kuvvetlendirecektir"  dediği vurgulanmaktadır.

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (29/05)  "Avrupa'nın Kapısındaki Bulmaca" başlığı altında ve  Christopher Caldwell imzasıyla yer alan bir makalede, AB önümüzdeki aralık ayında Türkiye'ye katılım müzakereleri  için bir tarih vermezse ne olur diye Adalet Bakanı Cemil  Çiçek'e sorulduğunda, bakanın "Dereyi görmeden paçayı  sıvamayın" atasözüyle cevap verdiği ve bunun, köprü başına  gelmeden geçmekle aynı anlama geldiği belirtilmektedir.   Çiçek'in, merkez sağda yer alan Anavatan Partisi'nde yıllar  boyu verdiği hizmetin ardından, kökü geçmişte yasaklanan dini  içerikli iki partiye dayanan Adalet ve Kalkınma Partisi'nde  (AKP) hizmet etmeye başladığı hatırlatılmakta ve "AB üyeliğine  aday en önemli ülkede hükümeti, uzun zamandır kendilerini  İslamcı olarak nitelendiren kişiler yönetiyor. Şu da bir  gerçek ki, aynı hükümet AB üyeliği konusunda kendi içinde  neredeyse muhalefetsiz bir tavır sergiliyor..." denilmektedir.  Başbakan Erdoğan'ın popülaritesinin giderek artması ve AKP'nin  yükselişi ile ilgili değerlendirmelerde de bulunulan makalede  şöyle denilmektedir: "Erdoğan, hem demokrat bir reformcu hem  de İslamcı. AB'nin Türkiye için ön koşul olarak koyduğu  Kopenhag Kriterleri -insan haklarının, demokratik yönetimin  ve ordu üzerinde sivillerin kontrolünün sağlanması- Erdoğan'ın  bu iki yönünü tek bir yoldan, yani ülkede laikliğin sert  savunucusu olan ordunun siyasi etkisini geniş çapta  kısıtlayarak gerçekleştirilmesini kolaylaştırıyor... Kopenhag  Kriterleri, orduyu, Türkiye'nin AB üyeliğinin potansiyel bir  düşmanı konumuna itti. Bu yüzden Erdoğan'ın hükümeti, giderek  artan bir oranda kamu kuruluşlarında türban takılmasına destek  verebilir. Aslında bu, Türk halkının yüzde 59'nun onaylayacağı  bir hareket olur ancak böyle bir şeye bundan birkaç yıl önce  teşebbüs edilmiş olsa ordudan buna gayet sert bir tepki  gelebilirdi. Erdoğan'ın imam-hatip  liselerine yönelik  getirdiği son yasa değişikliği teklifi ise orduda Avrupa  Birliği'nin nazikçe kınadığı büyük bir homurdanmaya neden   oldu. AB'nin gümrük birliği uygulamasının dahilinde olan   Türkiye'nin dış ticaret hacminin yüzde 60 kadarını Avrupa   ile yapılan alışveriş oluşturuyor. Durum böyle olunca, ülkenin  AB üyeliğine 'ihtiyacı' olup olmadığı tartışılır hale geliyor...  AB'nin kendi kültüründen farklı bu kültür hakkında endişe  duymak hakkı tabii ki var, ancak bu endişelerini aralık ayında  müzakereler başlamadan evvel dile getirmeli. Çünkü o tarihten  sonra Türkiye'nin üyelik başvurusunu reddetmek için elinde  hiçbir şey kalmayacak. Ama Türkiye'deki halihazırdaki  demokratikleşme trendi devam ederse, ülkenin üyeliğini  demokrasiye ilişkin nedenlerden dolayı reddetmek kültürel  bir horgörme ve kirli bir hile anlamına gelecek. Kopenhag  gündemi hem demokratikleşme hem de İslamileşmeyle uyumlu. Şu ana kadar Erdoğan hükümeti açısından taahhütlerini yerine  getirmek kolay olurken Avrupalılar ise, bunların sonucunda  nasıl bir toplumun ortaya çıkacağını görmekte zorlanıyorlar.  Bundan 10 yıl sonra Türkiye, siyasi olarak daha demokratik,  kültürel olarak da daha Müslüman bir ülkeye dönüşebilir. Eğer   Avrupalılar 100 milyon nüfuslu Müslüman bir ülkeyle AB'yi  paylaşmaktan ürküyorlarsa bunu ya hemen dile getirsinler ya  da sessizliklerini sonsuza dek korusunlar."

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (28/05)  "AB Türkiye ile Müzakereler Konusunda Adil Davranılmasını  İstiyor" başlığı altında ve Judy Dempsey imzasıyla yayımlanan  bir makalede, Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Günther Verheugen'in, üye ülkeleri, aralık ayında verecekleri  Ankara ile üyelik müzakerelerine başlayıp başlamama kararı  öncesinde Türkiye'ye çifte standart uygulamasına karşı  uyardığı belirtilmektedir. Laik Müslüman ülkenin AB'ye  alınmasından yana olan tavrını en açık şekilde ortaya koyan  Günther Verheugen'in, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin  müzakerelere başlamaya hazır olup olmadığına ilişkin ekim  ayında açıklanacak raporunun, "aynı metodolojiyi ve ölçütleri,  aynı kriteri ve aynı kuralları kullanacağını" söylediği ve  "Türkiye için standartlarımız ne yüksek ne de aşağı olmalı"  dediği belirtilen makalede, Komisyon yetkililerinin ve AB  diplomatlarının, bazı üye ülkelerin müzakerelerin başlamasını  ertelemek amacıyla Türkiye için "kale direklerini oynatmaya"  ya da hatta görüşmeleri erteleyebilecek bir şart ileri  sürmeye çalışabileceklerini beklediklerini söyledikleri  kaydedilmektedir. Verheugen'in, "Çifte standartlarımız olamaz.  Yüzde yüz uygulama olamaz. Bunu kendi ülkelerimizle bile  yapmıyoruz" diyerek, Türkiye'nin Avrupa Parlamentosu seçim   kampanyasında ne kadar hassas bir mesele haline gelmekte   olduğunun farkında olduğunu belirttiği ve "Türkiye'nin olası   katılımı konusunu vatandaşlarla tartışmak kesinlikle meşru   hatta gerekli. Bu tartışılmalı" şeklinde konuştuğu ifade  edilen makalede, "Tartışmaya katılmak isteyen herkes  dogmamızı bilmeli. Türkiye'de siyasi reform sürecini ve  Avrupa entegrasyonunu çözemezsiniz. Biri olmadan diğerini gerçekleştiremezsiniz. Eğer öyle olursa, her ikisinde de   başarısız olursunuz" dediğine işaret edilmektedir. 

            HOLLANDA BASINI: 

            Haagsche Courant gazetesinde (26/05) "AB Üyesi Bir  Türkiye, Teröristlere En İyi Cevaptır" başlığı altında ve  Avrupa Parlamentosu seçimlerinin Türk asıllı adayı Doğan  Gök imzasıyla yayımlanan makalede şöyle denilmektedir:  "Her geçen gün Türkiye modernizasyon yönünde daha çok   çaba harcıyor. Ülke, AB'nin öne sürdürdüğü her türlü kriteri   ne olursa olsun karşılama arzusunda. Artık Türkiye'nin bu   alanda yeteri kadar başarı göstermesiyle AB ülkelerini bir   telaş sarmaya başladı. Oysa İslam ve demokrasinin bir arada   yürümeyeceği savı, esasen Usame Bin Ladin'in Müslümanları   ikna etmekte kullandığı bir sav... AB'ye katılım kriterlerinin  baskısı altında Türkiye demokrasisi büyük ilerleme kaydetti...  Pek çok Avrupalı siyasetçi, görüldüğü kadarıyla, Türkiye'nin  reform şevkinden endişeli. Alman Hristiyan Demokratların  ardından Fransız de Gaulle yanlıları da son zamanlarda  Türkiye'yi Avrupa'dan uzak tutmaya çalışıyorlar. Görülen  o ki, 1999 yılında Türkiye'ye AB üyeliği adaylığını  sunduklarında yönetimin sınıfta kalacağını düşünmüşlerdi.  Şimdi ise başka bahanelerle aynı çabayı sürdürüyorlar.  Müslüman bir ülkenin AB'ye uygun olmadığı söyleniyor.  70 milyonluk nüfusuyla Ankara, Brüksel'de önemli oranda  nüfuz elde edecek. Türkiye'nin içindeki ve dışındaki tüm  Türklerin pahalıya mal olacağı söyleniyor. Ekonomik alandaki  itirazlar için henüz çok erken. Türkiye'nin tam üye olması  yıllar alacak. Öncelikle Türkiye'nin tüm AB mevzuatını gözden  geçirip kendine adapte etmesi gerekiyor. Netice itibariyle  yolsuzluk azalıp refah artacak. AB'ye katılacak Türkiye, 10 yıl içerisinde günümüzdekinden çok daha farklı bir hale  gelecek. İtirazların temelinde dini konular yer alıyor.   Hollandalı bir Türk bu konuda ne demeli? Ben zaten Avrupa'ya  da ait değil miyim? Benim dostluklarım ve Avrupalılarla yakın  ilişkilerim karşılıklı hoşgörüden yoksun kalabilir mi? Usame  Bin Ladin'in Müslümanlara sattığı argüman da tam olarak bu.  Batılılara karşı çıkın, onlar dinimizi küçümsüyorlar. Onların  demokrasisi İslam'la uyumlu değil. Tüm Müslümanlar bir araya  gelirse Hristiyanlardan daha iyi olmak gibi bir problemimiz  kalmayacak. İyi ki, Türklerin büyük bir çoğunluğu Usame'nin  küresel İslam birliğine kulak asmıyor. Onlar Avrupa Birliği  yönünde karar aldılar. Türkiye'yi -buna hazır olduğunda- içine  alarak AB, İslam'ın ve demokrasinin kesinlikle bir arada  yürüyebileceğini kanıtlamış olacak. Bu ise AB'nin Müslüman  teröristlere atacağı en büyük darbe olacak." 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefterotipia gazetesinde (28/05) "Türk Generaller:  Lahey'e de Gideriz" başlığı altında ve Aris Abatzis imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral  İlker Başbuğ'un, Türkiye'nin Ege'deki "hayati çıkarları"  konusunda geri adım atmayacağını belirterek, bununla birlikte,   sorunların çözüme bağlanmasının ya da Uluslararası Lahey   Adalet Divanı'na başvuru da dahil olmak üzere, başka çözüm  metotlarına başvurmanın gerekli olduğunu vurguladığı  kaydedilmektedir. Orgeneral Başbuğ'un, "Ege'deki sorunların  çözümlenmesi yönünde belirli gelişmelerin maalesef kaydedilmemiş olduğunu" söylediği ve "uluslararası hava sahası, uluslararası  sular, güvenlik, ulaştırma ve doğal zenginlikten yararlanma  konularında geri adım atmanın söz konusu olmadığının" altını  çizdiği belirtilen yorumda, Orgeneral Başbuğ'un, "AB adayı her  ülke gibi Türkiye de, AB müktesebatı çerçevesinde Yunanistan  ile Ege'deki sorunlarını çözüme bağlamalı. Sorunların  çözümlenememesi halinde ise, Uluslararası Mahkeme dahil,  başka çözüm metotlarına başvurmayı kabul etmemiz gerekecek"  dediği aktarılmaktadır. Yorumda, Başbuğ'un, "sorunların çözüme bağlanmasının AB-arasındaki üyelik müzakerelerinin başlaması  için önşart oluşturmadığını, ancak üyelik müzakerelerinin   tamamlanmasına kadar bunun gerçekleşmesinin gerekli olduğunu"  da sözlerine ilave ettiği vurgulanmaktadır.

            Ta Nea gazetesinde (28/05) "Verheugen: Kopenhag  Kriterleri'nin Tümü Uygulanmamış Olsa Dahi, Türkiye ile  Üyelik Müzakereleri Başlayabilir" başlığı altında yayımlanan  bir yorumda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther  Verheugen'in, yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin Ekim 2004  tarihine kadar Kopenhag Kriterleri'nin tümünü uygulamamış  olsa dahi, AB'ye üyelik müzakerelerine başlayabileceğini  ortaya koyduğu belirtilmektedir. Verheugen'in, "Geçmişte  yapılan  AB'ye üyelik müzakerelerinde, hiçbir ülkeden  kriterlerin yüzde yüz uygulanmasını talep etmezken, bugün  Türkiye'den böyle bir şey isteyemeyiz. AB üyesi ülkeler için  uygulanan metodun aynısı, Türkiye için de uygulanacaktır"  dediği aktarılan yorumda, AB Komisyonu'nun ekim ayında  açıklayacağı Türkiye raporuna da değinen Verheugen'in, raporun  adil olacağını vurgulamak istercesine, "amaç, AB Komisyonu'nun  kimsenin itiraz edemeyeceği bir rapor hazırlamasıdır. Ayrıca,  Komisyon ek bir belge daha hazırlayacaktır" dediği ve AB  Komisyonu'nun, Türkiye'nin üyeliğinin AB üzerindeki ekonomik,  siyasi ve kültürel etkilerini içeren bir başka rapor hazırlayarak,  AB üyesi ülkelere dağıtacağını söylediği ifade edilmekte, AB'ye  en son üye olan 10 ülkenin Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyeceği  öngörüsünde de bulunduğu kaydedilmektedir.

 

ESKİ SAYILAR