ANKARA, 03/06(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 02 Haziran 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da
(02/06) "Köprü Yapıcı Dayanıklılık Sınavında" başlığı altında ve
Christiane Schlötzer imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin AB
üyeliğinden yana olan hiç kimsenin, Boğaz'daki ülkenin Batı ile Orta
Doğu arasında sağlam bir köprü oluşturması gerektiğine işaret etmeyi
unutmadığı ifade edilmektedir. Türk Hükümeti'nin, bu rolün özel bir
yüke bağlı olduğunu, bu haziran ayında, hem de kendinden emin
Başbakanları Recep Tayyip Erdoğan'ın sevdiğinden muhtemelen çok daha
yoğun bir şekilde göreceği belirtilen yorumda, Türkiye'nin, Ankara'yı
oldukça zorlayacak bir siyasi triatlonun üstesinden gelmek zorunda
olduğu kaydedilmektedir. Sınavlar dizisinin ABD'deki G-8 zirvesiyle
başladığı, İstanbul'daki İslam Konferansı toplantısıyla devam edeceği
ve ay sonunda yine Boğaz'da yapılacak NATO zirvesiyle sona ereceği ifade
edilen yorumda, George Bush'un Amerika'nın Georgia eyaletinde, "Büyük
Orta Doğu" için henüz pek somutlaşmayan demokratikleşme girişimine
ilişkin projesini hayata geçirmek istediği, Ankara'nın Orta Doğu'daki
sivil toplumlara demokratik yansımasından ziyade, Irak için Türk
birliklerine ilgi duyduğu ve Erdoğan'a son anda gelen davetiyenin
nedeninin de bu olduğu endişesinin güvensizliğe neden olduğu ve bu
durumun Türkiye'yi zora soktuğu, kaldı ki Ankara'nın böyle bir girişime
karşı göstereceği direnişin Avrupalı müttefikleri tarafından
destekleneceğine artık güvenemediği kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Kurier
gazetesinde (02/06) "Verheugen, Türkiye'nin AB'ye Katılımından Yana"
başlığı altında ve Margaretha Kopeinig imzasıyla yayımlanan bir yazının
Türkiye ile ilgili bölümünde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Günther Verheugen'in, geçenlerde, Brüksel'deki tanınmış düşünce
kuruluşlarından biri olan Centre for European Reform'un seçkin
çevresinde, Türkiye ile giriş müzakerelerine başlanmasından yana
konuştuğu ve Financial Times'ın, Alman sosyal demokratın, "Türkiye'deki
reform süreci, Avrupa'nın bütünleşmesi projesinden ayrılmamalı. Aksi
takdirde her ikisine de zarar verilmiş olur." şeklindeki sözlerini
yayımladığı kaydedilmektedir. AB Komisyonu'nun, AB hükümet başkanlarına,
ekim başında Türkiye ile giriş müzakerelerine başlanması yolundaki
tavsiyesini sunacağı ve Komisyon'un, müzakerelere başlama tavsiyesinin
yanı sıra, Türkiye'nin katılımının AB üzerinde yol açacağı etkilere
ilişkin bir çalışmaya da yer vereceği belirtilen yazıda, Türkiye ile
müzakerelere başlama kararının, devlet ve hükümet başkanlarının aralıkta
verecekleri en önemli karar olacağı ve Brüksel'den alınan haberlere
göre, Başbakan Wolfgang Schüssel'in bu konuda şimdiye kadar tereddüt
gösteren tek Başbakan olduğu, ancak AB uzmanlarının onun kararı bloke
edeceğini sanmadıkları, daha çok Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tassos
Papadopulos'tan böyle bir veto beklendiğine işaret edilmektedir.
Die Presse
gazetesinde (02/06) "Polonya'dan Türkiye'ye Yardım" başlığı altında ve
DPA kaynaklı yayımlanan bir haberde, Polonya Devlet Başkanı Aleksander
Kwasniewski'nin, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e, Polonya'nın, AB'ye
katılım çabaları konusunda Türkiye'yi destekleyeceğini vaat ettiği
belirtilmektedir. Polonya'yı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Sezer ile
Varşova'da biraraya gelen Kwasniewski'nin gazetecilere, Türkiye'nin, AB
yolunu kolaylaştırmak için Polonya'nın giriş müzakereleri konusundaki
tecrübelerinden yararlanabileceğini söylediği belirtilen haberde, Kwasniewski'nin,
"Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne giden yolda çok çalışması gerekiyor ama
bu, Türkiye gibi büyük bir ülkenin Avrupa bünyesinde yer alması gibi
büyük bir fırsatın doğmasını da sağlıyor" dediği kaydedilmektedir.
DANİMARKA BASINI:
Söndagsavisen
gazetesinde (01/06) "Türkiye ve Bazı Ülkelerin Büyükelçilerinin AB'ye
İlişkin Görüşleri" başlığı altında ve Morten Outzen-Jensen imzasıyla
yayımlanan makalede, İrlanda'nın Danimarka Büyükelçisi James Brennan'ın,
"Avrupa kimliği" diye bir kavram olmadığını vurgulayarak, "Böyle bir
kimlik yok. Avrupa daha ziyade çeşitli kimliklerden oluşuyor. Bence, AB
olarak ortak değer ve çıkarlara sahip bir topluluk olmak konusunda bir
görüş birliği içinde olduğumuzu söylemek daha doğru olur. Avrupalı
olmak ulusal olmamak anlamına gelmiyor. Bizim kökenlerimiz ulusal,
bölgesel veya yerel. Ancak hepimiz demokrasiye, azınlıklara ve dine
hoşgörülü olmak gibi ortak değerlerde birleşiyoruz" dediği
belirtilmektedir. Türkiye'nin Danimarka Büyükelçisi Fügen Ok'un ise,
bazı AB ülkelerinin yeni AB Anayasası'nda Hıristiyan dinine atıfta
bulunulmasında ısrarlı olmalarını anlayamadığını öne sürerek, "AB'ye
neden dini bir damga vurarak halkı ayırmak istiyorlar?" diye sorduğu
ifade edilen makalede, Türkiye Büyükelçisi'nin sözlerine katılan İrlanda
Büyükelçisi'nin de, "Türkiye laik bir Müslüman ülke olarak dünyada bir
örnek teşkil ediyor. Türkiye, Kopenhag kriterlerini karşıladığı
takdirde, AB'ye alınmaması için bir engel göremiyorum" dediği
aktarılmaktadır.
Information
gazetesinde (01/06) "Danimarkalı AB Milletvekili Adaylarının Türkiye'nin
AB Üyeliğine İlişkin Görüşleri" başlığı altında ve Türkiye'nin AB
üyeliğine ilişkin bazı Danimarkalı AB milletvekili adayları ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Kopenhag
Kriterleri'ni karşıladığı takdirde Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyor
musunuz?
ANNE E. JENSEN (İktidarın
büyük ortağı Liberal Parti): Türkiye Kopenhag Kriterleri'ni karşılarsa,
AB'nin, taahhüdünün ardında durması gerek. Ancak, Türkiye 20 yıl içinde
nüfus açısından AB'nin en kalabalık ülkesi olabilir. Dolayısıyla,
Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi çok önemli. Türkiye'nin hukuk
devleti olması, insan haklarına saygı göstermesi ve ülkede ifade
özgürlüğünün olması çok önemli.
TORBEN LUND (Ana muhalefet
Sosyal Demokrat Parti): 1999'da Türkiye'ye aday statüsü veren AB'nin
şimdi taahhüdünün arkasında durmaması iki yüzlülük olur. Ancak,
Türkiye'nin demokratik bir ülke olduğunu ispatlaması gerek. Ordunun
siyasi makamlar üzerindeki etkisinin kalkması gerek.
BENT H. ANDERSEN (AB karşıtı
Haziran Hareketi Oluşumu): Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi gerek.
Bence Türkiye'yle özel bir anlaşma yapılması ve bu anlaşma çerçevesinde
1 Ocak 2007 yılında, insan hakları konusunda tüm kriterlerin yerine
getirilmiş olması gerek. Ayrıca, Türkiye'nin tarım ürünlerinin AB'ye
girişine izin verilmesi ve Kürt bölgelerine yatırım yapılmasını
öneriyorum.
CHRISTIAN ROVSING (İktidarın
küçük ortağı Muhafazakar Halk Partisi): Türkiye'nin de, Doğu Avrupa
ülkelerinin yaşadığı değişim sürecinden geçmesi gerek. Türkiye'nin üye
olup olmayacağına ilişkin karar bundan sonra alınacak. Şimdiden üye
olacak demek doğru olmaz, zira bu uzun bir süreç. Ancak, Kopenhag
Kriterleri karşılandığı takdirde müzakere tarihi verilmesini
destekliyorum.
KENNETH KRISTENSEN (Aşırı
sağcı Danimarka Halk Parti): Türkiye bir Avrupa ülkesi değil ve bu
nedenle AB'ye üye olmaması lazım. Türkiye'ye verilen taahhüdün geri
alınması gerek. Ancak, AB'ye üye olmasa da Türkiye'nin kendini
geliştirmesi gereken birçok alan var. Öncelikle, insan hakları konusunda
durum hala tatmin edici olmaktan uzak, ayrıca Türkiye'de köktendinci
partilere olan desteğin giderek artmasını endişe verici buluyorum.
SORU: Sizce aralık ayında
Türkiye'ye müzakere tarihi verilecek mi?
ANNE E. JENSEN: Bu konuda
şüpheliyim.
TORBEN LUND (Ana muhalefet
Sosyal Demokrat Parti): AB Komisyonu'nun raporu olumlu olursa, AB
liderlerinin Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesini onaylamaları lazım.
Esasen böyle olacağına da inanıyorum.
BENT HINDRUP ANDERSEN (AB
karşıtı Haziran Hareketi Oluşumu): Bu konuda bir görüş belirtmek zor.
Fransa şu anda karşı çıkıyor. Ancak, Komisyon'un raporu olumlu olursa
Fransızlar için bu tutumlarını savunmayı sürdürmek zor olacak.
CHRISTIAN ROVSING (İktidarın
küçük ortağı Muhafazakar Halk Parti): Bunun yanıtını Komisyon'un
raporunu görmeden kimse veremez.
KENNETH KRISTENSEN (aşırı
sağcı Danimarka Halk Partisi): Bundan eminim. Özellikle Almanya
müzakerelerin başlatılması için güçlü bir destek veriyor."
FRANSA BASINI:
L'Express
dergisinin (31/06) Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne Girmesine Taraftar mı
Yoksa Muhalif misiniz?" başlığı ve Jean-Michel Demetz imzasıyla iki
bölüm halinde yer verilen 7 sayfalık yazıda, Türkiye'nin AB'ye üyelik
meselesinin, Avrupa'daki siyasileri ve vatandaşları böldüğü
belirtilmekte, bu tartışmayı yeniden gündeme getiren Avrupa
Parlamentosu'nun, seçimlere birkaç gün, Ankara ile müzakerelerin
açılması konusunda Yirmibeşler'in karar almasına birkaç ay kala
Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili sorulara yanıt aranmaktadır. Soruların
bazıları ve yanıtları özetle şöyledir:
"Türkiye, Avrupa Birliği'ne
girme yetisine sahip mi?
Türkiye, Akdeniz ile Orta
Asya arasında kilit noktada bulunan bir ülke. Türkiye, gelir dağılımı
ve kadınların içerisinde bulunduğu şartlar bakımından bölgeler arası
önemli farklılıklar arz eden kozmopolit bir toprak. Eski Cumhurbaşkanı
Demirel, günün birinde, 'Türkiye hem Danimarka hem Pakistan'dır.'
demişti. Türkiye, bir taraftan tutkular, diğer taraftan korkular yaratan
bir ülke. Çünkü Türkiye konusunda bugün başlatılan tartışma, şekil
itibariyle, art niyetlilerin eline düşmeye müsait olduğu gibi bizzat
Avrupa projesinin kaynağına da gönderme yapıyor. Esasen Avrupa Birliği
için bir risk olabileceği gibi bir şans da olabilecek olan bu adaylığı
sağlıklı bir şekilde incelemek gerekiyor. Dolayısıyla L'Express dergisi,
tartışma yaratan unsurları takdim ve analiz ederek, okuyucularına bu
karmaşık dosyayı daha iyi anlamaları için anahtarlar vermek istiyor:
Türkiye, Avrupa'ya aidiyetini savunmak için coğrafya unsurunu ileri
sürebilir mi?
Ankara'nın adaylığına
muhalif çıkanlara göre 'hayır'. Valéry Giscard d'Estaing, 'İstanbul
Boğazı, Anadolu'nun ortasından akmıyor' diye gürledi. Onların gözünde
Avrupalı Türkiye, Trakya ve İstanbul'un kuzey yakasından ibaret olup,
ülkenin toplam yüzölçümünün (779 bin km2) yüzde 3'üne tekabül ediyor ve
(İstanbul dahil) toplam nüfusun yüzde 20'sini barındırıyor. Ayrıca yine
onlara göre, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nde yer alması halinde, dış
sınırımız Suriye, Irak, İran, Ermenistan ve Gürcistan'ın sınırlarına
dayanacaktır. Öte yandan, Avrupa Konseyi'ne zaten üye olan Kafkasya
Cumhuriyetleri meselesi ortaya çıkacaktır. Eski Dışişleri Bakanı Hubert
Védrine, 'Tıpkı Fransa'nın Afrika Birliği'ne üye olmak istemesi gibi'
diyor alaylı bir üslupla ve neden Mağrip ülkeleri veya Lübnan da dahil
olmasın ki? Avrupa, bir 'Hristiyan Kulübü' mü olmalı mıdır?
Bu ifade eski Şansölye
Helmut Kohl'e aittir. Fransız Hristiyan-demokrat Jean-Louis
Bourlanges'a göre, 'Avrupa kimliği, Yahudi-Hıristiyan ve Yunan-Roma
miraslarının birleşmesinden doğmuştur'. Dolayısıyla İslam topraklarını
içermemektedir. Türk halkının Müslüman karakteri korkutuyor. Syrtes
yayınevinin yayımladığı 'La Turquie dans L'Europe' adlı kitabın yazarı
Alexandre del Valle'e inanacak olursak, Türkiye'nin Avrupa'ya girmesi
ancak 'İslamcılığın Truva Atını' yaratacaktır. Zira ona göre, Ankara'da
bugün iktidarda olan İslamcı akımdan gelme yöneticilerin Avrupa
yanlısı stratejisi, 'esasen Batılı değerleri alaşağı etmeyi ve özünü
Kemalizm'in oluşturduğu Batılı ve Avrupalı tecrübeye en iyi şekilde son
vermek için Avrupa Birliği'ne sızmayı' hedefliyor... Türkiye'nin AB
üyeliğine taraftar olanlar ise, Avrupa bünyesinde Müslüman inancından
zaten 12 milyon vatandaş olduğunu hatırlatıyorlar. Avrupa parlamenteri Daniel
Cohn-Bendit'in ifadesiyle 'Belçikalılardan daha fazla ve Hollandalılarla
aynı sayıda.' Ayrıca Avrupa kıtasındaki Bosna ve Arnavutluk gibi iki
ülkenin nüfusunun çoğunluğu Müslüman. Türkiye bir demokrasi mi?
AB Komisyonu, Ankara'nın
1993'te belirlenen 'Kopenhag Kriterlerine', bir başka deyişle demokratik
kurumların istikrara kavuşturulması, hukuk devleti oluşturulması,
azınlıkların korunması gibi ilkelere saygı gösterip göstermediğini
teyit ederek, bu sonbaharda yukarıda yönelttiğimiz soruya cevap teşkil
edecek görüşünü açıklayacak... Komiser Verheugen, bu sonbaharda
Brüksel'in görüşünü 'derin, adil ve objektif bir raporla' açıklayacağı
teminatını verdi: 'Her şey, Türkiye'nin demokratik kriterleri hukuken
ve fiilen uygulamadaki kendi kapasitesine bağlı olacaktır.' Boşluklar
olması ihtimalinin bilincindeki Türk diplomatlar, Komisyon'un
Hırvatistan ile müzakerelerin açılması için nisan ayında yeşil ışık
yaktığının altını çizerek, şimdiden bir çıkış yolu arıyorlar. Ayrıca
Kopenhag Kriterleri'nin tam anlamıyla yerine getirilmediğini kabul
etmekle birlikte, 'kritik eşiğin' aşıldığını kaydediyorlar... Türklerin
nüfusu çok mu fazla?
Bugün yaklaşık 70 milyonlar.
Uzmanlara göre, bu nüfus önümüzdeki yirmi yıl içerisinde 85-100 milyon
arasında sabitleşebilir. Alman CDU'nun gözde çocuğu, Türk adaylığına
karşı bayrak açan Angela Merkel, bunun yaratacağı siyasi ağırlık
konusunda alarm veriyor: 'Avrupa Parlamentosu'nda 100 Türk parlamenteri!
Bu muhafazakar dalga, tartışmayı derinden değiştirecektir.' Alman
kamuoyunun büyük kısmı, yoğun göçle karşılaşmaktan kaygılanıyor.
Türkiye'nin üyeliğine şüpheyle bakan bir diğer Avrupa parlamenteri
muhafazakar İngiliz James Elles de, kamuoyunu daha da etkileyen bir
gerekçe öne sürüyor: 'Avrupa Birliği, 25'li formatta işlemekte zaten
güçlük çekecektir. Bu genişlemeyi hazmetmek için zamana ihtiyacımız var,
aksi takdirde sistem patlayacaktır!'
--Türkler çok mu yoksul?--
AB ortalamasının üçte birine
denk gelen, kişi başına düşen GSYİH'sına göre Türkiye, Bulgaristan ve
Romanya ile aynı seviyede bulunuyor. Kayıt dışı ekonomisi, kalkınmış
bir ekonomiyle kıyaslanamayacak bir orana ulaşıyor (GSYİH'sının yüzde
40-60'ı). Yolsuzluk yaygın. Doğu'daki kadınların yaklaşık yarısı, halen
okuma-yazma bilmiyor. Bankacılık sektörü, halen kırılgan bir yapıya
sahip. Üyelik mücadelesinde ön saflarda yer alan TÜSİAD'da kimse
gerçekleri inkar etmiyor. Ama Dünya Bankası'na göre dünyanın bu 18'inci
ekonomisinin, Avrupa Birliği'ne yeni üye olanlar arasından sekizinin
aksine piyasa tecrübesine sahip olduğunun altı çiziliyor. Türkiye'nin
Avrupa'ya girmesi, Avrupa'nın sonu olur.
Yukarıdaki cümle, Giscard'ın
karanlık kehanetidir. Çok sayıdaki federalistlere göre, böyle
genişlemeye devam eden bir Avrupa, nihayetinde siyasi tutkudan ve işler
konumdaki kurumlardan yoksun, geniş bir pazara dönüşecektir. Fransa'daki
UMP (Halk Hareketi İçin Birlik) milletvekili Pierre Lequiller,
"Avrupa'nın heterojen oldukça zayıflayacağını" ileri sürüyor.
Türkiye'nin AB'ye girmesinin ateşli destekçileri İngilizler ile
Amerikalıların güttüğü amacın böylelikle gerçekleşeceğini, daha açık
ifadeyle, "güçlü Avrupa'nın" sonunun geleceğini düşünüyorlar. Ankara'nın
adaylığını destekleyenler ise, tam aksine, Yakındoğu'ya kadar
genişleyecek olan bir Avrupa'nın, Arap İslamı'nın siyasi meydan
okuyuşuna karşı sorumluluklarını üstlenmek durumunda kalacağını ve Orta
Doğu ve Hazar gibi petrol ile gaz açısından zengin bu iki stratejik
bölgede daha fazla nüfuz sahibi olacağını ileri sürüyorlar.
Müzakerelerin 2005'te
başlaması halinde, bu müzakereleri her an durdurmak mümkün mü?
İlke olarak evet. Türk
yetkililerin Brüksel tarafından konulan şartların sınırı aştığı
kanaatine varması veya Komisyon'un demokratik gerileme müşahede etmesi
halinde herşey durabilir."
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(02/06) "Türkiye AB Seçim Kampanyasında Fransız ve Alman Seçmenleri
Ürkütüyor" başlığı altında ve Mark John-Philip Blenkinsop imzalarıyla
yer verdiği bir haberde, 100 milyon Türkün bir gün AB'ye katılma
olasılığının seçmenleri ürküttüğü ve bu ay yapılacak olan Avrupa
Parlamentosu seçimlerinin Almanya ve Fransa ayağında yürütülen seçim
kampanyasında siyasetçileri de birbirine düşürdüğü belirtilmektedir.
AB'nin son genişleme dalgasından sadece aylar sonra, aralık ayında AB
liderlerinin, pek çok Batı Avrupalının çok büyük, Müslüman ve insan
hakları konusunda çok zayıf gördükleri Türkiye'nin müzakerelere
başlayıp başlamaması konusunda karar vereceği hatırlatılan haberde,
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidardaki partisi UMP'nin,
Türkiye'nin katılımına karşı olduğunu açıkladığı, Almanya'nın
muhalefetteki Hıristiyan Demokratlarının da, liderleri Angela Merkel'in
de, Türkiye'ye ziyaretinde AB ile "imtiyazlık ortaklık" önerdiği ve
Türklerin bunun açıkça kabul edilemez olduğunu belirttikleri
kaydedilmektedir. Muhafazakar Bavyera Eyaleti Başkanı Edmund Stoiber'in,
Türkiye'nin girişiyle Almanya'nın ezileceğini ve maliyetinin 14 milyon
euro olacağını söylediği, kamuoyu araştırmalarına göre ekonomik
durgunluktan dolayı aşağılarda bulunan Sosyal Demokrat Parti lideri
Şansölye Gerhard Schröder'in, Türkiye'ye kapıların açılmasını
destekleyerek kendini zor bir duruma soktuğu ifade edilen haberde,
kamuoyu araştırmalarının, Fransız seçmelerinin geçen ay gerçekleşen
genişleme karşısında güvenlerinin sarsıldığını ve Türkiye'yi çok uzak
bir köprü olarak gördüğünü gösterdiği belirtilmektedir.
BBC'nin Türkçe
yayınında (02/06) "Martin Harvey'den BBC'ye Özel Demeç: Türkiye'den Tam
Anlamıyla Mükemmel Olmasını Bekleyemeyiz" başlığı altında ve Emre Temel
imzasıyla yer verilen bir haberde, Londra'da Greenwich Üniversitesi'nde
düzenlenen bir konferansta, "Türkiye-AB ilişkilerinin" tartışıldığı ve
konferansa Türkiye, İngiltere ve AB'den yetkililer ile farklı
disiplinlerden sosyal bilimcilerin katıldığı belirtilmektedir.
Konferansa katılanlar arasında Avrupa Komisyonu Türkiye Masası Şefi
Martin Harvey'in de bulunduğu ve kendisine yöneltilen "Türkiye'de AKP
hükümetinin AB üyeliği yolunda gerçekleştirdiği reformları nasıl
değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki bir soruyu, "Bence, Türkiye'de
gözlenen reform süreci gerçekten dikkate değer. Yalnız bu süreci sadece
mevcut hükümetle sınırlamak istemiyorum. Reform paketleri ilk olarak
önceki hükümet döneminde hazırlanmaya başlandı. Özellikle son 2-3 yıla
baktığımda, temelde reform sürecini hızlandıran olayın, AB'nin 1999'da
Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'ye adaylık statüsü vermesi olduğunu
düşünüyorum. Mevcut duruma gelince; Türkiye'de çok sayıda anayasa ve
yasa değişiklikleri gerçekleştirildiğini görüyoruz. Bu da gerek
hükümetin, gerekse parlamentonun Kopenhag Kriterleri'ni yerine
getirmekte kararlı olduklarını gösteriyor" ifadeleriyle cevapladığı
aktarılmaktadır. Haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Verheugen'in, geçen hafta ekime kadar tüm kriterleri yerine getirmese de
Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlanabileceğini söylediği
hatırlatılmakta ve Harvey'in bu açıklamaya da dolaylı olarak destek
vererek, "Sayın Verheugen'in tam olarak ne söylediği hakkında emin
değilim. Ancak onun şunu demek istediğini düşünüyorum: Türkiye'den tam
olarak mükemmel olmasını bekleyemeyiz. Avrupa Komisyonu yıllık ilerleme
raporlarında tam üyelik müzakerelerine başladıkları dönemde bile, aday
ülkelerin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirip getirmedikleri
hakkında eleştirel yorumlar yapılmıştı. Türkiye'nin belirli bir noktaya
gelip gelmediği konusunda Sayın Verheugen'in bu aşamada önceden hüküm
vereceğini düşünmüyorum. Ancak Avrupa Komisyonu'nun tavsiyesiyle Avrupa
Konseyi, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlama kararı alabilir,
ancak ben de bu noktada önceden hüküm veremem" dediği kaydedilmektedir.
ESKİ SAYILAR