04.06.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

           

     ANKARA, 04/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  3 Haziran 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (03/06) "Avrupa için  Hangi Politika? Partilerin Seçimlerdeki Görüşleri" başlığı  altında ve Stefan Tomik imzasıyla yayımlanan yazıda, Alman  siyasi partilerinin, AB'nin genişlemesi ve Türkiye'nin  üyeliği konularındaki politikalarına yer verilmektedir.  Yazıda, Türkiye'nin üyeliği ile ilgili bölümünde şu  ifadeler yer almaktadır: "CDU (Hristiyan Demokrat Birlik  Partisi): CDU, 'Aralık 2004'te Türkiye'nin üyeliğine  ilişkin müzakerelere başlanmaması' yönünde karar verilmesi  gerektiğini savunuyor. Yine de bunun yapılması halinde,  müzakerelerin 'imtiyazlı ortaklık perspektifine yönelik  olması gerektiğini, çünkü Türkiye'nin katılımının, AB'nin  entegrasyon gücünü zorlayacağını' belirtiyor. Türkiye'nin  daha sıkı bir şekilde dış, güvenlik ve savunma politikasına  dahil edilmesi gerektiğini savunuyor, iç politika, hukuk  politikası ve istihbarat servislerinde işbirliği öneriyor. CSU (Hristiyan Sosyal Birlik Partisi): '70 milyon nüfuslu  bir Türkiye'nin tam üyeliği, AB'nin entegrasyon gücünü çok  zorlayacaktır. Türkiye'nin jeostratejik konumu, büyüklüğü,  çok farklı toplumsal gelişimi ve özellikle de ekonomik  gücündeki farklılıklar, tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık  önerisi için uygundur' deniliyor. SPD (Sosyaldemokrat Parti):  SPD'nin Avrupa seçim programında Türkiye'den bahsedilmiyor.  Parti kongresi bu konuda 2003 yılında karar almıştı: 'AB  üyesi demokratik bir Türkiye, güneydeki komşularla ve  bunların Müslüman toplumlarıyla sürekli barışçı ilişkilerin  geliştirilmesinde önemli bir rol oynayabilir.' FDP (Hür  Demokrat Parti): 'Türkiye, köklü bir modernleşme sürecinin  henüz başında bulunuyor. Türkiye, AB'nin değer ve  düzenlemelerine yakınlaşma ve reformları uygulama yönünde   gösterdiği çabalarda Almanya ve AB'nin tam desteğini şimdiye  kadarkinden daha güçlü bir şekilde hesaba katabilmelidir'  deniliyor ve Türkiye'nin AB üyeliği konusunda bir referandum  yapılmasının 'ihtimal dışı olmadığı' belirtiliyor. Yeşiller:  'AB, ne özel bir Hristiyan kulübü olarak tasarlanmıştır,  ne de kültürel olarak tanımlanmıştır. Türkiye AB'nin  kriterlerini yerine getirirse, üyelik müzakerelerine  başlanmalıdır' deniliyor. PDS (Demokratik Sosyalizm  Partisi): 'PDS, Türkiye'nin katılımının sözde dini  gerekçeler gösterilerek engellenmesi yönündeki her türlü  girişimi reddetmektedir. Ancak, Kopenhag Kriterleri zemininde  Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasının, insan  haklarının Türkiye'de yaşayan tüm azınlıklar için güvence  altına alınması halinde mümkün olacağı görüşündedir'  denilmektedir."

            Süddeutsche Zeitung'da (03/06) "Şimdi Türkiye'yle  Müzakere Edilmeli" başlığı altında ve Heribert Prantl  imzasıyla CDU'lu Wolfgang Schaeuble ile yapılan mülakata  yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:  

            SORU: Türkiye, Avrupa'ya ait mi? 

            SCHAEUBLE: Kısmen evet, kısmen hayır. Türkiye, Rusya  gibi iki kıtada yer almaktadır. Bu tür ülkeler için  Avrupa'yla yakın geliştirilecek bağların özel bir şeklini  bulmalıyız. 

            SORU: Bu bağlar zaten mevcut. Türkiye, 1963 yılında AT   üyesi oldu, 1996 yılından bu yana Gümrük Birliği içerisinde  bulunuyor ve 1999 yılından beri resmen katılım adayı statüsüne   sahip. Türkiye'ye evlilik sözü verilmişken, şimdi siz, bir   ilişkinin de güzel birşey olduğunu söylüyorsunuz. 

            SCHAEUBLE: Evet doğru, Türkiye'ye 40 yıl boyunca, şayet   bir gün tüm koşulları yerine getirirse üye olabileceği sözünü  verdik. Bu sözden tek taraflı vazgeçilemez ve vazgeçilmemelidir. 

            SORU: Fakat sizin istediğiniz bu değil mi? 

            SCHAEUBLE: Hayır. Pacta sunt servanda (Ahde vefa):  Sözleşmelere uyulmalıdır. Bu, Avrupa hukuk ilkelerinin  bir parçasıdır. Ancak AB Türkiye ile müzakereleri  başlatacak olsa da, bunlar, şimdiye kadar yürütülen  katılım müzakereleri gibi yalnız tam üyelik hedefiyle  sınırlanmamalıdır. Müzakereler, AB'ye aidiyetin özel bir  şeklini de kapsamalıdır. 

(...) 

            SORU: Türkiye'nin alınması vizyon içeren bir projedir.   Bu proje, İslam ve demokratik hukuk devletinin birbiriyle  çelişkili olmadığını gösterebilir. Euro-Türkiye bir fener   kulesi olabilir.

 

            SCHAEUBLE: Avrupa'nın yüzyıllar boyunca korkunç yanılgı   ve karmaşa içinde başardığı çağdaşlaşma sürecinde Türkiye'nin   başarılı olması, kesinlikle bizim ve İslam dünyasının   çıkarınadır. Fakat bu, çağdaşlaşma yolunu seçen ve din ile   devlet ayrılığını uygulayan her İslam ülkesinin AB üyesi   olacağı anlamına gelmez. Şayet Türkiye değil de Endonezya   Müslüman halkı olan ilk laik devlet olsaydı, o zaman   Endonezya'nın AB'ye alınması gerekirdi. 

(...) 

            SORU: Özel bir ortaklık, şu anki mevcut durumun ötesinde   ne gibi öncelikler sunabilir? 

            SCHAEUBLE: Muhtemelen Türkiye için söz konusu olan  -ki buna küçümseyerek bakmak istemiyorum- öncelikle bir  imaj ve de özgüven, yani "Biz Avrupa'ya dahiliz" tespiti.  Fakat bu mutlaka da AB üyeliği ile teyit edilmek zorunda  değil ki. 

            SORU: Türkiye'nin AB'ye üyeliğinden bağımsız olarak,   Türkler şimdiden buradalar. AB içinde 10 milyon Türk  kökenli insan yaşıyor. Türkiye'ye nasıl davranılacağı,  bu göçmenlerin entegrasyonu için büyük önem taşıyor. 

            SCHAEUBLE: Bu nedenle de üyelik tartışması, her   halükarda entegrasyon fırsatını engellemek yerine,   iyileştirecek şekilde yapılmalıdır. Bu tartışmalar,   Türkiye'nin çağdaşlaşma, aydınlanma, Batı'ya aidiyet   anlamındaki gelişmesine zarar vermek yerine, teşvik  edecek şekilde sürdürülmelidir." 

            LÜBNAN BASINI: 

            Dar'ül Hayat gazetesinin internet sayfasında (02/06)  "Türkiye'nin Avrupa ile Sorunu" başlığı altında ve Hazem  Saghieh imzasıyla yer alan makalede, son 10 yılda  Türkiye'de İslam'la ilgili çok önemli bir gelişme meydana  geldiği ve İslamcıların varlık nedenlerinden biri olan  Avrupa'ya karşı tavırları konusunda uzlaşıya varmaya  başladıkları belirtilmektedir. Konunun, uzlaşının da  ötesinde, -Avrupa'da gördükleri gibi- insan haklarına  saygı duyan ve laik askeri kurumların baskısından  kendilerini koruyacak bir kalkan niteliğinde, popüler  demokrasi olarak tanımlanan hararetli bir konuya dönüştüğü  belirtilen makalede, tüm bu değişikliklerle beraber askeri   kurumun da değişikliğe uğradığı ve varlık nedenlerinden  biri olan, Avrupa ile husumet geride bırakılarak Avrupa'ya  yönelik çekincelerin yeni söyleminin bir parçası olduğu  kaydedilmektedir. Gerçek olan şu ki, Adalet ve Kalkınma  Partisi'nin (AKP) halen AB'den müzakere tarihi alma yönünde  bir politika izlediği, bu politikasının, Kıbrıs'ın bütünlüğü  ilkesi ve iki ay önce yapılan referandum karşısındaki  tavrıyla daha da güçlendiği ifade edilen makalede, buna  rağmen, ikili ilişkilerde gelecekte değişim yaşanacağına  dair bir işaret olduğu ve hatta bu değişimin sorumlusunun  Türkiye değil Avrupa olsa da, Türkiye'nin bu değişime boyun  eğmesinin önemli olduğu vurgulanmaktadır. AB'nin pek çok  eski ülkeleri ile -pek çoğu eski komünist bloktan ayrılan-  yeni üye ülkeler arasında Avrupa anayasasının oluşturulması  konusunda yeni bir pürüz ortaya çıktığı belirtilen makalede,  Papalığın merkezi olan İtalya'nın oluşturduğu koalisyonun,  yeni doğacak olan AB anayasasının dinsel değerleri  (Hristiyan) temel almasını istediği, Fransa  gibi laik ve  İngiltere gibi çoğulcu ülkelerin ise, Müslüman, Yahudi,  Hindu vatandaşlarıyla ilgili endişelerinden dolayı bu  talebe yanaşmadıkları, Katoliklerin çoğunlukta olduğu  Polonya ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinin, Batı Avrupa'nın  tecrübe ettiği dinsel reformların derin ve kapsamlı  etkilerini yaşamadıklarının bilindiği kaydedilmekte ve  şöyle denilmektedir: "Diğerlerine kıyasla en çok Türkiye'yi  ilgilendiren ve derinden endişelendiren bir tartışma cereyan  ediyor. Avrupa ile bütünleşmeyi bekleyen bir ülke olarak  tanımlanan ve göçmen işçileriyle gündeme gelen Türkiye,  kendisini, AB'nin Hristiyanlıkla bağlantılandırılmasını  reddeden çoğulcu demokrasi ve laiklik tutkunları ile aynı  saflarda bulacak. İslami bir parti tarafından yönetilen   bir ülke olan Türkiye, -Fransa'da başörtüsüne karşı  takınılan tavır benzeri- dini sembollere yönelik tutumu  hoş karşılamayan Avrupalı inananlarla kendini dayanışma  içerisinde bulacak. Türkiye, konuyla ilgili olarak AB  içindeki tarafların -yerli halkın- sergiledikleri tavrı  izleyerek sessizliğini sürdürüyor. Fakat anayasa  tartışmalarına sessizce müdahil olan Türkiye, sessizliğini  uzun süre koruyamaz." 

            SUUDİ ARABİSTAN BASINI: 

            El Riyad gazetesinin internet sayfasında (02/06) "Türk  Dışişleri Bakanı: Türkiye'nin Terörle Mücadeledeki Deneyimleri  Suudi Arabistan'ın Hizmetindedir" başlığı altında ve Hüseyin  el Kahtani imzasıyla Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le yapılan  bir mülakata yer verilmektedir. Irak konusu, Afganistan'a  asker gönderilmesi, Suriye ve İsrail ile olan ilişkiler ve  uluslararası konuların ele alındığı mülakatta, Dışişleri  Bakanı Abdullah Gül'ün, Türkiye'nin elindeki tüm imkanlarla  terörle mücadelede yardımlaşmaya hazır olduğunu ve bu konuda,  terör saldırılarına maruz kalan Suudi Arabistan ile işbirliği yapabileceğini belirttiği, ülkesinin geçen dönemde bu konuda  epeyce deneyim kazandığını, kararlı tutumuyla terörün  üstesinden geldiğini ve Suudi Arabistan'ın da bu konuda  deneyim kazanacağından emin olduğunu dile getirdiği ifade  edilmektedir.

            Mülakatta, Suudi Arabistan'a yapacağı ziyaretin hedefleri  konusuna da açıklık getiren ve ziyaret gündemiyle ilgili  çeşitli temaslarda bulunduğunu, bunların başında Kıbrıs ve  Irak'ta yaşanan gelişmeler, Filistin sorunu ve Türkiye'nin  İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreterliği adaylığının  geldiğini ifade eden Gül'ün, AB üyeliği konusunda, Türkiye'nin  üzerine düşeni yaptığını, zaten başlatılma kararı verilen  müzakerelerin şimdi sadece tarihinin belirlenmesini  beklediklerini dile getirerek, Türkiye'nin, Arap ve İslam  alemine artan ilgisinin yerinde bir tespit olduğunu ve bunun  AKP hükümetinin temel politikası gereği yapıldığını; parti  programında vaat edilenleri bir bir yerine getirmeye  başladıklarını vurguladığı kaydedilmektedir.

            Mülakatta, "Bazı ülkelerin AB'ye girmelerinin Türkiye'den  daha az gürültü koparmasını nasıl açıklıyorsunuz?" şeklindeki  bir soruya, Gül'ün, "Bu ülkeler çok küçükler, bazılarının  nüfusu bir milyon, bazılarınınki dört, bazılarınki de beş  milyon. Ancak Türkiye AB'ye üye olursa, birliğin en büyük  ülkesi olacak ve Avrupa Parlamentosu'nda en çok üyeye sahip  olacak. Tabii ki bu da Avrupa Birliği camiası için kolay  değil. Ama bu, hem Türkiye, hem de Avrupa'nın çıkarına olan  bir durum. Daha da önemlisi, Türkiye'nin Birliğe Müslüman  bir ülke olarak girecek olmasıdır. Böylelikle, AB'nin bir  Hristiyan kulübü olmadığı kanıtlanmış olacaktır. Burada  şunu söylemekten memnuniyet duyuyorum; büyük bir Arap  ülkesini ziyaret ettim ve orada Türkiye'nin AB'ye üye  olmasına büyük destek verildiğini gördüm" dediği  aktarılmaktadır.  

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefterotipia gazetesinde (03/06) "Papandreu:  Garantiler Türkiye'nin AB Yönelimiyle Bağlantılı Olmalıdır"  başlığı altında yayımlanan bir yorumda, PASOK lideri Yorgo  Papandreu'nun, yaptığı açıklamada, Yunan Hükümeti ile  Kıbrıs'taki siyasi güçlerin, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi  yönünde yeni girişimlerde bulunmaları gerektiğini söyleyerek,  "Zaman lehimize işlemediğinden, pasif davranmamalıyız"  dediği ve Türkiye'nin AB yöneliminin, Kıbrıslı Rumların  adadaki siyasi sorunun çözümlenmesine razı olmak için talep  ettikleri garantilere bağlanması önerisinde de bulunduğu  belirtilmektedir.

            Papandreu'nun, "Avrupalı Kıbrıs" adlı seçim listesinin   temsilcileri H. Stilyanidis ve T. Hacidimitriu ile yaptığı   görüşme sırasında bu öneride bulunduğu ifade edilen yorumda, Stilyanidis'in, "Zamanın Kıbrıs konusunda Rum tarafı lehine  işlemediği" görüşünü benimseyerek, Kıbrıslı Rumların garanti taleplerinin Türkiye'nin AB yönelimine bağlanmasının "iyi   bir fikir" olduğunu söylediği kaydedilmektedir.  

 

ESKİ SAYILAR