01.06.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 01/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  31 Mayıs 2004 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            FRANSA BASINI: 

            AFP'nin (31/05) "Türkiye Başbakanı Ülkesinin AB'ye  Girmesi Gerektiğini Savundu" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, İstanbul'da gerçekleştirilen 57'nci Dünya Gazeteler Birliği Kongresi'nin  açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB'ye girmesi  gerektiğini ve ifade özgürlüğünü savunduğu belirtilmektedir.  Haberde Erdoğan'ın, "Halihazırda Türkiye, AB'ye girmelerinden  önce diğer ülkelerin olduğundan daha hazır durumda. AB'yi  bir ekonomik topluluk, bir Hıristiyan topluluğu olarak  kabul etmiyoruz. AB'yi, barış hedefleyen, bir medeniyetler  değerleri bütününü geliştirme fırsatı olarak görüyoruz. AB,  barış içinde yaşamanın ne demek olduğunu gösteren yaşayan  bir örnektir. Türkiye'nin AB'ye girmesi buna bir örnek  teşkil edecektir. Türkiye'nin reddedilmesi halinde AB kendi  içine kapanmış olacaktır" şeklindeki ifadeleri aktarılarak  Türkiye'nin reformlarına devam edeceğini belirttiği  kaydedilmektedir.

            Valeurs Actuelles dergisinde (28/05) "Londra'daki  Tartışma: Türkiye'nin AB'ye Katılımına Taraftar veya  Muhalif Olmak" başlığı altında ve Christian Roudaut  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, İngiltere Başbakanı Tony  Blair'in, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini savunduğu  ve Türkiye'nin AB adaylığıyla ilgili tartışmanın, Avrupa  Parlamentosu seçimleri arifesinde gündemde önemli yer  tuttuğu belirtilmektedir. Blair'in, Türkiye'nin Avrupa  Birliği'ne üyeliğini desteklediğini bir kez daha ifade  ederek, "Türkiye'nin AB'ye katılmasının, herkes için iyi  olacağına inanıyorum" dediği belirtilen yazıda, Aralık  2002'deki AB Kopenhag Zirvesi'nden beri Blair'in, Jacques  Chirac veya Gerhard Schröder gibi çekince koymaksızın Türk  dosyasının çıkmaza girmesinin önüne geçmek için sürekli  çaba sarfettiği kaydedilmektedir. Tony Blair'e göre, üye  devletlerin sayısı arttıkça federal Avrupa tehlikesinin de  uzaklaştığı ifade edilmekte ve İngiltere'nin, bu düşünceden  hareketle, Türkiye'nin üyeliğini coşkuyla desteklediği  kaydedilen yazıda, Blair ve arkadaşlarının, "sadece beyaz  ve Hıristiyan bir Avrupa imajı yaratmamak" yönündeki  kaygılarını da dile getirdikleri vurgulanmaktadır. Tony  Blair ve taraftarlarına göre, istikrarlı ve laik bir ülkeyi  AB bünyesine almanın, bir "medeniyetler şoku" yaşanmasının  önüne geçmenin en iyi yolu olacağı, üstelik NATO üyesi  Türkiye'nin, terörle mücadelede en önemli müttefik olmaya  devam ettiğine işaret edilen yazıda, AB Konularından Sorumlu  İngiliz Bakan Denis Mac Shane ve UK Independence Party'den  (İngiltere Bağımsızlık Partisi) Avrupa Birliği karşıtı  Avrupa Parlamenteri Jeffrey Titford ile yapılan mülakatta da  yer verilmektedir. Mülakatın ilgili bölümleri şöyledir: 

            "SORU: "Türkiye'nin olası üyeliği sizi niçin  endişelendiriyor?  

            JEFFREY TİTFORD: On yeni ülkeden gelen göçle birlikte  İngiltere, şimdiden doyma noktasına geliyor. Irk değil, alan  sorunu söz konusu. Bu göç konusunda Türkiye'nin üyeliğiyle  birlikte sorun aynı şekilde karşımıza çıkacaktır. Türk halkı  ile nesillerdir özel bağlarımız mevcut. Türkiye'den çok sayıda  kişinin İngiltere'ye gelmek istemesi kesinlikle ihtimal  dahilindedir. Oysa bu göçü hazmetmek ve finanse etmek bizim  için imkansızlaşıyor. Kamu servisleri, dış baskıdan dolayı  işlemez hale gelebilir. Halihazırda zaten büyük bir baskı  altındalar.  

            SORU: İleri sürdüğünüz bu gerekçe yabancı düşmanlığı  kokmuyor mu?  

            JEFFREY TİTFORD: Konuya pratik açıdan bakıyorum.  Ülkemiz, daha fazla kişiyi hazmedebilecek konumda değildir.  Irk veya din söz konusu değil. AB bugün çok genişledi,  kontrol edilemez hale geldi. Dolayısıyla Türkiye'nin  katılması, AB'yi patlama noktasına getirebilir.   

            SORU: Niçin hükümetiniz, Türkiye'nin adaylığını bu kadar  net destekliyor?            

            DENİS MAC SHANE: Türkiye'nin müstakbel üye olarak kabul  edilmesi için ısrar etmek esasen sadece bir ülkenin görevi  değildir. Buna mukabil bir ülkenin, Türkiye'nin üyeliğini  veto etmeye kalkışması tarihi bir hata teşkil eder. Türkiye'yi,  geleceğini Akdeniz ve Avrupa'da görmeye teşvik etmek yerine  Doğu'ya, bölgede şer tohumları saçan köktendinciliğe doğru  itmek, büyük bir stratejik hata olur. Ama ortak bir karar gerektirmektedir. Elbette Türkiye'nin de önümüzdeki aylarda  bize kanıtlaması gereken hususlar mevcuttur.  

            SORU: Türkiye gerçekten Avrupalı mı?  

            DENİS MAC SHANE:  Türkiye, Kıbrıs'ın batısında yer  almaktadır. İzmir, bir Endülüs şehrine benzemektedir.  İstanbul, eski adıyla Konstantinopolis, Avrupa medeniyetinin  beşiklerinden biridir. Hatta Yunan mitolojisinde 'Europa'  kelimesi, Avrupa'nın o kesiminden gelmektedir. Elbette  Türkiye'nin Arap ve Pers ülkeleriyle ortak sınırları  bulunmaktadır. Ama ben, 'Atlantik'ten Ural'a uzanan' bir  Avrupa'dan söz eden General De Gaulle'ün fikrini  destekliyorum. Türkiye, Ural'ın batısındadır. Coğrafya ile  oynamamak gerekiyor."  

            İNGİLTERE BASINI: 

            Financial Times gazetesinde (31/05) "Dini Haklar"  başlığı altında yayımlanan başyazıda, önümüzdeki altı ay  içinde Türkiye'nin AB'ye katılım başvurusuyla ilgili  tartışmaların muhtemelen giderek artacağı ve Türkiye'nin,  en azından nüfusunun büyüklüğü ve ekonomik durumu açısından,  AB'nin önündeki en zor genişlemeyi temsil ettiği  belirtilmektedir. Türkiye için de AB'ye katılma olasılığının  daha şimdiden dramatik bir değişime yol açtığı, sosyal ve  ekonomik reformlarla, özellikle insan hakları konusundaki  kısıtlamaların hafifletilmesinde bunun çok büyük rolü olduğu,  ama bu arada, özellikle güçlü ordu da dahil laik devletin  savunucularıyla İslamcı kökenlere sahip Adalet ve Kalkınma  Partisi (AKP) arasında -AKP parlamentodaki çoğunluğuyla  reform sürecinin başını çekerken- hassasiyet gösterilmesi  gereken gerginliklerin de çıktığı vurgulanan başyazıda,  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın güç de olsa dengeleri  kurması gerektiği, AB üyelerine, Türkiye'nin Birliğe  kolayca uyum sağlayacak modern, laik bir ülke olacağı  konusunda güvence vermesi ve dindar taraftarlarını da  Türkiye'de laikliğin kendilerine karşı ayrımcılık anlamına  gelmediğine ikna etmek zorunda olduğu kaydedilmektedir.  Başyazıda şöyle denilmektedir: "Ankara'da İmam Hatip  mezunu öğrencilerin üniversiteye girmelerini kolaylaştıran  eğitim yasasının yol açtığı son tartışmanın arka planında  bunlar bulunuyor. AKP, bu öğrencilerin haksız bir ayrımcılığa  tabi tutulduklarını söylüyor... Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet  Sezer de dahil olmak üzere, Kemal Atatürk'ün kurduğu laik  devletin savunucuları, başlangıçta sadece imam ve hatip  yetiştirmek için kurulmuş olan dini okulların mezunlarına  kapıyı açmanın laikliği baltalayacağından kaygı duyuyorlar.  Türkiye'de her iki tarafın da mutabık kaldığı görüş ise,  AB üyeliğinin herşeyi daha iyi hale getireceği. Atatürkçüler,  temelinde laik bir kurum olan AB'nin dinin devlet işlerine karıştırılmasına karşı güvenceleri olacağını düşünürken,  Erdoğan'ı destekleyenler de inançlarına daha fazla hoşgörü  gösterilmesini teşvik için AB'den medet umuyorlar. İşin  tuhafı, her iki taraf da haklı. Erdoğan, Türkiye'nin dini  veya kültürüyle değil, reformları ve siyasi değerleriyle değerlendirilmesini istiyor. Aydınlanma çağının değerlerinin  önemli bir kısmı, dini hoşgörü ve kilise ile devletin  birbirinden ayrılması. Herhangi bir dine öncelik tanınmaması  gerektiği gibi laikliğin de dayatılmaması gerekiyor.  Türkiye'nin katılmayı arzuladığı Avrupa, böyle bir Avrupa...  Türkiye'nin, şu andaki bölünmenin her iki kesiminde de din  konusunda rahatlaması gerekiyor, aksi takdirde bölünme bizzat  demokrasiyi baltalayacak. AB, İslam'ın laik bir devlette  gelişebileceği güvencesini sağlamakta yardımcı olabilir.  Bu, Avrupa için de iyi bir ders olur." 

            HOLLANDA BASINI: 

            De Telegraaf gazetesinde (28/05) "Türkiye AB Üyeliğine  İlişkin Eleştirileri Haksız Buluyor" başlığı altında ve  Roelien Wierstra ve BYEGM ve Dış Politika Enstitüsü tarafından  bu yıl Antalya ve İstanbul'da düzenlenen AB Yaz Semineri'ne  katılan Maarten van Aalderen imzalarıyla yer alan bir haberde,  AB'nin aralık ayında Hollanda'nın dönem başkanlığında  Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili görüşmelerin başlayıp  başlayamayacağı ya da ne zaman başlayabileceği konusunda bir  karar vermesi gerektiğinde, pek çok Avrupalının ekonomik  çekinceleri olacağı, ancak Hacettepe Üniversitesi  profesörlerinden Orhan Morgil'in, ülkesinin süratle doğru  yolda ilerlediğini savunduğu belirtilmektedir. Morgil'in bu  görüşünün, İstanbul'da ABN Amro firması tarafından sunulan  ve ülkenin büyük potansiyeli olduğunu vurgulayan "Boğaz'ın  Ötesindeki Fırsatlar" başlıklı Türkiye raporunda destek  bulduğu belirtilen haberde, ABN Amro'dan Charles Kalshoven  ve Serdar Küçükakın'a göre, Türkiye'nin 2014'te Avrupa  Birliği'ne katılacağı, bu olumlu beklentilerin, eğer  Türkiye'ye aralık ayının sonunda üyelik müzakereleri için  yeşil ışık yakılırsa gerçek olacağına işaret edilmektedir.  Ekonomik ve siyasi reformlar konusundaki girişimlerin  devam etmesi ve uygulamaya geçirilmesinin de aynı derecede  önemli olduğu, eğer bu koşullar sağlanırsa uzmanların 2014'e  kadar yılda yüzde 4.9 oranında bir ekonomik büyüme beklediği  kaydedilen haberde, Morgil'in, "Türkiye'nin altyapı ve  teknoloji alanında güçlü bir ilerlemeye ihtiyacı var. AB  ülkeleri, eğer Türkiye bir AB ülkesi olacaksa, yollarına  engel koymaksızın buna muazzam bir katkıda bulunabilirler"  dediği aktarılmaktadır. 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Kosmos tu Ependiti gazetesinde (29/05) "Türkiye  Kemalizm'in Duvarlarını Yıkıyor" başlığı altında ve  Hristina Pulidu imzasıyla yayımlanan bir yorumda,  Türkiye'nin AB koşusunun son metrelerini koştuğu,  Ankara'daki hükümetin de, AB'nin, Türk talebini reddetmek  için herhangi bir bahane öne sürmemesi amacıyla, reform  makinesini gazladığı ve bugün, 70 yıllık Kemalist geleneklerin  en kutsal ilkelerinin domino taşları gibi yıkıldığı  belirtilmekte, değişikliklerin o kadar büyük bir hızla  yapıldığı, siyasi bir tepki göstermeye dahi zamanın  olmadığına işaret edilmektedir. Son dönemde gerçekleştirilen  reformlar ve Avrupa Konseyi'nin, gerçekleştirilen reformları  nasıl değerlendireceğine değinilen yorumda, "Ankara metotlu  bir şekilde olumlu bir siyasi ortam yaratıyor; Kıbrıs  konusunda takındığı tavır, Türk-Yunan konularını ele alma  şekli, Reform İzleme Grubu'nun kontrolü altında bulunan  çalışmaların ivme kazanması ve Başbakan Erdoğan'ın  uluslararası düzeydeki olumlu imajı, Türkiye'nin lehinde  olan siyasi izlenimler yaratıyor. Son olarak Türk Hükümeti,  Avrupa stratejisini savunmak amacıyla ideolojik karşı  saldırıya da geçiyor: Bir hükümet yetkilisinin, geçenlerde  Ankara'da yapılan bir etkinlikte, AB'nin 'bizi bölmek  istediği' argümanının asılsız olduğunu vurguladı. Yetkili,  bölünmüş bir Türkiye'nin 'Avrupa'nın güvenliği için bir  güvensizlik kaynağı oluşturacağını' söyledi ve AB üyesi  olduktan sonra bölünen ülkenin görülmediğini belirtti.  Ayrıca, tanınmış bir Türk yorumcu bir yazısında, gerçek  Kemalistlerin -Kemalist olduklarını iddia eden aşırı  milliyetçiler değil- Kemal Atatürk'ün hedefinin AB üyeliği  olduğunu kabul etmelerinin gerekli olduğunu ileri sürdü.  Ankara, bu dayanıklılık ve hız koşusunu, AB Komisyonu'nun  Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlamasıyla ilgili  değerlendirmesini sunacağı ekim ayına kadar tamamlayacak"  denilmektedir.

 

ESKİ SAYILAR