02.06.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 02/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  01 Haziran 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI: 

            The Washington Times gazetesinin internet sayfasında  (01/06) "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne Üyelik İsteği" başlığı  altında yer alan başmakalede, geçtiğimiz günlerde Ankara'da  yapılan bir röportajda, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün,  AB üyeliğinin, ülkesi ve dünya için ne anlama geldiği  konusundaki düşüncelerini dile getirdiği belirtilmekte ve  Türkiye'nin aralık ayında, tam üyelik müzakereleri için  AB'den gün almayı umduğu kaydedilmektedir. Gül'ün verdiği  röportajda, böyle olmasının, Türkiye'nin demokrasi, insan  hakları ve şeffaflık konusundaki temel standartları yerine  getirdiğini kanıtlayacağını ve "modern dünya ile uyumlu  Müslüman bir ülke olunabileceği" şeklinde bir mesaj  vereceğini ve bunun dünya barışı için büyük bir hediye  olacağını belirttiği, aynı zamanda Türkiye'nin, Irak savaşı  sonrasında ABD ve bazı Avrupa ülkeleri arasında çıkan  sürtüşmeleri azaltmada olumlu bir rol oynamak istediğini  söylediği ifade edilen başmakalede, ABD'nin, Türkiye  Başbakanı Tayyip Erdoğan'ı gelecek hafta Georgia'da  yapılacak G-8 zirvesine davet etmesinin de bu bağlamda  Gül'ün düşüncesini destekleyen bir hareket olduğu ve Beyaz  Saray'ın, Türkiye'nin Orta Doğu'da ve ötesinde demokrasiye  nasıl destek verebileceğini görüşeceklerini kaydettiği,  Ankara ve Washington'un, demokrasiler oluşturmada izlenen  bazı stratejiler üzerinde aynı fikri paylaşmadığı, ancak  Erdoğan'ın bu zirveye katılımıyla bu yöndeki politikayı  etkileyebileceğine işaret edilmektedir. İngiltere'nin,  Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda ağırlığını koymuş  durumda olduğu ve Başbakan Tony Blair'in, Türkiye'nin  Birliğe katılarak ve komşu bölgelerde önemli bir rol  oynayarak jeopolitik önem kazanacağını söylediği  belirtilen başmakalede, "Ankara kendi adına örneğin 2007  yılında AB üyesi olması beklenen Bulgaristan ve Romanya  gibi Avrupa'daki daha küçük oyuncuların gönlünü kazanmıştır.  Bu ülkelerin her ikisi de, Türkiye'nin Birliğe girme  çabalarına destek vereceğini açıkladı. AB, Türkiye'yi  üyeliğe kabul ederek stratejik bir kazanç sağlamaya  çalışırken, bazı sorunlarla da karşılaşacak. Türkiye bir  süre için AB fonlarının alıcısı bir ülke olacak. Öte yandan,  Türk işçilerinin akını, AB ekonomisini etkileyebilir. Bunlar  çoğu zaman Fransa tarafından dile getirilen endişeler.  Türkiye'nin ABD'li ve Avrupalı destekçileri karşılıklı  konuşmaya devam etmeliler ve Türkiye'nin sistemli olarak  gerçekleştirdiği diplomatik gelişmeyi desteklemeliler.  Türkiye'nin bir AB üyesi olarak oynayabileceği yapıcı rol,  ABD ve Avrupa açısından kritik bir öneme sahiptir."  denilmektedir.  

            ALMANYA BASINI: 

            Financial Times Deutschland gazetesinde (01/06)  "Türk Meselesi" başlığı altında ve Thomas Klau imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Avrupa politikasıyla ilgili hiçbir  konunun, Almanya'daki partileri Avrupa'nın gelecekteki  sınırlarına ilişkin tartışmada olduğu kadar güçlü bir  şekilde kutuplaştırmadığı, devlet ve hükümet başkanları  aralık ayında, AB Komisyonu'nun hazırlayacağı rapor  temelinde, Türkiye ile 2005 yılının başında katılım  müzakerelerini başlatıp başlatmayacaklarına karar  verecekleri ve bunun akademik bir soru olmadığı  kaydedilmektedir. Türkiye raporunun hazırlanmasından  sorumlu olan Genişlemeden Sorumlu Komiser Günther  Verheugen'in aylardan beri, kendi düşüncesine göre  Komisyon'un, müzakerelerin yakın bir gelecekte  başlatılmasından yana tavsiye kararı alacağına şüphe  bırakmadığı belirtilen yorumda, birçok ülkede iç politika  bakımından güçlü bir karşı rüzgar esmesine rağmen, AB  devlet ve hükümet başkanlarının çoğunun da az ya da çok  bu yönde görüş bildirmiş bulundukları ifade edilmektedir.  Son anda bir veto ihtimali bulunsa da, hükümet  başkanlarının şu aşamada Türkiye'ye aralık ayında olumlu  yanıt verme eğiliminde oldukları kaydedilen yorumda, bir  ülkenin AB'ye nihai üyeliğiyle ilgili kararın aksine, AB  Parlamentosu'nun müzakerelerin başlatılmasına ilişkin  kararı veto etme hakkı olmadığı, parlamenterlerin,  Komisyon'un raporuna sadece tavsiyede bulunabildikleri  ve buna rağmen Avrupa Parlamentosu'nun -ve böylece de  Avrupa seçimlerinin- Türkiye tartışmalarına etkisini  hafife almanın yanlış olacağı belirtilmektedir. Yorumda  şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili  kavganın, AB'nin nihai sınırlarıyla ilgili hararetli bir  tartışma başlattı. Üyelik taraftarlarının çoğu, kesin  üyelik sözü verilen Balkan ülkeleri Romanya ve  Bulgaristan'ın ardından genişlemeye son noktanın  konulmasını talep ediyorlar. Diğerleri ise en azından  Ukrayna'nın katılım ihtimaline kapının açık  bırakılmasından yanalar... Türkiye meselesinde herşey,  katılım müzakerelerinin başlatılması gerektiğine işaret  ediyor. Birincisi; o dönemin AB ülkeleri tarafından bu  hak, yaklaşık 40 yıl önce fiilen kabul gördü ve 1999 ve  ardından da 2002 yılında oybirliğiyle yeniden teyit  edildi. Türkiye'deki hükümet ve muhalefetin, tüm reform  stratejilerini endeksledikleri bu sözden vazgeçilmesi,  hukuk ve devletler birliği AB'nin ilk kez büyük bir  stratejik meselede sözünden dönmesi anlamına gelecektir.  İkincisi; katılım müzakerelerinin başlatılması ve daha  sonra Türkiye'nin alınmasıyla, Müslüman geleneğine sahip  bir ülkede demokratik reformların mümkün olduğuna ilişkin  eşi görülmemiş fırsat yakalanacağı gibi, AB'nin böyle bir  ülkeyi üye olarak kabul etmek istediği de görülmüş  olacaktır. İslam ve Hıristiyanlığın etkisindeki ülkeler  arasında gerginliğin giderek arttığı bir dönemde, böyle  bir şey, güçlü ve olumlu bir sinyal olacaktır... Bu yüzden,  Türkiye'ye nasıl davranılacağı sorusu, Avrupa seçimlerine  katılan partilerin değerlendirmelerinde en önemli  kriterlerden biri olacaktır. CDU/CSU, Türkiye'nin AB'ye  üyeliğini kesinlikle reddediyor. Birliğin Hıristiyan  karakterine işaret ederek kendileri tarafından da verilen  sözlerden geri dönmek isteyen Birlik Partileri, üyelik  yerine, parti lideri Angele Merkel'in de son Türkiye  ziyaretinde açıkladığı gibi, 'ayrıcalıklı ortaklık'  öneriyorlar. PDS'den Yeşiller'e ve SPD'ye varıncaya dek  diğer partiler ise, Türkiye'nin üyelik hakkını teyit  ediyorlar. Türklerin haklı üyelik istemine gösterdikleri  geleneksel destek son dönemde şüpheci bir tavra dönüşen  Hür Demokrat Parti'nin (FDP) pozisyonu ise belirsiz."

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (01/06) "Tahrip  Edici" başlığı altında ve Gerd Höhler imzasıyla yayımlanan  bir yorumda, Türk Hükümeti'nin, 12 milyon Kürde daha fazla  haklar vermenin hazırlığını yaptığı belirtilmekte ve bunun  kolay olmayacağı ileri sürülmektedir. Türkiye'deki her  reformun, her liberalleşmenin, Kemalist egemen güçlerin  amansız direnişiyle karşılaştığı ifade edilen yorumda,  Başbakan Erdoğan'ın, Kürtlerin entegrasyonunu ciddiye  aldığının varsayılabileceği, bunu, sadece ülkesinin Avrupa  Birliği'ne giden yolunu açmak için değil, aynı zamanda da  Türkiye'nin, onlarca yıldır kan kaybetmesine neden olan  Kürt ihtilafını artık siyasi olarak çözmek zorunda olduğunu  bildiği için yaptığı vurgulanmakta ve şöyle denilmektedir:  "Tam da böyle bir durumda PKK, silahlı çatışmayı yeniden  başlatacağını açıklıyor. Böylece, Türkiye'deki Kürtlerin  gerçekten eşit haklara sahip olması için çalışanları arkadan  vuruyor. PKK böylece, sorumlulukla hareket eden bir siyasi  güç olmadığını bir kez daha gösteriyor. Öcalan döneminin  zamana uymayan ideolojisi içinde esir olmaya devam ediyor  ve Türkiye'nin AB perspektifini istemeyenlerin eline yeni  gerekçeler veriyor. Halbuki ülkenin Avrupa'ya daha da  yakınlaşmasından kazançlı çıkacaklar Türkiye Kürtleri  olacaktır."  

            AVUSTURYA BASINI: 

            Der Standard gazetesinde (01/06) "Erdoğan: 2004 Yılı  İçinde AB ile Müzakere Tarihi" başlığı altında ve Gerfried  Sperl imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın, sıkı güvenlik tedbirleri altında 1300  yayıncı, medya temsilcisi ve yayın yönetmeninin katıldığı  Dünya Gazeteler Birliği'nin yıllık kongresinin açılışında,  "AB'nin 2004 sonunda giriş müzakerelerine başlama tarihi  vermemesini" ihtimal dahilinde görmediğini ifade ettiği  belirtilmektedir. Medya çeşitliliği ve medya özgürlüğü  açısından ülkesinin AB'ye yeni katılan bazı ülkelerden  çok daha ileride olduğuna işaret eden Erdoğan'ın,  "insanlığın bilgi dağarcığı" konumundaki basının daima  barış için çalışması ve yaşam şartlarının düzelmesi  yolunda mücadele etmesi gerektiğini belirttiği kaydedilen  yazıda, Erdoğan'ın, Türkiye'yi hem Batı hem de Arap  dünyası için örnek ülke olarak tanımladığı vurgulanmaktadır. 

            AZERBAYCAN BASINI: 

            Halk Cephesi gazetesinde (01/06) "Çeviköz: Türkiye'nin  AB Üyeliğini Engellemek için Birçok Çevre Mücadele Ediyor"  başlığı altında ve Esger imzasıyla yayımlanan bir haberde,  Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi Ahmet Ünal Çeviköz'ün, yaptığı  açıklamada, "Bazı uluslararası çevreler tarafından  Türkiye'nin adının nükleer teknoloji  kaçakçılığına  karıştırılmış olması, Türkiye'nin AB üyeliğini engellemeye  yönelik bir girişim olarak değerlendiriliyor. Ancak bu asla  olamaz. Türkiye aracılığıyla nükleer kaçakçılık yapılması  mümkün değildir." dediği belirtilmektedir. Çeviköz'ün,  Türkiye'nin uluslararası terörizmle mücadele konusunda ön  sıralarda yer aldığını, aynı zamanda nükleer silahların  yayılmasına karşı mücadelede de aktif bir rol üstlendiğini  belirttiği ifade edilen haberde, Türkiye'nin AB üyeliğini  engellemek için birçok çevrenin mücadele ettiğini de  sözlerine ekleyen Büyükelçi Çeviköz'ün, "Ancak Türk halkı  bunların hepsinin üstesinden gelecektir. Türkiye Türk  dünyasını da temsil edecek bir şekilde, bu yılın sonunda  AB üyeliği için müzakerelere başlayacaktır." dediği  aktarılmaktadır. 

            FRANSA BASINI: 

            AFP'nin (01/06) "Avrupa Parlamentosu Seçimleri...  Türkiye'nin Adaylığı, Seçim Kampanyasının Konusunu  Oluşturuyor" başlığı altında ve Patrick Rahir imzasıyla  yer verdiği bir haberde, Almanya, Fransa, Danimarka ve  Avusturya'da, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği  konusunun, doğrudan Avrupa Parlamentosu'nun yetkisi  içinde olmamasına rağmen, AP seçim kampanyasında yer  aldığı belirtilmektedir. Almanya'da, Hıristiyan-demokrat  muhalefetin, Türkiye'nin girişine muhalefet ederken,  bunu seçim kampanyasının konusu yaptığı, Fransa'da ise,  aşırı sağ ve Avrupa'ya şüpheyle bakanlar tarafından  teşvik edilen muhafazakar çoğunluğun, Türkiye'nin Avrupa  eğiliminden yana olan Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın  tersini savunarak çark ettiği ifade edilen haberde,  Danimarka ve Avusturya'daki muhafazakar partiler ve aşırı  sağın, Türkiye'nin adaylığına karşı tutum sergiledikleri,  ancak bu konunun, başka üye devletlerde kampanya unsuru  haline gelmediği kaydedilmektedir. Haberde, Fransa  Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nden Alexandre  Lefebre'nin, ulusal siyasi arenalarda Türkiye'nin aniden  yer almasının, "resmi söylem ile kamuoyu gerçeği  arasındaki farktan" ileri geldiğini söylediğine işaret  edilmektedir.

            Valeurs Actuelles dergisinde (28/05-03/06) "Seçmenimiz  Değişti" başlığı altında ve Arnaud Folch imzasıyla  yayımlanan Fransız çoğunluk partisi UMP'nin (Halk Hareketi  İçin Birlik Partisi) Avrupa Parlamentosu seçimleri kampanya  müdürü Pierre Lequiller ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu  ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: UMP, Türkiye'nin AB üyeliğine muhalif ve AB  anayasası hakkında referandum düzenlenmesine taraftar bir  tutum belirledi. Partiniz, Cumhurbaşkanı'nın bu konulardaki  tutumlarına ters düşmüyor mu?  

            LEGUILLER: UMP olarak elbette Cumhurbaşkanı'nı ve  hükümeti destekliyoruz, ama aynı görüşleri paylaşmadığımız  konuların da olması normaldir. Çoğunluğun merkezinde yer  aldığımızdan dolayı sesimizi duyurmak için en iyi konumda  bulunuyoruz... Ayrıca Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın AB  Anayasası hakkında referanduma muhalif olduğunu ve  Türkiye'nin AB'ye girmesini desteklediğini söylemek doğru  olmaz. Birinci hususta, Anayasanın nihai metninin kabul  edilmesini beklerken kendisine haklı olarak düşünme payı  bırakıyor. Türkiye konusuna gelince, Avrupa, General  De Gaulle'den beri Türkiye'yi Batı kampına dahil etmek  için yükümlülükler altına girmiştir. Ama biz, parti  başkanımız Alain Juppé'nin önerdiği gibi, Türkiye ile  mevcut bu bağların üyelikle değil de, kuvvetlendirilmiş  bir ortaklık geliştirilmesiyle sağlamlaştırılması  gerektiğini düşünüyoruz... Dolayısıyla zıt bir tutum  değil de, farklı bir tutum sergiliyoruz. Demokrasi anlayışı  içerisinde de bu durum bana olumsuz bir unsur olarak  görünmüyor. Tam aksine!"  

            Le Point dergisinde (27/05-02/06) "Türkiye'nin AB'ye  Üyeliği Avusturya'yı Karıştırıyor" başlığı altında ve  Maurin Picard imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türk  meselesinin, Avusturya'daki kamu tartışmalarında gündeme  geldiği anda Şansölye Wolfgang Schüssel'in (ÖVP),  soğukkanlılığını kaybettiği ve Avrupa Parlamentosu  seçimlerinin Türkiye'nin üyeliği konusundaki bir  referanduma dönüştürülmesinin 'kabul edilemez' olduğunu  kaydettiği belirtilmektedir. Avrupa Parlamentosu  seçimlerinin yapılacağı 13 Haziran tarihi yaklaştıkça,  Avusturya'da seçmenleri harekete geçiren yegane konunun  Türkiye'nin AB üyeliği olduğu ifade edilen yazıda, koyu  Katolik ve Avrupa Birliği'nin Hıristiyan karakteri  olduğuna inanan, Türk göçmen akını olmasından büyük kaygı  duyan ülkede dikkatle takip edilen konulardan birinin  Türkiye'nin AB üyeliği olduğu, dolayısıyla Avusturya'nın,  Türkiye'nin üyeliğine en muhalif Avrupa ülkesi olma  rekorunu elinde bulundurduğu ve seçmenlerin yüzde 63'ünün,  Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğunu belirttiği  kaydedilmektedir.

            Valeurs Actuelles dergisinde (28/05-03/06) "UMP,  Değişim Üzerine Bahse Giriyor" başlığı altında ve Arnaud  Folch imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Fransız çoğunluk  partisi UMP'nin (Halk Hareketi İçin Birlik Partisi),  13 Haziran'da yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri  kampanyası dahilinde yüzde yüz bir Avrupa çizgisi  belirlediği, kendi seçmen tabakasının Avrupa konusuna  geçmişe göre daha fazla ilgi gösterdiğini düşündüğü, ama  partinin, biri "Avrupa, istihdam için bir şans", diğeri  "Avrupa Parlamentosu seçimleri kampanyası" konulu mayıs  ayı içerisinde gerçekleşen halka açık iki toplantısının,  seçmen tabanının Fransa'nın iç meselelerine daha ilgili  olduğunu ortaya koyduğu aktarılmaktadır. Söz konusu  toplantılarda, seçmenlerin yönelttiği soruların Avrupa  karşısında halen derin güvensizlik duygusunun mevcut  olduğuna işaret ettiği, sadece biri AB Anayasası, diğeri  Türkiye'nin AB üyeliği olmak üzere iki sorunun çeşitli  kereler yöneltildiği kaydedilen yazıda, Paris'in bir  ilçesinde Chirac'çı parti UMP taraftarlarının, "UMP'nin  AP seçim kampanyasının" ana hatlarını anlamak için yaptığı  bir toplantının buna en güzel örneği teşkil ettiğinin  vurgulandığı, iki sorunun çeşitli kereler yöneltilmesinin  sürpriz yaratmadığı -AB Anayasası ve Türkiye'nin AB  adaylığı-, bir esnafın, "AB anayasası bizim Anayasamızın  yerini mi alacak?" sorusuyla endişesini ortaya koyarken,  başka bir partilinin de, bilhassa Türkiye'nin üyeliğinden  endişelendiğini gizlemeyerek, "Üzgünüm ama,  Cumhurbaşkanı'nın tutumunu anlamıyorum. Türkiye'nin üyelik  meselesinin daha ileri bir tarihe bırakılmasını değil,  hiçbir zaman üye olmamasını istiyoruz." dediği ifade  edilmektedir. 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Kathimerini gazetesinde (31/05) "Türkiye'nin AB Üyeliği  Gecikecek" başlığı altında ve Petros Papakonstantinu-Eleni  Trintafilidi imzalarıyla Fransa'nın Dışişleri eski Bakanı  Roland Dumas ile yapılan mülakata yer verilmektedir.  Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer  almaktadır: 

            "SORU: Türkiye'nin AB adaylığını nasıl görüyorsunuz? 

            DUMAS: Bakınız, Yunan kamuoyunun Türk adaylığına  yönelik düşüncelerini bilmiyorum. 

            SORU: Yunan siyasi liderliği gibi, kamuoyu da bu  adaylığı olumlu karşılıyor. 

            DUMAS: Türkiye'nin AB adaylığını şahsen olumlu  karşılıyorum, ancak bu konulardaki deneyimim nedeniyle  bazı kuşkularım da var. Kanaatimce, Avrupa'nın, kayda  değer bir siyasi güç olması için, daha bağdaşık olması,  ülkeleri arasında daha büyük bir birlik ve beraberlik  sağlaması gerekir. Türkiye bugün (bunu vurguluyorum,  bugün) iki ciddi sorun sergiliyor. Birincisi, demokrasi  ve insan hakları konularında ülkenin iç yapısıyla  ilgilidir. Kaydedilen ilerlemeye rağmen, Kürtlerin hakları  konusunda hala ciddi sorunlar mevcut. Türk solundan, hala  cezaevlerinde tutuklu olan bazı arkadaşlarım var. İkinci  sorun, Türkiye-NATO arasındaki imtiyazlı ilişkilerle  ilgilidir. Bugünkü koşullar altında Türkiye, Avrupa'nın  savunma birliğini sağlaması yönünde atacağı her adıma  bir de engel koyacak. Zaten, Avrupa Anayasası ve savunma  konularında Truva Atı  rolünü oynayan İngiltere ile  uğraşıyoruz. Bir düşünün, Türkiye'nin üye olmasıyla, çok  nüfuslu büyük bir ülkenin üyeliğiyle neler olacak. 

            SORU: Sizce, Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin  müzakerelere başlaması için tarih aralık ayında  verilecek mi? 

            DUMAS: Kesin konuşamam. Türkiye'nin Avrupa'da yeri  olduğuna inanıyorum ve bazıları tarafından konulan coğrafi  kriterlere katılmıyorum. Ancak, Türkiye'nin Avrupa'ya üye  olması uzun sürecek bir prosedür olacak, belki de  bazılarının değerlendirmelerinde söylenenlerden de daha  uzun olacak. Size, Portekiz ile İspanya'nın; Avrupa'nın  bütünleşmesine çok daha yakın olan iki ülkenin AB üyesi  olmaları için yaklaşık 14 yıl -ilk baştaki hazırlıklar  için yedi yıl ve geçici süre için yine yedi yıl- geçmesinin  gerektiğini hatırlatırım. Bu örnek, Türkiye için ne kadar  zaman geçmesinin gerekli olacağı konusunda bir fikir  edinmeye yardımcı oluyor."  

 

 

ESKİ SAYILAR